Son Yazılar

Son Yazılar
Browsing Category "Erkek Sağlığı"

5 adımda libidonuzu yükseltin

- 4 Aralık 2019 Çarşamba No Comments
Testosteron hormonu birincil olarak libidodan sorumludur. Diğer görevleri ise metabolizmamızı, ruh halimizi, enerjimizi kontrol etmektir. Testosteron miktarının azalması hem erkek hem de kadınlarda libidonun azalmasına sebep olur.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, libido ve testesteron seviyesinin optimal seviyeye ulaşması için neler yapılması gerektiği hakkında şu bilgileri verdi:

AĞIRLIK ANTRENMANI YAPIN

Egzersiz sırasında ağırlık antrenmanı yapınız. Yağ yakmanın özgüveni arttırmak için harika bir yol olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda yapılan çalışmalar egzersiz yapan bireylerin vücutlarıyla daha kolay temas kurabildiklerini göstermiştir.

KEREVİZ, ÇİKOLATA, İSTİRİDYE, KABAK ÇEKİRDEĞİ

Bazı besinlerin testesteron üzerine direkt etkisi bulunmaktadır. Kereviz ve çikolata hem erkek hem de kadında cinsel isteği arttırıcı etki yaratmaktadır. İstiridye de testosteronu arttırıcı özelliğe sahip olup yalnızca erkeklerde etkilidir. Kabak çekirdeği çok miktarda çinko içerir, çinko da testosteron miktarının artmasını sağlar.

STRES FAKTÖRLERİNİ AZALTIN

Stres ile baş etme yöntemleri ile ilgili profesyonel destek alabilirsiniz.

GECE HAYATINA DİKKAT

Kalitesiz-düzensiz uyku alışkanlıkları ve gece hayatı hormonal dengenin bozulmasına yol açmaktadır. Az uyuduğunuzda, hormonlar dengesizleşir ve zaman içinde cinsel isteğinizi kaybedebilirsiniz. Alkol özellikle kadınların libidosunu önemli oranda azaltmaktadır.

ELMA SUYU, KİMYON, TARÇIN, KAHVE, KARANFİL

Bazı içeceklerin de afrodizyak etkisi olduğu bilinmektedir. Örneğin elma suyunu kimyon ve tarçın ekleyerek içebilirsiniz. Kahve, en iyi libido güçlendirici olabilir. Hindistan'da karanfil, yüzyıllardır erkek cinsel işlev bozukluğunu tedavi etmek için kullanılmaktadır. Karanfil şarabı tercih edebilirsiniz.

TESTOSTERON NEDİR?

Hormonların sadece üreme işlevlerimizden sorumlu olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hormonlar tabi ki üreme de dahi olmak üzere ruh halimizden, uykumuza; iştahın azalmasından iştahın artmasına ve elbette libidomuza kadar her şeyi düzenlerler. Aynı anda birçok işlev yerine getirmek üzere vücudumuzda 200'den fazla hormon salgılanmaktadır.

Bu hormonlardan biri de Testosteron hormonudur. Testosteron hormonu birincil olarak libidodan sorumludur. Diğer görevleri ise metabolizmamızı, ruh halimizi, enerjimizi kontrol etmektir. Testosteron miktarının azalması hem erkek hem de kadınlarda libidonun azalmasına, kalıcı kilo almaya, yorgunluğa, anksiyete ve depresyona, sindirim sorunlarına, hızlı yaşlanmaya sebep olur. Ayrıca genel hastalık riskini arttırır.

Libido problemlerinin sıkça karşımıza çıkıyor olması ise tesadüf değildir. Nedenleri niçinleri ile ilgili gelin bilgilerimizi bir tazeleyelim.

LİBİDO NEDİR?

Düşük libido, cinsel aktiviteye karşı azalmış ilgi demektir. Zaman zaman cinsel ilişkiye olan ilginin kaybolması yaygındır çünkü libido seviyeleri yaşam boyu değişir. Uzun bir süre için düşük libido endişe yaratabilir. Düşük libido bazen altta yatan sağlık problemlerinin de bir göstergesi olabilir.

DÜŞÜK LİBİDO NEDENLERİ NELERDİR?

Testosteron seviyesinin düşük olması düşük libidonun başta gelen nedenidir. Testosteron seviyesi; desilitre başına 300 ila 350 nanogramın altına düştüğünde, düşük testosteron veya düşük T olarak kabul edilir (ng / dL). Testosteron seviyesi düştüğünde, seks arzunuz da azalır.

