Son Yazılar

Son Yazılar
Browsing Category "Doğal Ürünler"

Bulgur, Vegan dostu bir yiyecek

- 3 Eylül 2020 Perşembe No Comments
Çok lezzetli bir tahıl olmasının yanı sıra çok sağlıklı da bir gıda olan bulgur, Veganların tercih ettiği yiyeceklerin başında geliyor.

Et tüketmemenin yanında ayrıca hayvanların ürettiği yumurta, süt, bal vb. ürünleri de yemeyen Veganlar, hayvansal beslenme ürünlerine muadil yiyecekleri tercih ediyor. Bakliyatın çokça kullanıldığı mutfağımızda protein içeren lezzetli tarifler bulmak hiç de zor değil.

Bu nedenle çok lezzetli bir tahıl olmasının yanı sıra çok sağlıklı da bir gıda olan bulgur, Veganların tercih ettiği yiyeceklerin başında geliyor. Vegan dostu bir yiyecek olan bulgur, yüksek protein, lif ve B vitaminleri bakımından zengin, aynı zamanda düşük glisemik indekse sahip.

Duru Bulgur olarak Veganlara yemek yerken kendilerini mutlu ve huzurlu hissedecekleri üç nefis yemek öneriyoruz. Üstelik bu yemekler yüksek protein, lif ve B vitaminleri bakımından zengin, aynı zamanda düşük glisemik indekse sahip bulgurla hazırlanıyor.

Keyifle tüketmeniz dileğiyle…

Duru Bulgur'dan Vegan Tarifler

Bulgurlu Sakız Kabağı Dolması Tarifi


Malzemeler:
1 Bardak Başbaşı Bulgur
3 Bardak Su
½ Çay Kaşığı Deniz Tuzu
4 Adet Yaz Kabağı
1 Adet Soğan
1 Çay Kaşığı Susam Yağı
1 Yemek Kaşığı Riviera Zeytinyağı
1 Çay Kaşığı Taze Nane
1 Çay Kaşığı Taze Fesleğen
1 Çay Kaşığı Doğranmış Maydanoz
1 Yemek Kaşığı Ayçiçek Yağı

Bulgurlu Sakız Kabağı Dolması Hazırlanışı:
Kabakların üst kısımlarını keserek kapak hazırlayın ve içlerini oyun.

Bulguru su ve tuzla suyunu çekene kadar yaklaşık 15-20 dakika pişirin.

Oyduğunuz kabaklardan sadece birinin içini, soğanla birlikte ince ince kıydıktan sonra susam ve ayçiçek yağı karışımından sote edin.

Pişirmiş olduğunuz bulgurla karıştırın, baharatları ekleyin ve hazırladığınız harçla kabakların içini doldurun.

Kestiğiniz kapaklarla dolmaların üzerini kapatın, aksi halde bulgurlar yanar.

Kabakların her tarafını fırça yardımıyla yağ sürün ve 300 dereceye ayarlanmış fırında 45 dakika pişirin.

Afiyet olsun.

Baharatlı Elmalı Bulgur Tarifi

Malzemeler
2 Yemek Kaşığı Zeytinyağı
1 Adet Orta Boy Soğan (doğranmış)
1 Diş Sarımsak (doğranmış)
2 Çay Kaşığı Ezilmiş Taze Zencefil
1 Bardak İri Pilavlık Bulgur
1/4 Çay Kaşığı Tarçın
3 Bardak Tavuk Suyu
1 Adet Orta Boy Elma
1/2 Bardak Kuru Sarı Üzüm

Baharatlı Elmalı Bulgur Hazırlanışı:
Zeytinyağını orta sıcaklıkta ısıtın. Soğanı, sarımsağı ve zencefili ekleyin. Soğanlar yumuşayana kadar 5 dakika karıştırarak pişirin. Bulguru ekleyin ve kızarana kadar 3 dakika karıştırın.

Tarçını ve tavuk suyunu ekleyip kaynamaya bırakın. Ocağın altını kısın, kapağını örtün ve bulguru yumuşayıp suyu çekilene kadar 15 dakika kaynatın.

Bu arada son olarak elmayı dilimleyin. Elma ve kuru üzümleri bulgurun içine karıştırın, kapağı örtün ve 2 dakika kadar daha pişirdikten sonra ocaktan alın.

Afiyet olsun.

Ağız kokusuna 10 doğal çözüm

- 24 Şubat 2020 Pazartesi No Comments
"Ağız kokusu yaşayan insanlar bırakın gülümsemeyi, konuşmak dahi istemezler" diyen Diş Hekimi Pertev Kökdemir, "Çözüm aslında çok basit. Hemen mutfağınıza gidin ve bu besinlerden birisi ile ağız kokunuzu çözün" diyor!

Dişlerinizi fırçalayamayacağınız bir ortamdaysanız veya dişlerinizi fırçalamanıza rağmen koku bir türlü azalmıyorsa, işte size basit ve etkili doğal çözümler… Diş Hekimi Pertev Kökdemir, ağız kokusuna çare olabilecekler hakkında bilgi verdi:

Peynir: Yapılan araştırmalar yemekten hemen sonra yenilen peynirin, ağız ortamındaki asit düzeyini azalttığını ve bu sayede çürük oluşumunu engellediğini gösteriyor. Ayrıca peynir yemek, koku oluşumunun da önüne geçiyor.

Elma, armut, havuç: Bu besinler, içerdikleri lif sayesinde tükürüğü temizler, nefesi tazelerler.

Limon: Sade sodanın içine limon dilimleri atıp sodanız bitince bu limon dilimlerini yiyebilirsiniz. Ayrıca mentollü veya limon aromalı şekerlerden de tüketebilirsiniz.

Nane-maydanoz: Çiğ olarak tüketeceğiniz birkaç yaprak nane veya birkaç dal maydanoz, nefesinizi doğal olarak temizlemede etkilidir.

Kahve: Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek ise sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır. Yemeklerden sonra Türk Kahvesi içmek de kokuya karşı etkilidir.

Karanfil: Karanfil çiğnemek, herkesin bildiği en etkili ve en ucuz ağız kokusu giderme yöntemlerinden birisidir.

Yoğurt: Probiyotiklerden zengin her türlü yiyecek ve içecek (özellikle de yoğurt) düzenli tüketildiğinde ağız kokusunu azaltmada önemli bir yer tutar.

Çinkolu sakız: Çinkolu diş macunu, çinkolu sakız gibi çinko içeren ürünler ağız kokusunu yok eder. Dişlerinizi fırçalayamadığınız anlarda çinkolu sakızdan faydalanın.

Tarçın: Tarçın çiğnemenin veya tarçınlı içecekler tüketmenin ağızdaki bakterilerle mücadelede işe yarayabileceği biliniyor.

Bol su içmek: Sık ve bol su içmek, ağız kokusunu azaltmada etkilidir. Bol su içmek, özellikle tükürüksel ağız kokusunu önlemeye yardımcı olur.

Antibiyotik kullanırken beslenme

- 13 Şubat 2020 Perşembe No Comments
Gıda, beslenme ve sağlık konularında geliştirdiği projelerle toplum sağlığının geleceği için çalışan Sabri Ülker Vakfı, antibiyotik kullanımı sırasında beslenmenin önemine dikkat çekiyor. 

Antibiyotiklerin bağırsaklardaki bakteri dengesinde değişime yol açabileceğinin altını çizen Sabri Ülker Vakfı, antibiyotik kullanırken nasıl beslenilmesi gerektiğine dair önemli bilgiler paylaşıyor.

Kurulduğu 2009 yılından bu yana sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, toplumu beslenme ve sağlık alanlarında bilimsel ve güvenilir bilgiyle aydınlatmak üzere birçok projeyi hayata geçiren Sabri Ülker Vakfı, bakteriyel enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan antibiyotikler ve beslenme ilişkisine dikkat çekiyor. Antibiyotik kullanımının bağırsaklarda yaşayan yararlı bakterilerin sayısının azalmasına, yararlı ve zararlı bakteriler arasındaki dengenin değişmesine yol açabileceğinin altını çizen Sabri Ülker Vakfı, bu noktada doğru beslenmenin son derece önemli olduğunu hatırlatıyor. Vakıf, antibiyotik kullanırken beslenmede dikkat edilmesi gereken noktalara ilişkin önemli bilgiler paylaşıyor.

Antibiyotiklerin her tür soğuk algınlığı durumunda hekime danışılmadan kullanılmasının sıkça yapılan hatalardan biri olduğunu hatırlatan Sabri Ülker Vakfı, gereksiz antibiyotik kullanımının sağlığı olumsuz etkileyebileceğine ve antibiyotik direncine yol açabileceğinin de altını çiziyor. Vakıf, bu nedenle antibiyotiklerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini belirtiyor.

Herhangi bir bakteriyel enfeksiyonu önlemek için kullanılan antibiyotikler, bağırsaklarda yaşayan diğer bakterilerin de sağ kalımlarını etkileyebiliyor. Antibiyotik kullanımı böyle bir durum neden olduğunda genellikle mide bulantısı, ishal, iştah kaybı gibi gastrointestinal belirtiler ortaya çıkabiliyor. Antibiyotik kullanırken yan etkilerin azaltılması ve antibiyotik tedavisi sonrası bağırsaklardaki bakteri dengesinin geri kazanılması son derece önemli. Antibiyotik kullanımı sırasında yeterli ve dengeli beslenmenin yan etkileri önlemeye ve iyileşme sürecinin hızlanmasına yardımcı olabileceğinin altı çiziliyor. Antibiyotik kullanımı sırasında ve sonraki dönemde özellikle probiyotik ve prebiyotikler, K vitamini, posa ve liften zengin besinler büyük önem taşıyor.

Probiyotik ve prebiyotikler: Antibiyotik kullanımının bir sonucu olarak bağırsaklardaki yararlı bakterilerinin sayısı azaldığı için zararlı organizmalar çeşitli sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle antibiyotik kullanımı söz konusu olduğunda, probiyotik besinlerin de tüketilmesi öneriliyor. Probiyotik bakterilerden laktik asit bakterilerini içeren yoğurt, peynir, kefir, tarhana ve turşu gibi fermente besin tüketimi, antibiyotik kullanımı sonrası değişen bakteri dengesinin yeniden kazanılması ve yan etkilerin azaltılmasında etkili olabiliyor.

Prebiyotikler bağırsaklardaki probiyotiklerin besinidir ve sindirilmeyen besin bileşenleridir. Dolayısıyla bağırsaklarda canlı bakterilerin sağlık etkilerinden faydalanabilmek için beslenmede prebiyotik besin kaynaklarına da yer verilmesi gerekiyor. Hindiba, enginar, yulaf, soğan, muz ve kuşkonmaz gibi prebiyotik besinler, probiyotik besinlerle birlikte tüketildiğinde antibiyotik kullanımı sonrasında bağırsaklardaki dengeyi geri kazanmaya yardımcı olabiliyor.

K vitamini: Bazı bağırsak bakterileri vücutta kanın pıhtılaşmasında görev alan K vitaminini üretir. Antibiyotik kullanımı bağırsaktaki bakteri dengesini bozduğu için uzun süreli antibiyotik kullanımlarında K vitamini eksikliği de görülebiliyor. Antibiyotik kullanımında ve sonraki dönemde iyi bir K vitamini kaynağı olan koyu yeşil yapraklı sebzelerden zengin besinler tüketilmesi faydalı oluyor.

Posa/Lif: Posadan zengin besinler antibiyotiklerin vücutta kullanımını etkileyebiliyor. Besin öğesi-ilaç etkileşimi olmaması için antibiyotik aldıktan hemen sonra meyve ve sebzeler gibi posa içeriği yüksek besinlerin tercih edilmemesi öneriliyor. Ancak antibiyotik tedavisi tamamladıktan sonra, posa ve liften zengin beslenmek yararlı bakterileri geri kazanmaya ve sindirim sistemini desteklemeye yardımcı oluyor.

