Son Yazılar

Son Yazılar

Kişilik anne karnında şekillenmeye başlıyor

- 9 Ağustos 2018 Perşembe No Comments
İnsan yaşamının ilk 1000 gününün önemine dikkat çekmek amacıyla Kadıköy Şifa Sağlık Grubu'ndan Uzman Psikolog Yaprak Veziroğlu, kişiliğin anne karnında şekillenmeye başladığını vurguluyor. Veziroğlu, hamilelik döneminin bebeğin sağlıklı biyolojik gelişiminin yanı sıra ruhsal gelişimi açısından da en önemli yaşam evresi olduğunun altını çiziyor.

Anne ve bebek sağlığı açısından hamilelik dönemi de içinde olmak üzere ilk 1000 günün hayati önemine dikkat çekmek ve kamuoyunda bu konuda farkındalık yaratmak amacıyla Uzman Psikolog Yaprak Veziroğlu; kadınlar için hamileliğin çoğunlukla heyecan verici bir deneyim olduğunu, bazı kadınların bu duruma uyum sağlaması çok kolay olurken bazıları için oldukça zorlu olabildiğini belirtiyor.

Hamilelikte stress kaynakları
Veziroğlu; hamilelik istenen bir deneyim ise uyumun kolaylaştığını, beklenmeyen bir zaman ya da şartlar altında ise anne adaylarına ciddi sıkıntılar verebildiğini ifade ederek, bazen istenen bir hamilelikte bile anne ve baba adaylarının gelişen yeni duruma uyum sağlamakta zorluk yaşayabildiğini kaydediyor. Kadınların hamilelik döneminde belli başlı stresler yaşadığını söyleyen Veziroğlu, bunların bedenen yaşanan değişiklikler, kendini güzel bulamama, kilo alma ve eşine güzel görünmeme endişesi, bebeğin sağlığıyla ilgili kaygılar, bebek bakımı konusundaki endişeler, bazen anne adayının sağlık sorunları nedeniyle uzun süre yatması, yükselen insülin, tansiyon gibi hastalıklar ve düşük yapma korkusu olduğunu belirtiyor. Bu nedenle hamilelik döneminde eşler arasındaki ilişkinin son derece önemli olduğunu dile getiren Veziroğlu, baba adayının anneye destek olması, doğacak bebeğiyle temas kurmaya istekli olmasının anne adayını mutlu edip rahatlattığını kaydediyor.

Annelik duygusu tecrübe ile öğrenilir
Bir çocuğa sahip iken ikinci çocuğa hamile kalmanın farklı duygular yaşattığını ifade eden Veziroğlu, anne olan birinin ikinci kez anne olmasının çok daha kolay olduğunu, daha önceden deneyim sahibi olması nedeniyle doğumun hemen ardından annenin kendini yeterli hissettiğini, bunun da bebeğe yansıdığını belirtiyor. Bebeğin bu sayede kendini güvende hissettiğini söyleyen Veziroğlu, çünkü onun asıl tutacağını, emzireceğini, gazını çıkaracağını bilen bir anne olduğunu ifade ediyor.
Ancak ikinci kez anne olan kadınlarda da ilk çocuğunu ihmal etme kaygısı görülebildiğini söyleyen Veziroğlu, çoğunlukla görülen eğilimin ikinciye fazla ilgi göstermeyip, büyüğü kıskandırmamak olduğunu kaydediyor. Fakat bu durumun yeni doğan bebek için adil olmadığını belirten Veziroğlu, ikinci bebeğin de en az birincisi kadar ilgiye ihtiyacı olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çekiyor.

Annenin duyguları bebeği etkiler
Annenin hamilelikte yaşadığı duyguların bebeğe doğrudan etkisinin bilimsel olarak kanıtlanmış olduğunu ileri süren Veziroğlu, anne karnında fetusun yaşadığı bedensel duyumların hafızayı oluşturmaya başladığını söylüyor. Bunların otobiyografik hafıza gibi yaşananların akılda kalması şeklinde olmadığını ifade eden Veziroğlu, ancak bu algının duyular ve hisler şeklinde depolandığını belirtiyor. Annenin düşüncelerinin bile duyguları etkilediğini, bu duyguların da bebek tarafından algılandığını belirten Veziroğlu, istenmeyen, cinsel taciz sonucu, savaş zamanı ya da çatışmalı evlilikler içinde oluşan, düşürülmeye çalışılan ya da annesi toksik madde kullanan bebeklerin daha sinirli olduğu ve agresif davranışlar sergilediklerinin tespit edildiğini söylüyor.

İstenmeyen bebeklerin ileriki hayatlarında utanç duygusu ve kaygı yaşadıklarının bilindiğini belirten Veziroğlu, anne rahminde ideal şartların bulunmaması durumunda bebeğin ölüm korkusu geliştirebildiğine dikkat çekiyor. Veziroğlu, annesi yoğun duygusal problemler geçiren bebeklerin de mutsuz, düşük yapmış annelerin bebeklerinin daha kaygılı olduğu, hamilelikte uyuşturucu madde kullanan annelerin bebeklerinin ileride uyuşturucu kullanma riskinin arttığı, hamilelikte depresif duygu durumuna sahip annelerin çocuklarınında ileride davranış bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna daha yatkın olduklarını ifade ediyor.

Babanın ve anneyle ilişkide olan diğer yakınların da anne adayı üzerinde, dolayısıyla bebek üzerinde etkisi olduğunu belirten Veziroğlu, eğer anne adayı fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak çevresinden destek alıyorsa bebeğin de gelişiminin desteklendiğini, ancak anne adayı fiziksel ve duygusal taciz görüyor, korku içinde yaşıyorsa, stresi yoğunsa, bebeğin etkilenmesinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Veziroğlu, bu olumsuz etkiler ne kadar yoğunsa, ne kadar sıklıkla tekrarlıyorsa bebek üzerinde o kadar fazla etki oluştuğunu kaydediyor.

Doğru Sütyen İle Özgüven Tazeleyin

- No Comments
Vücut sağlığı ve psikoloji için doğru göğüs ölçüsünü bilmek ve buna uygun sütyen seçmek, son derece önemli. Araştırmalara göre kadınların yüzde 80'i doğru göğüs ölçüsünü bilmiyor ve bu yüzden sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor. Siz de Yeni İnci'nin beden tablosuna göz atmadan sütyen alışverişi yapmayın.

Doğru ölçüde sütyen satın almamak, omuz ve sırt ağrılarına sebep olabiliyor. Sütyen alırken dikkat etmeniz gereken konuların başında, doğru göğüs ölçünüzü bilmek geliyor. Siz de Yeni İnci'nin doğru göğüs ölçüsü alma tüyolarına göz atmadan, sütyen alışverişine çıkmayın.

Sütyen alışverişleriniz sırasında, zevkinize ve bedeninize uygun olan sütyeni seçmek için regl döneminde olmadığınıza dikkat edin ve sütyeni mutlaka deneyin. Sütyenin içinde bir boşluk hissediyorsanız ya da göğüsleriniz sütyenden taşıyorsa doğru sütyeni seçmediğinizi anlayabilirsiniz. Bunu anlamanın bir diğer yolu ise sütyeni giydiğinizde kollarınızı yukarı kaldığırdığınızda, sütyen yukarı doğru çıkıyorsa sizin için büyüktür, yukarı doğru çıkmayıp, göğüslerinizi sıkıştırıyorsa, sizin için küçük bir sütyendir.

Nasıl sütyen seçmeliyim?
Doğru sütyen kullananların göğüsleri deforme olmuyor.
Balenlerin, göğsünüzün ortasına ve altına tam olarak oturmasına dikkat etmelisiniz.
Sütyen göğüsleri bastırmamalı ve rahatsız etmemelidir.
Bedende duruşu ne dar ne de geniş olmalıdır.
Sütyen giyerken göğüsleriniz cup'ların tam ortasına gelmelidir. Bunun için öne eğilerek giymek gerekir.

Sütyen giyildiğinde göğüslerin bedene paralel olmasına dikkat edilmeli.
Sütyen arka bandı yere paralel olarak sırttan geçmeli. Eğer bu bant yukarıda kalıyorsa, askılar olması gerektiğinden daha kısa ayarlanmış ya da sütyen size göre değil demektir. Göğüs çevrenizin doğru ölçülmesi alacağınız sütyenin alacağınız sütyenin arka kısmının yukarı çıkmasını engeller.

