Son Yazılar

Son Yazılar
Browsing Category "Kadın Sağlığı"

Kadınlar daha hızlı bağlanıyor

- 3 Eylül 2020 Perşembe No Comments
Erkeklerin daha fazla bağımlı olduğu sanılır oysa kadınlarda da bağımlılık oranları giderek artıyor. 

Uzmanlar, "Erkeklerin madde ve alkol kullanım sıklığı kadınlara göre daha yüksekken, kadınlar daha düşük miktar ve sürede madde kullansalar da erkeklere oranla çok daha hızlı bağımlılık geliştirmektedirler" uyarısında bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gül Eryılmaz, bağımlılık konusunda kadınla erkek arasında farkın kapandığını söyledi.

Madde kullanımı kadınlar için de önemli bir sorun

Uzun yıllar boyunca madde kullanımı ve buna bağlı sorunların erkekler arasında daha yaygın olması nedeni ile kadınlarda kullanım ve bağımlılığın daha az ilgi çektiğini belirten Doç. Dr. Gül Eryılmaz, şunları söyledi:

"Fakat son zamanlarda genel olarak dünyada madde kullanımındaki cinsiyetler arası farkın giderek kapanmaya başladığı ve madde kullanımının kadınlar için de önemli bir sorun haline geldiği ileri sürülmektedir. Yurt dışında yapılan çalışmalarda 1990'lı yıllar ile 2000'li yıllar arasında kadınlar açısından madde kullanımında bir artış olduğunun belirlenmesi ve bu konuya dikkat çekilmesi ülkemiz içinde aynı durumun söz konusu olacağı sonucunu bize düşündürmektedir."

Sigara kullanımı açısından fark yok

Sigara kullanımı açısından bakıldığında 2000'li yıllardan önce erkek cinsiyette sigara bağımlığının daha fazla iken bu oranın 2000'li yıllardan sonra değiştiğini ifade eden Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Sigara kullanımı açısından cinsiyetler arasında genel olarak bölgelere göre değişse de fark yok denilebilir. Alkolizm prevalansı 1980'lerde erkek kadın oranı 5'te 1 iken şimdilerde bu oran 3'te 1'e inmiştir. Erkeklerde alkole başlama yaşı kadınlara göre daha erken iken son yıllarda kadın-erkek alkole başlama yaşları arasında fark giderek azalmıştır" diye konuştu.

Kadınlar daha çok etkileniyor

Kadınların biyolojik nedenlerden dolayı madde etkilerine daha kolay maruz kaldıklarını ifade eden Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Kadınlarda düşük dozlarda bile etkinliğin ortaya çıkması bağımlılık açısından risk oluşturmaktadır. Erkeklerin madde ve alkol kullanım sıklığı kadınlara göre daha yüksekken, kadınlar daha düşük miktar ve sürede madde kullansalar da erkeklere oranla çok daha hızlı bağımlılık geliştirmektedirler" dedi.

Sosyal rollerindeki değişiklik maddeye ulaşılabilirliği artırıyor

Doç. Dr. Gül Eryılmaz, ayrıca kadınların sosyal rollerindeki değişiklikler, ekonomik özgürlük kazanmaları, değişen sosyoekonomik ve kültürel yapılanmalar nedeni ile maddeye ulaşılabilirlik oranlarının erkek cinsiyetin madde ulaşılabilirlik oranlarına yakın olduğunu da sözlerine ekledi.

Travma ile bağımlılık arasında güçlü bir ilişki var

Kadının travma yaşaması ile madde kullanımı arasında güçlü bir ilişki olduğunu kaydeden Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Kadınların seksüel ve fiziksel kötüye kullanıma erkeklerden daha fazla maruz kalması ile kadının madde kullanımı arasında güçlü bir ilişki vardır. Kadınlar güvenlerini arttırmak, gerilimi azaltmak, sorunları ile başa çıkmak, baskıları azaltmak veya kilo kaybetmek gibi nedenlerle sigara, alkol veya diğer ilaçları kullanmaya eğilimlidirler" dedi.

Kadınlar psikolojik, erkekler akademik nedenlerle tedaviye başvuruyor

Kadınların eşlik eden diğer psikiyatrik hastalıkları sebebi ile bağımlılık tedavisinden önce diğer psikiyatrik hastalıkları için tedaviye başvurduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Erkekler daha çok akademik ve iş kaynaklı sebepler ile tedaviye başvururken, kadınlar daha çok yaşamış oldukları psikolojik sorunlar sebebi ile tedaviye başvurmaktadırlar.

Bağımlılık tedavisinde başarı oranları birbirine yakın

Kadın ve erkeklerin bağımlılık tedavisinde başarı oranlarının hemen hemen birbirine yakın olduğunu kaydeden Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Kadınların başarı oranlarının, erkeklere oranla daha iyi olduğu söylenebilir. Tedavi sonrasında bağımlılığın tekrar etme oranı, kadınlarda erkeklere oranla daha düşük olmakla birlikte relaps olduğunda kadınlar erkeklere göre tedaviye daha çabuk başvurmaktadırlar" diye konuştu.

Bilinçli bir hamilelik dönemi için…

- 31 Mayıs 2020 Pazar No Comments
Hızla kilo alıyorsunuz, yüzünüz ve ayaklarınız şişiyor, cildiniz bozuluyor ve ruhsal dengeniz tamamen değişiyor… Bunlar, bebek bekleyen kadınlarda sıkça rastalanan belirtiler. 

İnsan vücudu bu mucizevi olayı yani gebeliği gerçekleştirebilmek için oldukça iyi gelişmiş bir adaptasyon mekanizmasına sahip. Bu durumda anne adayının kendini bekleyen değişiklikleri iyi bilmesi ve bunlara karşı hazırlıklı olması kadar, fiziksel değişiklikliklerin hastalıklı durumlardan ayırt edilebilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir , "Gebelik döneminde vücutta meydana gelen 10 değişiklik ve uyum sağlama yöntemleri" hakkında bilgi verdi.

Anne Adayları Bu Baş Döndürücü Değişikliklere Hazır Olmalı!

1. KİLO ARTIŞI: Gebelikde meydana gelen değişimlerin en başında kilo artışı gelir. Bu, sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebilmesi ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi için gerekli bir durumdur. Tabi ki kilo alımının normalden çok az veya fazla olması  anne ve bebek için bir takım olumsuzlukları da berberinde getirmektedir. Dengeli ve düzenli beslenerek günlük  kalori alımını ortalama 150-300 kcal arttırarak bebek için gerekli besinler sağlanabilir. Anne adayının gebe kalmadan önceki vücut kitle indeksine göre değişmek üzere beklenen 9 ila 16 kg alınmasıdır. Bu rakamın normal vücut kitle indeksi, kadınlar için ortalama 10-12 kg olduğu söylenebilir. Genellikle ilk 12 hafta 1.8- 2 kg arasında kilo alınması, takip eden 3 ayda haftada 0.5 kg alınması bundan sonra doğuma kadar yaklaşık 4.5- 5 kilo alması beklenir.

2. CİLTTEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelik döneminde ciltte, saç ve tırnaklarda, diş ve dişetlerinde birçok değişimler meydana gelir. En çok dikkat çekici değişikler ise ciltte meydana gelenlerdir.Anne adaylarının cildinde kuruluk, meme ve karında çatlaklar, yüzde gebelik maskesi denen lekeler, karın orta hatta cilt renginin koyulaşması, sivilcelerin artması gibi sorunlar meydana gelebilir.

Bir anne adayının vücudunu iyi koruması için gebeliği boyunca hijyenik bakımına ve vücut bakımına dikkat etmesi önemlidir. Cildinde kuruluk yaşayan bir kadının normal sabun kullanması yerine cildin nemlenmesini sağlayacak gliserin bazlı sabunlar kullanılabilir. Banyo esnasında vücut yağlarının kullanılması ve çıktıktan sonra mutlaka  nemlendirici krem sürülmesi önerilmektedir.

3. HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikte en çok şikayet edilen konulardan biriside vajinal akıntılardır. Hamilelik sürecinde vajinanın doğal florasında ve pH değerinde meydana gelen değişiklikler sonucu akıntı fazlalaşır, enfeksiyona meyil artar. Vajen asiditesini artmasına bağlı olarak gebelikde vajinal mantar enfeksiyonları sıklıkla gelişebilir. Fazla miktarda sarı,yeşil renkli kötü kokusu olan bir akıntı vaya vajinal kaşıntı meydana gelirse bunun mutlaka kontrol edilmesi ve gerekli  görürülürse ağızdan ilaç veya vajinal fitiller kullanılması gerekebilir.

Hamileliğin özellikle son dönemlerinde meme bezleri çalışmaya başlar ve meme başından kolostrum dediğimiz beyaz-sarı renkli sütün geldiği gözlenebilir. Bunun anne adayının sağlığı açısından herhangi bir zararı yoktur. Meme başındaki kolostrum ılık sabunlu bir bezle temizlenebilir, eğer gün içinde rahatsızlık verecek şekilde çok geliyorsa günlük göğüs pedleri kullanılanılabilir. Gebeliğin özellikle ikinci yarısından sonra sütyenlerin değiştirilmesi gerekelidir. Memeyi alttan destekleyecek çok fazla sıkmayan ,pamuklu çamaşırlar tercih edilmelidir.

4. UYKU SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Bir anne adayının gebeliği boyunca bir çok yakınmalardan biri de uyku bozukluğudur. Yapılan çalışmalar anne adaylarının neredeyse yüzde80'inin hamileliklerinin belirli bir döneminde uyku problemi yaşadığını ortaya koymaktadır. Gebeliğin ilk aylarında  hormonal değişikiliklere  bağlı olarak anne adaylarında gün içinde uyku hali,konsantrasyon bozukukluğu ve sürekli uyuma isteği gelişebilir.. Bu tamamen kanda yükselen progestron hormonuna bağlı normal bir olaydır. İlk aylardaki progesterone hormonun yükselişi aynı hızla devam etmeyeceği için gebeliğin ilerleyen dönemlerinde çoğunlukla bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hormonal değişimlere ek olarak ilerleyen gebelik haftalarında karnın büyümesi ile bel ve sırt ağrılarının olması, anne adayının kilo aldıkça yatakta kendine rahat bir pozisyon sağlayamaması gibi nedenlerden dolayı uyku sorunları meydana gelir. Bunların dışında bebek  hareketlerinin gece boyunca çok fazla hissedilmeside  uykuyu bölen bir faktördür.

5. VÜCUT POSTÜRÜNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Hamilelik boyunca anne karnında büyüyen bebekle birlikte vücut postüründe değişiklik meydana gelir. Bununla birlikte gebeliğe bağlı hormonlar vücuttaki bağları ve eklemleri de etkileyerek vücut dengesinde değişikliğe neden olur, böylece düşme ve buna bağlı yaralanmalar ve travmalar daha sık görülür. Bu yüzden anne adaylarının kış aylarında dışarı çıkarken  yüksek topuklu olmayan, altı kaymayacak ayakkabıları tercih etmeleri önerilmektedir.

6. KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikde sayılamayacak kadar bir çok değişiklik meydana gelmesi ile beraber anne adayının kalp ve dolaşım sistemi, sindirim,solunum,üriner  sistemi gibi tüm vücut sistemlerinde gözle görülemeyen değişilikler  de meydana gelir.

Bunların en başında kalp ve dolaşım sistemindekiler gelmektedir.Gebeliğin kendisi kalp ve dolaşım sistemini zorlayan bir durumdur. Fetusun gelişmesi ile birlikte rahime giden kan miktarının artması, büyüyen rahimin diaframı yukarı iterek kalbi yukarı-öne ve sola doğru döndürmesi, kan damarlarındaki plazma volümünün artmasına bağlı olarak gebeliğin ikinci yarısından sonra fizyolojik bir kansızlık durumunun meydana gelmesi bu sistemdeki önemli değişikliklerdir. Gebelik öncesi sağlıklı bir kadında bu değişimler problem yaratmazken, gebelik öncesi henüz semptom vermemiş gizli kalp hastalıkları belirginleşebilir veya var olan kalp hastalıkları daha kötüye gidebilir.

7. SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Diyaframın yukarı itilmesi ve bununla birlikte  progesteron hormonun artışına bağlı olarak solunum sayısında artma meydana gelebilir. Yine bu dönemde kılcal damarlarda kan akımının artmasına bağlı olarak burun kanamaları sık olabilir, ses tellerinde meydana gelen ödeme bağlı olarak nadirde olsa ses kısıklığı gelişebilir.