Eklem ağrılarının ilacı kemikli et suyu

- 4 Eylül 2019 Çarşamba 1 Comment
Günümüzün en sık şikayet edilen sağlık sorunlarından biri olan bel, omuz, bilek ve diz ağrılarına yol açan nedenlerin başında aşırı kilo, hareketsiz yaşam şekli ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin geldiğine dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt, bu üç etkenin de birbirini tetiklediğini savundu. 

"Yanlış beslendikçe kilo alıyoruz, kilo aldıkça hareketsizleşiyoruz. Kemik suyu, sakatatlar gibi kemik, kıkırdak, kas ve tendonlarımızın ana ihtiyaç maddelerini unuttuk." dedi. Dr. Akkurt, özellikle eklem ağrıları olanlara kolajen, kalsiyum ve hiyalüronik asit kazanmaları için kemikli et ve sakatat tüketmelerini önerdi.

Eklem ağrılarının aşırı ağırlık kaldırmaya, bilgisayar / televizyon başında saatlerce hareketsiz oturmaya, genel olarak hareketsiz bir yaşam şekli benimsemeye ya da yaşa bağlı olarak da artabileceğini dile getiren Dr. Akkurt, uzun süre geçmeyen ve belli bir bölgede yoğunlaşan ağrılarda doktora başvurulması gerektiğini söyledi. "Eklemlerimiz bir yandan iyi beslenmeme yüzünden zayıflarken, diğer yandan alınan fazla kilolar nedeniyle aşırı yüke maruz kalıyorlar. Bir anda aklımıza spor yapmak gelip de ilk iş koşuya başladığımızda onları daha fazla yaralıyoruz." diyen Dr. Akkurt, sözlerini şöyle sürdürdü: "En faydalısı genç ineğin kaval kemiğinde bulunan kemik iliğidir. Kemik iliği kemiğin içinde bulanan, yağa benzer, beyaz, atalarımızın sofralarından eksik etmediği ama bizim unuttuğumuz bir maddedir. Kaynatılarak suyu tüketildiğinde vücudumuza müthiş bir destek sağlar. 500-1000 kiloluk hayvanı ayakta tutan bu madde bizi de ayakta tutacaktır."

Kemik iliğinin faydalarının saymakla bitmeyeceğini öne süren Dr. Akkurt, yaşlanmaya bağlı diz kapaklarındaki sıvı eksikliği, kemik erimeleri, eklem ağrıları, kış hastalıkları, saç dökülmeleri, ameliyat yaraları, kırık, çıkıklarla mücadelede çok büyük destek olduğunu vurguladı.

Isınmadan spora başlamayın

Eklem ağrıları ile mücadelede inek sütü yerine keçi sütünden mamül yoğurt, peynir, kefir, yeşil yapraklı taze sebzeler, yeşil çay, badem, balık, yumurta gibi besinlerin de şifalı olacağına değinen Dr. Akkurt, inek sütü, buğday ve şekerden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi.

Hareketli bir yaşam için illa akla ilk olarak koşu ya da ağırlık kaldırmanın gelmesinin de yanlış olduğunu kaydeden Dr. Akkurt, günlük yarım saatlik açık hava yürüyüşlerinin, asansör yerine merdiven tercih etmenin, gideceğimiz yerden bir durak önce inip bunu yürüyüş fırsatına çevirmenin başlangıç için yeterli olacağını söyledi.

Eklem ağrılarının tedavisinde ilaç ve cerrahi uygulamaların yanı sıra doktor gözetiminde kaplıca suyunun kullanılabileceğini, PRP ve biorezonans metodundan yararlanılabileceğini ifade etti.

Uykusuzluğunuza derman olacak 5 besin…

- 28 Ağustos 2019 Çarşamba No Comments
Yoğun bir iş temponuz var, işten eve yorgun geliyorsunuz. Uyumanız için tüm koşullar da hazır ama uyuyamıyorsunuz. Yurtdışında yapılan bir araştırmaya göre magnezyum eksikliği uykusuzluğun bilinmeyen nedenlerinden biri. Bu durumda yardımınıza magnezyumdan zengin gıdalar yetişebilir.

Hastane Derindere Beslenme ve Diyet Uzmanı Meltem Şeniz Toksoy'dan uykusuzluğa da iyi gelen magnezyumdan zengin besinleri öğrendik.

Ispanak: 100 gram başına 79 mg magnezyum içeren ıspanağı mümkün olduğunca yemeklerinize dahil etmeye çalışın. Özellikle çiğ hali daha fazla magnezyum barındırır. Hamile ve emziren anneler için de çok iyi bir magnezyum kaynağıdır. Ispanağın yanı sıra yeşil yapraklı bütün sebzeler lif, folat, potasyum ve A, C, E ve K vitaminleri açısından da zengindir.

Çikolata: Herkesin hayatına dahil etmek istediği ancak diyetini bozma korkusuyla kaçındığı çikolatanın özellikle kadınlarda menstrüasyon dönemlerinin vazgeçilmez krizi haline geldiğini; bu krizi kakao oranı %60 ve üzerinde olan bitter çikolatayla daha az kalori daha çok yararla atlatabileceğinizi biliyor muydunuz?

Kabak Çekirdeği: Kabak çekirdeği, magnezyumun lezzetli ve besleyici bir kaynağıdır. 1 su bardağı kabak çekirdeği günlük magnezyum ihtiyacının %50'sini karşılar. Kabak çekirdeği tohumları 100 gram başına 262 mg'lık kuyruklu bir tohum içerir. Önceden paketlenmiş balkabağı tohumları satın alabileceğiniz gibi balkabağının kendisinden de elde edebilirsiniz. Sadece tohumları dışarı çıkarın, yıkayın ve sonra fırın içinde tarçın ve tuz ile istediğiniz seviyede kızartın. Tohumlarınız hazır olduktan sonra onları toz haline getirerek tatlılarınıza ve yemeklerinize ekleyebilirsiniz.

Avokado: Her besinle karıştırıldığında tat olarak uyum sağlayabilen avokado, sağlıklı yağların mükemmel bir kaynağıdır. 100 gram başına 29 mg magnezyum içerir.

Esmer pirinç: Bütün tahıllar, magnezyum içeriği ile bilinirler; ancak az miktarda tahıl ürünü, kahverengi pirinç kadar sağlıklıdır. Her 100 gram başına 43 mg magnezyum içerir. Glutensizdir, bu nedenle gluten hassasiyetine sahip olanlar için bile iyi bir alternatif olabilir. Ayrıca lif ve protein bakımından zengindir, hemen hemen her yemeğe uygundur. Yemeklerin magnezyum içeriğini artırmak için haftada birkaç öğün kahverengi pirinç ekleyebilirsiniz.

Beslenme trendlerinde değişim

- 9 Temmuz 2019 Salı No Comments
Sağlıklı yaşam ve beslenme trendleri her yıl gelişerek değişiyor. İçinde bulunduğumuz dönemde toplum, beslenmenin sağlık üzerindeki etkisinin daha çok farkında ve her geçen gün daha sağlıklı gıdalara yöneliyor. 

Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. İsmet Tamer, 2018'de omega-3 yönünden zengin balık yağı, keten tohumu ve çörek otu yağları, enginar ve sarımsak ekstreleri ile beta-glukandan zengin yulaf gibi besinlerin öne çıkacağını söylüyor

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de kalp ve damar hastalıkları ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bunun bilincinde olan insanlar da aşırı kiloyu, obeziteyi, kan şekerini ve dolayısıyla kalp ve damar sağlığını olumsuz etkileyen yaşam tarzı ve beslenmeden uzak durmak, faydalı besinleri de günlük diyetlerine katmak istiyorlar. Bu nedenle 2018'de omega-3 yönünden zengin balık yağı, keten tohumu ve çörek otu yağları, enginar ve sarımsak ekstreleri ile beta-glukandan zengin yulaf revaçta olacak gibi gözüküyor.

Bitkisel protein trendi

Yükselen bir diğer trend, bitkisel proteinler olacak. Kalp sağlığını olumsuz etkilediği öne sürülen hayvansal yağların yerini bitkisel ürünler alacak. Bezelye, yeşil mercimek ve diğer baklagiller, yüksek miktarda içerdikleri kaliteli bitkisel proteinin yanı sıra zengin lif, vitamin ve mineral gibi kompleks içerikleri ile geçen yıl et sıkıntısı yaşayan ülkemizde sıklıkla tercih edilecekler.

Sıvı detoks yöntemleri geride kaldı

Son yıllarda moda haline gelen bir detoks yöntemi, olarak günlerce sıvı gıdalarla, sadece taze sıkılmış meyve ve sebze suları ile beslenerek hem toksinlerden arınmak, hem de fazla kilolardan kurtulma eğilimi bu yıl tercih edilmeyecek gibi. Zira bu tip bir beslenme biçimiyle vücudun günlük elzem olan ihtiyaçları bir müddet sonra karşılanamadığı gibi, yüksek miktarda meyve şekerinin yarattığı şeker düzensizlikleri de sorun yaratabilir. 2018'de bu yöntem yerini birbirinden çeşitli ve antioksidan özellikli meyve ve sebze parçacıkları ve püreleri ile zenginleştirilmiş, ayrıca yeterli protein de içeren ve kıvamı sayesinde uzun süre tokluk hissi veren shake ve smoothie'lere bırakacak gibi görünüyor. Ünlüler çoktan bu yönteme geçmeye başladılar bile!

Tatlı, depresyon eğilimini artırıyor!

Depresyona tatlıyla çözüm arama dönemi bitiyor! Bilimsel çalışmalar, glisemik indeksi yüksek, yani kan şekerini hızlı yükselten besinlerin, bilinenin aksine, özellikle menopozdaki kadınlarda depresyona eğilimi artırdıklarını gösterdi. Uzmanlar, canınız tatlı çektiğinde bir avuç ceviz, badem, erik ve kayısı kurusunu bir kase yarım yağlı yoğurda katıp tüketmenizi öneriyor. Taze hazırlanmış bir kase renkli sebzeler ile hazırlanmış salataya iki kaşık tam yağlı beyaz peynir rendeleyip avokado yağı ve elma sirkesi ekledikten sonra, bir dilim kızartılmış tam buğday ekmeği ile tüketmek de sadece tatlı hevesinizi değil, neredeyse bir öğün beslenme ihtiyacınızı karşılayacaktır.

Sindirim sistemini destekleyin

2018, sindirim sistemini destekleyen besinlerin, antioksidan, inflamasyona ve kansere karşı koruyucu olduğuna inanılan besinlerin yılı. Sağlıklı yaşamak isteyen herkes, bu yıl boş şeker yüklü gıdalardan uzak duracak; elma sirkesi gibi kan şekerini kontrol etmeye yardımcı besinleri ve az miktarda hücre bozulmasına karşı koruyucu tam yağlı süt ürünlerini tercih edecekler. Zira bu ürünler içerdiği konjuge linoleik asit (CLA) sayesinde kansere sebep olan hücre bozulmasına karşı koruyucu özellikte.

Probiyotiklerin yılı!

Yoğurt ve kefir gibi probiyotikler bu yıl baş tacı olacak! Antibiyotiklere dirençli enfeksiyonların, kronik hastalıkların giderek yaygınlaştığı günümüzde, probiyotikler vücudumuza sağladıkları yararlı bakteriler sayesinde bağışıklık sistemimizi doping etkisi yaparak koruyor ve güçlendiriyorlar. Bu etkinin kalıcı olabilmesi ise sizin düzenli olarak probiyotik tüketiyor olmanıza bağlı.