Göğüsleriniz sütyen kabından taşıyorsa beden ölçünüzde bir hata var demektir. Göğüslerin sütyenin üst kısmından kontrolsüz olarak dışarı doğru bombe yapacak şekilde taşması hoş bir görüntü oluşturmaz.

Regl öncesi dönemlerde giyeceğiniz sütyenleri almayın. Memelerinizin bu dönemde büyümesi, normal dönemlerde giymeyeceğiniz sütyenlere sahip olmanıza yol açabilir.

Sütyenlerde 3 farklı konumda kopça bulunur. İdeal olan sütyeni baskı ve katlanma oluşturmaksızın en sıkı konumdaki kopçada kullanmaktır. Çünkü sütyen takılmaya başladıktan bir süre sonra gevşer. İlerleyen zamanda sütyenin bedeni daha iyi sarması için diğer kopçalar sırayla kullanılır.

Sütyenin kopçalarının arkada olmasından rahatsız olanlar, pratik bir kullanım için önden kopçalı modelleri tercih edebilirler.

Son bir kontrol için kollarınızı yukarı doğru kaldırdığınızda, göğüsleriniz dışarı doğru taşıyorsa sütyen küçük, arka kısmı yukarı çıkıyorsa büyük demektir.

Nasıl sütyen seçersem göğüslerim daha dolgun görünür?
Küçük göğüslüler; süngerli ve alttan destekli modelleri tercih etmeliler. Eper maximizer tarzı içi dolgulu sütyenler kullanılırsa, göğüsler olduğundan bir beden büyük gözükür ancak doğal görünümden uzaklaşmamak için göğüsleri sadece bir beden büyük gösteren modeller giyilmelidir. İnce askılı ya da askısız sütyenler ise küçük göğüslüler tarafından rahatlıkla kullanılabilir.
Göğüslerinizin dolgun görünmesi için "push-up" denilen içten dolgulu sütyenleri tercih edebilirsiniz. Bu tip sütyenlerin dolguları, günümüzde sıvı, hava ya da pamuk gibi çeşitli malzemelerle oluşturulmaktadır. Beğendiğiniz birini seçebilirsiniz. Hepsi hemen hemen aynı rahatlıktadır ancak sıvı dolgulu push-up'ların göğsün lendi dokusuna daha yakın olduğu söylenebilir.

Nasıl sütyen seçersem göğüslerim daha küçük görünür?
Büyük göğüslüler, geniş askılı, yan destekli, sırta binen ağırlığı hafifleten ve hareket özgürlüğü sağlayan sütyenleri tercih etmeliler. Özellikle balenli sütyenler toplayıcı özelliklerinden dolayı kadınlar için çok uygundur. Büyük memeli kadınlar, göğüslerini küçük göstermek için küçük kalıp ölçülü, sıkan sütyenleri tercih ediyor. Lenf dolaşımını bozacak kadar sıkı olmayan, geniş askılı, bantları ve askıları baskı yaratmayan, yan destekli, mamaleri kavrayan, sırta binen ağırlığı hafifleyen ve hareket özgürlüğü sunan sütyenleri tercih etmelidir.

Nasıl sütyen kullanırsam sırt ağrısı oluşmaz?
Büyük göğüslü kadınlar, öncelikle sağlık sonra estetik görünüm için minimizer yani küçük gösteren sütyenleri tercih etmeli çünkü toparlayıcı özelliği olan bu modeller, büyük göğüslerin neden olduğu sırt ağrısını azaltır. Ayrıca bu kişilerin sütyen askıları da kalın olmalı çünkü kalın askı, ağırlığı omuzlara eşit olarak dağıtır. Askısız sütyen kullanmak büyük göğüslüler için büyük sıkıntıdır çünkü zaten ağır olan göğüsler, askı desteği olmadan sarkık gözükür.

Çamaşırımı nasıl yıkayabilirim?
İç çamaşırınızı yıkarken bu tip giysilerin hassas olduklarını ve özen istedikleri unutulmamalıdır. İyi bir bakım, size yıllarca bitmeyen bir beraberlik olarak geri dönecektir.
Çamaşırlarınızı bir ya da iki kez giydikten sonra yıkayın, kirlenmesini beklemeyin.
Narin kumaşlardan üretilmiş çamaşırlarınızı mutlaka elde ve şampuanla yıkayın. Eğer makinede yıkamak istiyorsanız, günlük olarak kullandığınız ve kısmen daha dayanıklı olduğunu düşündüğünüz çamaşırlarınızı, yıkama torbası kullanarak, yıkama torbasında yıkayın.
Asmadan sererek kurutun. Kurutma işlemi esnasında modelin uygunsuz bir kıvrımda kurumamasına özen gösterin. Kırışan ya da katlanan yeri varsa ellerinizle düzelterek kurumaya bırakın.
Eğer silikonlu (kaymaz plastik şerit kaplanmış) straplez ya da benzeri tipte çamaşırlarınızı sadece hafif ılık suda yıkayın. Isı silikonlu özelliğini yitirmesine yol açabilir.

Nasıl bir ürün kullanırsam vücut şeklini daha düzgün gösterir?
Çocuksu ve düz hatlılar, gece elbisenizin içine büstiyer giyerek daha dolgun hatlı bir görünüme kavuşabilirsiniz. Bunun yanında vücut hatlarınızı daha düzgün gösterecek korse çeşitleri de deneyebilirsiniz. Vücut yapınıza uygun bir korse seçtiğinizde, istediğiniz görünüme sahip olabilir, bedeninizi olduğundan daha ince gösterebilirsiniz.

Hamileler nasıl sütyen giymelidir?
Anne adayları sağlık ve rahatlık için pamuk ağırlıklı, balensiz, orta kontrollü ve tam kontrollü sütyenleri giymeleri gerekiyor. Bebeğini emziren anne adaylarının ise kopçaları önden açılan, emzirme sütyenlerini tercih etmeleri gerekiyor.


Kalıcı kilo verdiren inanılmaz yiyecek: Kuru baklagiller

- No Comments
Kanada'da 940 kişi üzerine yeni yapılan bir araştırmada, hiç diyet yapmadan sadece 1 öğünde 1 porsiyon kuru baklagil yenerek 1,5 ayda yarım kilo kaybedildiği gösterildi.

İç hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya, zayıflarken kuru baklagilleri daha sık tüketmek için 5 önemli nedene dikkat çekiyor.

1- Kuru baklagiller protein, demir, mineral açısından çok zengindir. Vücutta diyetsel eksiklik yapmadığı için metabolizmayı çalıştırır.
2- Kuru baklagiller beslenme ile birlikte vücuda giren kötü yağların emilimini azaltır. Dolayısı ile daha az yağlı yemeyi sağlar
3- Yağ emilimini azalttığı için vücut yağını azaltır. Kötü kolesterolü düşürür. Kan yağlarının iyi bir şekilde dengeye getirir.
4- Lif oranı çok yüksek olduğu için kişiyi çok tok tutar ve iştah kontrolü sağlar.
5- Kan şekerini hızlı yükseltmez. Yani glisemik indeksi düşük besinler olduğu için sindirim sistemi tarafından daha yavaş yıkılırlar. Bir sonraki öğünde daha az yemek yemeyi sağlarlar. %31 oranında tokluk hissini arttırır.

Dr. Ayça Kaya zayıflarken kuru baklagillerin etkisini maksimize etmenin 10 yolu hakkında bilgi veriyor;

• Kuru baklagili salçalı ve yağlı olarak tüketmeyin.
• Her gün 1 öğünde sadece maksimum 4 yemek kaşığı olarak haşlayarak salatalarınıza ekleyerek tüketin.

Kuru baklagil tokluğu arttırır
• Aynı gün üst-üste iki öğünde yemeyin.
• Demir emilimini yükseltmek için C vitamini kaynağı olan limon ve yeşilliklerle birlikte tüketin.
• Açlığınıza cevap olarak ara öğünlerde haşlanmış olarak yiyebilirsiniz. Dikkat 4 yemek kaşığını geçmeyin. Leblebi olarak da tüketilebilir.
• Ara öğün olarak yediğinizde yanına 1 bardak ayran veya sütlü kahve tercih ederseniz daha tok kalırsınız.

