Son Yazılar

Son Yazılar

Mide bulantısı hastalık habercisi

- 17 Eylül 2019 Salı No Comments
Yemeği fazla kaçırma, zehirlenme, üşütme, gibi gündelik hayatta herkesin yaşadığı mide bulantısı ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabilir. 

Mide bulantısının böbrek yetmezliği, kulak hastalıkları ve kalp krizi gibi hastalıklarda da görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu "Bulantı genellikle altında yatan hastalığın kendine ait diğer belirtileri ile birlikte görülür ve tek başına ortaya çıkmaz" açıklamasında bulundu.

Mide bulantısı herkeste görülebilen ve oldukça yaygın olan bir durum olsa da sindirim sistemi problemleri, iç kulak sorunları, kontrol altına alınmamış yüksek tansiyon veya şeker hastalığı olan kişilerin yanı sıra kokular ve hoş olmayan görüntülere karşı aşırı hassas bir yapıya sahip olanlarda daha sık görülüyor.

Mide bulantısının sebebi psikolojik de olabilir

Gebelik ve psikolojik durumu iyi olmayan bireylerde organik bir hastalık olmadan da mide bulantısı ve kusmanın görülebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu "Besin zehirlenmesi, araç tutması, ishal, migren, uyuşturucu alımı, kemoterapi uygulamaları durumunda görülüyor" dedi.

Mide bulantısı hafife alınmamalı

Uzun süreli bulantı durumunda mide ülseri, iç kulak hastalıkları, ileri evre böbrek yetmezliği, bazı kalp krizi tipleri, kan şekerinin kontrolsüz yükselmesi ve kafa içinde basınç artışı gibi daha ciddi hastalıkların da akla gelmesi gerektiğine de dikkat çeken Doç. Dr. Atasoyu, "Araç tutması, iç kulaktaki dengeden sorumlu yarım daire kanallarının harekete aşırı hassas oluşuna bağlı gelişir ve araç içinde seyahat ederken ortaya çıkan bulantı ve sonrasında kusma ile kendini gösterebilir" şeklinde konuştu.

Mide bulantısına neden olan hastalıklar


  • Mide ülseri: Mide bölgesinde ağrı, midede yanma, kaynama, hazımsızlık gibi yakınmalar olur. Ülser varlığı midenin normalde olan gıdaları ileri doğru iten hareketlerinin tersine dönmesine ve böylece bulantı-kusma oluşmasına yol açabilir.
  • Bağırsak tıkanıklığı: Karın ağrısı, karında şişkinlik, dışkı yapamama, dışkıya benzer nitelikte kusmuk çıkarma, yüksek ateş ile görülür. Bağırsaklarda mekanik (kitle varlığı, karın için yapışıklıklara bağlı vs.) veya kanda potasyum düşüklüğü gibi elektrolit bozukluğunun olması nedenli tıkanıklık gelişebilir.
  • İç kulak ve beyincik ile ilgili hastalıklar: Bu hastalıklarda ön planda dengesizlik ve baş dönmesi yer alır. Ek olarak bulantı yakınması da gelişir. Örneğin; Meniere hastalığı, vestibüler nörit, beyincikte kitle varlığı gibi.
  • Kontrolsüz hipertansiyon: Hipertansiyonu olan bireylerde tedavi kullanılmaması veya yetersiz tedavi nedeniyle kan basıncının çok yükselmesi durumunda baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı görülebilir.
  • Kontrolsüz şeker hastalığı: Şeker hastalığı olan hastaların diyete uyumsuzluk, araya giren enfeksiyonlar veya tedavi yetersizliğine bağlı kan şekerinin çok yükselmesi durumunda "diyabetik ketoasidoz" adı verilen bilinç değişiklikleri, bulantı-kusma, karın ağrısı ile kendisini gösteren bir tablo gelişir.
  • İleri evre böbrek yetmezliği: Böbrekler tarafından vücuttan uzaklaştırılması gereken metabolizma atık ürünlerin atılamaması nedeniyle bulantı, kusma, iştahsızlık, halsizlik, kilo kaybı, idrar miktarında azalma belirtiler oluşabilir.

1 silme tatlı kaşığı tuz yeterli!

- No Comments
Sofralarımızın vazgeçilmesi tuzu dengeli bir şekilde kullanmak gerekiyor. 

Uzun süreli aşırı tuz tüketimi kan basıncını artırarak hipertansiyona yol açabiliyor. Uzun dönemli diyet yapanlarda sıklıkla karşılaşılan düşük tuz tüketimi ise kalp atım denetiminin bozulmasına, kas yorgunluğuna ve zihin bulanıklığına sebep oluyor. Yaklaşık olarak 1 silme tatlı kaşığı tuz ile günlük ihtiyacın karşılandığını belirten uzmanlara göre, yemeğin tadına bakmadan tuz eklememek ve masadan tuzlukların kaldırılması gerekiyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gizem Köse, dengeli tuz tüketiminin önemine dikkat çekti.

Tuzun azı da çoğu da zarar veriyor

Yrd. Doç. Dr. Gizem Köse, uzun dönemli aşırı tuz tüketiminin felç riskini artırdığını belirterek şunları söyledi: "Tuzun içeriğine baktığımızda sodyum ve klordan oluşur. Kan basıncının düzenlenmesinde önemli bir rolü olan sodyum, fazla tüketiminde kan basıncını arttırmakta ve hipertansiyon hastalığına sebep olmaktadır. Uzun dönemli aşırı tuz tüketiminde ise felç riskini arttırmaktadır. Özellikle bazı böbrek hastalığı olan bireylerde sodyum atımında azalma olacağından tuz tüketimi sınırlandırılmalıdır. Bunun yanında uzun dönemli diyet yapan bireylerde sıklıkla karşılaşılan düşük sodyum tüketimi ise kalp atım denetiminin bozulmasına, kas yorgunluğuna ve zihin bulanıklığına sebep olmaktadır. Sodyum vücut için elzem bir mineraldir. Tüketim sınırının bilincinde olarak tüketilmesi ile zararlarından korunulabilir."

İyotlu tuz kullanılmalı

"Eğer guatr ile ilgili bir probleminiz yok ise iyotlu tuz almaya dikkat etmelisiniz" diyen Yrd. Doç. Dr. Gizem Köse, "İyot eksikliğine bağlı hastalıkların ortaya çıkmasıyla beraber 80'li yıllarda tuzlara iyot eklenmiştir. Ancak iyot uçucu bir mineraldir. Yemek pişirimi sırasında tuz eklendiğinde iyot buharlaşır ve etkisini kaybeder. Bu yüzden yemekleri pişirdikten sonra eklenirse hem tuzlu tat daha net alınır, böylece tüketimi de azalmış olur hem de iyot tüketimi de dolaylı yoldan arttırılmış olur. Eğer hipertansiyon kontrol altına alınabiliyorsa Himalaya tuzu gibi mineral içeriği yüksek tuzlar kullanılabilir. Tuz olarak iyotlu tuz kullanılması özellikle iyot alımı için çok önemli. Ayrıca minerallerden zengin olsun isterseniz kaya tuzunu da salatalarda kullanabilirsiniz" diye konuştu.