GDO'suz ürünler zirve yapacak

Hafızayı güçlendiren, beynin bilişsel fonksiyonlarını geliştiren maddelere "nootropik maddeler" deniyor. Eskiden eczane raflarında bulunan bu maddeler, ceviz, badem ve diğer kabuklu yemişler ile omega-3 içeren besinler ve besin destekleri sayesinde artık sofralarımızda yer alacaklar. Genetiği değiştirilmemiş (GDOsuz) ve organik etiketli ürünlerin, bu yıl zirveye tırmanacağına inanılıyor. Ancak bu ürünlerin hem ayırıcı özellikleri ile etiketlenmeleri, hem de uygun bir fiyat aralığında piyasaya sunulmaları gerekiyor ki tüketiciler için ulaşılabilir hale gelsinler.

Veganlar için sağlıklı 7 beslenme önerisi

- 5 Mayıs 2019 Pazar No Comments
Son yılların en dikkat çeken beslenme akımlarından biri olan vegan beslenmeyi seçenlerin sayısı tüm dünyada artmaya devam ediyor. 

Hayvansal kökenli gıdaları ve hayvansal kaynaklı diğer gıda katkılarını da içermeyen vegan beslenmenin sağlığa etkileri ile ilgili tartışmalar sürerken Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu Dünya Vegan Günü kapsamında açıklamalar yaptı. Diyetisyen Mumcu, "Vegan diyetler pek çok besin ögesini içerse de kimi besin öğeleri açısından yeterli değil" diyerek vegan beslenmenin sağlıklı yollarını açıkladı.

Beslenme düzenlerinde bal, süt ürünleri, yumurta dahil hayvansal kaynaklı gıdaların hiçbirine yer vermeyen veganların sayıları her geçen gün artıyor. 1 Kasım Dünya Vegan Günü kapsamında, yalnızca bitkisel besinlerin tüketildiği bu beslenme tarzı ile ilgili konuşan Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, "Vegan beslenenlerin bitkisel besin tercihleri de farklı inanışlara göre şekilleniyor. Bazı veganların beslenmesinde sadece sebze, meyve, tahıl ve kuru baklagiller yer alırken bazıları sadece tahıl ürünleriyle beslenir. Yalnızca meyve ve botanik olarak meyve sayılan sebzelerle beslenen gruplar var. Besleyicilik değerinin kaybolacağına inandıkları için besinleri pişirmeden, çiğ tüketen Ravistler ve arıdan elde edildiği için balı, kemikten elde edildiği için jelatini, süt içeriyorsa çikolatayı dahi tüketmeyen daha radikal bir grup da var" dedi. Vegan diyetlerin pek çok besin ögesini içerse de kimi besin öğeleri açısından yeterli olmayacağını belirten Diyetisyen Mumcu, önerilerini paylaştı.

B12 takviyesi gerekebilir

Bitkisel besinler B12 içermedikleri için et tüketmeyen bu grupta B12 vitamini alımı yetersiz kalır. Su yosunları ve soya fasulyesinden fermentasyon ile elde edilen tempeh gibi bitkisel besinlerin B12 içerdiğine dair bilgiler bulunuyor. Ancak bu besinlerde yer alan B12'nin etkisiz olduğu ya da B12 emilimini engelleyen bir yapı içerdiği konusunda tartışmalar sürüyor. Bu nedenle vegan tipi beslenen bireyler B12 açısından desteğe ihtiyaç duyabilirler.

Kalsiyum kaynakları olmazsa olmaz

Kemik sağlığı açısından en önemli mineral olan kalsiyum alımı da veganlarda düşük kalır. Veganlar biyoyararlığı yüksek hayvansal kaynaklı kalsiyum kaynaklarını tüketmedikleri için her ne kadar kalsiyumdan zengin koyu yeşil yapraklı sebzeleri tüketseler de vücut bu sebzelerdeki kalsiyumdan yeterince yararlanamaz. Bu sebeple veganlar iyi kalsiyum kaynakları arasında gösterilen baklagiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler, susam, tahin, incir gibi besinleri diyetlerinde mutlaka bulundurmalıdırlar.

Balık yerine keten tohumu

Balık tüketmeyen bir veganın diyetinde omega-3 yağ alımını desteklemek için günde 2 porsiyon keten tohumu veya yağı, ceviz, semizotu gibi omega-3 kaynakları bulunması önerilir.

Beslenmeye C vitamini kaynakları eklenmeli

Vücudumuz hayvansal kaynaklı besinlerdeki demiri bitkisel kaynaklı besinlerdeki demire göre daha aktif kullanır. Bu da vegan beslenmede bitkisel kaynaklardan alınan demirin yetersiz kalmasına neden olabilir. Bitkisel kaynaklı besinlerdeki demirden yeterince iyi faydalanmak için beslenmede C vitamini kaynaklarının yeterli düzeyde bulunması önemlidir.

Kuru baklagil ve tahıllar birlikte tüketilmeli

Kuru baklagil ve yağlı tohumlar veganlar için iyi protein kaynağıdır ve kolesterol içermezler. Ayrıca kompleks karbonhidratlar ve posa yönünden de iyi birer kaynak olan kuru baklagiller ile tahıl kaynaklarının birlikte tüketilmesi, vücudun her iki besin grubundaki proteinden daha iyi faydalanmasını sağlar.

Fıstık ezmesi ve tahin protein kaynağı

Yağlı tohumlar ise hem yağları (yerfıstığı yağı) hem de tohumlarından elde edilen sürülebilen ezmeleri (tahin veya yer fıstığı ezmesi) ile protein ihtiyacına önemli katkıda bulunurlar. Ancak yüksek yağlı yapıları nedeniyle tüketilen miktara dikkat etmek gerekir.

Sebze- meyve çeşitliliği önemli

Sebze ve meyveler tüm vitamin, mineral ve biyoaktif bileşiklerden zengindirler ve her biri bunları farklı miktarlarda içerir. Bu nedenle her çeşit sebze ve meyvenin beslenme düzeni içinde yer alması ve yeterli miktarlarda mevsiminde tüketilmesi önemlidir.

Acai üzümünün 5 etkileyici faydası

- 29 Mart 2019 Cuma No Comments
Acai üzümü 2,5 cm çapı olan yuvarlak bir meyvedir ve yağmur ormanlarında palmiye ağaçlarında yetişir. Koyu mor renktedir ve kabuğundan dışarı çıkan sarı bir çekirdeği vardır çünkü onların çekirdeği çıkarılır.

Teknik olarak berry denilen yumuşak meyve kategorisine girmezler çekirdekli sert meyvedirler yine de berry olarak bilinirler.

Amazon yağmur ormanlarında genellikle yemeğin yanında tüketilirler.
Bu acai üzümlerini, yenilebilir hale getirebilmek için öncelikle dışlarını sırılsıklam ıslatırlar ve sonra ezip lapa haline getirirler.

Tadı genel olarak böğürtlen ve şekersiz çikolata gibi tanımlanır.
Taze acai üzümlerinin çok kısa raf ömürleri vardır ve büyüdükleri yerin dışında taze kalamazlar.
Buzlu meyve püresi, kurumuş toz ve preslenmiş meyve suyu olarak satılırlar.

Acai üzümleri ayrıca gıda ürünlerinde tatlandırıcı olarak kullanılır, acai yağı içeren vücut kremi gibi bazı besin olmayan ürünlerde de kullanılır.
Özetle acai üzümleri amazon yağmur ormanlarında palmiye ağaçlarında büyür. Yemek yemeden önce işlenir.

Besin yoğunluğu
Acai üzümünün herhangi bir meyveye göre eşsiz bir besin profili vardır, yüksek yağ oranı ve düşük şeker içeriği vardır.
100 gram acai üzümü posası
Kalori:70
Yağ:5 gr
Doymamış yağ:1.5 gr
Karbonhidrat:4 gr
Şeker:2 gr
Lif:2 gr
A vitamini: Günlük alınması gerekenini yüzde 15'i
Kalsiyum: Günlük alınması gerekenin yüzde 2'si

En dikkate değer özelliği koyu mor rengini veren içindeki bulunan antosiyaninlerdir. Bunlar antioksidandır.

Özetle acai üzümü sağlıklı yağ içerir ve şeker oranı düşüktür antosiyanin içerir, içinde bolca mineral vardır.

Antioksidan Yüklemesi
Antioksidanlar vücutta bulunan serbest radikalleri nötrleştirdiği için çok önemlidir.
Eğer antioksidanlar serbest radikalleri nötrleştirmezlerse, onlar hücrelere zarar verirler ve diyabet, kanser, kalp hastalığı gibi çeşitli hastalıkların çıkmasına yol açarlar.
Besinin antioksidan içeriği tipik olarak oksijen radikal emme kapasitesi (ORAC) ile ölçülür.
Acai üzümünün posasında ve püresinden antioksidan bakımından daha çok faydalanılır çünkü bağırsaktan bu şekilde daha iyi emilir.
Özetle acai üzümü antioksidan bakımından inanılmaz bir şekilde zengindir yaban mersininden 3 kat daha fazla içerir.

Acai Üzümü Kolesterol Seviyesini Geliştir
Hayvanlarda LDL'yi ve total kolesterolü düşürdüğü için kolesterol seviyesini geliştirmeye yardım eder ve aynı etkiler insanda da mümkündür.
Ayrıca acai üzümü kolesterolün emilmesini önleyen sterol içerir.
Özetle çoğu hayvan deneylerinde ve en az bir insan bazlı deneyde acai üzümünün kandaki kolesterol seviyesini düşürmeye yardım ettiği gözlenmiştir.

Anti kanser etkisi vardır
Hiçbir besin kansere karşı büyülü bir kalkan değildir ancak bazı besinler kanser hücrelerinimn üremesini ve dağılmasını durdurur.
Araştırmacılara göre acai üzümünün ileride kanser tedavisinde kullanılacağı düşünülmektedir ancak henüz insan için yeterli araştırma ve kanıtlar yoktur.
Özetle acai üzümü araştırmalara göre potansiyel bir anti kanser ajanıdır ancak insanları daha çok çalışma gerekmektedir.

Beyin Fonksiyonunu Geliştirir
Acai üzümünün içindeki bileşenler ayrıca beyninizi yaşınız ilerledikçe oluşan zarardan korur.
Acai üzümünün antioksidan etkisi öğrenme ve hafıza kısmındaki beyin hücrelerinin iflamasyonunun ve oksidasyonunun etkilerini yok eder.
Beyini sağlıklı tutmanın bir yolu da beyni toksik hücrelerden korumak veya çok uzun çalıştırmamaktır bu sürece otofaji denir gelir bu yeni sinirlerin oluşmasına neden olur ve beyin hücreleri ile arasındaki iletişimi güçlendirir.
Yaş ilerledikçe bu süreç yavaşlar, fakat acai üzümünün ekstratı bu sürecin canlanmasına yardımcı olur.

Acai Üzümünün Olası Engelleri
Acai üzümü çok sağlıklı olması antioksidandan zengin olmasına rağmen tamamını yemeyi engelleyen sebepleri vardır.
Sağlığa kötü anlamda etkileri düşüktür.
Ayrıca eğer işlenmemiş acai üzümü posası alırsanız mutlaka içindekileri kontrol etmelisiniz.
Bazılarına çok fazla sayıda şeker eklenmektedir.
Özetle çoğu anlamda acai üzümü sağlığa faydalı bir meyvedir ancak bazı engelleri vardır. İçine katılmış şeker oranına dikkat edilmelidir.

Acai Üzümü Yemenin Yolları
Acai üzümünün tazesinin raf ömrü çok kısa olduğu için genelde püre,meyve suyu ve toz şeklinde bulunur.
Meyve suyu antioksidan bakımında çok yüklüdür ama şeker oranı çok fazladır ve lif oranı düşüktür. Filtrelenmesine rağmen antioksidan oranı azalabilmektedir.
Toz halindeki şekli besin değeri olarak en yüksek olanıdır, lifi ve yağı bitkisel şekli kadar iyi korunmaktadır.
Püre şekli ise acai üzümünün tadını almanın en iyi yoludur.
Özetle acai üzümü tüketmenin püre toz ve meyve suyu olarak birkaç yolu vardır.