8. ÜRİNER SİSTEMDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Yine gebeliğin ilk başında hormonal değişimlere daha sonrada anne karnında bebeğin idrar torbasına baskı yapması nedeniyle sık idrara çıkma problemleri gelişebilir. Ayrıca böbreklerde ve üreter dediğimiz idrar yollarındaki basıya bağlı ve progesteron hormonuna ve  idrarın böbrekten mesaneye gelişiminin yavaşlamasına bağlı olarak böbreklerde genişleme gelişebilir, idrar yolu enfeksiyonları sıklıkla görülebilir.

9.SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Sindirim sistemi ile ilgili olarak  özellikle ilk üç ayda bulantı, kusma gelişebilir. Bununla birlikte gebelikde tükürük salınımı artar. Midenin yukarı itilmesi ve hormonal nedenlereden dolayı mide boşaltım hızının azalması sonucu mide içeriği kolayca yemek borusuna geri dönerek mide yanmalarına neden olur. Ayrıca barsak hareketlerinin de yavaşalmasına bağlı olarak kabızlık gebelikde oldukça sık görülen bir sorundur.

10. RUHSAL DEĞİŞİKLİKLER: Bütün bunların dışında gebelikde bir çok ruhsal değişiklikler meydana gelmekde ve bunların bir çoğu göz ardı edilmektedir. Gebeliğin  özellikle ilk üç ayında değişken ruh hali meydana gelebilir.Sıkıkla nedensiz ağlama nöbetleri görülür. Bazen çok arzu edilen gebeliklerde bile ilk aylarda gebeliği kabullenememe, içe dönüklük ,pasiflik meydana gelebilir.İlerleyen aylarda ise vücut imajında meydana gelen değişimlerden dolayı utanma duygusu gelişebilir.Gerek vücuttaki değişimler gerekse bebeğe zarar verileceği endişesi nedeniyle cinsel istek azalabilir.Son aylarda ise gebeler genellikle doğum korkusu, sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilme endişesini yoğun bir şekilde yaşayabilir.

Hurafeler kadın kalbinde riski artırıyor…

- 24 Nisan 2020 Cuma No Comments
Yıllardır sanki erkeklerin hastalığıymış gibi algılanan kalp hastalıkları son yıllarda kadınlarda da hızla yaygınlaşıyor. 

Araştırmalar gerek dünyada gerekse ülkemizde hem erkekler hem kadınlarda ölüm nedenleri arasında ilk sırayı kalp hastalıklarının aldığını gösteriyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor "Daha çarpıcı olan veriler ise; kalp hastalıklarına bağlı ölümlerde Avrupa ülkeleri arasında hem erkekler hem de kadınlarda ülkemizin birinci sırada yer alması ve hastalık gelişimi için toplumumuza özgü risk faktörlerinin varlığıdır.

Kadınlarda kalp sağlığına yaklaşımı daha sağlıklı hale getirebilmek için öncelikle bazı yanlış inanışları düzeltmek gerekir" diyor. Dr. Utku Zor, kalp ve damar sağlığında toplumda doğru bilinen 4 önemli yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kalp hastalıkları erkeklerin, kanser kadınların hastalığıdır! YANLIŞ

Özellikle meme kanseri ülkemizde her 8 kadından 1'nin kapısını çalmasından dolayı kadınlar için en büyük tehdidi oluşturan hastalık olarak görülse de bu inanış yanlış. Çünkü kalp hastalıkları kadınları meme kanserinden çok daha fazla tehdit ediyor! Üstelik kadınlarda sadece meme kanserinden değil, tek başına meme kanseri de dahil olmak üzere tüm kanser türlerinin toplamından daha fazla ölüme yol açıyor. Örneğin ABD'de her 31 kadından 1'i meme kanserinden, her 3 kadından 1'i ise kalp hastalıklarından hayatını kaybediyor. Ülkemizde de kadınlarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı artarken, Türkiye, kalp hastalıklarına bağlı ölümlerde erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da Avrupa ülkeleri arasında başı çekiyor.

Kalp hastalığı yaşlıların hastalığıdır! YANLIŞ

Kalp hastalıklarının görülme sıklığı yaşla artmakla beraber, her yaş grubundan kadını etkileyebiliyor. Ülkemizde sıklığı daha fazla olduğu gibi başlangıç yaşı da daha erken. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, kadınlarda damar sertliğine ait değişimler 30'lu yaşlarda başlıyor ve risk grubundaki kişilerde erken yaşta kalp krizine yol açabiliyor. Şişmanlık, abdominal obezite ve yol açtığı metabolik değişiklikler, kolesterol yüksekliği, yüksek tansiyon ve diyabet derken kadınlarda kalp hastalıkları ve kalp krizi riski artıyor. Özellikle menopozdan sonra risk daha da büyüyor.

"Kalbimde sorun olsa sinyal verirdi!" YANLIŞ

Araştırmalar, kalp hastalığı nedeniyle aniden ölen kadınların yüzde 64'ünde daha önceden hiçbir belirti olmadığını gösteriyor. Örneğin koroner arter hastalığının tipik belirtisi; egzersiz sırasında ortaya çıkan, göğüs orta kesiminde toplanan baskı veya yanma tarzında ağrı olurken, kadınlarda ise nefes darlığı, bulantı, kusma, çene ağrısı ve sırt ağrısı şeklinde olabiliyor. Yine sersemlik, baş dönmesi, baygınlık, üst karın ağrısı, aşırı yorgunluk da kadınlarda sık rastlanan belirtiler. Kadınlar çoğunlukla bu sinyalleri kalp hastalığına yormadığından önlem almakta gecikiliyor. O nedenle 20 yaşından itibaren erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da kolesterol seviyesinin düzenli ölçtürülmesi, açlık kolesterol seviyelerine baktırılması, tansiyon ölçümü ve hekim muayenesi gibi tetkikler hayat kurtarıcı olabiliyor.

"Kalp hastalığı bizde genetik, önlem fayda etmez!" YANLIŞ

Kadınlarda ve erkeklerde görülen kalp damar hastalıklarının yüzde 90'ından fazlasından alkol, sigara, anormal kan yağları, merkezi yağlanma, stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi değiştirilebilir faktörler sorumlu. Dolayısıyla genetik faktörler riski artırmakla birlikte bu riskleri azaltabilecek önlemler almak her zaman elinizde. Fazla kilolardan kurtulmak, kalbi vurduğu pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlanan sigarayı bırakmak, stresi kontrol edebilip aşırı stresten kaçınmak, sebze ağırlıklı beslenerek hayvansal ve karbonhidrat ağırlıklı gıdalardan uzak durmak, haftada en az 5 gün yarım saat düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak riski büyük ölçüde azaltıyor.


Kalbiniz için bel ölçümünüze dikkat!  Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, özellikle bel çevresinin kadınlarda 88 cm'yi, erkeklerde 102 cm'yi geçmesinin kalp hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurgulayarak "Karın serbest iken göbek deliği hizasından ölçülmeli, bel çevresi/boy oranınız yüzde 50'nin altında olmalı" diyor. Kalp sağlığı için bazı biyokimyasal, biyometrik ve yaşam tarzı ile ilgili risk faktörlerini sorgulayarak kısa ve uzun vadeli riskinizi hesaplamanın mümkün olabildiğini belirten Dr. Utku Zor "Riskli yaşlara girdiniz mi? Kaç kilosunuz? Vücut Kitle İndeksi'niz kaç? Bel çevreniz kaç cm? Açlık şekeriniz kaç mg/dL? Diyabetiniz var mı? Açlık lipid paneliniz (kan yağları) nasıl? Kan basıncınız nasıl? Günlük hareket seviyeniz yeterli mi? Adım sayınızı ölçüyor musunuz? Düzenli egzersiz yapıyor musunuz ya da haftada en az 5 gün 30 dakika tempolu yürüyor musunuz? Düzenli hekim kontrolü ve hekim tavsiyeleri ile bunları düzeltmeniz kalp sağlığınıza da büyük fayda sağlayacaktır" diyor.

Kadınlarda uykusuzluk neden olur?

- 14 Nisan 2020 Salı No Comments
Siz de gecelerinizi koyunların çitten atladığı hayaliyle mi eçiriyorsunuz? Yalnız değilsiniz, kadınların yüzde 70'i aynı sorunla karşı karşıya.

Yeterli süre ve kalitede uyku alamayarak, sabaha tazelenmiş ve dinlenmiş bir vücutla kalkamama hali olarak açıklayabileceğimiz uykusuzluk, araştırmalara göre kadınların yüzde 70'inin yaşadığı bir uyku sorunu.

Gecenin büyük bölümünü sağa sola dönerek, bir türlü uykuya dalamadığı için huzursuz olarak geçiren kadınların büyük bölümünün çareyi ilaçlarda aradığı da bir gerçek. Uykusuzluk, hormonal değişimlere bağlı olarak da gerçekleşebileceği için özellikle 55 yaşından büyük kadınlarda bu soruna daha fazla rastlanıyor.

Stresli bir günün ardından…
Günlük hayatınız, gündüz yaşadığınız stres seviyesi akşam yatağa girdikten sonraki hayatınızı da etkiliyor. Öyle ki çalışan kadınlarda uykusuzluk, ev kadınlarına göre daha fazla görülüyor. Bu da gündüz yaşadığınız iş stresinin kafanızda yarattığı meşguliyetle açıklanabilir.

Çay, kahve ve sigara, uykuya dalmayı önemli ölçüde etkileyen faktörlerin başında geliyor. Alkol de tam doyum sağlamayan, zaman zaman kabuslarla dolu bir uyku evresi geçirmede etkili.

Huzursuz bacak sendromu
Gece boyunca istemsiz bacak hareketleri yapma olarak açıklanabilecek huzursuz bacak sendromu rahatsızlığı da uykuya geçişte sıkıntı yaratabiliyor. Bu sendroma sahip çoğu kişi, gece evde herkes uyurken ev içinde dolaşma ihtiyacı da hissedebiliyor. Huzursuz bacak sendromu hamilelikte daha da artıyor.

Hamileler altıncı aydan sonra uyku sorunu yaşamaya başlıyorlar. Vücudun ağırlaşması, sık idrara çıkma, göğüste yanma, bebek hareketleri, bel ağrısı gibi nedenlerden dolayı hamilelerin uyku saatleri düşebiliyor.

Adet dönemi öncesinde de kadınlar gece uykularını huzursuz geçirebiliyorlar. Menopoz döneminde ise kadınlarda uykusuzluk sorunu daha da artıyor. Sıcak basmaları olarak bildiğimiz, östrojen seviyesinin düşmesine bağlı olarak gerçekleşen huzursuzluk, uykusuzluğa yol açabiliyor. Horlama, menopoz öncesi kadınlarda erkeklere oranla daha az görülse de menopoza giren kadınlarda horlama seviyesi erkeklerle eşitleniyor. Dolayısıyla horlama, huzursuz bir uyku yaşanmasına yol açıyor.


İyi bir uyku için öneriler


*Unutmayın, uzun süre devam eden uyku sorununu gidermek için durumlarda ilaç kullanımı gerekli olsa da genel olarak yaşam biçiminde yapılacak küçük değişiklikler uykusuzluğu gidermede etkili oluyor.
*Yatmadan önce alacağınız ılık bir duş, hem gündüz yaşadığınız stresli anları unutmanızı sağlar hem de vücudunuzu gevşetir.
*Yatmanıza kısa bir süre kala yemek ya da abur cubur yememeye özen gösterin. Akşam yemeğini ağır ve baharatlı yemek de uykunuzu etkiler.
*Kahve ve çayı gün içinde mümkün olduğunca az tüketin. Alkole de bir sınır getirin. Yatmadan önce enerji içeceği tüketmeyin.
*Yatakta televizyon seyretmeyin. Hatta yattığınız odada televizyon bulundurmayın. Zira televizyon kapalıyken bile yaydığı sinyaller beyninizin tam olarak dinlenmesini engeller.
*Kaçta uyursanız uyuyun, kalkma saatiniz her gün aynı olsun. Böylece beyniniz belli bir uyku ritmine alışır.
*Gündüz uykularına son verin.
*Giydiğiniz kıyafetin yumuşak ve bol, odanızın sessiz ve loş, yastığınızın da rahat olmasına özen gösterin.

Kadınlar için altın değerinde öneriler

- 31 Ocak 2020 Cuma No Comments
Birçoğumuz vücudundan gelen sinyalleri dikkate almayarak duymazlıktan geliyor. Oysa alınan bir küçük önlem ve uzman önerilerine kulak vermek birçok hastalığın daha başlamadan fark edilmesine yarıyor. 