1 silme tatlı kaşığı tuz günlük ihtiyacı karşılıyor

Dünya Sağlık Örgütü'nün önerisine göre, günde 2400 mg sodyum tüketiminin yeterli olduğunu, diğer besinlerle de aldığımızdan ortalama 5 gram tuz alımı önerildiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Gizem Köse, "Yaklaşık olarak 1 silme tatlı kaşığı tuz ile günlük ihtiyaç karşılanmaktadır. Bu miktarı ölçmek zor olabileceğinden tencere yemeklerinin yapımında göz kararı tuz atmak yerine 1 silme yemek kaşığı tuz aşılmamalıdır. Porsiyona göre ölçüldüğünde ortalama bir yemeğe düşen miktar günlük alınması gereken miktarı karşılayacaktır" uyarısında bulundu.

Masadan tuzluğu kaldırın

Tuz tüketiminde dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın yemeklerin tadına bakmadan tuz eklenmemesi olduğunu belirten Köse, diğer tavsiyelerini şöyle sıraladı:

"2011 yılında yapılan bir çalışma üzerine ilerleyen zamanlarda restoranların çoğunda masalardan tuzluk kaldırılmıştır. Tüketicinin istemesi üzerine tuz eklenmektedir. Bu çalışmadaki amaç kültürümüzde yoğun olarak kullanılan tuzun azaltılmasıdır. Günlük hayatta da evde masadaki tuzlukların kaldırılması ilk adım olacaktır. Ayrıca tuz içeriği yoğun olan hazır paketli besinler, atıştırmalıklar, krakerler, hazır makarnalar-çorbalar, konserve sebzeler, salata sosları ve turşu tüketimine de dikkat edilmesi gerekir. Günlük beslenmede bunlara yer veriliyorsa tuz kullanımı neredeyse hiç olmamalıdır. Tuz ile ilgili doğru bilinen bir yanlış paketli besinlerde yazmıyor diğer içeriğinin az olduğunun düşünülmesidir. Bir paket çubuk kraker yediğinizde neredeyse günlük tüketilmesi gereken miktara ulaşmış olursunuz ve sadece bir öğünde… Tuzdan tamamen uzak durmak da sağlıklı değil, bu yüzden diğer besinler için de geçerli olan 'azı karar, çoğu zarar' sistemine devam edilmesinde fayda var."

Tuzu çok tüketiyoruz

Ülkemizde tuz tüketiminin çok fazla olduğunun yapılan araştırmalarda ortaya çıktığını belirten Yrd. Doç.Dr. Gizem Köse, "Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması 2010 veri tabanında yer alan 13 bin 707 kişinin yemeklere ekledikleri tuz hariç sadece yiyeceklerle aldığı sodyum oranı yüksek bulunmuştur. Türkiye'de tuz aşırı miktarda tüketilmektedir. Genel olarak önerilenin 2.5-3.5 katı kadar yani yaklaşık 1 yemek kaşığı kadar tuz tüketilmektedir" dedi.

Doğumdan sonra spor

- No Comments
Doğum yaptıktan sonra koşmak ve spor yapmak vücudunuza enerji verir ve doğumdan sonra kendinize zaman ayırmanızı sağlar. Ancak koşmaya ve spor yapmaya hazır olduğunuzu hissettiğinizde spor yapmaya zaman ayırmanız gerekir.

Bazı anne adayları doğumdan sonra koşuya başlamanın kaslar ve bağlar üzerinde zorlayıcı etki meydana getirdiğini düşünür. Doğum şekliniz ve iyileşme sürecinizle ilişkili olarak doktorunuzun da onayıyla belli bir süre spora başlayamayabilirsiniz.

Yeni anne olmuş kadınlara yönelik spora ve koşmaya başlamak için bir sürü yol vardır. Hatta yeni anne olmuş kadınların çeşitli egzersizleri yaptıktan sonra anne sütünün değiştiği gözlemlenmiştir.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, doğumun ardından tekrar spora ve koşmaya başlamak için en güzel önerilerileri sizler için kaleme aldı:

SPOR YAPARKEN KEYİF ALIN

"Spor yapmak sizin için sıkıcı bir iş haline gelmemeli. Spora başlamayı hedeflediğinizde neden sporun ya da koşmanın sizi mutlu ettiğini düşünün ve bunun için motive olun. Enerjiniz olmadığını hissetseniz bile, kendinize ayıracak belli bir zaman bulabilirsiniz ve yeniden egzersize başlamak sizin daha enerji dolu hissetmenizi sağlar.

DOĞUMDAN SONRA SPOR YAPMANIN FAYDALARINI DÜŞÜNÜN

Doğumdan sonra yapılan egzersizlerin pek çok açıdan fayda sağladığı görülmüştür. Fazla kiloların verilmesi, kaygının giderilmesi, depresyonun önlenmesi ve kardiyovasküler fitness düzeyinin arttırılması açısından yararlıdır. Komplikasyonsuz bir gebelik ve doğum sonrası yürüyüş, pelvik taban kaslarını kuvvetlendirme ve esnetmeden oluşan bir egzersiz programına hemen başlanabilir.

HIZLI SONUÇ ALMAK İÇİN KENDİ SINIRLARINIZI ZORLAMAYIN

Hemen değişim beklemeyin. Şayet performansınız doğumdan önceki performansınızdan daha düşükse sakın kendinizi berbat hissetmeyin. Her yeni anne spora başka bir süratle başlar. Az ve az yüklü bir koşuyla başlayın ki vücudunuz bir daha koşmaya alışsın.

DAHA ÖNCE YAPTIĞINIZDAN FARKLI TARZDA BİR SPOR YAPIN

Yeni çocuk sahibi olduğunuz için eski spor yapma şekliniz sizinle uyumlu olmayacaktır. Daha önce yaptığınız seviyede olmayabilirsiniz. Bundan dolayı farklı tarzda yeni bir egzersize merak salabilirsiniz. Buna bağlı olarak şayet belli bir zamanda ya da her hafta spor yapmak istiyorsanız bebeğinizin güvenilir ellerde olduğundan emin olun.

BESLENMENİZE DİKKAT EDİN, BOL BOL SU İÇİN

Beslenme ve sıvı/akışkan alımı bir sürü şeyden daha mühimdir. Koşarken ve spor yaparken olması gerektiği kadar su içtiğinizden emin olun. Şayet emziriyorsanız ekstra 500 kaloriye ihtiyacınız vardır ve daha fazla su tüketmeniz gerekir.

Spor ve egzersizlerin yanı sıra doğum sonrası vücudunuzda meydana gelen değişikliklere müdahale etmek istiyorsanız alternatif tıp tekniklerinden faydalanabilirsiniz. Refleks Terapi yöntemiyle de hayatınızı kolaylaştırarak doğum sonrası depresyon, uyku bozukluğu, iştah gibi hormonal problemlerinizi ortadan kaldırabilirsiniz."

Uyku sorunlarının çözümü

- No Comments
Ortalama 75 yıl yaşayan bir insan ömrünün yaklaşık üçte birini uyuyarak geçiriyor. Kaliteli uyku için dengeli beslenme ve egzersiz 'olmazsa olmaz' anlamına geliyor. 