SONUÇ
Acai üzümü yüksek antioksidan içeriği sayesinde potansiyel sağlık faydaları olan bir besindir ve bu antioksidanlar özellikle beyine ve kalbe yararlıdır.
Lif ve yağ açısından zengindir.
Acai üzümü kapta veya bardakta smoothie olarak tüketilebilir ama özellikle püre içindeki şekere dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bambu Masajı ile tazelenin

- 14 Şubat 2019 Perşembe No Comments
Şifalı özellikleri ile bilinen Bambu Masajı, fiziksel, zihinsel ve manevi olarak bedeni dengelemek, sakinleştirmek, enerji vermek, özellikle selülit tedavisi ve cildi gençleştirmek için yapılıyor

Zorlu, Teras Evler Doctor B Clinic'te bulunan ve ilk kez Türkiye'de gerçekleştirilen bambu masajı, kliniğin medikal hekimi ve antiaging uzmanı Brezilyalı Doctor Gina Moret tarafından uygulanıyor. Gina Moret'in Brezilya'dan özel olarak getirttiği yüz ve beden için ayrı bambu çubuklarıyla yapılan bu masaj gençleştirici bir masaj tedavisi arayanlar için son derece elverişli. Konu hakkında açıklama yapan Brezilyalı Doctor Gina Moret şunları söyledi: "Bambu sanıyorum dünyada ne fazla kullanılan, çok yönlü bitkilerden bir tanesi. Farklı alanlarda kullanılabiliyor ve gücünü doğadan aldığını söyleyebilirim. Bereketi, gençliği, refahı ve barışı sembolize ettiği bilinen bu bitki, son zamanlarda ise bir güzellik aparatı haline geldi çünkü cilde uyumu şahane".

Bambu masajı nedir?

" Bambu masajı, aslında bir derin doku masajıdır yani, masajdaki kullanılan teknik ve bambunun yapısı, insanlarda gevşeme ve esenlik hissi yaratmak için birebirdir ve dokuyu yuvarlamak ve yoğurmak için yenilikçi bir yöntemdir. Bambu masajı, günümüz stresine karşı ve birçok fiziksel ve duygusal problemden kurtulmaya yardımcı olmak için güçlü bir koruyucu terapi olarak da kullanılır" diyen Doktor Gina Moret şunları ekledi:" Dediğim gibi kullanılan bambu çubukları kadar, bu çubuklarla yapılan masajın tekniği de çok önemlidir".

Cildinizin tonunu iyileştirir, selülitlere etki eder

"Bambu masajı, stres ve gerginlikten sizi uzak tutmasının yanı sıra cildinizin dokusunu iyileştirdiği de biliniyor. Bambu çubukları ile yapılan masajla vücudunuzda bulunan potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi gerekli minerallerin cildiniz tarafından daha rahat kullanılmasına yardımcı olur. Aynı zamanda, doğrudan krem ve losyonlarla uygulandığında cildinizi rahatlatan ve kesinlikle tahriş edici olmayan özellikler de sunar. Sağlıklı kalmanızda büyük rol oynamaktadır. Bunun dışında, egzama ve sedef hastalığını hafifletebilir. Ayrıca bambu çubukları kırışıklıkları en aza indirmeye yardımcı olan antioksidanları içerir. Kan dolaşımını hızlandırır. Bu özelliğiyle mükemmel bir selülit tedavisi sunar. Zaten selülit bir orta deri rahatsızlığıdır ve yapılan masaj tam manasıyla orta deriyi ele alarak, cildin portakal görünümünden sıyrılmasına ve düzleşerek pürüzsüzleşmesine yardımcı olur".

Bambu masajı nasıl yapılır?

"Bambu masajı tipik olarak, oda sıcaklığında ısıtılmış farklı uzunluklarda ve çaplarda bambu çubukları ile yapılır. Yüz bölgesi için daha minik, vücut için daha uzun çubuklar kullanılır. Kayma vuruşları için çeşitli genişliklerde daha uzun çubuklar kullanılırken, yüz gibi daha detaylı çalışmalar kısa olanlar kullanılabilir. Aslında bambu masajı her ne kadar yeni bir güzellik masajı olarak duyulsa da, bunun eski bir terapi olduğuna da inanılıyor. Kullanılan masaj tekniği aslında Shiatsu unsurlarını, geleneksel Çinli, Taylandlı ve Hint Ayurvedik tekniklerini kapsıyor. Masaj kan dolaşımını uyararak, duyusal sinir algısını sağlıyor ve derin bir gevşeme ve huzur hissi veriyor. Bambu çubuğuyla dokunun uyarılması, toksinlerin birikiminden ve zayıf dolaşımdan kaynaklanan ısıyı dağıtarak rahatlamaya yardımcı oluyor.

Bambu masajının avantajları

Boyun, omuz ve sırt ağrılarını rahatlatır. Uyku kalitesini artırır ve uykusuzluğa yardımcı olur. Zihinsel berraklığı arttırır ve depresyonu düzeltir. Lenfatik drenajı arttırır ve toksinleri vücuttan atmaya yardımcı olur, selüliti geçirir ve önler. Vücudun doğal şifa yeteneklerini tekrar ortaya çıkarır. Cildi gençleştirir ve en önemlisi ince kırışıklıklar üzerinde son derece etkilidir.

DNA'yı etkileyen 7 sebze

- 9 Ocak 2019 Çarşamba No Comments
​Sebzelerin gücü adına! İnsan DNA'sını doğrudan etkileyen ve olumlu yönde geliştiren sebzeler olduğunu söyleyen Diyetisyen Emre Uzun, hayat kurtaran bu 7 sebzeyi beslenmenize kattığınızda hayat sürenizin de uzayacağını belirtiyor.

Hangimiz istemez ki daha uzun ve sağlıklı bir hayatımız olsun. Sevdiklerimiz ve kendimiz sağlık açısında daha kaliteli bir yaşam sürmek istiyorsak bunun beslenmeyle doğrudan ilişkisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Emre Uzun önemli altın kurallar veriyor.

Hücre tahribatını engelleyen besinler var!

Pazı,kara lahana,lahana ve diğer yapraklı sebzeler yiyebileceğiniz en besleyici besinlerdir. Bu sebzeler A,B,K ve diğer vitaminler, esansiyel minerallerden kalsiyum, demir, potasyum, magnezyum ve hücre tahribatını engelleyen antioksidan açısından zengindirler. Bu besinleri beslenme düzeninizdeağırlıklı olarak tüketmeye başlarsanız, özellikle hücre tahribatının engelleyeceğinizi söyleyen Diyetisyen Emre Uzun, bugün insanoğlununhayatındaki en önemli sağlık problemlerinin hücre deformasyonuyla ilgili olduğunu vurguluyor.

Damar sertleşmesine ve kalp hastalıklarına yeşil yapraklı sebzeler!

Yeşil yapraklı sebzelerin öneminin altını çizen Diyetisyen Emre Uzun, bu sebzelerindamar sertleşmesini engellediğini ve kalp hastalıklarıyla bağlantılı inflamasyonu azaltan doğal bileşik olan fitokimyasalları içerdiklerini anlatıyor. Yeşil yapraklılar vitamin, mineral, antioksidan ve fitokimyasalların etkisini arttıracak kombinasyonlar yaparak hücrelerin toksinlerden arınmasına, DNA'nın serbest radikaller tarafından zarar görmesini engellemeye ve böylece kanser hücrelerinin çoğalmasını ve oluşmasını engellemede yardımcıdır. Bu bağlamdahayatımıza daha çok yeşil yapraklı sebzelerden oluşan salatayı kattığımızda doğallıkla gelişen bir korunma yaratacağımızı söyleyenDiyetisyen Emre Uzun,sebzelerin gücünü kullanmayıöğrenmemiz gerektiğini vurguluyor. Türk toplumunda salata tüketme alışkanlığınınçok fazla olmadığını söyleyen Uzun, işin sağlık boyutunu halka anlatmanın son dereceönemli olduğunu vurguluyor.

Alzheimer riskine karşı da yeşilin gücü!

Yeşil yapraklı bitkiler ayrıca vücut tarafından nitrit oksite çevrilen doğal nitrat kaynağıdır. Nitrit oksit insan metabolizması için vazgeçilmezdir. Gaz kan basıncını düşüren nitrit oksit, kan akışını destekler. 'Yaşınıza göre az nitrik oksit üretmektesiniz. 40 yaştan sonrasında bu seviye yarıya düşmektedir' diyen Diyetisyen Emre Uzun, 'Vücut mekanizmasının düzenli çalışabilmesi için daha çok nitratlı besin tüketmek gerekir' diyor.

Yeşil yapraklı bitkiler mental berraklığı arttırmakta, depresyonu önlemekte ve Alzheimer gibi hastalıkların riskini azaltmaktadır. Öte yandan yeşil yapraklı bitkiler sindirimi hızlandırmakta ve kişiyi tok tutmaktadır. Kalorisi ve karbonhidrat içerikleri düşüktür böylece istenilen miktarda tüketilebilir.

İŞTE 7 İNANILMAZ BİTKİ

Kansere Karşı Pazı

Bu bitki en bilindik iki antioksidan için kaynaktır: Syringic asit ve kaempferol. Önce karbonhidratları basit şekere dönüştüren enzimi inhibe ederek kan şekerini düzenlemede yardımcıdır. Kansere sebep olan toksinlerden diğer hücreleri korur, inflamasyonu azaltır, kalp hastalığı, diyabet ve diğer kronik hastalıkların riskini azaltır.

Yapacağınız sandviçlerin veya wrapların içinde pazı seçtiğimizde kalori alımını korurken antioksidan alımımızı arttırmış oluruz. Diyetisyen Emre Uzun, pazı pişirmenin de bir tekniği olması gerektiğini söylüyor. Yaprakları kökünden kesin, soğukken Sandviçinizi kinoa, esmer pirinç, keçi peyniri, ızgara tavuk, tatlı patates, domates ve diğer sebzelerle doldurun veya pazı kökünü sarımsak ve zeytinyağıyla soteleyin. Yaprakları, kuş üzümü, çam fıstığı ekleyin, birkaç dakika pişirip servis edin.

Gençleştirici Besin Sarımsak

Sarımsak; 33 çeşit kükürt bileşiği, 17 çeşit aminoasit, flavonoidler, çinko, magnezyum, kalsiyum, A vitamini , B ve C vitaminleri içermektedir.

Diyetisyen Emre Uzun ''sarımsak içerdiği antioksidanlar ile sigaranın, kirlenmiş havanın ve çeşitli kimyasalların vücuda verdiği zararlı etkilerin giderilmesive vücuttan biriken toksinlerin atılmasına yardımcıdır'', diyor. Ayrıca kan yağlarını azaltan, kan pıhtılaşmasını önleyen, tansiyon düşüren, kan damarlarını koruyan antioksidan, antimikrobiyal, antiviral ve antiparazitiktir.

Son yapılan çalışmalarda sarımsağın genlerimizi etkilediği bulunmuştur. Bu özelliği ile epigenetik bir besin olan sarımsak DNA diziliminde hücre yıkımını önleyerek yaşlanmayı geciktirmektedir.

Doğal hayatta yaşanan stres, üzüntü, hareketsizlik hücre yıkımını arttırmaktadır. Tüketilen sarımsakla bu yıkım azalmaktadır.

Diyabete Karşı Brokoli

Emre Uzun brokolinin yüksek düzeyde başta A ve C vitamini olmak üzere yüksek düzeylerde vitamin, lif, potasyum ve kalsiyum içerir, yapısındaki sülforafen fitokimyasalları ile yüksek kan şekerinin damar çeperleri ve doku hasarına yönelik yarattığı hasarları azaltabileceğinin altını çiziyor.Buna ek olarak diyabetin verdiği zararı azaltmada oldukça etkilidir.

Göz sağlığı için gerekli olan lutein ve zeaxantin yönünden zengindir. Brokolinin maküler dejenerasyon, katarakt gibi göz hastalıklarında olumlu etkisinin olabileceğine dair araştırmalar bulunmaktadır. Bu içeriği ile diyabetin ilerleyen safhalarında göze verdiği zararı azaltmada oldukça yararlı olacaktır.