Vücudun ihtiyacı olan besin ögelerini sağlar
• Haşlanmış yumurta ile birlikte tüketildiğinde metabolizma hızını arttırır. Yağ yakımını güçlendirir.
• Zerdeçal, kırmızı biber ve karabiberle karıştırarak baharatlayarak yediğinizde yağ yakımını hızlandırır.
• Haftada 1-2 gün sadece akşam yemeğinde haşlanmış 4 yemek kaşığı kuru baklagile yoğurt, çiğ semiz otu, 2 tane ceviz ve kırmızı biberle karıştırarak tek çeşit olarak tüketilebilir. Bu şekilde tüketmek damar koruyucu etki gösterir. Çünkü semiz otu ve ceviz omega -3 desteği sağlarken, yoğurt ve kırmızı biber metabolizmayı hızlandırır, kuru baklagilde tokluğu arttırır, vücudun ihtiyacı olan besin ögelerini sağlar.
• Bizim kültürümüzde genellikle sebze yemeklerinin içine bulgur yada pirinç (ıspanak, pazı, pırasa, lahana…) eklenir. Dr. Ayça Kaya,sebzeleri haşlanmış kuru baklagil ekleyerek pişirilmesini öneriyor. Bu yöntemle pişirilen sebzelerin hem protein değeri artar hem de kilo vermeye yardımcı olur

Beynin karar ayarını bozuluyor

- No Comments
Şizofreninin beyindeki hücre faaliyetleriyle ilgili bir durum olduğunu, beynin karar mekanizması ve enerji programlamasının bozulduğunu belirten psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Beynin önem ve önceliklerini belirlemesi, rüya, hayal ile gerçek arasındaki sınırları fark etmesi, doğru ve yanlış diye oluşturduğumuz standartların bozulması durumunda şizofreni ortaya çıkar" dedi. 

Prof. Dr. Tarhan, "Beyindeki çalışmalar anlaşıldıkça, algılamalar düzeltildikçe, bu hastalık da tedavi edilir. Bugün ileri beyin görüntüleme yöntemleri ile hastalık tanısı kolaylaşmıştır ve yeni tedavilerde tıp oldukça başarılıdır" dedi.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şizofreni tedavisinde nöromodülasyon yönteminin kullanıldığını söyledi. Manyetik uyarımlarla nöroteknoloji kullanarak halüsinasyonların yok edilebildiğini belirten Prof.Dr. Tarhan, "Son bilimsel bilgiler şizofreninin tedavisinde TMS veya TMU olarak bilinen manyetik uyarım tedavisinin işe yaradığını yönünde. Nöronavigasyon sistemi ile beynin bağlantıları bozulmuş bölgesinin bulunup kişiye özel tedavi yapılacağı bilimsel yayınlar arasına girdi" diye konuştu.

Kendi dünyalarında yaşarlar

Çok çeşitli tipleri olan bu hastalığın en önemli özelliğinin hastaların realiteyi test etme yetilerinin bozularak gerçeklerle olan bağlantılarının kopması olduğunu belirten Prof.Dr. Tarhan, "Şizofren bir hasta güneşin kendisi için doğduğunu, yağmurun o üzüldüğü için yağdığını düşünür. Sekonder narsizm de denilen bu hastalıkta otistik bir yaşam vardır. Hasta kendine özel bir dünya oluşturur ve o dünya içerisinde mutlu bir şekilde, dünyadan kopuk otistik bir yaşam sürdürür.

Şizofreni beyindeki hücre faaliyetleriyle ilgili bir durumdur. Beynin karar mekanizması, enerji programlaması bozulur. Beynin önem ve önceliklerini belirlemesi, hayal ile gerçek arasındaki sınırları fark etmesi, doğru ve yanlış diye oluşturduğumuz standartların bozulması durumunda şizofreni ortaya çıkar. Bu kişilerde sosyal uyumsuzluk olduğu için üretemezler, sosyalleşemezler, evlenemezler, çocuk sahibi olamazlar, para kazanamazlar.

Yeni dönemdeki tedaviler olumlu sonuç veriyor

Bir kimse bunlara sahip çıkmazsa bir kenarda ölüp kalırlar. Yiyip içerler, cinselliği de eşleşme olarak görürler. Çocuğu olsa bile onunla ilgili davranışı sağlıklı olmaz. Şizofrenlerin hayatı marazi bir durumdur. Antipsikiyatristler, şizofrenlerin kendi dünyalarında mutlu yaşadıklarını söyler, müdahale edilip ilaç verilmesine ve şok yapılmasına karşı çıkarlar. Bu tür hastaların sayısı sınırlı kalmadığı takdirde bunların sayısı artar ve bir iki nesil sonra insanlık biter. Bu nedenle şizofreni marazi bir durumdur ve tedavi edilmesi gerekir. Beyindeki çalışmalar anlaşıldıkça, algılamalar düzeltildikçe, bu hastalık da tedavi edilir. Bugün ileri beyin görüntüleme yöntemleri ile hastalık tanısı kolaylaşmıştır ve yeni tedavilerde tıp oldukça başarılıdır.

Şizofrenide beynin kimyası bozuluyor

Şizofrenin özü şudur: Bir çocuk doğup, dünya yaşamına girdiği andan itibaren sosyal beyin gelişmeye başlar. Hayat, insan, sevgi, kendi kimliği, başkasının kimliği, kendi kültürü, başkasının kültürü gibi gerçekleri öğrenir. Güneşin aydınlattığı, elektriğin çarptığı, ateşin yaktığı realitesine şahit olur. İnsanoğlu bunları öğrenerek bir noktaya gelir. Hayal ile gerçek arasındaki sınırları beyin kimyasal harflerle yazar. Beyin kimyası bozulan bir kişinin beyni hatalı protein üretir, bu da beynin algılamasını bozar. Bunun üzerine kişi güneş doğduğu zaman, güneşin herkes için değil de, sadece kendisi için doğduğunu söyler.

Şizofreni salata gibidir

Mesela bir bilgisayarda görüntü, ses, renk belli bir amaca göre yazılmış, hazırlanmıştır. Bunların birbiriyle bağlantısı koptuğunda renk, görüntü, sesler karmakarışık olur. Böyle bir durumda bilgisayarda ortaya çıkan görüntü, anlam bağları olmayan şizofrenik bir resimdir. Aynı şekilde insanın beynindeki bilgiler de bilgisayar örneğinde olduğu gibi karışırsa şizofreni ortaya çıkar.

Şizofreni ile manik depresifteki karşıtlığı ayırt etmek için salata ve türlü yemeği örneği verilir. Türlüde patlıcanın, biberin, domatesin koku ve tatları karışmıştır fakat birbirleri arasında anlamlı bir bağ olduğu için farklı bir lezzet ortaya çıkmıştır. Salatada ise sebzeler arasında hiçbir bağ yoktur, hiçbirinin tadı ve kokusu karışmaz, her şeyin tadı kendine özgüdür. Şizofreni de salata gibidir. Her şey kopuk ve bağımsız çalışır, birbiriyle anlam bağı yoktur. Olaylar ve durumlar arasındaki mantıksal bağlar, sebep-sonuç ilişkileri kopar. Realiteyi test edemez ve gerçeklerle olan bağlantı kesilir."

TETKİK GÖRSEL YORUMU:Sol taraftaki görüntülemede sağlıklı kişinin beyninde metabolizma hızının dağılımını görüyorsunuz, eşit ve uyumlu. Sağda şizofren bir kişinin beyninde oksijen ve glikoz tüketiminin nasıl uygunsuz olduğu görülüyor. Koyu kırmızı olarak görüntülenen beyin bölgesi yoğun aktivite gösteriyor. Bu bölge hayal kurma ile ilgili ve beyin bütünlüğünden kopuk çalışıyor. Son Nörogörüntüleme teknikler, (PET) Şizofren kişinin dünyadan kopuk yaşantısının beyinsel karşılığı olarak çarpıcı bilgiler veriyor.