Dünya Uyku Günü'nde uyku bozukluklarına dikkat çeken Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, "Uyku bozukluğu hastalıklara zemin hazırlıyor. Bu sorun, sağlıklı beslenme ve egzersiz ile çözülebilir" dedi.

Stresin de en önemli sebeplerinden biri olan uykusuzluk, hipertansiyon, diyabet, obezite, bağışıklık sistemi hastalıkları, cilt problemlerine de zemin hazırlıyor. Dünya Uyku Günü'nde uyku problemlerinin ciddiyetinin altını çizen Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, "Hastalıkların oluşumunda uyku bozukluğu önemli rol oynuyor. Yapılan çalışmalar, yetişkinlerin günde 6-8 saat arasında uyuması gerektiğini gösteriyor. Daha az uyku, stres yarattığı gibi ciddi hastalıkların da habercisi olabilir" dedi.

Mumcu: İyi uyku iyi konsantrasyon demektir

"İyi bir uyku, dinlenmiş bir vücut demektir" diyen Sibel Mumcu, "Düzenli uykuyla dinlenen insan kendini daha dinç hissettiği gibi sersemlik, yorgunluk ve dalgınlık gibi sorunlarla karşılaşmaz. İyi uyuyanlar iyi konsantre olurken daha da kolay öğrenirler" ifadesini kullandı.

Sibel Mumcu, uyku sorunları yaşayanlara şu önerilerde bulundu:

  • Obezitenin uyku sorunlarını tetiklediği yapılan araştırmalarda ortaya çıktı. Obeziteyi yaratan alışkanlıklardan vazgeçildiğinde uyku bozukluklarının giderildiği de gözleniyor. İdeal kilosunu yakalayan kişi, uyku sorunlarını da en aza indirir.
  • İyi bir uyku için uyku saatinden önceki dört saat içinde ağır yemekler, aşırı baharatlı, gaz yapan ve şekerli gıdalar tüketilmemeli.
  • Kafein alımı azaltılmalı. Alkol tüketilmemeli ve sigara içilmemeli.
  • Akşam öğününden sonra bir şeyler tüketmek isteyenler bal ile tatlandırılmış rahatlatıcı bitki çayları içebilir.
  • Düzenli yapılan spor, uyku kalitesini artırır.
  • Aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya özen gösterilmeli. Ayrıca uygun ergonomik bir yatak, odanın ısısı, ses ve ışık da iyi bir uykuyu etkileyen unsurların başında gelir.

Kilo vermenin 6 yararı

- 12 Eylül 2019 Perşembe No Comments
Kilo vermeyi düşünürken, çoğu kişide "ideal" vücut ağırlığı ya da nihai bir kilo kaybı hedefi vardır. İnsanlar, düzinelerce kilo vermedikçe daha sağlıklı olmayacaklarını düşünürler.

Bu bir yanlış anlamadır. Araştırmalar, kilo vermenin getirdiği faydaların yüzde 5-10 oranında kaybedilen kiloyla ortaya çıktığını göstermektedir. Bu, 200 kilo ağırlığında bir kişinin 10 ila 20 kilo civarından bir kilo kaybından büyük fayda sağlayacağı anlamına gelir.

Birçok obezite vakasında, yüzde 5-10 oranında verilen kilo insanların sahip olduğu yandaş hastalıklarda azalma olduğunu gösterir.

BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurucusu Prof. Dr. Halil Coşkun, mütevazi bir şekilde kilo vermenin genel anlamda sağlığımızı nasıl etkileyeceği konusunda şu bilgileri verdi:

KOLESTEROL
LDL olarak da adlandırılan kötü kolesterolümüzü düşüren ilaçlar mevcut olsa da doktorlar ve hastalar HDL olarak adlandırılan iyi kolesterolü artırmanın (birkaç puan bile olsa) ne kadar zor olduğunu bilirler.

Yüzde 5-10 oranında bir ağırlık kaybı HDL kolesterolünde beş puanlık bir artışa neden olabilir. Bu, HDL'yi yükselterek, bir bireyin kalp hastalığı geliştirme riskini düşürebilir. Erkekler için 40 mg / dl'den fazla ve kadınlarda 50 mg'dan fazla HDL kolestrolü kalp hastalıklarına karşı koruyucu görevi görür.

Kanda yüksek miktarda zararlı diğer yağ benzeri parçacıklar var. Bunlara trigliseritler denir. Yüksek miktarda trigliseritleri olan insanlar, diğer sorunlar arasında kalp krizi ve felç riski altındadır. Normal seviyenin 150 mg / dl'nin altında olması gerekirken, 200 mg / dl'nin üzerindeki herhangi bir miktar yüksek kabul edilir.

Vücut ağırlığının yüzde 5-10'unu kaybetmenin trigliseridlerde 40 mg / dl'lik bir düşüşe sebep olduğu gösterildi ki bu önemli bir düşüştür. Bu seviye, aşırı alkol alımının azaltılmasının yanı sıra, egzersiz yapılarak, konsantre şekerler, karbonhidratlar ve yağlar için düşük bir diyet uygulayarak daha da gelişebilir.

YÜKSEK TANSİYON
Fazla vücut ağırlığı, hipertansiyon vakalarının yaklaşık yüzde 25-30'unu oluşturur. Artan vücut ağırlığı hemodinamik anormalliklere ve kan basıncının yükselmesine neden olan diğer değişikliklere neden olur. Yüzde 5-10'luk bir kilo kaybıyla hem sistolik hem de diyastolik kan basıncı ortalama 5 mmHg azalır. Sebzeler, meyveler yiyerek ve az yağlı süt içerek, tuz kısıtlı bir diyet yaparak, bu kilo kaybı potansiyel olarak daha da yükseltilebilir.

DİYABET
Şeker hastalığını taramak ve tedavisini izlemek için kullanılan laboratuvar belirteçlerinden birine Hemoglobin A1C adı verilir. Bu belirteç normal seviye 6.5'in altında olmalıdır. Araştırmalar, yüzde 5-10 kilo vermenin bu işaretleyiciyi ortalama yarı yarıya azaltabileceğini gösteriyor. Bu, bazı anti-diyabetik hapların kan şekerleri üzerindeki etkisine yakındır.

İNSÜLİN DİRENCİ
Kilo artışı ile görülen bir başka durum, insülin direnci adı verilen bir fenomendir. Bu bozuklukta, pankreas insülin adı verilen hormonu normalden daha fazla üretir. İnsülin kan şekeri düzeylerini normal tutmaktan sorumludur. Bu durumda, dokuların insülin etkilerine karşı dirençli olduğu için yüksek düzeyde insülin gerekir.

Birisi insülin direncine sahip olduğunda, kandaki yüksek insülin seviyesi, özellikle bel bölgesinde, anormal kolestrole, bazen erkeklerde saç dökülmesine, kısırlığa ve kadınlarda hormon düzeylerinde belli bir değişikliğe neden olur. Yüzde 5-10 oranında kilo kaybının, insülin düzeylerini önemli ölçüde düşürdüğü ve bu nedenle bu koşulların tersine çevrilmesine yardımcı olduğu bulunmuştur.