Brokoliden en iyi faydayı almak istiyorsanız buharda hafif pişiriniz. bu sebzeden maximum fayda sağlamak için çiğ olarak tercih edilebilir.

Kolestrole Kara Lahana Takviyesi

Diğer yeşil yapraklılar gibi kara lahana midenin asidini en iyi bağlayan sebze olduğunu belirten Diyetisyen Emre Uzun, kara lahananın kolesterolün düşmesine ve kanserden bile korumaya yardımcı olduğunu vurguluyor. Kara lahana ayrıca vücudun toksinlerden korunma sistemini de besleyici fitokimyasalları içerir.Yenmeden önce haşlanması ve sarımsak, limon suyu ile tüketilmesi uygundur.

Kan Hücrelerini Arttırmak İçin Çin Lahanası

Kas yapımında ve kan basıncının düşük kalmasında yardımcı potasyum açısından zengin olan çin lahanasını ülkemizde kolaylıkla bulacağımızı söyleyen Emre Uzun, bu mucize sebzeyi sofralarımıza taşımamız gerektiğini savunuyor. Beyaz kan hücrelerinin aktivitesini arttırarak vücut bağışıklık sistemini güçlendirmeye, toksin atımına yardımcı A vitamini açısından da zengindir. Susam yağı, tavuk eti ve sebze ile karışık tüketilebilir.

Sebzelerin Kralı Lahana

Glukozinolat, kampferol gibi kansere karşı savaşan bileşikleri içeren, kalp rahatsızlıkları riskini azaltan, kan şekerini düşüren, kemikleri güçlendiren ve inflamasyonu önleyen baş sebzelerdendir. 'Adeta sebzelerin kralı lahanadır' diyen Diyetisyen Emre Uzun, 'Göz hastalıklarını engelleyen lutein ve zeaxanthin antioksidanları içerdiği için çok önemlidir' vurgusunuda yapıyor. Uzun, lahanayı doğranmış soğan ile zeytinyağında lahanayı soteleyerek, sebze ekleyerek pişirmenin en sağlıklı pişirme şekli olduğunu belirtiyor.

2 ayda tere ile kanser riskini yüzde 10 azaltın!

Tere kürüyle mucizenin kapılarını aralayabileceğinizi belirten Diyetisyen Emre Uzun;bu sebzenin günlük K vitamini gereksinimini karşıladığını söylüyor. K vitamini kanın pıhtılaşmasında, arter çevresinde plak oluşumunu engellemede, artirit ile ilgili kronik hastalıkları önlemede görevlidir. Diyetisyen Emre Uzun'a göre her gün tere tüketilirse iki ay boyunca, kişi DNA tahribatını engelleyebilir, kanser riskini vetrigliserid seviyesini yüzde 10'a kadar düşürebileceğini savunuyor.

Kışın sağlık için roka ve tere tüketin

- 3 Ocak 2019 Perşembe No Comments
Kış mevsiminin başlaması ile birlikte soğuyan hava birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Sıcaklık değişimine bağlı olarak vücut ısısı düşüyor ve metabolizma bu yeni duruma uyum sağlamaya çalışıyor. 

Kış mevsiminde hastalıklardan sağlıklı beslenerek korunmanın mümkün olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek "Enfeksiyonlara karşı özellikle A ve C vitamininden zengin turunçgiller, nar, havuç, brokoli, kabak, brüksel lahanası, yeşil biber, karnabahar, mandalina, maydanoz, roka ve tere başta olmak üzere vücudumuz için çok değerli" dedi.

Günlük yaşam beslenme tarzını da ortaya koyuyor. Çalışma saatleri, boş vakitler, trafikte geçirilen zaman, eş-dost buluşmaları, seyahatler, evdeki düzen veya düzensizlik gibi durumların yemek yeme alışkanlıklarına şekil verdiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, "En önemlilerinden biri de hangi mevsimde olduğumuzdur. Hareketliliğimizin azaldığı kış aylarında grip gibi olası enfeksiyonlara karşı bağışıklık sistemimizi güçlü tutmalıyız. Bunun için de düzenli egzersiz yapılmalı ve bolca sağlık dostu besinler tüketilmeli" açıklamasında bulundu.

Enfeksiyonlara karşı A ve C vitamini içeren besinler tüketilmeli

Hareketliliğin azaldığı kış aylarında grip gibi olası enfeksiyonlara karşı bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasının önemli olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, "Öncelikle meyve, sebze ve lifli beslenmeye özen gösterilmeli. Bol lif içeren meyve ve sebzelerin kırmızı, mor, turuncu, yeşil renkleri ne kadar iyi antioksidanlar içerdiklerinin kanıtıdır" dedi.

Her gün 2-3 fincan bitki çayı bağışıklık sistemini güçlendirir

Meyve ve sebzelerin yanı sıra ekmeğin de tam buğday, çavdar, kepekli tüketildiğinde, yulaf ezmesi ve kuru baklagillerin beslenme planına eklendiğinde büyük oranda lifli beslenilebildiğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, "Yoğurt, kefir gibi probiyotikler de vücut direncimizi artırır. Enfeksiyonlara karşı bazı bitki çayları tüketmenin de faydası var. Her gün 2-3 fincan ıhlamur, zencefil, adaçayı, kuşburnu ya da ekinezya çayı bakterilere karşı bağışıklık sistemini güçlendirir. Omega-3 yağ asidi de bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirir. Omega-3 en fazla balıkta, semizotu ve cevizde bulunur" şeklinde konuştu.

Kışın bol bol çorba tüketilebilir

Kış yemeği deyince ilk akla gelen sıcak bir çorba olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, kış mevsiminde bol bol çorba tüketiminin önemli olduğunu söyledi. Örnek, kış aylarında su isteğinin azalabildiğini belirterek, "Vücudun ortalama 10 bardak (2 litre) suya ihtiyacı vardır. Su ihtiyacı idrarın renginden de anlaşılabilir. Koyu sarı ise su ihtiyacı karşılanmamış demektir. Su tüketimi, birçok faydasıyla birlikte metabolizmayı hızlandırmaya da yardımcı olur" dedi.

Tansiyon hastaları turşu tüketimine dikkat etmeli

Turşunun bağırsaklardaki yararlı bakterileri artırma gibi çok faydalı bir özelliğinin olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, "C vitamini başta olmak üzere çeşitli vitamin ve mineralleri turşudan alabiliriz. Fakat tuz oranı yüksek olduğu için özellikle tansiyon hastalarının dikkatli olması gerekir" uyarısında bulundu.

Kış mevsiminin dost besinleri

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, bağışıklığı güçlendiren besinler ve bitkilerin aynı zamanda hastalık durumunda tedaviye önemli destek olduğunu belirtti.

Probiyotikler ve lifli besinler: İlaçların atıklarının bağırsaklara verdiği zarardan korur. Kabızlık ve ishal durumunda tedavi edicidir.

Bitki çayları: Soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonlarına iyi gelir. Boğaz kuruluğunu önler. Kuşburnu çayı aynı zamanda C vitamini içerir.

Sebze, meyve, balıkta bulunan antioksidanlar; et, süt, yoğurt gibi proteinli besinler: Hastalık sırasında bakteri ve virüslere karşı vücudun savaşçılarını destekler.

Su: Enfeksiyon sırasında sıvı kaybının yerine konmasını sağlar. Boğaz kuruluklarını önler.


Sağlıklı beslenmeye yeni başlayanlara

- 29 Aralık 2018 Cumartesi No Comments
Günümüzde beslenmenin sağlıklı yaşam için kilit rol oynadığının anlaşılmasını takiben besin seçimlerimizde daha dikkatli olmaya başladık. Öyle ki farklı tanımlamalar bile yaptık: temiz beslenme! Temiz beslenmeden kasıt besinlerimizin salt mikrobiyal açıdan temiz olması değil şüphesiz.

Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Sinem Usuk "Günümüzde beslenmenin sağlıklı yaşam için kilit rol oynadığının anlaşılmasını takiben besin seçimlerimizde daha dikkatli olmaya başladık. Öyle ki farklı tanımlamalar bile yaptık: temiz beslenme! Temiz beslenmeden kasıt besinlerimizin salt mikrobiyal açıdan temiz olması değil şüphesiz. İşin özünde yatan en temel kural şu: "Büyük büyük büyükannenizin besin olarak tanımayacağı bir şey yemeyin" diyor.

"Temiz beslenme" için en temel kuralları 4 maddede toplayabiliriz:


  • İşlenmemiş Gıdaları Tercih Edin.
  • Mevsimine Uygun Beslenin.
  • Etiket Okuma Alışkanlığı Edinin.
  • Mutfağınızı Fethedin.

Temiz beslenmenin en önemli ilkesi, gıdaları en doğal haliyle yemeniz gerektiğidir. Peki bu ne anlama geliyor? Basit bir örnek verecek olursam; beyaz ekmektense tam buğday ekmeğini, hatta tam buğday ekmekten de daha iyi seçenek olarak buğdayın kendisini tüketmeniz yahut portakal suyu yerine taze bir portakal tercih etmeniz sizi temiz beslenmeye götürecek en temel yol.

Mevsiminde tükettiğiniz besinlerin sağlık faydaları her zaman daha yüksek olacaktır. Ekonomik boyutuyla da besinlere ayırdığınız bütçenin artmamasını sağlar. Özellikle taze sebze ve meyvelerinizi yerel üreticilerinizden tercih etmenizi öneriyorum. Yapılan bir çalışmada, portakaldaki C vitamini düzeyinin 4 hafta sonra 27-65 mg düzeyinden 0-25 mg düzeylerine kadar düştüğü bulunmuş. Bu demek oluyor ki kışın sizi gripten koruduğunu bildiğiniz güzel portakalın en tazesi makbul. Araştırmacılara göre bu durum bütün sebze ve meyvelerde geçerli. Mevsiminde tüketeceğiniz taze sebze ve meyvenin sağlayacağı tat hazzı ise en büyük bonusunuz!

Paketli hazır bir besin satın alıyorsanız satın aldığınız şeyin doğal malzemelerle yapıldığına emin olmak için ambalaj üzerindeki etiketi okumalısınız. Mümkünse fazlaca katkı maddesi içeren besinler yerine odak noktanızı ilk maddede bahsettiğim "en doğal olanı bulma" yönüne çevirin. Paketli ürün tercih edilecekse bu noktada güvenilir markaların içerik olarak iyi diyebileceğimiz ürünlerini tercih etmek doğru olacaktır.

Temiz beslenmenin çok masraflı veya yoğun emek gerektirdiğini mi düşünüyorsunuz? Ülkemiz gibi besin çeşitliliği bol bir ülkede bunu söylemek biraz bahane sınıfına giriyor. Besinleri mutfağınızda düzgün şekilde depolarsanız tam ihtiyacınız olduğu anda emrinize amade bir yemek sizi bekliyor olacaktır. Kolay ve sağlıklı tariflere ulaşmak ise artık çok daha kolay. İkinci maddede bahsettiğim ilkeden yola çıkarak mevsiminde pazarınızdan satın alacağınız taze besinlerle hem ruh hem beden doyumu yaşayacak, hem de marketlerde harcadığınız paradan daha azını harcadığınızı fark edeceksiniz!

Bal, ham haliyle güzel…

- No Comments
Gıda Yüksek Mühendisi Aslı Elif Tanuğur Samancı, kovandan çıktığı haliyle tüketime sunulan ham balın, pastörize ve filtre edilmediğinden besin içeriğinin tüm doğallığıyla korunduğunu belirtiyor.