Sosyalleşmenin yeni adı 'gaming'

- 4 Ağustos 2018 Cumartesi No Comments
Peşinden milyonlarca insanı sürükleyen oyun sektörü her geçen gün yeni bir gelişmeye tanık oluyor. 

Teknolojik gelişmelerin etkilerini direkt olarak benimseyen oyun dünyasının, gelecekte karşılaşacağı beş yeniliği aktaran incehesap.com'un Kurucu Ortağı Nurettin Erzen'e göre, savaş oyunlarının tüm çarpıcı atmosferini salonumuzda yaşayacağımız günler hiç de uzak değil.

Gün geçtikçe değişen ve buna paralel olarak gelişen teknolojik dünya, pek çok sektörde olduğu gibi oyun sektörünün üzerinde de derin etkiler bırakıyor. Günümüzde onlarca milyar dolarlık bütçeyle en hızlı değişim gösteren ve dev bir endüstri halini alan oyun sektörünün en güçlü elemanlarından olan oyun konsolları, belirli periyotlarda yeni nesil sürümleriyle karşımıza çıkıyor. 1960'lardan bugüne kadar uzanan bu istikrar, büyük boyuttaki konsolların yavaş yavaş tarihin tozlu sayfalarına karışmaya başlamasıyla çok daha büyük gelişmelere tanık olarak sürecek gibi görünüyor. Teknoloji odaklı e-ticaret sitesi incehesap.com'un Kurucu Ortağı Nurettin Erzen, oyun dünyasının gelecekte nasıl bir yüze sahip olacağını ise tüm oyun bileşenleri üzerinden aktarıyor.

Konsollar ivme kazanıyor
"Yakın bir gelecekte oyun oynamak için özelleşen konsolların cebimizde, çantamızda, evimizde hatta toplu taşımada güçlü bir yer edineceği kesin. Gaming sektörü de mini konsol hamleleriyle bu sinyalleri vermeye başladı. Geleceğin konsollarının bizi oyunun içine dahil eden 3-D başlıklar gibi parçalar barındıracağına ve kolayca taşınabilir olacağına şüphe yok. Bir süre sonra nerede istenirse orada oyun oynanabilecek."

Joystick'lerden 3D başlıklara
"Bu yıl oyun sektörünü en derinden etkileyen gelişmelerden biri de sanal gerçeklik sunan başlık ve gözlüklerin yeni nesil oyun konsollarına uyumlu olmaya başlamasıydı. Bu durum oyun yapımcılarının da deneyimi arttıran oyunlara yönelmesine sebep oldu. Fiziksel hareketleri oyuna aktarabilen konsolların her sene daha da güçleneceğinden ve üç boyutlu başlıklarla kullanıldığında gerçek hissi yaratan oyunlara tanık olunacağından ise eminim."

Kasetten PSN'ye uzanan yolculuk
"Konsollar ile ilgili gelecekte kesin olarak gerçekleşecek bir diğer gelişme ise, oyunların artık fiziksel olarak satın alma döneminin biteceği. Pek çok üretici, hali hazırda DVD gibi fiziksel öğeler yerine PSN gibi online marketlere yöneldiğinden çok yakında tüm oyunları online marketlerden satın alıyor olacağız. Bir diğer seçenek ise oyunların kullanıcılar arasında kiralanması veya kullanıcılar arası satışı olacak gibi görünüyor. Şimdilik her oyunda bulunan "key" ile satın alınan oyun tek bir kullanıcının oynamasına izin verirken ileride bunun ikinci el satışı veya kiralanması söz konusu olacak."

Bambaşka bir boyut
"VR şüphesiz son yılların en çok ses getiren projelerinden biri. Şimdilik emekleme seviyesinde olan bu teknoloji önümüzdeki dönemlerde daha gerçekçi bir hal alacak. Bu teknoloji, AI yani yapay zeka kavramıyla birleştiğinde ortaya hayal bile kurmakta zorlandığımız oyun teknolojisini beraberinde getirecek."

Sosyalleşmenin yeni adı "gaming"
"Günümüzde hemen hemen tüm alanların deneyimlediği sosyallik kavramı oyun sektöründe de mevcut. İnternet alt yapılarının gelişmesi, her yerden yüksek hızlı bağlantı sağlanabilmesi oyunların da çoklu oyunculu oyunlara dönüşmesini sağlıyor. Sosyalleşmek artık dışarda arkadaşlarınızla gezmenin yanında sanal ortamda etkinlikler oluşturmayı da kapsıyor. Özellikle konsol için üretilen çoklu oyuncu ile oynanan oyunlar insanların sosyalleşmesini hızlandırarak kısa süre içerisinde popüler hale geldiğinden geleceğin konsolları buna göre özelleşecek ve her yerden internete bağlanabilir olacak."

Göbek yağlarını eriten baharatlar

- No Comments
Öğünlerinize bu baharatları katarak metabolizmanızı hızlandırabilir ve karın yağlarınızdan daha kolay kurtulabilirsiniz.

Zencefil
Bu aromatik baharat midenizi yatıştırdığı gibi aynı zamanda kilo kaybını da teşvik eder. Zencefil bir antioksidandır ve acı biberlerde bulunan kapsaisin içerir. Araştırmalara göre kapsaisin geçici olarak metabolizmayı hızlandırır ve bu da yüksek kalori yakımına sebep olur. Zencefil tokluk hissini de arttırır.

Maydanoz
Dünyanın en meşhur garnitürü olan maydanoz yemeğinize renk ve koku katmaktan fazlasını yapıyor. Yapılan son araştırmalara göre, maydanozda bulunan antioksidanlar karaciğeri temizleyerek, metabolizmayı canlandırıyor. Peki bu kilonuzu nasıl etkiler? Karaciğer vücutta besinlerin depolanması ile birlikte, sindirim ve metabolizma için de önemlidir. Yağlı, hasarlı karaciğer metabolizmayı yavaşlatır ve kilo almanıza sebep olur; maydanoz ise bunu engeller.

Sarımsak
Bir ateş düşürücü ve doğal antibiyotik olan sarımsak, binlerce yıldır medikal amaçlar için kullanılıyor. Üstelik artık bir yağ yakıcı olduğu da biliniyor. Koreli araştırmacıların ortaya sürdüğüne göre, yedi haftadan fazla süre sarımsak içerikli diyet ile beslenen farelerde kilo kaybı gözlenmiştir.

Biberiye
Çam gibi iğneli bu koyu yeşil bitki, kilo kontrolü için de işe yarıyor. İngiliz Beslenme Dergisi'ne göre, biberiyede bulunan karnozik asit, kan şekeri seviyesini azaltırken kilo dengesini korur. Illinois Üniversitesi'nde yapılan bir diğer araştırmaya göre, tip-2-diyabetle ilişkili enzimleri de bloke ediyor.

Zerdeçal
Zencefilin yakın akrabası olan zerdeçal, doğu Hint mutfağından gelir ve aslında herkesin mutfağında olmalıdır. İçeriğinde doğrudan vücuttaki iltihaba karşı hareket eden kurkimin vardır. Ve iltihaplanmanın engellenmesi, vücudun önemli bir metabolizma-sinyal hormonu olan leptineni artırır.

Pul biber
Acı demek yakmak demektir. Baharatlara acı tadı veren kapsaisin, metabolizmayı hızlandırıyor. Pul biberde fazlaca bulunan bu bileşen kilo vermek isteyen acı severlere müjdeli haberin ta kendisidir.

Arnavut biberi
Kalorileri yakmak dışında, acı iştahınızı da frenlemeye yarayabilir. Perdue Üniversitesi Gıda ve beslenme araştırmacıları kilolu olmayan 25 insan üzerinde bir araştırma yaptı. Bunlardan 13'ü baharatlı yemek yemeyi severken 12'si sevmiyordu. Altı hafta boyunca yemeklerine az da olsa kuru Arnavut biberi katılan grupta, biber sevmeyenlerin iştahlarının kesildiği gözlendi. Ve ayrıca zerdeçal gibi, bu baharat da soğuk algınlığı ve mikropları defetmek için yardımcıdır, hatta en inatçı bağışıklık sistemlerini bile harekete geçirir.