UYKU APNESİ
Obstrüktif uyku apnesi, aşırı miktarda horlayan ya da uyku esnasında yeterli miktarda hava teneffüs edemeyen hastalarda sıklıkla teşhis edilen bir uyku bozukluğudur. Bunun nedeni, uyku esnasında duraklamalar ve solunum boşluklarıdır. Bu hastalık yetersiz oksijenasyona neden olur. Bu, gün boyunca yorgunluk ve uyku haline neden olur. Aynı zamanda, bazı hastalıkların tedavi, örneğin hipertansiyon gibi, süresini uzatır.

Uyku apnesi ortaya çıktığında, kandaki oksijen seviyeleri uyku sırasında çok düşüktür ve CPAP adı verilen bir solunum cihazı kullanılması gereklidir. Yüzde 5-10'luk bir kilo kaybının uyku apnesini düzeltebileceği ve bazen apne çok şiddetli olmadığı taktirde hastaları CPAP solunum makinesinden kurtarabileceği ihtimal dahilindedir. Bu, bazıları için büyük bir başarıdır, çünkü bir CPAP kullanmak hayat kurtarıcıdır, ancak bunu kullananlar tarafından sıklıkla hantal olarak algılanmaktadır.

İLTİHAP
Fazla ağırlığın insan vücudundaki hücrelere etkisini inceleyen çalışmalarda, yağ hücrelerinin ve özellikle de abdominal yağ hücrelerinin, kan damarlarında iltihaplanmaya neden olan çok sayıda madde ürettiği görülmüştür. Bu enflamasyon daha sonra plaklara ve pıhtılara neden olabilir ve kalp atım hızını etkileyerek kalp krizine neden olabilir. Kilo kaybı yüzde 10 düzeyine ulaştığında, kan dolaşımındaki iltihaplanmaya neden olan maddelerin seviyeleri önemli ölçüde düşer ve bu nedenle vasküler hasar riski de azalır.

Bütün bu faydalar yüzde 5-10 gibi düşük bir orandaki kilo kaybıyla ortaya çıkar. Nihai olarak kalp krizi veya felç geçirme ihtimalini de önemli ölçüde azaltır. Ilımlı bir ağırlık değişimi halihazırda muazzam sağlık yararlarına neden olmaktadır.

İyi beslenme riski azaltıyor

- No Comments
Sağlıklı ve iyi beslenme; hemen herkesin yaşam kalitesini yükselten bir unsur olarak ön plana çıkarken, kadınlarda en sık görülen meme kanseri görülme olasılığını da düşürüyor. 

Genetik faktörlerin de belirleyici olduğu meme kanserinde, özellikle kırk yaşından itibaren her yıl düzenli mamografi çekilmesi hastalığın önlenmesinde kritik önem taşıyor. Erken aşamada tespit edilen meme kanserinin tedavisi yüzde 95'e varan oranda başarı ile sonuçlanıyor.

Kadınlarda kansere bağlı ölümlerin birinci sebebi olan meme kanseri teşhisle kontrol altına alınabilir bir kanser türü olarak biliniyor. Meme kanserinin ilk dikkat çeken belirtisi memede kitle oluşumu olarak ortaya çıkarken, elle muayene erken teşhiste önemli yer tutuyor. Meme kanserinin görülme olasılığını etkileyen genetik miras, kadının doğum ve menopoza giriş yaşı gibi faktörlerin yanı sıra beslenme alışkanlığı da önemli rol oynuyor. Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Osman Anıl Savaş, özellikle yağ ve yüksek kaloriden uzak beslenme alışkanlığına sahip olanların meme kanseri tehlikesini büyük ölçüde uzak tuttuklarını belirterek, hastalıkla ilgili dikkat çeken bilgiler veriyor:

KANSER RİSKİNİ ARTIRAN FAKTÖRLER
Meme kanseri kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık yüzde 30'unu oluşturur. Kanser nedeniyle ölen kadınların yüzde 16'sında ölüm sebebi meme kanseridir. İlerleyen yaş ile meme kanseri görülme sıklığı da artar. Yani 75 yaşındaki kadınlarda meme kanseri görülme olasılığı, 25 yaşındaki kadınlardan yaklaşık 20-30 kat daha fazladır.

Genetik faktörler, meme kanseri gelişiminde önemli rol oynayabilir. Bazı genetik bozuklukların meme kanseri gelişimine zemin hazırladığı bilinir. Meme kanserinin gelişiminde rol oynadığı düşünülen diğer faktörler; radyasyon, hormonlar ve diyettir. Yağ ve kaloriden zengin beslenme, meme kanseri sıklığını arttırır. Ayrıca doğum kontrol hapı kullanımı veya menopoz belirtilerinin önlenmesi için hormon kullanımı da meme kanseri riskini artıran diğer nedenlerdir.

ERKEN TEŞHİSTE TEDAVİ ŞANSI YÜZDE 95
Farklı tedavi alternatiflerinin olması sayesinde meme kanseri artık korkulacak bir kanser olmaktan çıktı. Meme kanseri erken evrede yakalanırsa, tümör bir santimin altındaysa ve koltuk altına atlamadıysa, hastanın yüzde 95 kurtulma şansı var demektir. Erken evreyi bir miktar geçmiş aşamadaki hastalarda bile kemoterapi, radyoterapi ve hormonoterapi ile yüzde 70 üzerinde şifaya kavuşmak mümkün. Ama şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor; meme kanseriyle savaşta en büyük görev hala kadınların kendisindedir.

MEME KANSERİ RİSK FAKTÖRLERİ

  • Artan yaş (40 yaş üstü)
  • Ailede meme kanserinin görülmesi
  • Daha önce meme kanserine yakalanılmış ve tedavi edilmiş olunması (tekrarlama riski yüzde 25)
  • Memenin iyi huylu hastalıkları
  • Hiç doğum yapılmaması
  • Kadının ilk doğumunu yaptığı yaş (İlk doğumunu 30 yaşından sonra yapan kadınlarda meme kanseri gelişme riski, ilk doğumunu 18 yaşından önce yapanlara göre dört kat daha fazla)
  • Menopoz sonrası hormon tedavisi
  • İlk adet görme yaşının erken olması veya menopoz yaşının geç olması
  • Genlerde oluşan bozukluklar (mutasyonlar)
  • Şeker hastalığının varlığı veya alkol kullanılması

Evde yapılan yanlış uygulamalar

- No Comments
Güzelleşmek uğruna evde yapılan uygulamaların bazı zamanlarda sıkıntı yaşatabileceğini anlatan Dermatoloji Uzmanı Dr. Yelda Bice "Yapılan yanlışlar arasında cildi kurutan bazı uygulamalar bulunuyor. Bu sebeple cildi tanımak büyük önem aşıyor" dedi.