Tüm hastalıkların başarıyla tedavi edilebilmesi için erken tanının şart olduğunu söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Eralp Başer kadıların genç kızlıktan itibaren yaptırması gereken sağlık taramalarını, uyması gereken kuralları anlattı.

JİNEKOLOJİK ULTRASON YAPTIRMAK ERKEN TEŞHİSİ KOLAYLAŞTIRIR
Her yıl düzenli jinekolojik muayene yaptırılmalıdır. Muayenenin bir parçası olan ultrasonografi çok kolay ve zahmetsizdir, üstelik bu incelemeyi yaptırmak için de pek çok neden var. Bunlardan ilki ultrasonun tamamen zararsız bir inceleme olması. Ultrason dalgaları kesinlikle x-ışını içermiyor ve hiçbir zararı bulunmuyor. Bu tetkikle rahim ve yumurtalıklar ayrıntılı olarak incelenebiliyor. Rahim veya yumurtalıklarda kanser açısından şüpheli bir kitle tespit edilmesi halinde ileri incelemeler yapılıyor.

ADET SONRASI MEME KONTROLÜ YAPIN
Meme kanserinin erken tanı konulması durumunda başarılı şekilde tedavi edilebileceğini artık herkes biliyor. Erken tanıda sizin de rolünüz bulunuyor. Kendi vücudunuzu tanımanın çok önemli olduğunu unutmayın! Tek yapmanız gereken, her ay kendi kendine meme muayenesi! Bunun için, her ay adet başlangıcından itibaren yaklaşık 1 hafta sonra bu muayeneyi yapmalısınız. Birkaç sefer bu muayeneyi yaptığınız takdirde, normal meme dokunuzu tanıyacak, dolayısıyla yeni bir kitle oluşması halinde hemen fark edebilir hale geleceksiniz.

MAMOGRAFİ YA DA MEME ULTRASONU YAPTIRMAYI UNUTMAYIN
Meme kanserinin erken dönemde tespit edilebilmesi için en önemli silahlardan birisi de mamografi incelemesidir. Hiçbir şikayeti bulunmayan kadınlarda dahi, 40 yaşından itibaren düzenli olarak mamografi yaptırılması ile, meme kanserine bağlı ölüm riski belirgin olarak azaltılabiliyor. Mamografi incelemesi düşünüldüğü gibi zor da değil. Sağlığınıza zararı yok, kesinlikle ihmal edilmemeli. Genç kadınlarda ise, memede süt üreten dokuların yoğun olması nedeniyle mamografi yerine meme ultrasonu tercih ediliyor. Kendi kendine muayene, hekim muayenesi, mamografi ve meme ultrasonunu ihmal etmeyin.

PAP-SMEAR ve HPV TESTİYLE RAHİM AĞZI KANSERİNDEN KORUNUN
Rahim ağzı kanseri, cinsel yolla bulaşan bir virüs (HPV-Human papillomavirus) nedeniyle meydana geliyor. Erken dönemdeki rahim ağzı kanseri hiç belirti vermeyebiliyor. Dolayısı ile düzenli aralıklarla kontrollerden geçmek hayati önemi taşıyor. Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser öncüsü durumlar çok erken dönemde yakalanıp tedavi edilebiliyor. Bunun için kullanılan testler, rahim ağzı hücrelerin incelendiği pap-smear ve HPV-DNA testi. Çoğu sağlık kurumunda bu testler yaptırılabilir. Pap-smear testinin 21 yaşından itibaren, HPV-DNA testinin ise 30 yaşından itibaren yapılması öneriliyor.

GEBELİKTEN 3 AY ÖNCE DOKTORA GİDİN
Gebelik, kadınlar için hayatın en özel dönemlerinden biridir. Hem kadının kendisi hem de bebeğinin sağlığı için, gebelik planlanır planlanmaz, ideal olarak da 3 ay önce kadın hastalıkları ve doğum uzmanı kontrolünden geçilmelidir. Bu muayenede doktor genel bir sağlık muayenesini takiben jinekolojik muayene yapacaktır. Bu sayede daha önceden var olduğu bilinmeyen bir hastalık tespit edilip tedavisi başlanabilir. Erken gebelikte yeni gelişmekte olan bebeğin sağlıklı büyüyebilmesi ve organlarının düzgün oluşması için folik asit başta olmak üzere çeşitli takviyelere ihtiyaç vardır. Bunların gebelik oluşmadan tamamlanması ile gebeliğin çok daha sağlıklı bir şekilde başlaması sağlanabilir.

MENOPOZDAKİ KEMİK ERİMESİNE KARŞI KEMİK ÖLÇÜMÜ YAPTIRIN
Menopoz döneminde, kemik erimesi riski belirgin olarak artıyor. Bunun önüne geçmek için doğru beslenme ve düzenli hareket alışkanlığı şart. Kalsiyumdan zengin içeriğe sahip süt ürünleri ve yeşil yapraklı sebzeler diyette bol miktarda bulunmalıdır. Belli aralıklarla yaptırılan kemik mineral dansitometri testi ile kemiklerin yoğunluğunu ölçtürmek mümkün. Kemik erimesi tedavi edilmez ve ilerlerse, en ufak darbede dahi kemik kırılması riski ile karşı karşıya kalınır. Bu nedenle, özellikle menopozdaki kadınların bu ölçümü yaptırmaları ve sonuçlarını doktorları ile paylaşmaları gereklidir.

YILDA BİR KEZ GENEL SAĞLIK MUAYENESİ YAPTIRIN
Herkesin olduğu gibi kadıların da yılda bir kez dahiliye muayenesi yaptırması gerekiyor. Herhangi bir şikayet olmasa da fizik muayenesi ve tetkikleri yapılmalıdır. Böbrek, karaciğer fonksiyon testleri, açlık kan şekeri, kolesterol ölçümleri, tiroit fonksiyon testleri, kan sayımı, tam idrar tahlili, istirahat EKG'si, akciğer filmi, karın organlarını değerlendirmek için batın ultrasonografisi önerilir. Kronik bir hastalık mevcutsa muayene ve tahlil sıkılığı artırılmalıdır.

HER YAŞTA MUTLAKA SPOR YAPIN
Çağımızda maalesef hareketsizlik çok yaygın bir durum. Özellikle masa başı işlerde çalışan kadınlarda kemik erimesi, kas-iskelet sistemi ağrıları, duruş bozuklukları gibi pek çok olumsuz durum ortaya çıkabiliyor. Bunların önüne geçmek için fırsat yaratmak ve haftada en azından 2-3 gün 30'ar dakikalık bir yürüyüş yapmak dahi sağlık için faydalı olacaktır.

VÜCUT KİTLE ENDEKSİNİZİ 30'UN ÜZERİNE ÇIKARMAYIN
Günümüzde en önemli sağlık sorunlarından birisi de şişmanlık yani diğer adıyla obezite. Kilonuzun, boyunuzun metre cinsinden değerinin karesine bölünmesi ile elde edilen sayıya Vücut Kitle İndeksi (VKİ) deniliyor. Bu değerin 30'un üzerinde olması, obezite lehine bir bulgu. Obezitenin yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, şeker hastalığı ve kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi pek çok hastalığa davetiye çıkardığı artık net olarak biliniyor. Eğer fazla kilonuz olduğunu düşünüyorsanız bugün bir adım atın. Doğru bir diyet ve uygun şekilde yapılan sporla bunu yapmanın aslında hiç de zor olmadığını göreceksiniz.

Yoğurt vajina için faydalı

- 4 Aralık 2019 Çarşamba No Comments
Pek çok kadın, vajinal maya mantarı enfeksiyonunu tedavi etmek için tablet, krem ya da fitil yerine yoğurt kullanıyor. Peki evde yapılan bu tedavinin bilimsel bir alt yapısı var mı? Cevap; evet. Bilimsel çalışmalar, bu tür enfeksiyonları yenmek için yoğurt kullanımını destekliyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağlar Helvacıoğlu, mantar enfeksiyonu tedavisi için neden yoğurt kullanıldığı konusunda şu bilgileri verdi:

"İçerdiği Lactobacillus bakterisi nedeniyle yoğurt etkili bir ilaç olabilir. Yararlı bakteri türleri arasında bulunan bu bakteri, bağırsakları, idrar yollarını ve vajinayı tahriş etmez.

Yararlı bakteri içeren yoğurdu kullanarak vajinada flora ve PH dengesini tekrar kurmanın mümkün olduğu düşünülmektedir. Lactobacillus Candida'yı öldüren hidrojen peroksit salgılayarak enfeksiyonu ortadan kaldırır.

İlaç kullanımının kısıtlı olduğu gebelik döneminde, vajinal enfeksiyonlarla mücadelede, içerdiği probiyotiklerden dolayı yoğurt kullanımına önem vermek gerekiyor.

SADE YOĞURT KULLANIN

Lactobacillus içeren ve doğal, tatlandırıcı bulunmayan sade yoğurt kullanılması etkili tedavi sağlayacaktır.

Diğer yoğurt türlerinde şeker kullanılmış olması yüksek bir olasılıktır. Bu yoğurtları kullanmak enfeksiyonun ve belirtilerin kötüleşmesine yol açabilir çünkü şeker mantarın çoğalmasına neden olur.

NASIL UYGULANIR?

Yoğurdu vajina içine uygulamak için parmaklarınızı kullanın.

Kullanılmamış tampon aplikatörü içine yoğurt koyup, yoğurdu aplikatör yardımıyla vajina içine uygulayın.

Serinleterek rahatlatması için kullanılmamış tampon aplikatörünü yoğurtla doldurup soğutun, daha sonra uygulayın.

VAJİNANIN DOĞAL DENGESİ NEDEN BOZULUR?


  • Hormonal değişiklikler
  • Antibiyotikler
  • Cinsel ilişki
  • Parfümlü vücut ya da vajina temizleyici şampuanlar
  • Tamponların gereken sıklıkta değiştirilmemesi
  • Çok dar iç çamaşırı giymek
  • Cinsel ilişki kimi zaman Candida'nın aşırı çoğalmasına yol açsa da bu cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon değildir.


VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU BELİRTİLERİ


  • Vajinada yanma ya da kaşıntı hissi
  • Koyu, beyaz ve topak topak akıntı.


NE ZAMAN DOKTORA GÖRÜNMEK GEREKİR?

Vajina mantarı enfeksiyonları sık rastlanan, tedavi edilebilir ve genellikle endişe edilmemesi gereken enfeksiyonlardır.

İlk kez yaşandığında bu enfeksiyonu anlamak zor olabilir, bu nedenle profesyonel bir teşhis konulması zaruridir. Sık sık mantar enfeksiyonu yaşayan kişilere ya da tedaviye cevap vermeyen kişilere bir doktor tavsiyede bulunabilir.

Ancak, sürekli ağrı veya başka belirtileri olan kişilerin cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından tarama yaptırması yararlı olacaktır. Cinsel olarak aktif olan herkesin cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı düzenli kontrol yaptırması çok önemlidir ve önerilir."

Yumurtalık kanseri riskini azaltanlar

- 11 Kasım 2019 Pazartesi No Comments
Ülkemizde her yıl 100 bin kadından 7'si yumurtalık kanseri tanısı alıyor. Çoğunlukla belirti vermeyip başka hastalıklarla sıkça karıştırılabilen yumurtalık kanseri bu nedenle sinsice gelişiyor ve geç fark ediliyor. 

Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, ailesinde yumurtalık kanseri olan kişilerde riskin arttığını belirtirken, özellikle karın ağrısı, karında şişlik, gaz ve kabızlık gibi şikayetlere dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Mete Güngör yaptığı açıklamada; yumurtalık kanseri riskini azaltan 10 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Aile hikayesinin bilinmesi

Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15'i genetik geçişle ortaya çıkıyor. Bu nedenle ailesinde yumurtalık kanseri ve meme kanseri olan bireylerin bilinmesi ve farkındalık çok önemli. Aile hikayesini biliyor olmanız sizin ve doktorunuzun riski azaltmak için sağlığınızla ilgili daha aktif kararlar alınmasına yardımcı olur.