Hardal tohumları
Turpgillerden sebze ailesinin bir üyesinden elde edilen bu keskin baharat, metabolizmayı hızlandırır. Kuzey Carolina Devlet Üniversitesi araştırmacıları, hardalda bulunan homobrassinolide'in yağsız vücut ve kas kütlesini artırmak için kas hücrelerini uyarabildiğini ortaya koydu. Bir diğer araştırmaya göre ise, hardalda bulunan melatonin kalori yakan yağ hücrelerini harekete geçirip, kilo kontrolüne yardımcı oluyor.

Karabiber
Koreli araştırmacılara göre, bu sofra baharatına güçlü tadını veren pipeline, aynı zamanda yağ da yakıyor. Yayınlanan makaleye göre, pipeline yeni yağ hücrelerinin oluşmasını da engelliyor ve bunu yaparak yağlanmayı kontrol altında tutmaya yardımcı olan bir metabolik zincir reaksiyona sebep oluyor.

Tarçın
Araştırmaya göre, tarçın glikozun hücreler içinde hareketine yardımcı olur, böylece yemekten sonra yaşanan insülin (bir yağ depolama hormonu) dalgalanmalarını engeller.

Kırmızı pancarın 5 faydası

- No Comments
Tam da mevsimi olmasına rağmen sofralarımızda hak ettiği ilgiyi göremeyen kırmızı pancarın faydalarını bir bilseniz! Rengini veren pigmenti, posası, suyu hepsi ayrı faydalara sahip. 

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, C vitamini, fosfat, potasyum gibi birçok vitamin ve mineral içeren bu bitkinin kansere karşı korumadan hipertansiyonu düşürmeye dek çok önemli faydaları olduğunu belirterek "Buna karşın hipertansiyon hastaları 'kan basıncını dengeliyor' diyerek aşırı tüketmekten kaçınmalı. Çünkü yaklaşık 136 gram gelen yumru bir kırmızı pancar 106 mg sodyum içeriyor. Bu da aşırı tüketiminin riskli olabileceğini gösteriyor. Yine diyabet hastaları da 136 gramlık bir pancarda 9 gram şeker bulunduğu için aşırı tüketmemelidir" diyor.

Diyabet hastalarının haftada 2-3 kez 1 yumru tüketmesi, hipertansiyon hastalarının da günde en fazla 1 su bardağı kadar suyunu içmesinin dozunda olacağını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kırmızı pancarın 5 faydasını anlattı, turşusunun, salatasının, cipsinin tariflerini yazdı.

Bağışıklığı güçlendiriyor
Bağışıklık sisteminin hücreleri görevlerini yerine getirebilmek için C vitaminine ihtiyaç duyuyor. Enfeksiyon ve stres anlarında plazmada C vitamini konsantrasyonu hızla düşmeye başlıyor. Yapılan çalışmalar; solunum yolu enfeksiyonu belirtilerinin azalması ve hastalık süresinin kısa sürmesinde yeteri kadar C vitamini alımının önemine işaret ediyor. Kırmızı pancar içeriğindeki C vitamini sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor.

Bilişsel fonksiyonları iyileştiriyor
İlerleyen yaşla beyne giden kan akışı yavaşladığından bilişsel fonksiyonlar giderek azalıyor. Beyin hücrelerinin kanlanmasındaki azalma bunama ve Alzheimer ile ilişkilendiriliyor. Vücudumuzda nitrik oksit miktarındaki azalma beyne giden kan akışını ve beyindeki hücresel iletişimi bozabildiğinden, bu durum kronikleşirse beyin hasarı ve bilişsel fonksiyonlarda bozulmaya neden oluyor. Kırmızı pancar içeriğindeki nitratın vücutta nitrik okside dönüşmesi sayesinde beynin kanlanması ve bilişsel fonksiyonların en elverişli şekilde yürütülmesinde önemli rol oynuyor.

Kan basıncını dengeliyor
Yiyeceklerle alınan nitrat, vücutta nitrik okside indirgeniyor, nitrik oksit damarları gevşetip rahatlatıyor. Bu da kan dolaşımını iyileştirerek, kan basıncını düşürüyor. Kan basıncının yüksek seyretmesi kalp krizi, inme, kronik kalp yetmezliği ve böbrek hastalıklarına neden olabiliyor. Hipertansiyon hastalarıyla yapılan çalışmalar, günde 1 su bardağını geçmemek şartıyla (250 ml) kırmızı pancar suyu tüketimin kan basıncını önemli ölçüde düşürdüğünü gösteriyor.

Kalbi koruyor, kanserle savaşıyor
Kırmızı pancara mor rengini veren betalain aynı zamanda yüksek oranda antioksidan özellik gösteriyor. Vücudumuz her gün dışarıdan gelen ya da kendi oluşturduğu serbest radikallere yani kanserden kronik kalp yetmezliğine dek birçok hastalığa neden olabilecek zararlı maddelere maruz kalıyor. Kırmızı pancar içeriğindeki betalainin antioksidan özellik göstermesi sayesinde bu serbest radikallerle savaşıyor ve bu özelliği sayesinde kalbi koruyor, kansere karşı savaşıyor. Ayrıca kırmızı pancarda bulunan betalain, plazmada bulunan ve kalp hastalıklarının oluşmasına neden olan homosistein düzeyini azaltarak da kalp hastalıklarına karşı koruyor.

Sindirim sistemini düzenliyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman "Orta boy bir kırmızı pancar yaklaşık 4 gram diyet posası içerir ve bu sayede bağırsaklarımızı korurken, bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlık, hazımsızlık, şişkinlik gibi sorunları önler. Ayrıca yeterli posa tüketimi kolon kanserine karşı koruyucu niteliktedir" diyor.

Kırmızı Pancar Cipsi Tarifi

Pancarların kabuğunu ince bir şekilde soyun ve pancarları ince ince dilimleyin. İnce dilimler elde etmek için mandolin rendeden faydalanabilirsiniz. Derin bir kasede zeytin yağı ve rendelenmiş sarımsak ile sevdiğiniz baharatları karıştırın. Ancak piyasadaki bazı baharatlarda tuz eklentisi olduğundan içeriğinde tuz bulunmayan baharatları kullanmaya özen gösterin. İnce ince dilimlediğiniz pancarları bu karışımın içinde harmanlayın ve yağlı kağıda yerleştirin. Önceden 200 derecede ısıtılmış fırında 10 dakika pişirin ve dilimleri ters çevirip 10 dakika daha pişirin. Kırmızı pancar cipslerinizi yoğurt ve dilediğiniz baharatlarla hazırlayacağınız dip soslarla tüketebilirsiniz.

Kırmızı Pancar Turşusu Tarifi

Pancarların dış kabuğunu bir fırça ve su yardımı ile iyice temizleyin ve üzerlerini iki parmak geçecek kadar suda haşlayın. Bu sayede pancarın pembe-mor rengini korumuş olursunuz. Pancarlar yumuşayınca kabuğunu soyun ve 4'er dilim halinde ayırın. Cam bir kavanoza dilimlediğiniz pancarları, sarımsak, tuz, şeker ve pancarın haşlama suyunu da ekleyip kavanozun ağzını iyice kapatın ve kapağı açmadan 1 hafta bekleyin. Ancak yüksek tuz içeriği nedeni ile hipertansiyon hastalarının tüketmesi riskli olabilir.

Yoğurtlu Pancar Salatası

Kırmızı pancarın kabuklarını fırça ve su yardımı ile iyice temizledikten sonra orta ateşte haşlayın. Ateşten aldıktan sonra kabuklarını soyup rendeleyin, yoğurt, sarımsak, zeytinyağı ve tuz ile karıştırarak hem sofralarınızı renklendirin hem de sağlığınıza faydalarından mahrum kalmayın.

Spor yapacağım derken ..

- No Comments
Sosyal medyada herkes spor yaparken ya da spor yaptırırken fotoğraf paylaşıyor. Oysa spor yapmanın da belli kuralları var. Yanlış yapılan ya da bedeniz fazla zorlayan spor sağlığınızı için ciddi sorunlar oluşturabilir. 

Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökay Görmeli spor yaparken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

Ağrı hissederseniz hemen ara verin: Spor yaptığınız sırada ağrı veya zedelenme hissederseniz spor aktivitenize o anda ara vermelisiniz. Ara vermeden ısrarla spora devam edilmesi ağrının şiddetlenmesine ve daha ciddi spor yaralanmalarına neden olabilir.