İLAÇLAR: Azalan testosteron, yaşlanmanın normal bir parçasıdır. Fakat testosteronda ciddi bir düşüş libidoda azalmaya yol açabilir. Bununla birlikte bazı ilaçlar, testosteron seviyelerini düşürür, bu da düşük libidoya yol açabilir. Örneğin, ACE inhibitörleri ve beta blokerler gibi tansiyon ilaçları boşalmayı ve ereksiyonları önleyebilir.

HUZURSUZ BACAK SENDROMU (RLS): Bacaklarınızı hareket ettirmek için kontrol edilemeyen dürtüdür. Bir çalışmada, RLS'li erkeklerin, RLS'si olmayanlara göre erektil disfonksiyon (bir erkeğin ereksiyona sahip olmadığı durumdur) geliştirme riski daha yüksek bulunmuştur.

DEPRESYON: Kişinin tüm hayatını etkiler. Depresyonu olan kişiler, bir zamanlar zevkli buldukları aktivitelere karşı ilgisizlik yaşarlar. Buna seks de dahildir. Ayrıca kullanılan antidepresan ilaçlarının libidoyu azaltıcı etkisi bulunmaktadır.

STRES: Hormon seviyelerini bozar, arterleri daraltır. Bu daralma kan akışını kısıtlar ve potansiyel olarak erektil disfonksiyona neden olur. The Journal of Nervous and Mental Disease'de yapılan bir çalışmada, psikolojik belirtilerden ve ilişki kalitesinden ayrı olarak stresin cinsel sorunlara doğrudan etkisi olduğu görüşü desteklenmiştir.

UYKU APNESİ: Klinik Endokrinoloji ve Metabolizma Dergisi'nde (JCEM) yapılan bir çalışmada obstrüktif uyku apnesine (OSA) sahip erkeklerin testosteron düzeylerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Araştırmacılar şiddetli uyku apnesi olan erkeklerin yaklaşık yarısının gece boyunca çok düşük testosteron seviyelerine sahip olduklarını bulmuşlardır. Dolayısıyla uyku problemleri ile testosteron arasında ciddi bir bağlantı bulunmaktadır.

Stresle yapılan seks gebeliği önlüyor

- 3 Ekim 2019 Perşembe No Comments
Çocuk sahibi olmaya karar veren pek çok çift çoğu kez farkında olmadan büyük bir stres altına girer. 


Seks sırasında stres makul düzeydeyse performansı artırır ve amaca fokuslanmamızı sağlar. Ancak aşırı düzeyde ve uzun süre devam eden stres, seks yaşantınızı etkileyebilir. Stres seviyesi arttıkça doğal yollardan gebelik olasılığı azalır.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, stresin üreme yeteneğimizi etkilediğini gösteren altı işaret hakkında önemli bilgiler verdi:

ÇOCUK YAPMA KORKUSU

Çocuk yapma konusu gitgide sizde takıntı haline gelmeye başlar. Genellikle doğru tanı konmamasının, yetersiz bilginin ve kötü iletişimin bir sonucudur. Bu da çiftlerin kendi kendilerine araştırma yapmasına ve bunalmasına neden olur. Konuya hakim olmadan okunan çelişkili bilgiler sadece stresi artırır. Yanıtı ararken kolayca takıntılı hale gelirsiniz.

SEKS YAŞANTINIZ ESKİSİ GİBİ DEĞİL Mİ?

Stres seks hayatınızı ve cinsel isteğinizi etkiler. Bebek yapmak için seks yapmak doğallığınızı bozar ve keyif almanızı engeller. Zamanı ayarlama zorunluluğu, çifti baskı altında hissettirir.

DUYGUSAL DALGALANMALARDAN ŞİKAYETÇİ MİSİNİZ?

Depresyon ve karakter değişiklikleri sık görülebilir. Birçok çift için yolunda giden ilişki ve sorunsuz bir hayat biter tek amaç çocuk sahibi olmak haline dönüşür.

AİLENİZDEN, ARKADAŞLARINIZDAN UZAKLAŞTINIZ MI?