Sağlıklı diyet

Doğru ve sağlıklı beslenme bütün kanserlerde olduğu gibi yumurtalık kanserlerinde de çok önemli. Size kilo aldırma ihtimali olan yağlı besinlerden, aşırı kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinden uzak durun. Yapılan çalışmalar özellikle düşük yağlı diyet, taze meyve tüketimi, zencefil, domates suyu, yeşil çay, biberlerin bitki türleri, kuruyemişler, marul ve keten tohumu tüketilmesinin yumurtalık kanseri riskini çeşitli oranlarda azalttığını gösteriyor.

Düzenli egzersiz

Vücudumuzdaki yağ oranı ile kanser arasında yakın bir ilişki bulunuyor. Yağ dokusundan salınan fazla miktardaki östrojen yumurtalık kanseri riskini artırıyor. Bu nedenle yapacağınız egzersizler ve spor ile kilolarınızdan kurtulabilirsiniz. Yağ oranınız düşeceği için kanser riskiniz de azalacaktır.

Rutin kontroller

Yaş ilerledikçe yumurtalık kanseri görülme oranı artıyor. En sık 63 yaşında görülüyor. Bu nedenle rutin kontrolleri ihmal etmemek çok önemli.

Genetik test

Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör "Bir kadının hayat boyu yumurtalık kanseri olma ihtimali yüzde 1-2'dir. Ancak genetik olarak ailesinden gelen BRCA1 ve BRCA2 genetik mutasyonları varsa bu oran BRCA1 için hayat boyu riskini yüzde 40'a, BRCA2 için de yüzde 10-20'ye çıkartıyor. Bu nedenle bu mutasyonlara sahip olduğu bilinen kadınlarda belli yaş gruplarında cerrahi önerilebilir" diyor.

Annelik ve emzirme

Doğurganlık ve emzirme dönemi yumurtlamanın kesintiye uğradığı süreçler. Sık yumurtlamanın yumurtalık kanserinin oluşumunda rol oynadığı düşünülüyor. Bu nedenle çok doğum yapmış, özellikle erken yaşta gebelik yaşamış kadınlarda ve uzun süre emziren kadınlarda yumurtalık kanseri riski azalıyor.

Doğum kontrol hapı

Yumurtlamayı engelleyen doğum kontrol hapları yumurtalık kanseri riskini azaltıyor. Genç yaş grubunda (20'li 30'lu yaşlar) toplam 1 yıllık devamlı veya aralıklı doğum kontrol hapı kullanmış olan kadınların hayat boyu yumurtalık kanseri riski yüzde 50 azalıyor. Kullanma süresi uzadıkça risk azalıyor ve ilacı kesseler dahi koruma uzun yıllar devam ediyor.

İlaç ve vitamini bilinçli kullanmak

Androjen içeren ilaçların, menopoza girdikten sonra sadece östrojen içeren ilaçların ve doğurganlığı artırıcı ilaçların kullanımı yumurtalık kanseri riskini artırabiliyor. Bu nedenle bu ilaçların kullanılmasını gerektiren durumlarda doktorunuzla bu olasılıkları konuşun. İlaç şeklinde veya güneşle D vitamini alınması kanser riskinizi azaltıyor.

Talk pudrası kullanmamak

Genital bölgede hijyenik amaçlı kullanılan ürünlerde bulunan talk pudrasının kullanılması yumurtalık kanseri riskini artıran faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. 1970'lerden beri vücut ve yüz pudralarında talk ve asbestoz kullanılmıyor. İçinde talk olan ürünlerden uzak durun.

Cerrahi müdahale

Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör "Son yıllarda yumurtalık kanserlerinin yarısının tüplerden kaynaklandığı görülmüştür. Bu nedenle tüp ligasyonu yapılması veya tüplerin alınması yumurtalık kanseri riskini yarı yarıya azaltmaktadır. Ayrıca rahmin alınması da 1/3 oranında yumurtalık kanseri riskini azaltmaktadır" diyor.

Adet düzensizliği hastalık habercisi

- 18 Ekim 2019 Cuma No Comments
Kadın sağlığı konusunda en önemli noktalardan biri de adet döngüsüdür.Adet düzensizliği ise bu süreçte kadınları endişelendiren en büyük sorunlarından biridir. 

Senede birkaç günlük gecikmeler normal kabul edilirken, daha sık yaşanan adet düzensizlikleri miyom, tümör gibi sorunlara işaret edebilir. Bu tür adet düzensizliği durumlarında mutlaka uzman yardımı alınmalıdır. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Deniz Yıldıran Sarıcı, adet düzensizliği konusunda bilgi verdi.

Kadınlardaki hormonal döngü nedeniyle normalde her kadının ayda bir adet olması gerekmektedir. Adet görememe ya da adet düzensizliği kadınlarda pek çok hastalığa işaret edebilen önemli bir sorundur. Her kadının adet düzeni farklıdır. Eğer kadınlar her ay tahmin edemeyecekleri zamanda adet görüyorsa bu durum adet düzensizliği olarak kabul edilmeli ve araştırılmalıdır.

En büyük sebebi stres
Adet düzensizliği en sık ilk adet görmeye başlayanlarda ve menopoza girmeye yakın olan kadınlarda görülmektedir. Bu da hormonlardaki değişimlere bağlanmaktadır. Bu tür durumlarda hormon testleri yapılmaktadır. Ayrıca hormon bozuklukları da adet düzensizliğini oluşturmaktadır. Örneğin tiroit veya prolaktin hormonlarındaki bozukluklar adet düzensizliğini getirmektedir. Bunun yanında aşırı kilo alıp verenler, kilosu çok düşük olanlar, aşırı spor yapanlarda adet düzensizlikleri görülmektedir. Adet düzensizliğinin en büyük sebebi ise strestir. Kadınlar en ufak streste adet düzensizliği yaşamaktadır.

Adet düzensizliğine sebep olan sorunlar
Adet düzensizliği çeşitli hastalıkların da habercisi olabilmektedir. Kadınların adet döngüsünü sağlayan dört faktörden hipotalamus, hipofiz, yumurtalık ve rahim kısmından birinde yaşanan sorun adet düzensizliğine sebep olmaktadır. Hipofiz bezindeki tümörler, yumurtalık ya da rahimdeki kist, miyom, tümörler adet düzensizliğini getirmektedir. Rahim dokusunun kalınlaşması, rahim veya rahim ağzındaki polipler ve nadiren kanser adet düzensizliğini beraberinde getirmektedir. Bu sorunlar çözüldükten sonra adet düzensizliği de ortadan kalkmaktadır.Tüm bunların yanında hiç sebebi olmayan adet düzensizlikleri de görülmektedir.

Başkasının ilacını kullanmayın
Adet düzensizliklerinin sebebine göre kadınlara tedavi uygulanmaktadır. Bu nedenle kişiler başkalarının adet düzensizliğinde kullandığı ilaçları doktora danışmadan kullanmamalıdır. Kimi zaman ilaç yerine ameliyat önerilmektedir. Adet düzensizliği yaşayan evli ya da bekar her kadının doktora gitmesi gerekmektedir. Çünkü adet düzensizliğine müdahale edilmediğinde, sebep tümör ya da polipse daha olumsuz sonuçlar doğmasına neden olmaktadır.

Düzensiz adet gören kadınlar da hamile kalabilir
Adet düzensizliği yaşayan kadınların en çok merak ettiği konulardan biri de bu durumda gebe kalınıp kalınamayacağıdır. Adet düzensizliğine neden olan sorun çözüldüğü zaman kadınlar gebe kalabilmektedir. Ayrıca adet düzensizliğinde aşırı kanama da olabilmektedir. Bu kanamalar halsizliğe, yorgunluğa sebep olur hayatlarındaki kaliteyi düşürmektedir. O nedenle bu sorunları yaşayan her kadının mutlaka doktora gitmesi gerekmektedir.

Kadın kalbi hassastır!

- 15 Ekim 2019 Salı No Comments
Özellikle 40 yaşından sonra kadınlarda daha fazla görülmeye başlanan kalp hastalıklarının nedenleri ve bu hastalıkları önlemek için yapılabilecekleri Hastane Derindere Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ruken Hanevdaloğulları ile konuştuk…

Kalp hastalıkları görülme riskinin menopozla birlikte artış gösterdiğine ve 35-55 yaşlarındaki genç erişkinlerde giderek daha fazla görüldüğüne dikkat çeken Uzm. Dr. Ruken Hanevdaloğulları; 'Bu yaş grubunda özellikle kadınlarda görülen kalp hastalıkları giderek artmaktadır.

Kadınlarda görülen ölümlerin % 50'sinden fazlasının nedeni kalp rahatsızlığı ve inmedir. Bu nedenle kadınların özellikle menopoz döneminden sonra kalp sağlıklarını korumaya yönelik önlemlerini almalarını ve düzenli kardiyolojik muayenelerini yaptırmaları gerekir' açıklamasında bulundu.

Kalp sağlığınızı korumak için…

Hayatın tadını çıkarın. Doğru beslenin, aktif olun, iyi bir gece uykusu almaya çalışın, stresten kaçın, kaçamıyorsanız onu yönetmeyi öğrenin, arkadaşlarınızla zaman geçirin. Yapılan araştırmalar yakın arkadaşlarıyla düzenli olarak vakit geçiren kadınlarda daha az kalp hastalığına rastlandığını gösteriyor.

Uyarı işaretlerini dikkate alın! Kadınlar çoğu zaman kalp krizi ile ilgili şiddetli göğüs ağrısı yaşamazlar. Daha çok boyun, omuz veya karın ağrısı gibi ağrılar; mide bulantısı, kusma, yorgunluk veya nefes darlığı gibi problemler görülebilir.

Sessiz saldırı ihtimalini göz ardı etmeyin! Ağrı eşiği yüksek olan kadınlarda sessiz kalp krizi görülme ihtimali vardır. Bu durum kalbe uzun süre kan ve oksijen akışının sağlanamamasına yol açar. Özellikle menopoz dönemine giren kadınlarda kalp rahatsızlığı için en az 2 veya daha fazla risk faktörü varsa koroner arter hastalığı olup olmadığını belirlemek için mutlaka düzenli kontrollerini yaptırması gerekir.

Risk faktörlerini bilin. Obez/aşırı kilolu, sigara içen, yüksek kolesterol ve/veya diyabet hastalarının kalp krizi geçirme riski daha yüksektir. Ayrıca 45 yaşın altında sigara içen ve aynı zamanda doğum kontrol hapı kullanan kadınların akciğer embolisi geçirme riski fazladır. Basit bir kan testi ile riskinizi öğrenerek gerekli tedavi süreciyle riskinizi düşürebilirsiniz.

Gebelik komplikasyonları yaşamak, anneler için gelecekteki kardiyovasküler hastalığın bir göstergesi olabilir. Gebelik zehirlenmesi, gebelik diyabeti ya da hipertansiyon problemi yaşayan veya düşük doğum ağırlıklı bebek doğuran kadınların, kalp rahatsızlığı için tüm risk faktörlerini göz önünde bulundurarak sağlık kontrollerini ihmal etmemeleri gerekir.

Meme kanserinden koruyan 10 öneri!

- 3 Ekim 2019 Perşembe No Comments
Ülkemizde ve dünyada görülme sıklığı gün geçtikçe artan meme kanserinden bilinçli kontroller ve düzenli yaşam tarzı ile korunmak mümkün olabiliyor. Tedavi yöntemlerindeki gelişmelerle erken evrede tanı alan vakalarda yüzde 100'e yakın oranda tedavi başarısı sağlansa da hastalığa hiç yakalanmamak adına bazı önlemler almak gerekiyor. 

Memorial Bahçelievler Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi'nden Prof. Dr. Fatih Aydoğan, meme kanserine karşı alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.

Haftada en az 3 saat egzersiz yapın
Sağlıklı yaşamın fiziksel aktiviteyle yakından ilişkisi bulunmaktadır. Günlük egzersizler sağlıklı yaşamın anahtarı olduğu gibi meme kanserinden korunmada da önemli rol oynamaktadır. Haftada en az 3 saat yapılan fiziksel egzersiz meme kanseri riskini yüzde 20'den fazla azaltmaktadır.

Radyasyondan kaçının
Ülkemizde görüntüleme tetkiklerine çok sık başvurulmaktadır. Bunların bir kısmı gereksiz yere yapılmaktadır. Bilgisayarlı Tomografi ve PET yıllık kabul edilen radyasyon dozundan bir kaç kat fazla radyasyon içerir. Bu nedenle yüksek radyasyon dozu içeren görüntülemeleri gereksiz yere yaptırmamak ya da radyasyon içermeyen alternatif tetkikleri tercih etmek gerekir.