Egzersiz süresini iyi ayarlayın: Özellikle uzun dönem spor yapmamış veya spora ara vermiş kişilerin, spora başladığı ilk dönemlerde anormal ağrı hissetmeleri normaldir. Ancak bu dönemde ısrarla uzun süren antrenmanlar, egzersizler yapmak kalıcı sakatlıklara yol açabilir. Bu nedenle özellikle spora ara verilmişse ilk egzersizler 20-30 dakikayı geçmemeli, geçecek egzersizlerde mutlaka en az 5-10 dakika ara verilmelidir.

Spora başlamadan önce ısınma ve germe egzersizleri yapın: Spora başlangıç aşamasında ısınma ve germe egzersizleri mutlaka yapılmalı, egzersiz bitimini takibinde başlangıçta yapılan ısınma egzersizleri tekrar edilmelidir. Isınma ve esneme hareketleri vücudu spora hazırlar, ciddi olarak sakatlanma riskini azaltır.

Sürekli aynı eklemlere yüklenmeyin: Profesyonel olmayan spor dalları ile uğraşanlar devamlı aynı eklemlere yüklenmemek için belirli dönemlerde farklı spor ve egzersizleri tercih edebilirler. (Kış aylarında basketbol, baharda bisiklet, yaz aylarında yüzme gibi.) Böylelikle aynı eklemlere sürekli yüklenerek bu eklemlerde ortaya çıkabilecek kronik zedelenmelerin önüne geçilebilir.

Şok absorbe edici özelliği olan uygun ayakkabılar giyin: Ayakkabı seçimi başta olmak üzere, kıyafetlerinizin yaptığınız spora uygunluğuna dikkat edin. Ayakkabı-zemin uyumu büyük önem taşır. Yaptığımız spor türüne uygun ve rahat ayakkabılar seçilmeli. Yapılan spora uygun olmayan bir ayakkabı sadece ayak bileğine değil, diz, kalça, ve özellikle bel omurgasına ciddi zararlar verebilir.

Sert ve engebeli zeminlerden kaçının: Nasıl bir yüzeyde koştuğunuz çok önemlidir. Koştuğunuz zemin değiştikçe, koşma süreniz, harcadığınız efor da değişir. Koştuğunuz kimi alanlar ise görünmeyen tehlikeler barındırabilir ve sağlık amacıyla başladığınız koşu ciddi sağlık sorunlarıyla sona erebilir. Spor yapılan mekanın ideal olup olmadığını gözden geçirin.

Kendinize uygun spor dalını seçin: Düzenli olarak spor yapmayı planlayan her yaştaki kişinin öncelikle kalp ve akciğer sistemlerine bir kereye mahsus bile olsa kontrol ettirmesi gerekir. Spor sırasında ortaya çıkacak aşırı efor günlük hayatta normal işleyen sistemi spor sırasında yetersiz hale getirebilir. Bu yapılan genel check up sonrası seçilecek olan spor tipi hastanın ayrıntılı kas iskelet sistemi muayenesi, sporun ne amaçla yapıldığı ve uygulanabilirlik derecesine göre şekillenir.

Doğru spor ekipmanları kullanın: Doğru ekipman kullanılmaması özellikle, çarpma ve darbe ile ilişkili sporlar yapanlarda ölümcül olabilecek sonuçlar doğurabilir. Göğüs koruyucuları, başlık, gözlüklerin kullanılmaması sonrası ciddi yaralanmalar olabilir.

İmkanınız var ise spor salonları yerine açık havada spor yapmayı tercih edin: Kısıtlı saatleri olanlar spor salonu tercih eder. Ancak imkanınız varsa dışarıda spor yapmak spor salonuna göre çok daha sağlıklıdır. Sabah saatlerinde güne dışarıda spor yaparak başlarsanız çok daha zinde olursunuz.
Kendinizi gün boyu enerjik hissedersiniz. Sabah ve temiz havada spor ayarak vücudunuzun çok daha fazla oksijen almasını sağlarsınız. Kan dolaşımı düzenli olduğu takdirde ise hem fiziksel olarak hem de psikolojik olarak kendinizi çok iyi hissedersiniz.

Profesyonel sporcu değilseniz kendinizi zorlamayın: Yapmak istediğiniz spora bedensel özelliklerinizin uygun olup olmadığını spor hocalarına danışın. Vücudunuzu çok fazla zorlayan bir hareket ciddi bir sakatlık riskinin yaşanmasına sebep olabilir.

Kilo vermek için spor yapıyorsanız mutlaka sağlık kontrolü yaptırın: En sık spor yaralanmaları diz ve ayak bileğinde yaşanmaktadır. Bu yaralanmalar kilo fazlalığı olanlarda daha sıklıkla olur. Eklemlere fazla yük verecek futbol, basketbol gibi spor dalları kilo vermek amaçlı kullanılmamalıdır. Yüzme, koşu bandı kullanmadan düz yürüyüşler yapılabilir. Egzersiz programı oluşturmadan önce mutlaka sağlık kontrolü yaptırın. Eğimli alanlardan uzak durun. Merdiven inip çıkmaktan, koşu bantlarına eğim vererek yürüyüş yapmaktan sakının.

EN ÇOK SAKATLIĞI HAFTA SONU SAVAŞÇILARI YAŞIYOR

Tüm haftayı spor yapmadan geçirerek bütün haftanın spor yükünü hafta sonuna sığdırmaya çalışanlar için "Weekend Warriors" (Hafta sonu Savaşçıları) terimi kullanılır. Özellikle orta yaş üstü popülasyonda yaygın olan bu ''savaşçılar'' sakatlanmalara en açık olan gruptur. Düzensiz ve hafta sonuna sığdırılmaya çalışılan spor aktivitelerinden kaçınılmalı, eğer sadece hafta sonu spor yapma imkanı var ise ısınma ve germe egzersizlerine dikkat ederek uzun ve yorucu olmayan egzersizler tercih edilmelidir.

Spor yapanlar pek çok spor dalında 35 yaşından sonra jubile yapıldığını unutmamalı ve sınırlarını bilerek kendini fazla zorlamadan spor yapmalıdır.

Çocuklarda Beyin ve Omurga Cerrahisi

- 2 Ağustos 2018 Perşembe No Comments
Bazen bebekler daha anne karnında iken veya doğduktan hemen sonra, bazen de yıllar geçip büyüdüklerinde tespit edilebilen hidrosefali, gergin omurilik sendromu, beyincik sarkması, kafatası şekil bozukluğu, belde açıklık veya erken bıngıldak kapanması gibi bir takım doğumsal anormallikler olduğunu biliyoruz. Bunlar kimi zaman beynin veya omuriliğin bir kısmının açıkta olması ya da bebeğin kafasının çok büyük olması gibi hemen dışarıdan da görülebilen çok ciddi bozukluklar iken, kimi zaman da ancak çekilen MR veya BT gibi ileri teknoloji ürünü incelemelerde görülebilen bir takım bozukluklardır.

Eğer doğumdan önce kadın doğum doktorunuz veya doğum sonrasında çocuk doktorunuz, yaptığı muayeneler veya ultrason gibi tetkikler sırasında böyle bir durumdan şüphelenir de sizi bir beyin ve sinir cerrahına veya nöroşirürji uzmanına yönlendirirse; veya bebeğiniz böyle korkutucu görüntüye sahip bir anormallikle doğarsa aman hiç vakit kaybetmeyin. Söz konusu bebekler bazen anne karnından çıkar çıkmaz ameliyat edilirken, bazen de takip edilip biraz daha büyüdükten sonra ameliyat yapılır.

Hemen her hastalıkta olduğu gibi, çocukluk çağındaki beyin tümörleri de kendine özgüdür; yani yetişkinler için geçerli olan kurallar bu yaş grubunda geçerli değildir. Çocuk beyin tümörünün kaynaklandığı hücre, büyüme tarzı yani davranışı ve beyne verdiği zarar farklı olduğu gibi; çocuklarda tümör ameliyatı yönteminin ve tümörün cinsine göre verilecek ilaç ve ışın tedavisinin planlanması da oldukça farklıdır.