Ham bal; kovandan alındığı haliyle tüketime sunulan, pastörizasyon ve filtrasyon işlemlerine tabii tutulmamış, balın en doğal halidir. Pastörizasyon, yani yüksek sıcaklıklara ısıtma işlemi, balın içerisindeki bazı enzimlerin ve fenolik ve flavonoid yapıdaki bazı değerli bileşenlerin azalmasına neden olur; filtrasyon ise balın içerisindeki polenlerin azalmasına neden olur. Ham bal, pastörize edilmediğinden ve polenleri tutacak şekilde filtre edilmediğinden besin içeriği tüm doğallığıyla korunur.

Gıda Yüksek Mühendisi Aslı Elif Tanuğur Samancı, balda pastörize işleminin halk arasında şekerlenme olarak adlandırılan "kristalleşmenin önlenmesi amacıyla yapıldığını belirtirken, bu işlemin balın içerisindeki faydalı bileşenlerin azalmasıyla sonuçlandığını ifade ediyor.

Amaç kristalleşmeyi önlemek!

Samancı, pastörizasyonun normalde gıdalarda mikroorganizmaları öldürmek amacıyla yapıldığını fakat balda bu işlemin mikrobiyal güvenliği sağlamak amacıyla değil; kristalleşmeyi yani şekerlenmeyi önlemek amacıyla yapıldığını belirtiyor. Isıtma işlemiyle balların uzun süre kristalize olmadan rafta berrak ve şeffaf bir şekilde kalması sağlanıyor.

Balınızı sorgulayın…

Tüketicilere mutlaka araştırmaları ve sorgulamaları tavsiyesinde bulunan Samancı, balın faydalarından bahsedebilmemiz için balın kovandan alındığı haliyle tüketilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Balın içindeki doğal enzim ve proteinlerin korunması için balın ısıya maruz kalmaması gerektiğini belirten Tanuğur, yapılan bilimsel çalışmalarda balın ham haliyle anti bakteriyel aktivite gösterdiğini ve ham bal kavramının gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada büyük gelişme gösterdiğini ifade ediyor.

Vitamin ve mineraller ne işe yarar?

- 7 Aralık 2018 Cuma No Comments
Her ne kadar yeterli ve dengeli beslenerek vücudun vitamin ve mineral ihtiyacını karşılayabilsek de gebelik, emzirme dönemlerinde, menopoz sonrası dönemde, yaşlılarda ve diğer bazı fizyolojik durumlarda, günlük rutin beslenme alışkanlıkları ile bu ihtiyacı tam anlamıyla karşılamak çok da mümkün değildir. Bu nedenle ilave vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duyulabilir. 

Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi İsmet Tamer anlatıyor…
Besinler temel olarak makrobesinler ve mikrobesinler olmak üzere ikiye ayrılır. Temel besin maddelerimiz olan proteinler, karbonhidratlar ve yağlar, makrobesinler olarak adlandırılır. Proteinler hücrelerin ve dokuların temel yapı taşlarını oluştururken, karbonhidratlar ise ana enerji kaynağı olarak görev yaparlar.

Mikrobesin olarak tanımlanan vitaminler ve mineraller, temelde makrobesinlerin vücutta görevlerini yerine getirebilmeleri, olması gerektiği şekilde kullanılabilmeleri için çalışırlar. Bağışıklık sistemini güçlendirerek, makrobesinlerin hücresel düzeyde enerjiye dönüşümünde rol oynarlar. Mikrobesinler sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazıdır.

Vitaminler enerji içermez, kilo aldırmaz

Mikrobesinlerden A, D, E ve K vitamini gibi bazı vitaminler vücudumuzda depo edilirken, C vitamini, B vitaminleri gibi diğer vitamin ve minerallerin her gün düzenli olarak alınmaları gerekir. Her ne kadar dengeli ve yeterli beslenme ile vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı karşılanabilirse de gebelik, emzirme dönemlerinde, menopoz sonrası dönemde, yaşlılarda, ve diğer bazı fizyolojik durumlarda, hatta günlük rutin beslenme alışkanlıkları ile bu ihtiyacı tam anlamıyla karşılamak çok da mümkün olamadığından, çoğu zaman ilave vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç duyulabilir. Her vitamin ve mineralin farklı görevleri vardır ve önerildiği şekilde alındıklarında vücudumuzun düzgün çalışmasına ve sağlıklı yaşamamıza katkıda bulunurlar. Ancak bilinçsizce ve gereksiz kullanıldıkları zaman, vitamin ve minerallerin fazlasının da sorun yaratabileceğinin farkında olmak gerekir. Sanılanın aksine vitaminler enerji içermezler, o nedenle de kilo aldırmaz, şişmanlatmazlar.

Hangi vitamin ve mineral ne işe yarar?

A vitamini, karotinoidler ve likopen açısından zengin besinlerde bulunur. Likopen ve karoten, görme keskinliği, cilt ve hücre özelleştirmesinde görevi olan besin maddeleridir. Ancak günlük tavsiye edilen miktarı aşmamak gerekir çünkü çok yüksek miktarda A vitamini tüketmek, başta kemikler olmak üzere vücudumuza zarar da verebilir.

B vitaminleri genellikle et, et ürünleri ve tahıllı gıdalarda bol miktarda bulunurlar ve esas olarak besinlerin enerjiye dönüşümünde görevlidirler. Tiamin (B1), riboflavin (B2) ve niasin (B3), besinlerdeki enerjinin dönüşümü ve kullanımında rol oynarlar; aynı zamanda cildin, saçın Pantotenik asit aracılığıyla sinir sisteminin korunması için gereklidirler. Pantotenik asit (B5), enerji dönüşümü dışında, sağlıklı yağların yapımında ve bunlardan da sinir ileti cisimcikleri ile steroid hormonların üretiminde rol alır. Piridoksin (B6), kanda homosistein düzeylerinin düşürülmesine yardım ederek kalp sağlığını koruyucu etkisinin dışında, uyku, iştah ve ruh halini etkileyen serotonin maddesinin yapımında da rol alır. Başta B12 olmak üzere tüm B vitaminleri, yeni kan hücresi yapımında ve bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasında görev alırlar.

Sigara içenlere C vitamini

Folik asit, B9 vitamini olarak adlandırılır. Yeni hücre yapımında, yararları gösterilmiştir, ama özellikle gebeliğin ilk aylarında kullanılması, bebekte sinir sistemi ile ilgili doğumsal kusurları önleyebilmektedir. Eksikliğinde kansızlık da ortaya çıkabilir.

Biotin, bazı bağırsak bakterileri tarafından vücudumuzda da bir miktar üretilen ve enerji metabolizması ile sağlıklı saçlar ve kemikler için gerekli bir vitamindir.

C vitamini olarak bilinen askorbik asit, kollajen yapımında rol alan ve bu nedenle bağ dokusunun, eklemlerin, kan damarlarının ve cildin korunmasına katkıda bulunan bir vitamindir. Sigara içenlerin özellikle tüketmesi gereken sebze ve meyvelerde bolca bulunan C vitamininin, soğuk algınlığına karşı koruyucu etkisi tartışmalı olsa da bağışıklık sistemine katkıda bulunduğu bilinmektedir.

Kolin, asetilkolin maddesinin yapımına katılır ve normal karaciğer fonksiyonlarına katkıda bulunur.

D vitamini ileri yaşlarda önem kazanıyor

D vitamini, yeterli miktarda alındığında vücutta kalsiyum ve fosfor düzeylerini dengeleyerek kemiklerin korunmasına katkıda bulunur. Özellikle ileri yaşlarda kırıkları önlemede, tiroid ve şeker metabolizmasının düzgün çalışmasına yardımcı olduğuna dair çok sayıda yayın mevcut.

E vitamini, hem vücut hücrelerini hem de A vitaminini, zararlı etkilerden korur, hatta E vitamininden zengin beslenmenin erken bunamaya karşı da koruyucu olduğu çeşitli çalışmalarla ortaya koyulmuştur.

Yağda eriyen bir diğer vitamin olan K vitamini, esas olarak pıhtılaşma üzerinde etkilidir ve eksikliğinde kanamalar ortaya çıkabilir.

Minerallere dikkat

Mineraller ise çok çeşitlidirler ve az miktarla dahi vücutta önemli işlevler görürler. En yüksek miktarda bulunanlardan kalsiyum, kemik ve diş korunmasının yanı sıra kasların düzgün kasılıp gevşemelerinde, pıhtılaşmada, enzimlerin aktif hale geçmelerinde rol oynayan bir mineraldir. Magnezyum, kas fonksiyonları üzerinde kalsiyum ile birlikte görev alırken, ayrıca kemik ve dişlerin korunmasına da katkıda bulunur. Flor da diş çürüklerinden korunmada gerekli bir mineraldir. Kemik sağlığına etkili bir başka element olan manganez, ayrıca aminoasit, karbonhidrat ve yağ metabolizmasında da rol oynar. DNA ve RNA yapımızda da yer alan fosfor ise sadece kemik ve diş sağlığımıza katkıda bulunmakla kalmaz, kanda yağların fosfolipid şeklinde taşınmasını ve besin maddelerinin hücre içine alınmasını da sağlar.

Çocuklar, kadınlar ve sporcular için mutlaka demir

Kırmızı kan hücrelerimizin düzgün ve yeterli şekilde üretilebilmesi için yeterince demir almamız gerekir, aksi halde kan hücresindeki hemoglobin ve kaslara oksijen taşıyan miyoglobin yapılamaz, kansızlık ortaya çıkar. Özellikle büyüme çağında çocuklarda, adet gören kadınlarda ve sporcularda mutlaka yeterli demir alımı gereklidir. Tiroid hormonunun bir parçası olan iyot, tiroid hormonlarının normal üretimine ve normal tiroid fonksiyonuna katkıda bulunur.

Sonuç olarak sağlıklı bir yaşam için, vücudumuzun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri dengeli ve sağlıklı bir beslenmenin bir parçası olarak mutlaka düzenli olarak almalı, gereken hallerde eksiklerimizi giderebilmek için doğru vitamin ve mineral desteklerinden yararlanmalıyız.

Vücudunuzu kışa hazırlayın

- 5 Aralık 2018 Çarşamba No Comments
Mevsim geçişlerinde vücudunuzda oluşabilecek dirençsizlikleri önlemek için nasıl beslenmelisiniz?

Sonbahar ve ardından gelen kışınla birlikte yaşanan sıcaklık düşüşleri beraberinde hastalıkları da getiriyor. Kışın tüketilmesi gereken besinler konusunda açıklamalarda bulunan Pharma Plant Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Orçun Orhun, vücudumuzun bu dönemde en çok ihtiyaç duyduğu gıdaların D vitaminince zengin besinler olduğunu ve mevsim geçişlerinde vücutta oluşan dirençsizliği önlemek için neler yapılması gerektiğini açıkladı.

Kış aylarında salgın hastalıkların, özellikle de gribin artması ile birlikte vücut direncinde azalma görüldüğünü belirten Orhun, bu dönemde C vitamini içeren besinlerin daha fazla tüketilmesi gerektiğini, C vitamini ile beraber; A, D ve E vitaminlerine de vücudumuzun daha fazla ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Savunma sistemini güçlendirici gıdalar
Savunma sistemini güçlendirici özelliği olan havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma, greyfurt gibi meyvelerin tüketimi de önemli. Ayrıca yeşil yapraklı sebzeler, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi de bağışıklık sisteminin kuvvetlendiriyor.

Kış aylarında vücudun en çok ihtiyaç duyduğu vitaminler ve besinler
Cildimiz güneşin UV ışınlarını kullanarak D vitamini üretme kapasitesine sahip. Bu vitamin eksikliğinin yaygın olmasının sebebi ise D vitamini içeren gıda sayısının az olması ve gıdalarda vücudun ihtiyaç duyduğu kadar D vitamini bulunmamasından kaynaklanıyor. Balık, havuç, kayısı, yeşil yapraklı sebzeler ile kuşburnu, yeşil biber, çilek ve turunçgillerin tüketilmesi de kışın vücutta oluşan vitamin eksikliğini dengeleyebiliyor.