Evde yapılan uygulamalar cilt üzerinde olumlu etkiler oluşturabildiği gibi bir takım olumsuzluklara da sebep olabiliyor. Her ne kadar kullanılan ürünlerin temelinde bitkisel içerikler olsa da en önemli noktanın cildi tanımak olduğunun altını çizen Dermatoloji Uzmanı Dr. Yelda Bice şunları söyledi: "Kullandığımız ürünlerin temelinde bitkisel içerikler olsa da bu ürünlerden belli oranda karışımlar yapılabiliyor. Cildin neme ihtiyacı varken kişi evde yaptığı maskelerle cildi daha çok kurutabiliyor. 7

Cildi kurutup bir de üstüne reaksiyon yaşayıp bizlere başvuran çok sayıda hastamız var. Bu tarz karışımları hiç kullanmayalım yapmayalım demiyorum fakat cildi tanımak gerekiyor"

"Cilt tipine uygun bakımlar yapılmalı"

Cilt tipini tanıyan kişilerin o yönde uygulamalar yapabileceğini belirten Dr. Yelda Bice, evde yapılacak uygulamaların uzman hekimlere danışarak yapılması gerektiğinin altını çizdi. Bice cilt tipi ayrımlarını yaparak "Cildimizin, yağlı, karma, kuru gibi klasik ayrımları var. Bunun yanında bir taraftan yağlanan bir taraftan kuruyup pullanan ciltler var. Bu noktada biraz daha hassas ürünleri kullanacağız. Yağlı cilt temizleyici ürünleri kullanırsak daha çok kurutabiliriz. Yağlanan bölgelerde işe yarayabilir ama geri kalan bölgelerde daha çok reaksiyon görebilirsiniz. Hekime başvurarak doğru ürünlerin seçimini yapmak çok önemli." İfadelerini kullandı.

Evde yapılan peelinglere dikkat!

Evde yapılan yanlış peeling uygulamalarının da cilt üzerinde sıkıntılar yaratabileceğini anlatan Yelda Bice, uzman hekimler tarafından önerilen ürünlerin daha uygun olacağını yineleyerek "Analiz yapıldıktan sonra sunulan ürünler; cildin problemini artırmadan daha stabil gitmesini sağlıyor. Bir başka konumuz ise; cilt temizliğinde ev peelinglerini kullanmamız gerektiği. Bu noktada içinde sert partiküllerin olduğu ürünleri tercih etmemeliyiz. Gözenek problemimiz var. Gözeneklerimizin iyi temizlenmesini istiyoruz ama peeling ile cildi bir taraftan çiziyoruz, gözenekleri de büyütüyoruz.

Fayda sağlamaya çalışırken daha çok zarar veriyoruz. En azından rutinde bu tarz ürünleri kullanmayalım. Bu yöntemler cilde daha çok zarar veriyor" dedi.

Kilo vermeyi önleyen 6 hastalık!

- 4 Eylül 2019 Çarşamba No Comments
Haftalardır diyet yapmanıza rağmen yine de kilo veremiyorsanız, dikkat! Tartı ibresinin hala aynı rakamı göstermesinin nedeni beslenmenizde yaptığınız bir hata değil, hastalık olabilir! 

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz bu nedenle ne yaparsanız yapın kilo veremiyorsanız bir uzmana başvurmanız gerektiğini belirterek, "Çünkü bazı hastalıklar kilo vermeyi önleyebiliyor veya hızla kilo almaya sebep olabiliyor. Uzman yardımıyla kilo verememenin altında yatan etkenin bir hastalık olup olmadığı tespit edilebiliyor. Eğer altta yatan neden bir hastalıksa doktorunuzun önerdiği ilaçlar, diyetisyenin size uygun oluşturmuş olduğu tıbbi beslenme programı ve düzenli sporla hem sağlıklı hem de daha hızlı kilo verebilir, diyet yapmıyorsanız kilonuzu koruyabilirsiniz" diyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz kilo vermeyi önleyen hastalıkları anlattı, önemli bilgiler verdi.

Hipotiroidi
Tiroit, boynun ön kısmında bulunan, metabolizmayı doğrudan kontrol eden farklı hormonları üreten ve salan küçük bir bezdir. Hipotiroidi hastalığında tiroit bezi düzgün çalışmıyor. Sonuç olarak, yetersiz miktarlarda tiroit hormonu üretiliyor ve metabolizma yavaşlıyor. Metabolizma yavaşlarsa zayıflamak oldukça güçleşiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz bu nedenle hipotiroidi hastalığı olan kişilerin genellikle kilo aldıklarını söyleyerek, "Depresyon, yorgunluk, eklem ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, azalmış tat, kırılgan saç ve tırnaklar hipotiroidinin diğer belirtilerini oluşturuyor" diyor.

Cushing Sendromu
Kortizol, adrenal bezleri tarafından üretilen önemli bir hormon. Yağ, protein ve karbonhidratların enerjiye dönüşmesine yardımcı oluyor. Cushing Sendromu, kortizolün aşırı üretilmesi veya kortizolün anormal regülasyonu ile karakterize edilen metabolik bir hastalık. Vücutta çok fazla kortizol olması, özellikle vücudun orta bölümünde, yüzde, sırt üstünde ve omuzlar arasında aşırı kiloya neden olabiliyor. Cushing Sendromu kilo vermeyi zorlaştırmanın dışında ek olarak yara iyileşmesinde gecikme, yorgunluk, kaslarda güçsüzlük ve baş ağrısı gibi problemlere de sebep olabiliyor.

İnsülin direnci
Glikoz, sindirim sisteminden kan dolaşımına doğru ilerleyerek pankreastan insülin salınımını uyarıyor. Normalde, insülin glikozu bağlıyor, hücrelere ve dokuların enerji için glikoz kullanmasına yardımcı oluyor. Glikoz kan dolaşımında azaldığında, pankreastan insülin salınımı durduruluyor. İnsülin direnciniz varsa, hücreler insülin hormonun hareketine iyi yanıt vermiyor. Sonuç olarak, bu hücreler glikozu düzgün şekilde almıyor ve kan dolaşımındaki glikoz seviyeleri yüksek kalıyor. Sürekli yüksek glikoz seviyeleri de pankreastan insülinin sürekli salınmasını tetikliyor. Bu durum kan dolaşımında ve enerji açlığı olan hücrelerde yüksek insülin ile glukoz düzeylerine neden oluyor. Sonuç; kilo kaybını engelleyebilecek açlık artışı ve alınan kilolar.

Polikistik Over Sendromu
Polikistik Over Sendromu doğurganlık çağındaki kadınlar arasında sık görülen hormonal bir bozukluk. Bu hastalığın ismi boyutları artmış yumurtalıkların dış yüzeyindeki çok sayıda küçük kistlerden oluşuyor. Adet döngüsünde düzensizlik veya uzamış periyodlar, tüylenmede artış, akne ve obezite bu sendromda sıklıkla görülen problemler. Polikistik Over Sendromu'nun kilo artışına etkilerinden biri insülin direnciyle oluyor. İnsülin direncine ek olarak yumurtalıklarda üretilen testosteronun artması da kilo artışını etkiliyor.

Kansızlık (anemi )
Mineral olarak demir, vücudumuzun her bir hücresinde kullanılıyor. Kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşınmasını sağlamasının yanında birçok enzimin yaşamsal parçasını oluşturuyor ve sistemimizdeki pek çok önemli biyolojik işlemi de başlatıyor. Özellikle kadınlarda sık görülen kansızlıkta, vücutta demir düşükken, metabolizmanın taleplerini karşılayacak kadar enerji toplamak daha zor oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz bunun sonucunda yorgunluk, uyuşukluk ve sinirlilik problemleri gelişebildiğini belirterek, "Yorgunluk nedeniyle fiziksel hareketlerde azalma, enerjiyi arttırmak için de daha fazla gıda tüketimi olabiliyor. Bu durum da kilo artışına yol açabiliyor" diyor.