Sonuçta tüm bu önemli kararları cerrah, çocuğun erken ameliyat edilmesi ile sağlanacak yararlarla bu ameliyatın risklerini ve gecikmenin yol açacağı hasarı tartarak vereceği için; onun çocuklar konusunda deneyimli bir beyin cerrahı olmasına, yani tercihan bir çocuk beyin cerrahı ya da tıbbi adı ile pediatrik nöroşirürji uzmanı veya pediatrik beyin cerrahı olmasına dikkat edin. Sonuçta bu deneyimli cerrahın vereceği karar çok daha güvenilir olacağı için; çocuğunuz için hangisini uygun gördü ise, söz konusu işlemi bir an önce yaptırın.

Güneş kremleri D vitamini aldırmıyor

- 30 Temmuz 2018 Pazartesi No Comments
Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu D vitaminin %90-95'ini güneşten alıyoruz, fakat D vitaminin en çok karşılandığı yaz aylarında bolca kullanılan güneş koruyucu kremler D vitamini almamızı engelliyor.

Güneşin yüzünü daha çok gösterdiği yaz mevsiminin doğal D vitamini depolamak için büyük bir fırsat olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, Yaz güneşinden doğru faydalanıldığı takdirde, birçok hastalığa karşı vücudun korunduğunu, ayrıca kış aylarında ortaya çıkan hastalıklarında önüne geçildiğini açıkladı.

Doğal D vitamini kaynağı olan güneşin faydaları saymakla bitmiyor. Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, birçok hastalığa karşı bağışıklık sistemimizin güçlenmesini sağlayan ve soğuk havalarda nükseden hastalıklara karşı kalkan olan D vitamini en doğal almanın yolunun, güneşten doğru yararlanmak olduğunu söyledi. Antony, ayrıca D vitamininin sadece kemik metabolizması üzerinde etkisi olmadığını, bütün vücut sistemi için önem taşıdığını ve eksikliğinin ise birçok hastalığa neden olduğunu belirtti.

Güneş Koruyucu Kremlere Dikat!
D Vitamininin, güneş ışınlarının deriye temas etmesi ile elde edildiğini söyleyen Alerji ve İmmunoloji Uzmanı Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony "Güneş aracılıyla vücudumuzun ihtiyaç duyduğu D vitaminin %90-95 alıyoruz. Fakat D vitaminin en çok karşılanacağı vakit olan yaz aylarında bolca kullanılan güneş koruyucu kremler D vitamini almamızı engelleyen faktörlerin başında geliyor. Bu nedenle D vitamini, alımının en iyi yapılacağı yaz ayları iyi değerlendirilmeli" diye konuştu.

D Vitamini Eksikliğine Yol Açan Nedenler
Akgül Akpınarlı Antony, D Vitamini eksikliğini yapan en temel nedenin yeterince güneşe maruz kalamamak olduğunu söyledi ve şöyle konuştu: "UVB ışınlarının kışın ülkemize gelme açısı değiştiği için ve daha kapalı giyinip daha fazla kapalı mekanlarda bulunduğumuz için güneş ile temasımız azalmaktadır. Dolayısıyla derideki D vitamini sentezi de azalmaktadır. Kış mevsimi dışında, D vitamini eksikliğini kolaylaştıran bazı özel durumlar vardır. Bu duruma sahip kişilerin D vitamini depolaması daha zordur."

Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony bu duruma neden olanları sıraladı:

Yaşlılık: Hem güneşe yeterince maruz kalmamak hem de deride D vitamini salınımının azalması.
Koyu Cildi Olanlar: Derideki melanin pigmentinin fazlalığı güneşin derideki D vitamini sentezini olumsuz etiler, örneğin D Vitamini eksikliği zencilerde daha çok olur.
Şişmanlık: D Vitamini yağ dokusunda depolanan bir vitamin olduğu için şişman kişilerde daha çok eksiklik olur.
Bağırsaklardan Sindirim Ve Emilim Problemleri: Böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları
Sadece Anne Sütüyle Beslenen Bebekler: Anne sütünde D vitamini olmadığı için anne sütü alan bebeklerin mutlaka günlük D vitaminini dışardan alması gerekir.
Güneş Koruyucular: Güneşin cildimiz için en olumsuz etkilerinden biri kontrolsüz ve uzun süreli mazuriyetler sonucunda cilt kanserine neden olmasıdır. 15 ve üzerindeki faktörlü güneş kremleri derimizde D Vitamini sentezini %95 ve uhrevinde engellerler. Dolayısıyla dışarıda bulunsak bile eğer güneş kremi kullandıysak derimize temas eden güneşteki UVB ışınları bloke olduğu için D vitamini sentez edilemez.

D Vitamini Eksikliği Olmaması İçin Ne Yapılması Gerekir?

1-Yaz mevsiminden mümkün olduğunca D vitamini depolamak için güneş ışınlarından iyi faydalanmak gerekir. Deride D vitamini sentezleyen ışınlar UVB ışınlarıdır. UVB ışınlarının deride D vitamini sentezlemesi için en uygun olduğu saatler güneşin dünyamıza en dik olarak ışın gönderdiği öğlen saatleridir. Dolayısıyla güneşli günlerde ve yazın her gün saat 11: 00-13: 00 arası, bir 25-30 dakikayı dışarıda güneş altında geçirmek gerekir. Tabii bu süreye vücudu alıştırmakta fayda var. Yani ilk günden güneşin altında 30 dakika durmak vücudu yorabilir ve hiç istemediğimiz güneş yanıklarına neden olabilir. Her gün 5 dakika artırarak 30 dakikaya çıkılmalıdır.

2-D vitamini depolamak için güneşlendiğimiz de güneş kremi sürmemek gerekir, çünkü güneş kremleri UVB ışınlarının deriye temasını engeller. Yani öğlen saatlerinde D vitamini için dışarı çıktığımızda güneş kremi sürmeyelim ama öğlen saatinden sonra dışarı çıktığımızda dışarı çıkmadan en az 30 dakika önce yüksek faktörlü güneş kremi sürerek derimizi koruyalım. Ve yine uzun sureli dışarıdan kalacaksak her 2-3 saatte bir güneş kremi sürme isini tekrarlayalım.

3-Yine güneş ışınlarının derimizde D vitamini sentezlemesi için derimize direkt temas etmesi gerekir, bu nedenle üstümüzde mümkünse kolları açık bırakan t-sirtler ve yine şortlar olması gerekir.

4-Yine Güneş ışınları evdeki camdan, arabadaki camdan geçerek D vitamini yapamazlar bu nedenle güneş ışınlarıyla direkt temas etmek gerekir.

5-Ayrıca D Vitamini açısından zengin somon, sardalye, uskumru, ringo balığı, lüfer, ton balığı gibi yağlı balıklar tüketmek besinlerden D vitamini almamıza yardımcı olur.

6-D vitamini eksiklikleri tespit edildiğinde D Vitamini takviyeleri almak, ta gerekebilir.

Yılda Bir Defa D Vitamini Seviyenizi Ölçtürün
Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony; D Vitamini eksikliğinin tanısını koymanın çok kolay ve tedavisinin de hem çok kolay hem de ucuz olduğunu söyledi. Bu nedenle büyük, küçük, yaşlı genç herkesin, mümkünse senede bir kere D vitamini seviyesini ölçtürmesi gerektiğini, ihtiyacı olanların mutlaka doktor kontrolünde D Vitamini tedavisi görmesini tavsiye etti

Sıcak Çarpmasına Karşı Önleminizi Alın

- No Comments
Hava sıcaklarının ani olarak yükselmesi ile birlikte sıcak çarpması şikayetlerinde artış görülüyor. Kendisini yüksek ateş, bulantı ve kas krampı gibi belirtilerle gösterebilen bu tabloda vakit kaybedilmeden gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor. 

Memorial Etiler Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. Özlem Kaplan, sıcak havalarda sağlıklı kalmak için önerilerde bulundu.