Günlük olarak tüketilmesi gereken besinler
Süt ve sütten yapılan yiyecekler ile kalsiyum açısından zengin; yoğurt ve peynir grubundaki besinlerin yetişkinler tarafından günde en az 2 porsiyon; çocuklar, hamile ve yaşlılar için ise 3-4 porsiyon kadar tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Orçun Orhun; et, tavuk, balık, yumurta, kuru nohut, fasulye, mercimek ve bu besinlerden yapılan ürünlerin vücudun enerji ihtiyacını karşıladığını, bu besinlerin de günde 2 porsiyon tüketilebileceğinin altını çizdi.

D vitamini eksikliği
D vitamininin az sayıda gıdada ve az miktarda bulunuyor. Beslenme yoluyla vücudun ihtiyaç duyduğu miktarı tamamlamak ise oldukça zor. Bu alanda yapılan araştırmalar ortalama bir kişinin D vitamini ihtiyacının sadece %20'sini besinler aracılığıyla aldığını gösteriyor. Anne sütü içinde bulunan D vitamini de genellikle bebeğin ihtiyacını tam olarak karşılamak için yeterli değil bu nedenle yaz aylarında bebeğin düzenli olarak güneşe çıkarılarak (en az 10-15 dakika) yeterli oranda D vitamini aldığından emin olunması gerekiyor. Kilo vermeye yardımcı ilaçlar da kalsiyum emilimini azaltıyor ve bu gibi ilaçlar D vitamini üretimini olumsuz yönde etkiliyor. Bu eksiklikler yetişkinlerde osteoporoz, çocuklarda ise raşitizme yol açabiliyor.

Vitamin ölçümü ve gıda takviyeleri
Kış aylarında gerek iş temposu gerekse farklı sebeplerden dolayı sağlıklı beslenemediğini düşünen kişilerin kendilerini gıda takviyeleri ile dengelemek için alternatif çözümler üretebileceğini belirten Dr. Orçun Orhun; bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli konunun gıda takviyelerinin doğru uygulanması olduğunu söylüyor ve düzenli olarak tahlil yaptırarak eksik vitamin ve mineralleri öğrenip doktorunuzun önerdiği ürünleri kullanabileceğinizi ifade ediyor.

“Ne zararı olabilir ki?” demeyin!

- No Comments
Halk arasında çoğunlukla 'doğal ve şifa verici' olarak bilinen, herhangi bir yan etkisi veya risk faktörleri çok da bilinmeyen bitki çayları bazı durumlarda tehlikeli de olabiliyor. 

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili "Özellikle kış aylarında bağışıklığı desteklemek, vücut direncini artırmak veya metabolik hızı yükseltmek için insanlar aktarlara giderek bitki çayları veya poşet bitki çayları alıyorlar. Ancak 'bitki çayları 'çok masum' gibi düşünülerek, insanlar kendilerinde var olan bazı hastalıklara bakmadan tüketebiliyorlar ya da bu hastalıkların farkında bile olmadıklarından, şifa zannederek bol bol içebiliyorlar. Oysa ekinezyadan zencefile, yeşil çaydan adaçayına dek birçok bitki çayı; bazı durumlarda tehlikeli olabiliyor da.

Bu yüzden sağlığa fayda yerine zarar vermemek için bitki çayı kullanımına dikkat edilmelidir" diyor. Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili bitki çaylarıyla ilgili önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yeşil çay
En sık tüketilen bitki çaylarından yeşil çayı, hipertansiyonu ve çarpıntısı olan kişiler dikkatli tüketmeli. Yeşil çay içeriğindeki epigallokateşin galat sayesinde metabolik hızı artırıyor ancak aşırı tüketiminde, içerisindeki kafeinden kaynaklı hipertansiyonu ve çarpıntısı olan kişileri rahatsız edebilir. Hipertansiyonu ve çarpıntısı olan kişiler yeşil çayı bir-iki fincandan fazla tüketmemeli.

Kekik
Gündelik yaşamda çok sık kullanılan, kendine has koku ve tadıyla şifalı baharatlardan olan kekik bitkisi için "kekiğin de zararı mı olurmuş?" demeyin. Kekik çayı; idrar enfeksiyonlarından sindirim problemlerine, üst solunum yolu enfeksiyonlarından mide rahatsızlıklarına kadar pek çok fayda sağlasa da, tansiyonu düşürücü etkisinden dolayı yüksek tansiyon hastalarında ilacın etkinliğini arttırdığından sanılanın aksine olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle yüksek tansiyon hastalarının eğer kekik çayı içeceklerse bir uzman kontrolünde ilaçtan 2 saat sonra tüketmeleri uygun olabilir.

Ekinezya
Bağışıklık sistemini güçlendirici etkisiyle ekinezya soğuk algınlığında çok sık kullanılan bir bitki çayı. Soğuk algınlığı kalıntılarının önlenmesi ve tedavisinde yardımcı. Mevsim değişimlerinin etkilerini hafifletmek, hastalıklara karşı vücut direncini artırmak için ekinezya çayı bir ay düzenli kullanılabilir. Ancak bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara yol açabiliyor. Doğum kontrol, alerji ve kolesterol ilaçları ile etkileşimi olduğundan, bu ilaçları kullananlar bir uzman tavsiyesi olmadan kesinlikle kullanmamalı.

Zencefil
Zencefilin, soğuk algınlığı, mide ve bağırsak rahatsızlıkları ile diyabet üzerine olumlu etkileri biliniyor. Ancak bu şifalı bitki, safra salgısını artırdığı için safra kesesiyle ilgili rahatsızlığı olanların uzman kontrolünde tüketmesi şart. Ayrıca hamilelikte; bulantı ve kusmayı önlediği için de zencefil kullanılıyor. Ancak 1 gr üzerinde zencefil alınması adet söktürücü etkisiyle düşük riskini meydana getirebileceği için, uzmana danışarak güvenli doz aralığında kullanılmalı.

Sinemaki çayı
Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili "En tehlikeli örnek sinemaki yaprağı çayı! Zayıflama çaylarında sıkça karışımıza çıkan sinemaki, özellikle kabızlık tedavisinde sıklıkla kullanılıyor. Ancak 3 haftadan fazla tüketilmesi durumunda bağırsakta kalıcı hasara hatta uzun vadede tümörlere bile neden olabilir. Ayrıca sinemaki, bağırsaklarda kronik bir tembellik de ortaya çıkarabiliyor" diyor.

Adaçayı
Soğuk algınlığı tedavisinde adaçayı ve gargarası çok etkili. Sinüsleri ve akciğerleri temizliyor. Adaçayının içinde bulunan cineol isimli bileşen sayesinde öksürüğü önlemeye yardımcı oluyor. Özellikle ağız ve boğaz enfeksiyonlarındaki etkisiyle bilinen adaçayı, uykuya eğilimi artırdığı için sakinleştirici ilaç alanlarda ve gebelikte kullanılmamalı. Ayrıca kasılmalara da neden olduğundan hamilelerin adaçayı tüketmemesi gerekiyor.

Zerdeçal
Zerdeçalın içerisinde bulunan kurkumin vücudumuzda hasara, kanser ve iltihaba yol açan maddelerin oluşumunu önlüyor. Yapılan çalışmalar kemoterapi ve radyoterapi uygulanan kanser hastalarında tedavinin daha etkili olmasını sağladığını gösteriyor. Ancak zerdeçalı safra kesesinde taş olanlar kullanmamalı. Çünkü safra akışını artırıcı etkisi var.

Kuşburnu
Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili "Kuşburnu, içerisindeki C vitamini sayesinde bağışıklık sistemini korur ve güçlendirir. Soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi enfeksiyonlu hastalıklar ile romatizma gibi iltihabi hastalıkların doğal tedavisi için de son derece etkili ve kullanışlıdır. Ancak gün içerisinde yaklaşık üç fincandan fazla tüketimi deride kaşıntı gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Ağızda ve sindirim sisteminde tahrişe yol açabilir" diyor.

Beslenmede yeni trend: Aquafaba

- No Comments
Aquafaba, ninelerimiz tarafından farklı amaçlarla kullanılan bir sıvıydı ama yeni nesle pek ulaşmadı. Bizim aquafaba'yı keşfetmemiz ise (inanması zor belki ama) vejeteryanlar sayesinde oldu. Peki, nedir aquafaba? O kadar basit ki… Bildiğiniz baklagilleri haşladıktan sonra tencerede kalan su! Hani düne gelince içinden haşladığımız baklagili alıp, lavaboya döktüğümüz su…

Latince "aqua" (su) ve "faba" (baklagil) kelimelerinin bileşimiyle oluşmuş. Ve pastacılık sektörünün artık yaygın biçimde kullandığı, yumurta alternatifi bir gıda!

Diyetisyen Emre Uzun'a bu kez de "aquafaba" ile ilgili sorular yönelttik ve birbirinden ilginç yanıtlar aldık. İlk sorumuz da "Nedir bu aquafaba?" oldu haliyle…

"Aquafaba, nohut veya kuru fasulye gibi baklagillerin pişirildiği veya depolandığı suyun adı. Elbette haşlanan pek çok baklagil var ki fasulye, mercimek, nohut, bakla vb. bunun en bilinen örnekleri. Aquafaba'nın bu kadar değerli olmasının da birkaç nedeni var. Öncelikle içinde baklagil kaynatılan bu su yüksek oranda nişasta içeriyor ve nişasta da bitkilerde bulunan amiloz ve amilopektin adı verilen iki ayrı polisakkaritten oluşan bir enerji depolama biçimi.

Aquafaba 'yapışkan sıvı' olarak da bilinir. Bunun nedeni de baklagillerin pişince içlerindeki nişastanın su emerek şişmesi ve sonunda bölünerek amiloz ve amilopektinin, protein ve şekerle birlikte haşlandığı suyun içine süzülmesi…"

Nineler Kullanırdı, Biz Unuttuk!

Aquafaba, nasıl ve ne zaman dünya çapında gündeme gelmişti ve neden tercih edilmişti?

Diyetisyen Emre Uzun, aquafaba'nın zannedilenden daha kısa bir geçmişi olduğunu vurguluyor:

"Büyük annelerimiz haşladıkları bakliyat suyunu çorbalarda, hamur işlerinde mutlaka kullanırdı ama bunun dünya çapında trend haline gelmesi, 2014 yılı Aralık'ında, Fransız şef Joel Roessel'in bir süredir kullandığı aquafaba'yı, blog'unda paylaşması sayesinde oldu. Böylece aquafaba'nın yumurta akı yerine geçtiği, köpüren bir pasta malzemesi olarak kullanılabileceği fark edildi. Bu, özellikle hayvandan elde edilen hiçbir gıda maddesini, dolayısıyla yumurtayı da tüketmeyen veganların çok hoşuna gitti çünkü aquafaba mükemmel şekilde yumurta yerine kullanılabiliyordu."

Aquafaba'nın besin değerini sorduğumuzda, Diyetisyen Emre Uzun şu açıklamayı yapıyor: "Bu, henüz yeni bir trend. Bu yüzden beslenme değeri hakkındaki bilgimiz de sınırlı. Yine de bir yemek kaşığı (15 ml) aquafaba'da % 1'den az protein ile gelen 3-5 kalori bulunduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde kalsiyum ve demir gibi belirli mineralleri de az miktarda içeriyor ancak iyi bir kalsiyum ve demir kaynağı sayılmaz. Öte yandan aquafaba hakkında henüz güvenilir bir beslenme bilgisi bulunmuyor. Bu bilgiler artı sağlık üzerindeki yararları ile ilgili daha ayrıntılı bilgi edindikçe daha popüler hale geleceği kesin!"

Aquafaba Nerede ve Nasıl Kullanılır?