Hormonel bozukluklar
Metabolizma her kişide farklı çalışıyor. Bu farklılık çevresel etmenler, genetik yapı ve hormonlara bağlı olarak oluşuyor. Hormonlar büyüme, gelişme, üreme gibi olayları kontrol etmesinin yanı sıra metabolizmayı da etkileyerek kilo almayı veya kilo kaybını kontrol ediyor. Tiroit ve insülin hormonunun dışında leptin hormonu, büyüme hormonu, aldesteron, progesteron, prolaktin, kortizol, ghrelin gibi hormonlar vücudun denesini sağlıyorlar.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz bu hormonlarla ilgili bir bozukluğun ortaya çıkması halinde metabolizma etkileneceği için diyet yapılsa bile kilo vermenin güçleşebileceğine işaret ederek, "Anormal iştah artışları, açlık- tokluk mekanizmasında bozukluklar, adet düzensizlikleri, sağlıksız besin tercihleri, uyku bozuklukları, vücutta şişlikler ve ağrılar görülebiliyor. Bunlar diyet sürecini olumsuz etkileyebiliyor, kilo kaybını önleyebiliyor" diyor.

Eklem ağrılarının ilacı kemikli et suyu

- No Comments
Günümüzün en sık şikayet edilen sağlık sorunlarından biri olan bel, omuz, bilek ve diz ağrılarına yol açan nedenlerin başında aşırı kilo, hareketsiz yaşam şekli ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin geldiğine dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt, bu üç etkenin de birbirini tetiklediğini savundu. 

"Yanlış beslendikçe kilo alıyoruz, kilo aldıkça hareketsizleşiyoruz. Kemik suyu, sakatatlar gibi kemik, kıkırdak, kas ve tendonlarımızın ana ihtiyaç maddelerini unuttuk." dedi. Dr. Akkurt, özellikle eklem ağrıları olanlara kolajen, kalsiyum ve hiyalüronik asit kazanmaları için kemikli et ve sakatat tüketmelerini önerdi.

Eklem ağrılarının aşırı ağırlık kaldırmaya, bilgisayar / televizyon başında saatlerce hareketsiz oturmaya, genel olarak hareketsiz bir yaşam şekli benimsemeye ya da yaşa bağlı olarak da artabileceğini dile getiren Dr. Akkurt, uzun süre geçmeyen ve belli bir bölgede yoğunlaşan ağrılarda doktora başvurulması gerektiğini söyledi. "Eklemlerimiz bir yandan iyi beslenmeme yüzünden zayıflarken, diğer yandan alınan fazla kilolar nedeniyle aşırı yüke maruz kalıyorlar. Bir anda aklımıza spor yapmak gelip de ilk iş koşuya başladığımızda onları daha fazla yaralıyoruz." diyen Dr. Akkurt, sözlerini şöyle sürdürdü: "En faydalısı genç ineğin kaval kemiğinde bulunan kemik iliğidir. Kemik iliği kemiğin içinde bulanan, yağa benzer, beyaz, atalarımızın sofralarından eksik etmediği ama bizim unuttuğumuz bir maddedir. Kaynatılarak suyu tüketildiğinde vücudumuza müthiş bir destek sağlar. 500-1000 kiloluk hayvanı ayakta tutan bu madde bizi de ayakta tutacaktır."

Kemik iliğinin faydalarının saymakla bitmeyeceğini öne süren Dr. Akkurt, yaşlanmaya bağlı diz kapaklarındaki sıvı eksikliği, kemik erimeleri, eklem ağrıları, kış hastalıkları, saç dökülmeleri, ameliyat yaraları, kırık, çıkıklarla mücadelede çok büyük destek olduğunu vurguladı.

Isınmadan spora başlamayın

Eklem ağrıları ile mücadelede inek sütü yerine keçi sütünden mamül yoğurt, peynir, kefir, yeşil yapraklı taze sebzeler, yeşil çay, badem, balık, yumurta gibi besinlerin de şifalı olacağına değinen Dr. Akkurt, inek sütü, buğday ve şekerden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi.

Hareketli bir yaşam için illa akla ilk olarak koşu ya da ağırlık kaldırmanın gelmesinin de yanlış olduğunu kaydeden Dr. Akkurt, günlük yarım saatlik açık hava yürüyüşlerinin, asansör yerine merdiven tercih etmenin, gideceğimiz yerden bir durak önce inip bunu yürüyüş fırsatına çevirmenin başlangıç için yeterli olacağını söyledi.

Eklem ağrılarının tedavisinde ilaç ve cerrahi uygulamaların yanı sıra doktor gözetiminde kaplıca suyunun kullanılabileceğini, PRP ve biorezonans metodundan yararlanılabileceğini ifade etti.

Kadının en güzel makyajı

- No Comments
Her kadın güzeldir. Ama öz güvenle gülümseyen kadın daha da güzeldir. Doğal, içten, kendine güvenli bir gülümsemenin yerini başka hiçbir şey tutamaz. Günümüzde artan estetik trendlerinin arasında diş estetiğine talep hızla artıyor.

Günümüzde gelişen teknoloji ve teknikler sayesinde tek seansta ve sadece birkaç saat içerisinde gülüş tasarımı ile diş estetiği yapılabiliyor. Güzel bir gülüş ile karşısındakini etkilemek ve hafızalarda iz bırakmak isteyenler için uygulanan bu yöntem, kadınların güzelliğini etkilediği gibi özgüvenlerinin artmasına da destek oluyor.

ÇALIŞANLARIMIZIN YÜZDE 92'Sİ KADIN

Tanfer Health & Aesthetic CFO'su Sevcan Tanfer, "Biz, estetik merkezi olarak bütün kadınların doğal bir şekilde bakımını, estetiğini yapmak için elimizden geleni yapıyoruz. Kliniğimiz, yüzde 92 kadın çalışandan oluşuyor. Diğer arkadaşlarımızın bize verdiği değeri ve önemi bugün gördük; kliniğimizde toplanarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü birlikte kutlamak biz kadınları ayrıca mutlu etti" dedi.

BAŞARIMIZIN GÜCÜ KADIN ÇALIŞANLARIMIZIN ESERİ

Tanfer Health & Aesthetic ailesi olarak her kadının gülümsemeyi hak ettiğini belirten Tanfer Health & Aesthetic Kurucusu, Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Nihat Tanfer; "Kadınlar Günü'nün en mutlu ve en keyifli zamanına geldik. Bugün birlikte çalıştığımız ve kliniğimizin yüzde 92'sini teşkil eden kadın arkadaşlarımıza Kadınlar Günü adına birer çiçek vermek istiyorum. Kadınlar günü bildiğiniz gibi dünyada kadının gücünü, başarısını, hırsını, azmini gösteren ve simgeleyen önemli günlerden bir tanesi. Bizim de başarımızın arkasında yüzde 92 oranında kadın gücü var. Başarımızın altında birlikte çalıştığımız mesai arkadaşlarımızın çoğunluğunun kadın olması yatmaktadır. Bu nedenle onları bu özel günlerinde kutlar ve tebrik ederim" diyerek başta Eşi Sevcan Tanfer olmak üzere tüm mesai arkadaşlarının ve çalışanlarının Kadınlar Günü'nü kutladı.