Eğer çocuk sahibi olmak için uğraşırken kendinizi değersiz ve yetersiz hissediyor, duygusal dalgalanmalar yaşıyorsanız kolayca çevrenizden uzaklaşabilirsiniz. Kimden destek alacağınızı ve kime güveneceğini bilmek zor olabilir. Bu ruh haliyle pek çok çift aile ve arkadaşlarını duyarsız bulur ve destek olmamakla suçlar. Bu da sosyal ortamlardan ve çevrelerinden daha da uzaklaşmalarına neden olur.

ADET DÜZENSİZLİKLERİ Mİ BAŞLADI?

Stres adet döngüsünü bozar. Pek çok kadın çocuk sahibi olma kararından sonra adet düzeninin bozulduğunu ifade eder. Hatta adet tümüyle kesilebilir.

KISKANÇ VE MUTSUZ BİRİ Mİ OLDUNUZ?

Çocuk sahibi olmaya çalışan pekçok kadın hayattan artık zevk almadıklarını ifade etmiştir. Kolayca gebe kalan başka kadınları kıskanmak sonrasında utanma ve suçluluk duygusunu getirir. Tabii ki böyle haberlerin mutluluğuna ortak olabilmek zordur hele duyarsızca ilan edilirse…

PEKİ NASIL ÜSTESİNDEN GELELİM?

  • Gerçekçi olun.
  • Gebeliği hayatınızın odağı haline getirmeyin, başka konulara konsantre olun.
  • Destek almaktan kaçmayın.
  • Keyif almak için seks yapın.
  • Kendi doğrularınızı bulun
  • Asla kendinizi başkalarıyla karşılaştırmayın.

Sperm kalitesini yüzde 47 düşürüyor!

- 21 Mayıs 2019 Salı No Comments
Erkekte hasarlı sperm üretimi ve üreme kapasitesinin düşmesi için, stresli iki ay geçirmek yeterli... Gergin ve stresli geçen iki ay, sperm kalitenizi yüzde 47 oranında azaltıyor ve çocuk sahibi olmanızı güçleştiriyor.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, İsrailli araştırmacılar tarafından, yaş ortalaması 32 olan erkeklerden elde edilen 11 bin sperm örneğinin incelendiği araştırmanın sonuçları hakkında şu bilgileri verdi:

"Yumurtanın döllenmesinde sperm hareketi çok önemli ve sperm hareketinde yavaşlama doğal yollardan gebelik şansını düşüren en önemli etkenlerden biri. İsrailli bilim adamları yoğun baskı ve stress altındaki erkeklerde sperm hareketinde ciddi bozulmalar geliştiğini gösterdiler.

YAŞAM TARZINDA ACİL DEĞİŞİKLİK ŞART

Yaşam tarzında acilen bir değişim olmazsa gelecekle ilgili endişelenmemiz gerek. Daha önce yapılan çalışmalarda sabun, güneş yağı ve plastikte spermi etkileyen kimyasalların varlığı bulunmuştu. Bu fiziksel faktörler yanında stress / kısırlık ilişkisi de çok kuvvetlidir. Adeta bir kısır döngüdür. Spermle ilgili problemler yaşayan erkek, kendini güçsüz hisseder hatta partneriyle ilişkisi bile bozulabilir. Bu da stress seviyesini yükseltir.

Peki erkekler daha sağlıklı spermlere sahip olmak için ne yapmalı?

Sağlıklı vücut ağırlığında olmak

Sigarayı bırakmak

Aşrı alkol tüketmemek

Dar iç çamaşırlarından uzak durmak

Yeterli uyku

Stresten kaçmak

Sağlıklı egzersiz yapıp, fit kalmak."

Baba olamayan erkeklerin yüzde 40'ında var

- 21 Mart 2019 Perşembe No Comments
Adı sık duyulmayan, hatta birçok kişi tarafından bilinmeyen bir hastalık olan testislerdeki kanı boşaltan toplardamarların varisleşmesi sonucu ortaya çıkan "Varikosel", aslında erkeklerin yüzde 20'sinde görülüyor. Hastalığa çocuk sahibi olamama sorunu yaşayan erkeklerde ise yüzde 40 oranında rastlanıyor.