Diyetisyen Emre Uzun'dan, aquafaba'nın kullanıldığı yerlere örnek vermesini istiyoruz:

"Kullanıldığı yer çok. İlk akla gelen, yumurta akının yerine kullanılması. Yalnız buraya dikkat: Sadece yumurta akı yerine kullanılabiliyor, yumurta sarısı yerine değil! Bu sadece veganlar değil yumurta akına karşı alerjisi olanlar için de iyi bir haber. Bu sayede yapımında yumurta akının mutlaka kullanıldığı kek, brownie, dondurulmuş krema, macaron gibi tatlıları rahatça tüketebiliyorlar. Aynı şekilde mayonez gibi veya sarımsak, zeytinyağı ve yumurta akı ile yapılan soslarda da yumurta akının yerini alabiliyor. Yaklaşık ölçü de şöyle: 3 yemek kaşığı (45 ml) aquafaba, 1 yumurta akı ediyor!

"İkinci olarak yine veganlar ve laktoz intoleransı olanlar için sütün yerini alabiliyor. Dolayısıyla süt ve tereyağı içeren tarifler, gerek veganlar gerekse süte alerjisi olanlar için artık "tadılması dahi yasak" sınıfında yer almıyor. Küçük bir örnek vermek gerekirse, aquafaba'yı elma sirkesi, Hindistan cevizi yağı, zeytinyağı ve tuz ile karıştırarak süt içermeyen bir tür tereyağı elde etmek mümkün.

"Bunlardan daha önemlisi: PKU'lu herkes için mükemmel bir çözüm. PKU nedir derseniz, yaygın ve bilinen adıyla "fenilketonüri" hastalığı. Bu, kalıtsal ve metabolik bir hastalık. Yenidoğanların ayak topuklarından alınan kan ile yapılan testi hatırlarsınız. Amacı, bebekte PKU olup olmadığını anlamaktır. PKU kalıtsaldır ve bu hastalıkla doğan çocuklar, yaşam boyu fenilalaninden uzak durmak zorundadır. Aksi takdirde beyin ciddi derecede ve kalıcı hasar görür, sağlıklı doğan bebekler bile zekâ engelli hale gelir. Öte yandan fenilalanin de bir protein yapıtaşıdır. Yiyip içtiklerimizle vücuda girmesi gerekir ama PKU'lu hastalarda yaşam boyu kan fenilalanin düzeyi belli bir sınırın altında tutulmak zorundadır. Bu da düşük proteinli diyet ile sağlanabilir ancak böyle besinleri bulmak zordur. İşte aquafaba, içerdiği düşük proteinle PKU hastaları için mükemmel bir çözüm!"

Aquafaba Elde Etmenin Yolları

Diyetisyen Emre Uzun, nasıl aquafaba elde edeceğimizi de anlatıyor: "Nohut suyu aquafaba'nın ta kendisi! Siz de aynı şekilde nohut, kuru fasulye, börülce, bakla, mercimek, bezelye kaynatıp arda kalan suyu da aquafaba olarak kullanabilirsiniz. Bu arada hemen hatırlatalım: Aquafaba'nın içerdiği protein, karbonhidrat, yağ; dolayısıyla içerdiği kalori gayet düşüktür ve çok az miktarda vitamin ile mineral barındırır. Evet, yumurta yerine kullanılabilir ancak hiçbir şekilde yumurtanın besin değerine sahip değildir. Örneğin bir yumurtada 77 kalori, 6 gram protein ve 5 gram yağ bulunur, bunu da unutmamak gerekir!"

Diyetisyen Emre Uzun'dan aquafaba içeren birkaç tarif:

Krema: Aquafaba şeker ve vanilya ile birlikte kullanıldığında şekersiz krema elde edebilirsiniz.

Krema ve Köpük: Yumurta yerine kullandığınızda köpük oluşumu sağlar. Bu köpük de keklerde ve muffin hamuru hazırlarken gereklidir.

Vegan Mayonez: Elma sirkesi, tuz, limon suyu, hardal tozu, zeytinyağı ile birlikte vegan mayonez de hazırlayabilirsiniz.

Vegan Tereyağı: Süt kullanılmayan, vegan dostu tereyağı elde etmek için aquafaba, Hindistancevizi yağı, zeytinyağı, elma sirkesi tuzu birlikte çırpmak yeterlidir.

Makaron: Yumurta beyazı yerine aquafaba kullanarak makaron hazırlayabilirsiniz.

Anne sütü kadar değerli: Yumurta

- 19 Kasım 2018 Pazartesi No Comments
Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, yumurtanın birçok açıdan faydalı olduğunu belirterek 'anne sütü kadar değerli olduğunun' altını çizdi.

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu 'İyi Yaşa" platformunda önerilerde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, kahvaltıların, yemeklerin, çorbaların, böreklerin yani neredeyse yediğimiz her yemeğin içerisinde yer alan yumurtanın anne sütü kadar değerli bir besin kaynağı olduğunu belirtiyor. Şeber sözlerine şöyle devam etti:

"Yumurta beyazı yüzde 100 protein yapısındadır. Özellikle kas yapmak isteyen sporcular için veya kas kaybı olan hastalıklarda yumurta beyazı tüketimi çok önemlidir. Ayrıca yumurtada bulunan bu proteinler kaliteli yapıdadır, yani vücudumuzda hızlıca ve kayba uğramadan kullanılırlar.

YUMURTA SARISI DEMİR ve PROTEİN KAYNAĞI
Yumurtanın sarısı demir minerali içerir. Fakat vücudun bu demiri kullanabilmesi için C vitaminine ihtiyacı vardır. O nedenle yumurtanın taze sebzeler ile veya taze sıkılmış meyve suları ile tüketilmesi son derece yararlıdır.

SAÇLAR VE BEYİN İÇİN VAZGEÇİLMEZ: BİYOTİN
Yumurta sarısında aynı zamanda biyotin vitamini yer alır. Saç ve tırnak sağlığı ve beyin gelişiminde önemli olan bu vitaminin en iyi kaynağı yumurtadır. Beyazı iyi pişmemiş yumurtalarda, avidin isimli madde biyotinin vücutta kullanılmasını engeller. Bu nedenle yumurtanın beyazının iyice pişmiş olmasına dikkat edilmelidir.

HAŞLANMIŞ YUMURTADA GRİ HALKA: YUMURTA YARARSIZ
Çok haşlanmış yumurtalarda oluşan gri halka artık bu yumurtadan sadece protein alabileceğimizin, vitamin ve minerallerin büyük kısmını kullanamayacağımızın göstergesidir. Bu yumurtalarda özellikle demir minerali kullanılamaz hale gelmiştir.

SADECE 70 KALORİ
Bir yumurta ortalama 70 kaloridir. Düşük kalorisine rağmen içerdiği kaliteli protein sayesinde uzun süre tok tutar.

AVOKADO İLE YUMURTADAN MAKSİMUM FAYDA
Avokado kendisi ile aynı anda tüketilen besinlerin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlar. Yumurta gibi kıymetli bir besinden maksimum fayda sağlamak için avokado ile birlikte tüketmeyi deneyebilirsiniz.

Düzenli süt tüketimi hipertansiyonu dengeliyor!

- 12 Kasım 2018 Pazartesi No Comments
Uzmanlar, her yaşta süt içerek kalp sağlığını yakından ilgilendiren hipertansiyonun önlenebileceğini, hipertansiyonu kontrol altında tutmak için günde iki bardak süt içilmesi gerektiğini vurguluyor.

Küçük yaştan itibaren düzenli olarak süt tüketilmesinin ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan kalp hastalıklarının önlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, sütün içerisinde kan basıncının düşürülmesinde etkili olan protein, kalsiyum, fosfor gibi besin öğelerinin bulunduğunu vurguluyor. Sütün bu özelliği ile hipertansiyonu dengede tutarak olası kalp hastalıkları riskini de azalttığı ifade ediliyor.

Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, süt tüketiminin hipertansiyonu ve kalp sağlığını doğrudan olumlu etkilediğini söyledi. İnanç, "Her gün yeterli miktarda süt içerek kalbin iş yükünü artıran ve atar damarlara zarar veren hipertansiyondan korunmak mümkün. Hipertansiyon zaman içinde özellikle kalp, böbrek, göz ve beyine kan götüren atar damarlarda hasar oluşmasına neden olmaktadır. Özellikle tansiyon hastaları başta olmak üzere, yaşı ne olursa olsun herkesin düzenli olarak 2 bardak sağlıklı süt içerek tansiyonlarını dengelemesi mümkün" şeklinde konuştu.

Hipertansiyonun inme, kalp krizi ve böbrek yetersizliğinin önemli kilit nedenlerinden biri olduğunu da kaydeden İnanç, "Süt ve süt ürünlerinde bulunan kalsiyumun alımı azaldıkça arteriyel kan basıncı artarak hipertansiyona neden olmaktadır. Bu nedenle kalsiyum tüketiminin artırılması gerekmektedir. Kalsiyum ve fosfor açısından en zengin besin de süt ve süt ürünleridir" dedi.

Kan basıncındaki yükselmenin yıllarca belirti vermeden sinsice ilerleyebileceğine de dikkat çeken İnanç, bu durumun uzun vadede kalp, böbrek, göz ve beyin damarlarına kalıcı hasarlar verebileceğinin altını çizdi.

Zerdeçalın bilinmeyen faydaları

- 4 Kasım 2018 Pazar No Comments
Zerdeçalın, antioksidan ve antienflamatuar etkilerinin yanı sıra, sağladığı sıra dışı faydaları sizleri bir hayli şaşırtacak.

Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı Taylan Kümeli, taze zerdeçalın faydalarını anlattı…

Ağrı kesici ve yaraları iyileştirici: Stanford Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre zerdeçalın etkin maddesi "curcumin", ağrı kesici özelliklere sahip. Rendelenmiş zerdeçalı biraz suyla karıştırıp püre haline getirdikten sonra yanıkların ve kesiklerin üzerine sürebilirsiniz.

Antimikrobiyal: Açık yaralarınızda kullandığınız zerdeçal püresi, mevcut mikropları öldürüyor ve potansiyel mikroplar için bir bariyer görevi görüyor.

Reflüye iyi geliyor: Zerdeçal, mide asitlerini yatıştırıyor ve reflü ağrılarını dindiriyor. Ancak, tok karnına alınması gerekiyor. Aç karnına alınan zerdeçal tam aksine reflüyü tetikliyor.

Kemik kırıklarının iyileşmesini hızlandırıyor: 2,5 cm'lik bir parça zerdeçal eklenmiş 1 bardak süt, 15 dakika kaynamadan pişirilir. Bu sütün içilmesi, kemik kırıklarının iyileşmesini hızlandırıyor.

Depresyon tedavisinde kullanılıyor: "Curcumin" maddesinin antioksidan ve nöro-protektif özellikleri, anksiyete ve stresi azaltıyor.

Hafızayı güçlendiriyor: "Curcumin" maddesinin nöro-protektif özellikleri, hafıza sorunları yaşanmasının engellenmesinde yardımcı.

Morfin içeren ilaçların yan etkilerini azaltıyor: Yan etkileri azalttığı gibi, morfin içeren ilaçlara karşı, kullanıcıların tolerans geliştirmesini de önlüyor.

Nezleye iyi geliyor: Zerdeçal, yüzyıllardır nezle tedavisinde kullanılıyor.

Nikotinin ciğerlere verdiği zararı azaltıyor: Zerdeçal, sigara içenlerin ciğerlerinde görülen şişlikleri azaltıyor. Tabii en iyisi hiç içmemek.

Alkolün vücutta yarattığı tahribatı azaltıyor: Antioksidan özellikleri sayesinde alkol kullanımı sonrası alınan zerdeçal, karaciğeri rahatlatıyor.

Adet sancılarını azaltıyor: Zerdeçalın ağrı kesici ve antienflamatuar özellikleri, adet sancılarının azalmasında da etkili.

İdrar yolu enfeksiyonlarında etkili: "Curcumin" maddesinin antimikrobiyal özellikleri, idrar yolu enfeksiyonlarını iyileştirmeye yardımcı oluyor.

Egzama tedavisinde yardımcı: "Curcumin", egzama kaşıntısını azaltıyor.