Doğumu 30 yaş sonrasına ertelemeyin
Doğum yapan ve emziren kadınlarda meme kanseri daha az görülmektedir. Ancak bu etkinin ortaya çıkması için ilk doğum yapma yaşı 30 yaş ve öncesinde olmalıdır. İlk doğumunu 35 yaş sonrasında yapan kadınlarda ise meme kanseri riski hiç doğum yapmayanlara göre artış göstermektedir.

Bebeğinizi mümkün olduğunca uzun süre emzirin
Emzirme meme kanseri riskini önemli ölçüde azaltmaktadır. Risk azalmasının, emzirme döneminde regl sayısının daha az olması ve emziren annelerin daha sağlıklı besinler alması ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. 6 ay ve daha uzun süre emziren kadınlarda meme kanserine yakalanma riskinde azalma görülmektedir.

Hormon tedavilerini sınırlı kullanın
Menopoz döneminde kullanılan hormon tedavileri, menopoza bağlı sorunları engellemek için kullanılmaktadır. Her ilacın olduğu gibi hormon tedavilerinin de bazı yan etkileri olabilmektedir. Uzun süre hormon tedavisi meme kanseri riskinde artışa neden olur. Meme kanseri risk artışı ilacı 5 yıldan uzun süre kullanan hastalarda daha belirgindir. Doğum kontrol hapları ve hormonlu spirallerle ilgili araştırmalarda kesin bir ilişki saptanmasa da bazı araştırmalarda bu yöntemlerin meme kanseri riskini artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

Alkol kullanımını sınırlandırın
Alkol alımının meme kanseri riskini artırdığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu risk alınan alkol miktarına bağlı olarak artmaktadır.

Kilonuzu kontrol edin
Obezitenin meme kanseri riskini artırdığı bilinse de bu etkinin menopoz sonrası dönemde olduğu gösterilmiştir. Risk artışının nedeni, östrojen hormonunun menopoz sonrası dönemde yağ dokusundan salgılanmasıdır.

Gece aydınlık ortamda uyumayın
Uzun süre gece vardiyasında çalışan kadınlarda meme kanseri riskinde artış olduğu gözlenmiştir. Kadınların gece ışığa maruz kalması risk artışına neden olan etkenlerden biridir. Meme kanseri riski artışının karanlıkta salgılanan melatonin hormonunun ışık nedeniyle kesintiye uğraması ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.

Akdeniz tipi beslenme ile korunun
Zeytinyağı, deniz ürünleri ve mevsim sebzelerini içeren Akdeniz tipi beslenme, meme kanseri riskini azaltmaktadır. Karoten içeren havuç, balkabağı, kavun, biber gibi meyve ve sebzeleri sık tüketen kadınlarda meme kanseri daha az görülür. Yeşil çay, ceviz, brokoli meme kanserini önleyen diğer besinlerdendir.

Sigara ile temasınızı azaltın
Sigara ile meme kanseri arasındaki ilişki alkol kadar belirgin değilken, sigara dumanını pasif soluyan kadınlarda meme kanseri riskinin daha fazla olduğu bilinmektedir. Bazı araştırmalarda ergenlik ve sonrası dönemde sigara içen kadınlarda daha fazla meme kanseri görülmüştür.

İyi beslenme riski azaltıyor

- 12 Eylül 2019 Perşembe No Comments
Sağlıklı ve iyi beslenme; hemen herkesin yaşam kalitesini yükselten bir unsur olarak ön plana çıkarken, kadınlarda en sık görülen meme kanseri görülme olasılığını da düşürüyor. 

Genetik faktörlerin de belirleyici olduğu meme kanserinde, özellikle kırk yaşından itibaren her yıl düzenli mamografi çekilmesi hastalığın önlenmesinde kritik önem taşıyor. Erken aşamada tespit edilen meme kanserinin tedavisi yüzde 95'e varan oranda başarı ile sonuçlanıyor.

Kadınlarda kansere bağlı ölümlerin birinci sebebi olan meme kanseri teşhisle kontrol altına alınabilir bir kanser türü olarak biliniyor. Meme kanserinin ilk dikkat çeken belirtisi memede kitle oluşumu olarak ortaya çıkarken, elle muayene erken teşhiste önemli yer tutuyor. Meme kanserinin görülme olasılığını etkileyen genetik miras, kadının doğum ve menopoza giriş yaşı gibi faktörlerin yanı sıra beslenme alışkanlığı da önemli rol oynuyor. Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Osman Anıl Savaş, özellikle yağ ve yüksek kaloriden uzak beslenme alışkanlığına sahip olanların meme kanseri tehlikesini büyük ölçüde uzak tuttuklarını belirterek, hastalıkla ilgili dikkat çeken bilgiler veriyor:

KANSER RİSKİNİ ARTIRAN FAKTÖRLER
Meme kanseri kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık yüzde 30'unu oluşturur. Kanser nedeniyle ölen kadınların yüzde 16'sında ölüm sebebi meme kanseridir. İlerleyen yaş ile meme kanseri görülme sıklığı da artar. Yani 75 yaşındaki kadınlarda meme kanseri görülme olasılığı, 25 yaşındaki kadınlardan yaklaşık 20-30 kat daha fazladır.

Genetik faktörler, meme kanseri gelişiminde önemli rol oynayabilir. Bazı genetik bozuklukların meme kanseri gelişimine zemin hazırladığı bilinir. Meme kanserinin gelişiminde rol oynadığı düşünülen diğer faktörler; radyasyon, hormonlar ve diyettir. Yağ ve kaloriden zengin beslenme, meme kanseri sıklığını arttırır. Ayrıca doğum kontrol hapı kullanımı veya menopoz belirtilerinin önlenmesi için hormon kullanımı da meme kanseri riskini artıran diğer nedenlerdir.

ERKEN TEŞHİSTE TEDAVİ ŞANSI YÜZDE 95
Farklı tedavi alternatiflerinin olması sayesinde meme kanseri artık korkulacak bir kanser olmaktan çıktı. Meme kanseri erken evrede yakalanırsa, tümör bir santimin altındaysa ve koltuk altına atlamadıysa, hastanın yüzde 95 kurtulma şansı var demektir. Erken evreyi bir miktar geçmiş aşamadaki hastalarda bile kemoterapi, radyoterapi ve hormonoterapi ile yüzde 70 üzerinde şifaya kavuşmak mümkün. Ama şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor; meme kanseriyle savaşta en büyük görev hala kadınların kendisindedir.

MEME KANSERİ RİSK FAKTÖRLERİ

  • Artan yaş (40 yaş üstü)
  • Ailede meme kanserinin görülmesi
  • Daha önce meme kanserine yakalanılmış ve tedavi edilmiş olunması (tekrarlama riski yüzde 25)
  • Memenin iyi huylu hastalıkları
  • Hiç doğum yapılmaması
  • Kadının ilk doğumunu yaptığı yaş (İlk doğumunu 30 yaşından sonra yapan kadınlarda meme kanseri gelişme riski, ilk doğumunu 18 yaşından önce yapanlara göre dört kat daha fazla)
  • Menopoz sonrası hormon tedavisi
  • İlk adet görme yaşının erken olması veya menopoz yaşının geç olması
  • Genlerde oluşan bozukluklar (mutasyonlar)
  • Şeker hastalığının varlığı veya alkol kullanılması

Rahim ağzı kanserini çok erken yakalamak mümkün

- 4 Eylül 2019 Çarşamba No Comments
Geçmişte kadınlarda genellikle 40'lı yaşlardan sonra tanı konulan rahim ağzı kanserinin öncül lezyonlarını artık 20'li yaşlardan itibaren görmek mümkün olabiliyor. 

Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, özellikle son yıllarda öncül lezyonların genç yaşlarda gözlenmesine paralel olarak, rahim ağzı kanserinin de daha erken yaşlarda ortaya çıkmaya başladığına dikkat çekiyor.

Jinekolojik kanserler arasında en sık görülen ilk üç tür arasında yer bulan rahim ağzı kanseri erken evrede yakalandığında tedavi şansı yüzde 95'in üzerine çıkabiliyor. Üstelik kansere neden olan virüsün HPV olduğu kesinleştikten sonra, dünyada hem bu konuya hem de HPV'ye karşı geliştirilen aşıya verilen önem de arttı. Bugün artık prekanseröz yani kansere dönüşebilecek lezyonları genç yaşlardan itibaren tespit edebilmek de mümkün olabiliyor. Eskiden sadece kanser aşamasında tanınan ve 40'lı yaşlardan sonra görülen rahim ağzı kanseri, 18, 20'li yaşlardan itibaren kansere dönüşebilecek hücreler olan prekanseröz lezyonlar olarak kendini gösteriyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, bu sonuca neden olan en önemli faktörün yıllar içinde cinsel temas başlangıcının erken yaşlara çekilmesi ve buna bağlı HPV'nin cinsiyetler arasındaki geçişini daha da hızlandırmasına bağlıyor.

Bu konuda bir diğer etkenin ise teknolojik gelişmeler sayesinde lezyonların erkenden tespit edilmesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. İlkkan Dünder, "Belki de gelecekte rahim ağzı kanseri yeryüzünden ilk olarak tarihe karışacak kanser türü olacaktır" diyor.

HPV'lerin yaklaşık yüzde 70'i vücuda girdikten sonraki ilk bir yıl içerisinde, yüzde 91'i ise ikinci yılın sonunda o kişinin bağışıklık sistemi tarafından yok ediliyor. Ancak, "kanser yapabilme yetisine sahip HPV" bulaşan her 100 kişinin 9'unda prekanseröz lezyonlar söz konusu oluyor ve kansere ilerleyebiliyor. Bu lezyonların daha genç yaşlarda gözleniyor olması ise ne yazık ki kanserin daha erken yaşlarda görülmesine neden olabiliyor. Prof. Dr. İlkkan Dünder, "Bu nedenle 30-35 yaş aralığında rahim ağzı kanseri gördüğümüz kadın sayısının bundan 20 yıl önceyle kıyasladığımızda kat be kat arttığını söyleyebiliriz" diyor.

Dünyada 7 milyon kişide HPV var!

İstatistiklere göre dünyada her 11 kişiden birinde yani yaklaşık 650 milyon insanda çeşitli tipte HPV bulunuyor. Elbette bunların hepsi kanser yapıcı özellikteki virüslerden oluşmuyor. Yaklaşık 200'e yakın alt tipi bulunan HPV'nin sadece 5 tanesi bütün rahim ağzı kanserlerinin yüzde 85'inden sorumlu tutuluyor. Ülkemizde her yıl 1600 yeni rahim ağzı kanseri vakasının tespit edildiğini belirten Prof. Dr. İlkkan Dünder, "Bir de yaşadıkları bölge itibariyle doktora gitmeyen kişilerin de olduğu düşünülecek olursak bu rakamın daha da yüksek olması muhtemel" diyor.

Prekanseröz lezyonlar hangi durumlarda kansere dönüşüyor?

Prekanseröz lezyonların kimlerde ve neye göre geliştiği ya da kansere dönüştüğü konusunda ne yazık ki net bir şey söylemek bugün için mümkün olamıyor. Ancak sigara kullanımının hem riski artırıcı, hem de kansere gidişatı hızlandırıcı bir etken olduğu biliniyor. Poligami denilen birden fazla partnerle beraber olmak da "bu her iki cins için de geçerli" riskin artmasına neden olabiliyor. Bağışıklık sistemini düşüren ilaçları kullanmanın veya bağışıklık sistemini düşüren hastalıklara sahip olmanın da kanser oluşumunda etkili olduğu belirtiliyor.

HPV'nin bağışıklık sistemi tarafından ortadan kaldırılmasıyla prekanseröz ve/veya kanser riskinin azaldığı anlamına gelmiyor. Tam aksine, ardı ardına farklı HPV tiplerine maruz kalınması da rahim ağzı kanserine neden olabildiği için tarama konusunda aynı özeni göstermeye devam etmek gerekiyor.