KADINLAR GÜNÜNDE KENDİNİZİ ŞIMARTIN

8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde Tanfer Health & Aesthetic Kurucusu, Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Nihat Tanfer, günümüzde iş hayatının içerisinde her geçen gün daha fazla yer almaya başlayan kadınlar için dış görünümün; özgüven, sosyal statü, ikili ilişkiler ve mutluluk açısından önemli olduğunu vurguladı. Gelişen teknolojinin yardımıyla iyileşme sürelerinin kısalması ile birlikte estetiğe talebin her geçen gün katlanarak arttığını belirtti.

YUMUŞAK BİR GÜLÜMSEME POZİTİF BİR BAŞLANGIÇTIR

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Nihat Tanfer, "Tüm kadınlar kıymetlidir ve güzeldir. Ancak özgüvenli bir gülüşe sahip olmak çok daha önemlidir. Toplumsal ilişkilerde ilk tanışma, karşılaşma ve ilk görüş çok önemlidir. Ahenkli yumuşak bir gülümseme her zaman pozitif bir başlangıçtır. Günümüz diş hekimliğinde doğal ve ışık saçan bir gülüş için kişinin fiziğine ve karakterine göre özel diş tasarımları yapılıyor. Hastalarımıza gülüş tasarımı yaparken, yaş, cinsiyet, dudaklar, dişetleri, diş rengi, diş şekli, diş konumları, yüz şekli ve ten rengi gibi konuları dikkate alıyoruz. Estetik ve fonksiyonu birleştirerek kişiye en uygun gülümsemeyi yaratıyoruz" dedi.

GÜLÜŞÜNÜZÜ YENİDEN KAZANIN

Dr. Nihat Tanfer estetik diş hekimliğine ihtiyaç duyulacak nedenleri şöyle sıraladı:

  • Ön dişlerde form ve büyüklük açısından asimetri olduğu durumlarda
  • Ön dişler arasında konuşmanızı da olumsuz etkileyen boşluk (diastema) varsa
  • Dişlerinizin renginden memnun değilseniz
  • Dişlerde çapraşıklıklar ve/veya düzensizlikler varsa
  • Daha önceden yapılan işlemlerin (kuron, köprü veya dolgular) görüntüsü hoşunuza gitmiyorsa veya doğal görünmüyorsa
  • Fotoğraflarda ağzınızı kapatmak zorunda kalıyorsanız
  • Toplum içinde gülerken ağzınızı elinizle kapatma ihtiyacı duyuyorsanız;
  • Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi alanında bir uzmana görünmenin zamanı gelmiştir. Anne olmuş ve kendisine vakit ayıramayan kadınlardan ev kadınlarına, iş hayatının yoğun stresinden bunalmış kadınlardan geçirdiği hastalıkları yüzünden ağız sağlığı bozulmuş kadınlara kadar her kadın, güzel bir gülümsemeyi hak ediyor. Siz de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kendinizi şımartın ve gülüşünüzü yeniden tasarlatın.

Beyni sağlıklı ve genç tutabilmenin 7 yolu

- No Comments
Beyni sağlıklı ve genç tutabilmenin çeşitli yolları vardır. Peki, bu konuda neler yapabiliriz? Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Nihal Işık, herkesin kolaylıkla uygulayabileceği ve sağlıklı bir gelecek için önemli bilgiler verdi.

1-Egzersiz- Spor

Beyin sağlığı beden sağlığı ile birlikte gider. Hayatları boyunca düzenli spor yapan insanların 70-80'li yaşlarda daha berrak bir beyne sahip oldukları bilinmektedir. Bu olumlu etki nasıl olur? Akciğerler daha sağlıklıdır, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve felç gibi beyni olumsuz etkileyen hastalıklar daha az görülür. Uyku düzenini sağlar, kendine güveni arttırır. Ayrıca beyin hücrelerinin korunmasında etkili olan "nörotrofin" adlı madde daha çok salgılanmaktadır

Ne Kadar Egzersiz?

Egzersiz ağır değil ama düzenli olmalı. Her gün yarım saat yürümek, olanak varsa evde egzersiz yapmak, bahçe ile uğraşmak, yüzmek gibi.

Zaman sorunu varsa günlük aktiviteler içinde fiziksel aktivite sağlanmalı. Örneğin yürüme mesafelerinde araba kullanmamak, uzak yere park etmek, asansör yerine merdiven kullanmak…

2- Zihin Egzersizleri

Yaşlı kişilerde sağlıklı bir beynin en önemli destekleyicilerinden birinin eğitim düzeyi olduğu gösterilmiştir. Yaşam boyu beyni aktif tutmanın, zihinsel gerilemeyi azalttığı gösterilmiştir. Bu tür aktiviteler sağlıklı beyin hücrelerinin gelişimini ve hücrelerin birbiriyle iletişimini arttırarak, hasara karşı bir yedekleme sistemi geliştirmektedir.

Ne Tür Egzersiz?

Düzenli ve sık yapılabilecek, sıkmayacak ve yeni bilgileri öğrenmeyi içeren, sürekli aynı şeyleri tekrarlamaya dayanmayan aktiviteler olmalı. Örneğin kitap okuma,bir konuyu tartışarak fikir yürütme, bellek oyunları, kağıt oyunları, bulmaca, sudoku çözme gibi evde yapılabilecek aktiviteler. Olanak varsa yeni bir dil veya müzik aleti çalmayı öğrenme, yeni hobiler edinme, değişik gruplara katılarak gezi ya da sohbet.

Son çalışmalar, boş zamanı değerlendirme faaliyetleri içinde, zihinsel, bedensel ve sosyal aktivitelerin birlikte olmasının en etkili yol olduğunu göstermektedir.

3-Sağlıklı Beslenme

Meyve ve sebze, sağlıklı yağlardan (balık, zeytinyağı, ceviz, badem gibi ) ve tam tahıldan zengin diyet; damar yapısını sağlıklı ve temiz tutarak beyni farklı hasarlanmalardan korumaktadır. Yapılan bir çalışmada Akdeniz usulü beslenmeye ağırlık verenlerin MR larında beyin dokusunun daha iyi korunduğu gösterilmiştir.

4- İyi Bir Gece Uykusu

Belleğe atılan bilgilerin yerleşmesi ve bütünleşmesi için iyi bir gece uykusu şarttır. Çalışmalar 6-8 saat arası gece uykusunun ideal olduğunu göstermiştir. Ama uyku kalitesi de en az süre kadar önemlidir.

İyi Bir Uyku İçin Neler Yapmalı?

Belli saatlerde yatıp kalkmayı sağlamaya çalışmak, gün içinde olabildiğince uyumamak, yatmaya yakın egzersiz yapmamak,öğleden sonradan itibaren kafein (kahve, çay)gibi uyarıcılardan uzak durmak, olabildiğince uyku ilaçlarından uzak durmak.

5- Sigara

Çalışmalar, sigara içenlerin yüzleri ve isimleri içmeyenler kadar iyi hatırlamadığını göstermiştir. Sigara direkt olarak belleği mi etkiliyor yoksa, beyin sağlığını olumsuz etkileyen (akciğer hastalıkları, yüksek tansiyon, felç gibi) hastalıklar nedeniyle mi bilinmiyor.