Bilinç bulanıklığından komaya kadar gidebiliyor
Güneş veya sıcak çarpması, güneş altında uzun süre kalma sonucu, vücut ısısını ayarlayan mekanizmaların bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Sıcak çarpmasında yüksek ateş, kuru- sıcak- ağrılı cilt, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma ve baş dönmesi, kas krampları, çarpıntı gibi belirtilerin yanında uykuya eğilim, şuur bulanıklığı ve komaya kadar varabilen ciddi klinik tablolar görülebilir.

Riskli gruplara özel önlemler alınmalı
Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, kronik böbrek yetmezliği olanlar, kanser hastaları, aşırı kilolu bireyler, psikiyatrik rahatsızlığı olanlar, 65 yaş üzeri kişiler, 5 yaş altı çocuklar ve hamilelerin sıcak yaz aylarında çok daha dikkatli olması gerekmektedir. Bu risk gruplarında bulunan kişilerin sıcak havalar için mutlaka doktora danışması, risklerini tanımaları ve bilinçli yaklaşımlarla kişiye özel önlemler almaları önem taşımaktadır.

Sıcak havalarda bunlara dikkat edin
• Gün içinde 10.00- 16.00 saatleri arasında mecbur kalmadıkça dışarıya çıkılmamalıdır.
• Terletmeyen ince, açık renkli ve bol giysiler tercih edilmeli, sentetik ve terleten kumaşlardan kaçınılmalıdır.
• Mutlaka güneş gözlüğü, şapka ve şemsiye gibi güneş ışığından koruyacak aksesuarlar kullanılmalıdır
• Güneşe çıkmadan yarım saat önce doktora danışılarak seçilen güneş koruyucu kremler sürülmelidir.
• Günde en az 2,5-3 lt sıvı alınmalıdır. Suyun dışında ayran, soda, hafif kompostolar sağlıklı alternatiflerdir.
• Sindirimi kolay hafif yiyecekler tercih edilmelidir. Ağır yiyecekler, kızartmalar, asitli içecekler, şerbetli tatlılardan uzak durulmalıdır.
• Fırsat buldukça ılık duş alınmalıdır.
• Uzun ve ağır egzersizlerden kaçınılmalıdır.

Sıcak çarpmasına acil müdahale hayat kurtarıyor
Güneş çarpmasına maruz kalan kişi hemen serin olan bir yere alınarak üzerinde sıkı giysiler varsa gevşetilir ve kusma riskine karşı yan yatırılır. Vücut ısısını düşürmeye yönelik başına göğsüne ve koltuk altlarına soğuk su ile ıslatılmış bez koyulabilir veya soğutucularla soğutmaya çalışılabilir. Kişinin bilinci açıksa; yeterli sıvı alımının sağlanması, bilinç kapalı ise kesinlikle içmesi için sıvı verilmemesi ve en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılması gerekir.

Tam yağlı süt ürünleri tüketen erkeklere kötü haber

- No Comments
Sağlıklı, güçlü kuvvetli bir erkeksiniz ama çocuğunuz olmuyorsa bu önemli sorunun sebebi yediklerinizle ilgili olabilir.

Erkekler üzerinde yapılan bilimsel araştırmalarda, tam yağlı süt, peynir ve krema gibi süt ürünleri tüketen erkeklerde sperm kalitesinin düştüğü, sperm sayısının azaldığı ve sperm hareketlerinin yavaşladığı ortaya çıktı.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, çocuğu olmayan erkekleri yakından ilgilendiren bilimsel araştırmalarla ilgili önemli bilgiler verdi.

"Kısırlık, üreme çağındaki çiftlerin %10 ila %15'ini etkileyen önemli bir sorun. Araştırmalar bu çiftlerin %58'inde, anormal sperm kalitesinin başı çektiği, erkekle ilgili problemlerin olduğunu gösteriyor.

Boston Massachusetts'te General Hospital Üreme Merkezi'nde yapılan araştırmada, 18-55 yaş grubunda, eşi aşılama ya da tüp bebek tedavisi görmüş ve azalmış üreme kapasitesine sahip erkekler, çalışma için davet edildi.

Çalışma kapsamında 155 erkek ve onlara ait 338 sperm örneği değerlendirildi. Katılımcılar gıda tüketimiyle ilgili 15 soruyu içeren anketi evlerinde cevapladılar.
Gıda alımındaki genel eğilimleri belirlemek için tüketilen ağırlıklı gıda çeşidine göre, iki farklı beslenme grubu belirlendi.

Sağlıklı tip beslenme: Balık, yağı azaltılmış süt ürünleri, meyve, sebze ve tam tahıllar.
Western tip beslenme: İşlenmiş kırmızı et, kızarmış balık ve deniz ürünleri, tereyağ, margarin ve tam yağlı süt ürünleri, mayonez, tatlı.

Yapılan değerlendirmelerin sonucunda, az yağlı süt ürünleri tüketen erkeklerin sperm kalitesinin ve sperm hareketinin daha yüksek olduğu gözlemlendi. Tam yağlı süt ürünleri tüketen grupta ise sperm sayısı ve hareketi düşük çıktı.

Çalışmada, yağı azaltılmış süt ürünleri, özellikle "az yağlı süt" tüketimi ile sperm hareketi ve sayısı arasında güçlü pozitif ilişki bulundu.

SAĞLIKLI GENÇ ERKEKLERDE DE AYNI SONUÇ
Üreme tedavisi görmeyen sağlıklı erkekler üzerinde yapılan araştırmalar da aynı sonucu doğrulamaktadır.

Amerika, İspanya, Danimarka ve Finlandiya'da 189 erkeğin katılımıyla bir yıl süren Rochester Genç Erkek Çalışması'nda; tam yağlı süt ürünleri tüketen grupta sperm sayısında ve kalitesinde azalma saptandı."

GÜNDE 90 GRAMDAN FAZLA PEYNİR TÜKETENLER...
Boston'da, Harvard Halk Sağlığı Okulu'nda yapılan bir başka araştırmaya göre de, tam yağlı süt ürünlerini her gün yüksek miktarda tüketen genç erkeklerin çocuk sahibi olma olasılığı azalıyor.

Op. Dr. Betül Görgen, genç ve sağlıklı erkekleri kapsayan araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

"18-22 yaş grubunda ve 189 kişiden oluşan araştırmada, günde üç porsiyon ve üstünde peynir tüketen grupta, daha az tüketenlere göre sperm kalitesi daha kötü.

Günde 1,3 ila 7,5 porsiyon süt ürünü tüketenlerde sperm kalitesi, daha az miktarda tüketen erkeklere göre daha az bulundu.

Normalde bu ürünler için önerilen tüketim günde üç porsiyondur. Yani 90 gramın altında... Bu araştırmada baz alınan porsiyon değerleri peynir için 30 gr, krema için 1 tatlı kaşığı, dondurma için 1 top, tam yağlı süt için 1 bardaktır."

HAYVANDAKİ ÖSTROJEN SÜT ÜRÜNLERİYLE İNSANA GEÇİYOR!
Son yıllarda yapılan araştırmalar, erkeklerde sperm sayısının 20. Yüzyıl boyunca ve 21. Yüzyıl'ın erken dönemlerini içine alan süreçte gittikçe azalma eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Bu azalmanın nedenleri konusunda ileri sürülen hipotezlerden biri maruz kalınan çevresel faktörler, özellikle de çevresel östrojenlerdir.

Ortaya çıkan kanıtlar erkekteki anormal sperm bulgularının, çevreye ait östrojenler ile ilgili olabileceğini gösteriyor.

Op. Dr. Betül Görgen'in verdiği bilgiye göre, çevreye ait östrojenlerin alınması, yaygın olarak süt ve süt ürünlerinin tüketimiyle gerçekleşiyor. Çünkü satılan sütler, gebeliğinin çeşitli evrelerinde olan ineklerden elde ediliyor. Hatta günümüz koşullarında, süt ürünleri üretiminin %75'i hamile ineklerden elde edilmekte. Bunun sonucunda, doğal olarak süt ürünlerinde saptanabilir miktarda östrojen ve gebelikte artan diğer hormonlar da bulunur ki bu da özellikle Batı ülkelerinde gıdalar yoluyla alınan östrojenin %60-80'ini oluşturuyor. Bu nedenle çalışmaların çoğunda, aşırı tüketilen süt ve süt ürünleriyle kötü sperm kalitesi ilişkili bulundu.