Kanser öncesi gelişim dönemi genellikle sessiz seyrediyor

Prekanseröz lezyonlar CIN 1, CIN 2 ve CIN 3 olarak tanımlanıyor. Bu lezyonların ilerleme ve geçiş aşamalarında yaklaşık 3-6 yıllık sürelere ihtiyaç duyuluyor. CIN 3' ten kansere dönüşmesi ise 10-15 yıl kadar zaman alıyor. Aslında böylelikle müdahale etmek ve önlem almak için zaman kazanılmış oluyor. Ancak genellikle kadında prekanseröz lezyon gelişip gelişmediğini gösteren herhangi bir işaret bulunmuyor ve geçiş dönemleri oldukça sessiz seyrediyor. Dolayısıyla cinsel yaşamın başlamasıyla birlikte yapılacak pap smear testi ile olası lezyonların tespit edilmesinin hayati önem taşıdığını söyleyen Prof. Dr. İlkkan Dünder, "Günümüzde rahim ağzı kanserinin öncül lezyonları koterizasyon, krioterapi, LEEP gibi farklı yöntemler kullanılarak tedavi edilebiliyor. Burada tedavi yöntemini belirlerken dikkat edilmesi gereken en önemli hususlar; hastanın yaşı, çocuk sahibi olma isteği, kontrollerine gelip gelemeyeceği, hastalığın derecesi, yaygınlığı, daha önce bu hastalık nedeniyle herhangi bir tedavi alıp almadığı sayılabilir. Bazı olgularda öncül lezyon ilerlemişse hastanın yaşı da göz önüne alınarak rahim alınmasına kadar gidebilen çeşitli tedaviler uygulanabiliyor. Tedavi sonrasında hastanın düzenli kontrolü gerekiyor. Bu konuya gerek doktorun ve gerekse hastanın hassasiyet göstermesi önem taşıyor" diye konuşuyor.

HPV DNA: Rahim ağzı kanserini yakalayan test!  
Eskiden beri kullanılan ve şu anda bir kanser taramasında dünyada da kullanılabilecek en kolay, en ucuz ve en yaygın yöntem pap smaer testi. Doğru bir şekilde değerlendirildiği taktirde kişilerde prekanseröz lezyon olup olmadığını çok kısa sürede ve büyük oranda saptamak mümkün olabiliyor. Beraberinde kolposkopi denilen rahim ağzını bir çeşit mikroskopla ayrıntılı şekilde görerek taramak prekanseröz ya da kanseröz lezyonların tanısını koydurabilecek yardımcı metotlar olarak sıralanıyor. Bununla birlikte son yıllarda ülkemizde de yaygın olarak kullanılan HPV DNA testi de, hem genel toplumda hem de hastalarda tarama ve tanı amaçlı kullanılan altın standart yöntem olarak kabul ediliyor. Bu nedenle ilk cinsel temastan itibaren taramaya başlanması gerekiyor. Eğer smear testi sonuçları üç yıl üst üste negatif geliyorsa ve kişi tek eşli bir yaşam sürüyorsa testlerin üç-beş yılda bir tekrarlanmasının yeterli oluyor. Diğer taraftan, HPV DNA testinin 30 yaşından itibaren başlatılıp, her 5 yılda bir tekrarlanmasının da yeterli olacağını ifade eden Prof. Dr. İlkkan Dünder, çiçek hastalığı gibi rahim ağzı kanserinin de dünyada ortadan kaldırılması konusunda umut verici gelişmelerin günbegün arttığına inandığını söylüyor.

Hamilelikte bel ağrısından kurtulmanın yolları!

- 28 Ağustos 2019 Çarşamba No Comments
Hamilelikte anne adayının vücudunda, neredeyse tüm organlarda çeşitli değişimler meydana gelir. Bu değişimlerin bir kısmı sorunsuz şekilde atlatılırken, bazıları ise ciddi rahatsızlıklara neden olabilir. Bu rahatsızlıklardan en sık görülenleri bel ağrıları ve bacak kramplarıdır. 

Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Eralp Başer hamilelikte sıkça görülen bu iki rahatsızlığın nedenleri ve çözüm önerilerini anlattı.

Neden bel ağrısı ve bacak krampları olur?

Çoğu anne adayı, hamilelik sürecinde bel ağrısı yaşar. Bu ağrı çoğunlukla gebeliğin 4. ayından itibaren başlar. Ağrının en çok hissedildiği yer, genellikle leğen kemiği (pelvis) ile omurganın birleştiği bölgedir. Sık görülen bir diğer problem, bacak kramplarıdır. Bu kramplar özellikle gebeliğin son 3 ayında giderek yoğunlaşır. Pek çok anne adayı, özellikle geceleri uykudan uyandıracak derecede şiddetli ağrılı bacak krampları yaşar. Bu krampların nedeni tam olarak bilinemese de hamilelikteki kilo artışının bacaklar üzerinde yarattığı yük veya gelişen ödem nedeniyle olabileceği düşünülür. Kas kramplarının azaltılması için düzenli yürüyüş yapılması, bol sıvı alınması, gece yatmadan önce sıcak bir banyo ile kasların gevşetilmesi ve baldır kaslarının esnetilmesi önerilir. Ayrıca magnezyum takviyesinin de krampları azaltabildiği bildirilmiştir.

Hamilelikteki bel ağrısının en sık sebepleri nelerdir?

Kilo alımı: Çoğu anne adayı, hamilelik süresince 10-15 kilo civarında kilo alır. Omurganın bu kilonun baskısı altında kalması ile bel ağrısı şikayeti ortaya çıkabilir. Bebeğin yerleştiği rahmin ağırlığının da pelvis içerisindeki damar ve sinirlere baskı yapması, bele vuran ağrıya neden olabilir.

Hormonal değişimler: Hamilelikte tüm hormon sisteminde birtakım değişimler oluşur. Özellikle progesteron ve relaxin hormonunun salgılanması, kalça kemiği ve omurganın eklem yerlerinde gevşemeye neden olur. Bu gevşeme nedeniyle omurga ve eklemlerin stabilitesi azalır ve bel ağrısı oluşur.

Postür (duruş) değişiklikleri: Karın boşluğunda yerleşen rahim ve içerisindeki bebek büyüdükçe, ağırlık merkezi öne doğru kayar. Buna bağlı olarak omurgaya öne doğru binen yük artar. Anne adayı fark etmese de bu yük karşısında karşı duruş pozisyonunu değiştirir, bu da bel bölgesinde en yoğun olmak üzere, kas ve eklem ağrılarına neden olur.

Stres: Duygusal stresin arttığı durumlarda kas spazmları da sıklaşır. Bu spazmlar özellikle bel ve boyun bölgesinde ağrıya neden olabilirler.

Önerilere Uyun, Bel Ağrınızı Hafifletin

Egzersiz: Düzenli yapılan egzersiz, kasları güçlendirir ve esnekliğinizi arttırır. Hamilelikte yürüyüş, yüzme, kondisyon bisikleti gibi egzersizler genellikle güvenlidir. Hamilelik için özel olarak oluşturulmuş pilates egzersizleri de hem esneklik hem güçlenme sağlar. Fizik tedavi uzmanı ya da fizyoterapistler bel bölgesi kaslarını güçlendirmek ve bel ağrısını dindirmek için çeşitli tedaviler önerebilir.

Sıcak veya soğuk uygulama: Sıcak havlu ve kompresler ya da soğuk uygulamaları bel ağrısını azaltmaya yardımcı olabilir. Uygulama yapmadan önce doktorunuz ya da fizyoterapistinize danışmayı ihmal etmeyin.

Duruşun düzeltilmesi: Günlük aktiviteler sırasında, otururken veya yatarken duruşun düzeltilmesi bel ağrısını azaltabilir. Örneğin yan yatarken dizlerin arasına bir yastık konulması, bel bölgesine olan baskıyı azaltacaktır.

Fizyoterapi ve masaj: Bel bölgesindeki kas spazmlarının giderilmesi ve o bölgenin güçlendirilmesi için fizyoterapi ve masaj uygulamaları genellikle faydalı olur. Önemli olan nokta, bu uygulamaların mutlaka bilinçli olarak ve tecrübeli merkezlerde yapılmasıdır. Aksi taktirde gebeliğe olumsuz etkileri olabilir.

Ayaklara Sindrella estetiği

- 9 Temmuz 2019 Salı No Comments
Ayakların baş parmaklarında çıkıntı oluşmasıyla meydana gelen şekil bozukluğu kişinin yaşam kalitesini bozarken ağrıya yol açıyor. 

Ağırlıklı olarak kadınlarda görülen bozukluğun Sindrella estetiği ile giderebildiğini ifade eden uzmanlar, yüksek topuklu ve dar burunlu ayakkabıların tercih edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ahmet Özyazgan, "Halluks Valgus" denilen ve ayak baş parmağı çıkıntısı olan şekil bozukluğunun kimi zaman ağrılara da sebep olabildiğini söyledi.

Ayak baş parmaklarında yanlara doğru olan çıkıntı ve görüntü bozukluğunu gidermenin "Sindrella estetiği" denilen operasyonla mümkün olduğunu belirten Op. Dr. Ahmet Özyazgan, "Bu tedavide çıkıntıya sebep olan kemikleri törpüleyerek düz hale getiriyoruz" dedi.

Yüksek topuklu ayakkabılara dikkat!

Operasyondan sonra rahatsızlığın tekrarlama ihtimalinin bulunmadığını kaydeden Op. Dr. Ahmet Özyazgan, "Bu hastaların yüksek topuklu dar burunlu ayakkabılardan kaçınması gerekmektedir" uyarısında bulundu.

Her mevsimde sıkıntı oluşturuyor

Hastalığın her mevsimde görülebileceği ve sorunlara yol açabileceğini ifade eden Op. Dr. Ahmet Özyazgan, "Kış aylarında özellkle kapalı ayakkabılar ağrı şikayetlerinin artmasına sebep olurken yaz aylarında hanımların açık ayakkabı ve terlik giyme isteği artmaktadır. Ayaklardaki bu sorunların Sindrella estetiği ile çözülmesi mümkündür. Ayaklardaki şikayet ve sorunlar ertelenmemeli, rahatsızlıklar için mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurulması gerekmektedir" diye konuştu.

Erkeklerde de görülebiliyor

Hastalıkta genetik olarak geçiş olduğuna dair bir veri bulunmadığını kaydeden Op.Dr. Ahmet Özyazgan, kadınlarda erkeklere oranla daha sıklıkla görülen hastalığın erkeklerde görülmesi halinde de operasyon yapıldığı dikkat çekti.

Genital siğiller bebeğime zarar verir mi?

- 5 Mayıs 2019 Pazar No Comments
Gebelik esnasında oluşan siğiller anne adayı için oldukça can sıkıcıdır. Ne yazık ki çoğu zaman belirtiler dikkati çekmez ve siğiller genellikle büyüyüp ele geldiği zaman farkedilir. Genital siğiller, bebek bekleyen anne adayının kafasında birçok soruya neden olur.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, siğiller ve tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi:

GENİTAL SİĞİL NEDİR?

"Dış genital bölgede rastlanan siğiller HPV kaynaklıdır. HPV, cinsel yolla bulaşan ve cinsel aktif kadın ve erkeklerde yüzde 75 oranında rastlanan bir virüstür. HPV bulaşması sıklıkla anlaşılmaz çünkü herhangi bir belirti vermez.

HPV'nin birçok türü vardır ve onlardan bazıları genital siğil sebebidir. Bu siğiller çok bulaşıcı olup cinsel ilişkiyle kolayca yayılırlar. Vajina etrafında, anüste, rektumda ve rahim ağzında görülebilirler.

Siğiller genelde yumuşak, pembe renkli ve değişik boyutlardadır. Genellikle ağrısız olan bu siğiller nadiren kaşıntı, yanma ve kanamaya neden olabilir.

Çoğunlukla kendiliğinden kaybolur ve birkaç ay içinde görünmez olurlar. Kaybolmayanlar için tedavi uygulanır.

Eğer gebeyseniz ve genital bölgenizde siğiller ortaya çıktıysa, merak etmeyin bu bebeğinize zarar vermez. Fakat gebelik döneminde siğiller daha hızlı büyüyebilir. Gebelik döneminde bağışıklık sistemi ve hormonal değişiklikler bu hızlı büyümeye neden olur.

HPV'nin doğmamış bebeğe geçmesi çok çok nadirdir.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Gebelik esnasında siğil tedavisi vakadan vakaya değişir. Ayrıca siğiller kendiliğinden geçebileceğinden herhangi bir tedavi uygulanmayabilir. Eğer çok yaygınlaşırsa güvenli tedavi seçenekleri tercih edilmelidir. Güvenli tedavi yöntemleri; dondurma ya da siğillerin lazer ile veya cerrahi olarak çıkartılmasıdır. Medikal tedavi yöntemleri genellikle gebelik esnasında tercih edilmezler."

Adet düzensizliklerini ciddiye alın!