6- Vitaminler

Uzun yıllar, Vitamin C,E ve betakaroten gibi anti-oksidanlanların (serbest radikal adı verilir ve sağlıklı hücrelere hasar veren bazı maddeleri yok ederler)beynin sağlıklı kalmasına yardımcı oldukları ve belleği güçlendirdikleri düşünüldü. Son bulgular ise çelişkili. Anti-oksidanların yaşa bağlı unutkanlığa olumlu etkisinin olabileceği ancak Alzheimer hastalığı üzerine etkisinin olmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle eğer altta yatan başka bir hastalık ve ilaç kullanımı yoksa (kanamaya yatkınlık ve karaciğer hastalığı gibi...) bu vitaminlerin kullanımı düşünülebilir.

7-Stresin Etkisi

Bilim insanları uzun süreli stresin beyin üzerinde kalıcı etkisinin olduğunu ve fonksiyon kaybı yaptığını buldular.İnsan beyninde vücudun strese nasıl yanıt vereceğini belirleyen bir bölüm vardır.Örneğin bu bölüm vücut için stresli bir durum saptarsa, kortisol ( kortizon öncüsü)salgılanarak vücut "savaş ya da kaç"cevabına hazır hale getirilir.Uzun süreli stres ve kortizol salınımı,korku merkezi (amygdala) ile öğrenme- bellek merkezi (hipokampus) arasında ki bağlantıyı normal dışı arttırarak, bellek ve öğrenmeyi olumsuz etkiler,ayrıca,beynin ön bölümünde (prefrontal korteks - konsantrasyon, karar verme, yargılama, neden-sonuç ilişkisini kurabilme, sosyal davranışlardan sorumlu bölge) küçülmeye neden olur.


Vücudunuza esnekliğini geri kazandırın

- No Comments
Hareketsiz yaşam tarzı, trafikte geçirilen sıkıcı saatler, yanlış ayakkabı seçimi ve ağır çalışma koşulları kas ve iskelet sistemine olumsuz etki ediyor. 

Yıllar boyunca bu etkenlere maruz kalmak fibromiyalji başta olmak üzere birçok kronik hastalığa davetiye çıkarıyor. Ancak uzman doktorlar tarafından gerçekleştirilen manuel terapi uygulamalarıyla vücudun esnekliğini yeniden kazanması ve hastalıklardan korunmak mümkün olabiliyor. Memorial Wellness Manuel Tıp Bölümü'nden Dr. Metin Mutlu, manuel terapinin hastalıkları üzerindeki iyileştirici etkisi hakkında bilgi verdi.

Fibromiyalji en sık kadınlarda görülür

Romatizmal hastalıklar içerisinde en sık karşılaşılan ikinci hastalık olan fibromiyalji, kadınlarda erkeklere göre üç kat daha sık görülmektedir. Kaslarda yaygın ağrı ve hassasiyet, aşırı yorgunluk, halsizlik ve sabah tutukluğu ile kendini belli eden kronik yorgunluk ve ağrı sendromudur. Hastalar genellikle sırt bölgesinde sürekli kulunç (fibrositis)ağrılarından şikayet etmektedir. Yıllarca devam eden ağrılardan dolayı o bölgedeki kaslar sertleşmektedir. Bu ağrılar, ayrıca uyku düzenini bozmakta ve psikolojik travmalara neden olmaktadır. Manuel terapi fibromiyalji hastalarının tedavisinde önemli bir yöntemdir.

Duruş bozuklukları doğru nefes almayı da engelleyebilir

Türk toplumunda duruş bozukluğu çok yaygın bir şeklide görülmektedir. Bu duruş ve denge bozukluğu ilerleyen zamanlarda kalça, bel, diz ve ana eklemlerde sorunlara neden olmaktadır. Duruş bozuklukları, akciğerin çalışma kapasitesini bile etkileyen bir durumdur. Manuel terapi ile omurga sütunundaki eklemleri açarak kaburga ve omurgadaki bağlantı noktalarına, faset eklemlere manipülasyon yapılmaktadır. Böylece vücudun unutmuş olduğu açılar geri kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bu açılar kazandırıldığı zaman sinirlerin arasında olan bağlantılarda bir hatırlama olmakta ve bu rahatlama ile kişi hayatını konforlu bir şekilde devam ettirebilmektedir.

Ağrılar azalınca uyku düzeni normale döner

Faset eklemler omurganın arka tarafında yer almakta ve omurları birbirine bağlayarak omurganın hareketinde önemli rol oynamaktadır. Manuel terapi de manipülasyon dışında ayrıca bu eklemlere kuru iğne, kollajen, nöral terapi gibi çeşitli uygulamalar yaparak o bölgelerde oluşan kronik faset sendromunu ortadan kaldırılmaktadır. Hastaya eklem hareket açıları kazandırılarak kişinin hayatı daha kaliteli hale gelmektedir. Ağrılarında da azalma olan hastanın uyku düzeni de normale dönmektedir. Uygun diyetler ve gıda takviyeleri de ağrıları ve ödemleri azaltmada faydalı olmaktadır.

Manuel terapiyle ağrılar kademe kademe azalır

Ağrılarından dolayı derin nefes alamayan hastalar manuel terapi sonrası artık normal nefes almaya başlamaktadırlar. Hastanın parsiyel göğüs kafesi açılıp akciğeri rahatlayınca kasılan kaslar kendiliğinden yumuşamaya başlamaktadır. Manuel terapiyle yine vücudun yürüme esnasındaki yaylanma kabiliyeti artırılmaktadır. Vücuda unutmuş olduğu özellikleri geri kazandırılmaktadır. Bu da kademe kademe kişinin ağrılarını azaltmaktadır. Manipülasyon minumum 6- 8 seans sürebilen bir tedavi yöntemidir. Manuel terapiye ek olarak fiziyatrist ve spor danışmanı egzersiz programlaması yaptığında sonuçlar çok daha başarılı olmaktadır.

Bir şikayetiniz yoksa bile yılda 3-4 kez yaptırmak faydalıdır

Serotonin kişiye enerji, mutluluk, kendini zinde hissetme, huzur gibi hisleri veren bir hormondur. Bu hormon saat 22.00 ve 03.00 arasında salgılanmaktadır. Saat 23.00' dan sonra uyunduğu zaman mutluluk hormonu faaliyetini tam gerçekleştirememektedir. Kadınlarda bu daha büyük bir sorun teşkil etmektedir. Çalışan ve trafikte zaman kaybeden kadınların eve geldikten sonra uyku vakitleri saat 23.00 ya da 00.00'ları bulabilmektedir. 30 yaşını aşmış ve geç saatlerde yatan bir kadın 40'lı yaşlarda fibromiyalji hastası ya da bel ve boyun düzleşmesi yaşama riski yüksektir. Düzenli bir egzersiz programı da yapamıyorsa bu hastalıklara daha kolay yakalanabilmektedir. Manuel terapinin düzenli egzersiz programına uyulsa bile yılda en azından 3 ya da 4 defa yapılması faydalıdır. Manuel terapi eklem hareket açılarını normale döndürülmesi açısından en faydalı tedavi yöntemlerinden biridir.