- 29 Mart 2019 Cuma No Comments
Kadın sağlığının konularından birisi olan adet düzensizlikleri pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. 
Medical Park Fatih Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Hurşide Cevlan da kadınların en sık yaşadığı sorunlardan birinin adet düzensizliği olduğunu belirterek, konuyla ilgili önemli bilgiler verdi.

Adet, yani regl; rahim içi dokusunun gebelik gerçekleşmediğinde vücuttan dışarı düzenli olarak atılmasıdır. Adet kanamaları kadın üreme döngüsünün bir parçasıdır. Medical Park Fatih Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Hurşide Cevlan, ergenlikte başlayan adetin menopoza kadar devam ettiğini belirterek, adet döngüsü olarak adlandırılan iki adet dönemi arasının 21 ila 35 gün arasında, ortalamada 28 gün olduğunu kaydetti. Cevlan, farklı nedenlerle ortaya çıkabilen adet düzensizlikleri hakkında şunları söyledi;

ERGENLİK VE MENOPOZA YAKLAŞTIKÇA…
Adetlerin düzene girmesi iki yılı bulabilir. Ergenlikten sonra kadınların çoğunda adetler düzenli şekilde gelmeye başlar. Adet kanaması normalde ortalama 5 gün olmak üzere, iki ila yedi gün arasında sürer. Ancak bazı kadınların adetleri düzensiz gelir. Düzensizlik adetler arasındaki sürede, kanamanın miktarında ve devam ettiği sürede gözlemlenebilir. Adet düzeni doğum kontrol yönteminin değiştirilmesi nedeniyle de bozulabilir. Ayrıca adetleri düzenleyen östrojen ve progesteron hormonlarındaki dengesizlik nedeniyle de adet düzeni bozulabilir. Hormonlardaki dengesizliğin ise birçok nedeni vardır. Adet düzensizliği ergenlikte ve menopoza yaklaşırken sık görülür. Bu zamanlarda genellikle tedaviye gerek duyulmaz.

YÜZMEYE ENGEL YOK
Adet dönemlerinde denize girmenin sakıncalı olduğuna dair yaygın inancın tıbbi bir temeli bulunmuyor. Adetliyken denize girmek mümkün. Yüzerek adetten kesilmezsiniz, kanınız pıhtılaşmaz ya da karnınız ağrımaz.

STRES BİRİNCİ NEDEN OLABİLİR

  • Adet düzensizliklerinin en temel nedenleri şöyledir;
  • Stres,
  • Doğum kontrol hapları,
  • Uterin polipleri ya da miyomları,
  • İltihaplı pelvik hastalığı,
  • Polikistik over sendromu,
  • Prematüre yumurtalık yetmezliği,
  • Aşırı kilo alma ya da kilo verme,
  • Aşırı egzersiz,
  • Rahim kanseri,
  • Tiroid hastalığı,
  • Şeker hastalığı,
  • Karaciğer sirozu,
  • Hamilelik komplikasyonları,
  • Östrojen takviyeleri,
  • Kan inceltici ilaçların kullanımı,
  • Doğum kontrolü için spiral kullanımı,
  • Anti-depresanlar,
  • Östrojen ya da progesteron dengesizliği,

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?  
Adet kanamasının normal periyodunun dışında olması: Adet kanamalarının beklenenden önce olması "polimenore", beklenilen ay döneminden sonra olması "oligomenore" olarak adlandırılır. Adet arası kanamalar ise "metroraji" (ara kanama) olarak bilinir.
Adetlerin pıhtılı olması: Adetlerin normalde fazla olması "hipermenore" olarak tarif edilir. Adetlerin pıhtılı şekilde olması da normalden fazla olduğunu yani hipermenore durumunu gösterir. Çünkü normalde adet kanı içinde pıhtı hücreleri olmadığından adet kanı pıhtılaşmaz.
Adetlerin ağır ve sancılı olarak geçmesi: Adetlerin yoğun şekilde ağrılı geçmesine "dismenore" adı verilir. Dismenorenin organik veya organik olmayan pek çok sebepleri vardır.
Adetlerin normalden uzun sürmesi: Normalde adet kanaması 2 ile 8 gün arasında sürer ve kesilir. Reglin 8 günden uzun sürmesi "menoraji" olarak tarif edilir ve normal değildir.

Çikolata kistinin 5 önemli sinyali!

- 8 Mart 2019 Cuma No Comments
Türkiye'de yaklaşık 2 milyon kadını etkileyen çikolata kisti hastalığı (endometriozis), yol açtığı şiddetli adet karın ve kasık ağrıları gibi etkenlerle hayat kalitesini oldukça düşürebiliyor, daha da kötüsü anne olmayı engelleyebiliyor. 

Üstelik çeşitli hastalıkların belirtileriyle ortak belirtilere sahip olması nedeniyle tanı konulması 6- 10 yılı bile bulabiliyor. Tanıdaki gecikmenin önüne geçmek için de öncelikle bu hastalığın sinyallerini iyi tanımak ve zamanında hekime başvurmak büyük önem taşıyor.

Endometriozis, halk arasındaki yaygın ismiyle çikolata kisti hastalığı, rahmin içini dolduran doku tabakasına ait hücrelerin rahim dışına yerleşip büyümesiyle oluşuyor. Rahim dışında genellikle de alt karın boşluğunda ve buradaki yumurtalıklar, bağırsaklar ile mesane gibi organlarda görülüyor. Ülkemizde her 10 kadından 1'inde rastlanan çikolata kisti hastalığı çoğunlukla 18 ila 45 yaş arasındaki hiç hamile kalmamış kadınları tehdit ediyor. Ağrılı ve yoğun adetler, cinsel ilişkide ağrı gibi sorunlar oluşturarak hayat kalitesini oldukça düşürebiliyor. Bununla beraber kısırlığa neden olabiliyor. Öyle ki yapılan araştırmalar çikolata kisti hastalarının yüzde 30-50'sinin hamile kalmakta güçlük çektiklerini ortaya koyuyor. Ancak hastalığa tanı konması 6-10 yılı bulabiliyor.

Tanıdaki bu gecikmenin nedeni ise bazı hastalarda hiçbir belirti vermezken, bazılarında da karın ve kasık ağrısı, bağırsak problemleri gibi başka hastalıklarla ortak belirtilerinin olması. Ayrıca genç kızlarda ağrılı adetin olağan görülmesi de tanıyı geciktiren bir başka önemli nedeni oluşturuyor. Peki, ama hangi belirtiler çikolata kisti hastalığı habercisi olabiliyor? Acıbadem Fulya Hastanesi Endometriozis Merkezi Sorumlusu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ercan Baştu çikolata kisti hastalığının sinyali olabilen belirtileri anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Asla atlamamanız gereken 5 önemli belirti!
Çikolata kisti hastalığı belirtilerinin nitelikleri ve şiddeti, hastalığın yerleşmiş olduğu bölge ve yayılma durumuna göre farklılık gösteriyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ercan Baştu aşağıdaki belirtilerden biri bile varsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmanız gerektiği uyarısında bulunuyor.

Ağrılı ve/veya yoğun adetler
Kadınların adet zamanlarında bel ve karın bölgelerinde hissettikleri ağrı adetin ilk birkaç günüyle sınırlı olmalı. Hem ağrının uzun sürmesi, hem de kanamanın yoğun olup devam etmesi, çikolata kisti hastalığının habercisi olabiliyor. Adet dönemi öncesindeki kasık ağrısı ve kramplar da bu hastalıkta şiddet ve süre olarak çok daha fazla olabiliyor.

Cinsel ilişki sırasında ağrı
Genellikle hastalığın ileri evrelerinde görülebilen cinsel ilişki sırasında ağrı da bir başka belirtisini oluşturuyor. Çikolata kisti hastalığının oluşturduğu, adına "nodül" denilen ve ağrı ile hassasiyeti oluşturan, yaklaşık 1-4 cm'lik nohut büyüklüğünde olabilen yapılar, bu durumu daha da ağrılı ve sıkıntılı bir hale getiriyor.

Hamile kalmada güçlük ve infertilite
Hamileliğin sağlanması için yumurtanın yumurtalıktan salınması, tüp doğrultusunda ilerlemesi, bir sperm tarafından döllenmesi ve kendini rahim duvarına yerleştirmesi gerekiyor. Çikolata kisti hastalığı (endometriozis), kısırlığa yol açması, yumurtalık ve tüplere zarar verebilen hastalıklı dokuların bu yerleri etkilemesinden kaynaklanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ercan Baştu "Çikolata kisti hastalığı, ek olarak yumurtaya veya sperme zarar vererek de hamile kalmayı engelleyebiliyor" diyor.

Bağırsak alışkanlıklarında değişmeler
Çikolata kistlerinin karın içi organlarda yaygın olarak görüldüğü kadınlarda dışkılamada zorlanma, aşırı ağrı hissetme, kabızlık ve ishal gibi bağırsak alışkanlıklarının değişmesi sorunu gelişebiliyor. Bu durum adet zamanı daha da artabiliyor.

Uzun süreli kasık ve karın ağrısı
Pelvik (kasık) ağrı; alt karın bölgesinde ya da pelvik bölgesinde hissedilen her türlü ağrı olarak nitelendiriliyor. Uzun süreli pelvik ağrı oldukça sık görülen bir durum. Neredeyse her 6 kadından 1'i 6 aydan uzun süren pelvik ağrıdan şikayetçi oluyor. Pek çok kadın ise tanı konana kadar uzun yıllar boyunca bu ağrıyı çekiyor. Tanıdaki bu gecikmenin bir nedeni, ise pelvik ağrının pek çok nedenden kaynaklanabiliyor olması.

Nedeni henüz bilinmiyor  
Çikolata kisti hastalığının oluşum sebebi hala bilinmemekle birlikte pek çok teori öne sürülüyor. Yaygın bir teori adet kanının bu dönem sırasında rahimden geçerek kadının tüplerine ve buradan karın ve kasık içine sızması. Bu dokunun sonradan karın ve kasık boşluğunun içine doğru büyüyerek yerleştiği düşünülüyor. Bu teoriye 'geriye doğru adet görme' denebilir. Başka teoriler de öne sürülüyor ve bu durumun sebebi hakkındaki araştırmalar devam ediyor.


Risk faktörleri neler?

Bazı faktörler çikolata kisti hastalığına yakalanma riskini artırıyor.

  • Doğum yapmamış olmak,
  • Adet görmeye erken yaşta başlamak,
  • Menopoza geç yaşta girmek,
  • Vücutta daha yüksek östrojen oranına sahip olmak veya vücudun hayat boyu üretilen östrojene daha çok maruz kalması,
  • Düşük vücut kütle indeksi,
  • Alkol tüketimi,
  • Çikolata kisti hastalığına sahip olan bir veya daha fazla akrabaya sahip olmak (anne, hala/teyze veya kız kardeş)
  • Adet kanının vücuttan normal atılım yolunu engelleyen herhangi bir durum.

İyi huylu deyip geçmeyin, önlem alınmazsa miyomlar ..

- 7 Mart 2019 Perşembe No Comments
Pek çok kadında görülmesine rağmen hala doğru anlaşılamamış ve kulaktan dolma bilgilerle sürekli yanlış yorumlanan miyomlar, çoğu zaman kanserle karıştırıldığı için adeta kadınların korkulu rüyası oluyor. "İyi huylu" olduğu için ciddiye alınmayan miyomlar, kontrollerine rutin olarak gitmeyen kadınlarda kanama, sık idrara çıkma, kabızlık gibi sorunlara yol açabiliyor.

Rahim içinde bulunan ve çoğu zaman iyi huylu tümörler olarak tanımlanan miyomlar, her ne kadar zararsız görünseler de, düzenli kontrol edilmezse daha büyük sorunlara neden olabilir. Kanserleşme olasılığı oldukça düşük olması nedeniyle, "iyi huylu" olarak tanımlanan miyomlar, aslında kanama sorununa yol açabildiğinden müdahale gerektiriyor. Peki, miyom belirtileri nasıl baş gösterir? Miyomların tedavisi hangi yöntemlerle gerçekleştirilir? İstinye Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Bülent Tekin, miyomlarla ilgili merak edilen sorulara şu şekilde yanıt veriyor:

GENELLİKLE 40 YAŞ ÜSTÜ KADINLARDA GÖRÜLÜYOR
Miyom, hemen hemen her kadının duyduğu veya karşılaştığı yaygın bir hastalıktır. Miyom rahimden kaynaklanan iyi huylu tümördür. Tümör deyince insanları bir korku salar; çünkü genelde tümör ve kanser eşdeğer kavramlar zannedilir. "Tümör" kelimesi, Latince'de "şişlik" demektir; bu yüzden vücudumuzdaki herhangi bir dokudan kaynaklanan kitlelere "tümör" denilir. Rahim üç tabakadan oluşur. Orta tabaka olan 'myometrium' bölümünde oluşan kitlelerin çoğunluğu miyomdur ve genellikle bu miyomlar 40 yaş üstü kadınlarda görülmektedir.

KANAMA, SIK İDRARA ÇIKMA, KABIZLIK GİBİ BELİRTİLER GÖSTEREBİLİR
Miyomlar, genellikle bir belirti vermeden, kadınların rutin jinekolojik muayenelerinde tesadüfen saptanırlar. Rutin kontrollerine girmeyen bir kadında kanama, sık idrara çıkma, kabızlık veya karın üzerinden ele gelen kitle şeklinde belirti verebilir. Miyomların çoğunluğu yapılan ultrasonografiyle görülürler. Ultrason yaparken miyomların büyüklükleri ve bulundukları yer iyi tespit edilmelidir; çünkü tedavi de buna göre planlanır. Rahmin en iç tabakasına yakın olan miyomlar küçük bile olsalar; kanama yapacakları için çıkarılmalıdırlar. Oysa ki rahmin dış tabakasına doğru uzanan miyomlarda cerrahiden mümkün olduğunca uzak durmak gerekir. Bu tür miyomlar ancak idrar torbasına veya bağırsaklara baskı yaparlarsa ameliyat edilmelidirler.

TAKİP SIKLIĞI 1 YILI GEÇMEMELİ
Miyomun yerine bakılmaksızın dikkat edilmesi gereken başka bir husus da miyomun büyüklüğüdür. Rahmi 12 haftalık gebelik iriliğine kadar büyüten miyomlar da ameliyat edilmelidir. Ameliyat gerektirmeyen miyomları 6 ay arayla takip etmek yeterlidir. Yavaş büyüyen veya büyümeyen miyomlarda bu takip süresi 1 yıla çıkartılabilir. Takipler sırasında hızlı büyüyen miyomlarsa "sarkom" adını verdiğimiz kanser şüphesinden dolayı ameliyat edilmelidir. Anlaşılacağı gibi miyomlarda kanserleşme riski yok denecek kadar azdır. Sadece hızlı büyüyen miyomlarda kanserden şüphelenilir ve bunların da çoğu ameliyat sonrasında kanser çıkmazlar.

GEBELİKTEKİ MİYOMLARA ÖNLEM ALINMALI
Miyomlar gebelikte büyüme eğilimindedirler; menopozda ise küçülürler. Bu yüzdendir ki doğum sonrası tespit edilen miyomlarda 6 ay - 1 yıl kadar beklemek gerekir. Çünkü bu miyomların çoğu küçülür ve ameliyat edilmeyecek, takip edilecek boyutlara gelirler. Menopozdaki miyomlar ise küçülme eğiliminde olduklarından, genellikle ameliyat edilmezler. Ancak menopozda büyüyen miyomlarda, kanser şüphesi nedeniyle mutlak ameliyat gerekir.

TEDAVİDE UYGULANAN EN ETKİLİ YÖNTEM CERRAHİ
Miyomlarda en etkin ve en yaygın tedavi şekli cerrahidir. 40 yaş üzeri ve çocuk istemeyen hastalarda genellikle rahmin tamamen alınması uygundur. 40 yaş altındaki veya çocuk istemi olan hastalarda ise rahmi korumak için sadece miyomu almak en uygun yaklaşımdır. Rahim alma ameliyatında laparoskopik teknik veya açık cerrahi teknik uygulanabilir. Sadece miyom çıkarılacaksa cerrahi teknik miyomun yerleşim yerine göre belirlenmelidir. Rahmin iç duvarına yakın olan miyomlar 'histeroskopik teknikle' çıkarılmalıdır. Bu teknikte hastanın karnı hiç kesilmez. Aynen mideye yapılan endoskopik girişimler gibi vajinal yoldan bir kamera sistemiyle rahmin içine girilir ve görülen miyom tıraşlama tekniğiyle tamamen çıkartılır. Bu teknikte kesi veya dikiş kullanılmaz.

Rahmin dışına doğru yerleşen miyomlarda ise laparoskopik veya açık cerrahi teknik kullanılmalıdır. Cerrahi teknik dışında kullanılan tedavi metotları maalesef çok başarılı değildir. Sonuç olarak miyom çoğu kadının karşılaşabileceği ve genellikle ameliyat gerektirmeyen masum bir rahim içi oluşumudur. Kontrollerin düzenli yapıldığı hallerde hiç kaygılanılmaması gereken bir hastalıktır.

Vardiyalı çalışan kadınların çocuğu olmayabilir

- 25 Şubat 2019 Pazartesi No Comments
Ağır fiziksel zorluklara sahip, gece veya akşam çalışma gerektiren mesleklerde çalışan kadınların çocuğu olmayabilir.

Fiziksel güce dayalı işlerin kadınlarda üremeyi olumsuz etkilediğini gösteren araştırma Boston'daki Halk ve Çevre Sağlığı Okulu tarafından yapıldı.

BU ALANDA YAPILAN İLK ARAŞTIRMA

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, bu alanda yapılan ilk araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

"Kadının çocuk sahibi olmasında biyolojik kapasitesini çalışma yerinin etkileyip etkilemediği konusunda yapılan ve ilk olan bu çalışmada, mesleki faktörlerin üreme kapasitesine etkisi net bir şekilde ortaya konuldu.

Üreme sorunları nedeniyle tedavi gereksinimi duyan ve yaş ortalaması 35 olan 4 bin 723 kadın üzerinde yapılan araştırmada, kadınların işlerindeki fiziksel zorluklar ve dinlenme süreleri sorgulandı. 10 kadından 4'ü işlerinin parçası olarak düzenli olarak ağır yük taşıdıklarını söyledi.

DÜŞÜK YUMURTA REZERVİNE SAHİPLER

Gündüz çalışan gruba göre vardiyalı ve özellikle gece çalışan kadınlarda yumurtalık rezervi daha düşük çıktı. Tüp bebek tedavisine giren ve fiziksel olarak ağır işte çalışan kadınların, hafif işlerde çalışan gruba göre yüzde 8,8 düşük yumurta rezervine sahip olduğu saptandı. Ayrıca yüzde 14,1 daha az olgun yumurta elde edilmiştir.

Azalmış doğurganlık özellikle fiziksel olarak yıpratıcı işlerde çalışan grupta çok daha belirgindi.
Araştırmacılar akşam ve gece çalışmanın vücudun biyolojik saatini değiştirmesinden dolayı bu sonucun geliştiğini belirtiyorlar"

Op. Dr. Betül Görgen, gebelik planlayan kadınların, vardiyalı sistemde ve ağır yük kaldırmayı gerektiren işlerde çalışmanın üreme kapasitesi üzerindeki potansiyel negatif etkilerinin bilincinde olmaları gerektiğini sözlerine ekledi.

Annelerin lohusa çaresizliği sona eriyor

- 3 Şubat 2019 Pazar No Comments
Yeni doğum yapan annelerin lohusalık döneminde yaşadığı çaresizlik ve depresyon sona eriyor. 

Annelerin kendilerini güçsüz ve savunmasız hissettiği bu dönemde yardıma koşan İstanbul Medical Center'ın lisanslı Lohusa Koçları, lohusalık dönemi boyunca yeni annelere 7/24 destek vererek, anneyi pozitif yönde güçlendirecek ve ebeveynlik yolculuğunda annelere doğru bakım yöntemleri ve güncel bilgilerle rehberlik edecek

Travmatik bir süreç olan doğum, her annede derin izler bırakabiliyor. Ancak asıl sorun doğum sonrasında ki süreçte başlıyor. Anneler, ihtiyaç duyduğu desteği en çok bu dönemde arıyor. Lohusa olarak adlandırılan bu dönemde anne alışmaya çalıştığı yeni hayatın etkisiyle birlikte çoğu zaman kendini hüzünlü, stresli ve özgüvensiz hissedebiliyor. Bu durum anneyi lohusa depresyonu ile karşı karşıya bırakıyor ve lohusalık depresyonu yaşayan anne sağlıklı bir iletişim kuramaz hale geliyor. Bu dönemi daha kolay atlatabilmekse Lohusa Koçları sayesinde artık daha da mümkün hale geliyor.

Lohusa döneminde annenin yaşadığı yalnızlığa son vermek, ihtiyaç duyduğu her an bir profesyonele ulaşabilmesini ve annelik duygusunu stres yaşamadan mutlu bir şekilde geçirmesini sağlamak için İstanbul Medical Center tarafından ilk kez başlatılan Lohusa Koçu hizmeti, yeni doğum yapan annenin en büyük yardımcı olarak, yaşadığı çaresizliğe son verecek. Lohusa Koçları, doğum sonrası travmanın etkilerini azaltarak annelerin lohusa depresyonunu daha kolay atlatabilmesi için en büyük destekçisi olacak. İstanbul Medical Center Lohusa Koçu ve Uzman Bebek Hemşiresi Sahure Yalçın, doğum sonrası bebeğin dünyaya gelmesiyle lohusalık döneminin genellikle gözden kaçırıldığını ve özellikle yeni doğum yapmış annenin bu dönemde ona rehberlik edecek bir uzman arayışında olduğunu belirterek, Lohusa Koçlarının bu boşluğu dolduracak önemli bir hizmet olduğunu belirtti.

"Beş kadından biri lohusalık depresyonu yaşıyor"

Yeni doğum yapan annenin her zaman ihtiyaç duyduğu doğru bilgilere ulaşabileceği ve danışabileceği uzman bebek hemşiresi olan Lohusa Koçlarının, anneyi pozitif yönde güçlendirerek, ebeveynlik için özgüven ve cesaret kazandırılmasında büyük rol oynayacağını belirten İstanbul Medical Center Lohusa Koçu ve Uzman Bebek Hemşiresi Sahure Yalçın, şöyle konuştu: "Ülkemizde doğum yapan her 5 kadından biri lohusalık depresyonu ya da lohusalık hüznü yaşıyor. Bu dönemi yaşayan annelerin, depresyonun etkisiyle bebeği ve ailesi ile sağlıklı iletişim kurması bazen zorlu bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Bebeği ile ilgili korku, endişe ve yetersizlik hissi yaşamasının yanı sıra çevreden yüklenen misyon anneyi daha da üzüyor ve strese sokuyor. İşte bu dönemde bebeği ile ilgili korku, endişe ve yetersizlik hissi yaşayan anne, kendisi ve en değerli varlığı için bir profesyonele danışma ihtiyacı hissediyor.

Biz de annenin lohusalık süresi boyunca 7/24 danışabileceği, bilgi alabileceği, anneyi pozitif yönde güçlendirerek, ebeveynlik için özgüvenini kazanmasını ve kendini özel hissetmesini sağlayacak olan lohusa koçu hizmetini sunduk. Lohusa Koçu, anenin ve bebeğin ihtiyacı olan tüm gereksinimlerin en doğru ve eksiksiz şekilde karşılanması için gerekli altyapı ve donanıma sahip rehber ve eğitmenlerdir. Gerekli eğitimlerden geçerek lisanslı bebek hemşireleri olan Lohusa Koçları, ebeveynlik yolculuğunda annelere doğru bakım yöntemleri ve güncel bilgilerle rehberlik ederek onun en büyük yardımcısı olur."

"Lohusa Koçu hizmetini en çok babalar istiyor"

Annenin lohusalık döneminde yaşadığı duyguların aile ile iletişim kurmayı güçleştirdiğini ifade eden Sahure Yalçın, anne ile iletişim konusunda çaresiz kalan babaların, lohusa koçu hizmetini daha çok talep etmeye başladıklarını belirtti. Sahure Yalçın, şunları söyledi: " Yeni doğum yapan annelere yönelik verdiğimiz Lohusa Koçu hizmetine daha çok babalardan talepler geliyor. Annenin lohusalık döneminde annenin yaşadığı depresyon doğal olarak babaları da etkiliyor ve bu duruma bir çare bulmak isteyen babalar, biz lohusa koçlarını evliliklerinin kurtarıcısı gibi görüyorlar. Çünkü bu dönemde anne, içinde bulunduğu duygulardan ötürü iletişime kapalıdır ve bu dönemde anlaşılmadığını düşünür. Bu yüzden babaların anne ile olan iletişimi güçlendirmek için bu hizmeti özellikle tercih ettiklerini söyleyebilirim."