Erkeklerde testislerden çıkan kirli kanı taşıyan toplardamarların (venlerin) bozukluğu nedeniyle iyi görev yapamaması ve buna bağlı içindeki kirli kanı kalbe taşıyamaması sonucu oluşan hastalığın adı Varikosel. Hastalığın en önemli özelliklerinden birisi de kişide genel anlamda herhangi bir şikayet yaratmaması. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Semih Ayan, hastalığın çocuk sahibi olamama nedenlerinden biri de olduğunu vurgulayarak önemli bilgiler verdi;

HİÇBİR BELİRTİ VERMİYOR
Varikoseli olan erkeklerin çoğunda hiçbir şikayet yoktur. Ayakta fazla kalınca ya da fiziksel aktiviteler sonrası artan ağrı olabilir. Bu ağrı, testis ve kasıkta ağırlık asılmışçasına hissedilen bir ağrıdır. Çocuk sahibi olamama nedeniyle yapılan kontroller esnasında fizik muayene ya da ultrasonografiyle fark edilebilir. Çok erken yaşlarda ve çok geç yaşlarda görülen, ani başlayan varikosel olgularında, sağ testiste çok ileri boyutlara ulaşan olgularda testis toplardamarlarının kan akışına engel olabilecek başka muhtemel durumlar da (karın içinde kitle, böbrekte kitle vb. gibi) oluşabilir.

ERKEKLERİN YÜZDE 15-20'SİNDE VAR
Varikosel, testisin toplardamarlarında varis şeklinde genişlemesi sonucunda oluşur. Bu genişlemiş damarlar ilerlemiş olgularda testisleri barındıran torba (skrotum) cildinin altından mor renkli varis paketleri olarak görülebilir ve elle fark edilebilir hale gelebilir. Erkeklerin yüzde 15-20'sinde bulunur, çocuk sahibi olamama sorunu yaşayan erkeklerin ise yüzde 40'ında vardır. Genellikle solda bulunur. Bunun nedeni, sol testisin toplardamar yapısının anatomik özelliğinin farklı olmasındandır."

SPERM ÜRETME FONKSİYONUNU BOZUYOR
Varikosel, testis çevresinde ısı artışına yol açarak testisin sperm üretme fonksiyonunu olumsuz etkiler. Çocuk sahibi olamama (infertilite) nedeni ile doktora başvuran erkeklerin bir çoğunda yapılacak testler ve muayene bulguları eşliğinde varikosel için operasyon kararı verilebilir. Bu operasyondan çocuk sahibi olmak adına göreceğiniz muhtemel yarar hakkında operasyon öncesinde hekiminizden mutlaka bilgi almanız gerekir. İnfertilite dışında bir diğer operasyon gereği de ağrıdır.

Son olarak, erişkinliğe geçiş sonrası erkek çocuklarda görülen varikosel için yapılan takip sonrası testis boyutunda gelişme geriliği görülüyorsa, operasyon yararlı bir yöntemdir."

Bu sporu yapan her 5 kişiden 1’i sakatlanıyor

- 14 Şubat 2019 Perşembe No Comments
CrossFit son zamanlarda popülerleşen bir egzersiz programı türü. Temelde rekabet amaçlı yapılır. Kasların fonksiyonel çalışmasından çok patlayıcı kuvvetin kullanılması bu sporun temelini oluşturur. Amaç aslında esneklik, dayanıklılık, hız ve atiklik ortaya çıkarmak olsa da bir kası fonksiyonel olarak çalıştırmadan yapılan fazla yüklemeler o kasta çeşitli patolojiler açığa çıkarabilmektedir.

Yrd. Doç. Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa'nın verdiği bilgiye göre, CrossFit yapan her 5 kişiden 1'i sakatlanıyor.

Peki neden?

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, bunun nedenleri ve alınması gereken tedbirler hakkında şu bilgileri verdi:

FİZYOTERAPİSTTEN YARDIM ALIN
"CrossFit yapmak için kişinin kapasitesinin yeterli olup olmamasına dikkat edilmemesi başlıca sorunlardan biridir. Daha önceki yaralanma öyküsü, kas kuvveti, esneklik, postür, limitasyon değerlendirilmelerinin uzman bir fizyoterapist tarafından yapılması gerekir. Erkeklerde daha fazla sakatlanma meydana geldiği görülmüştür. Yaralanma oranı en fazla olan bölge omuzdur. CrossFit içerisinde bulunan jimnastik egzersizleri omuzda, ağırlık kullanılarak yapılan egzersizlerin omurgaya fazla yük bindirmesinden dolayı belde, yüklenmelere bağlı olarak dizde, sakatlanmalara neden olmaktadır.

ISINMADAN YAPIYORLAR
CrossFit ortalama olarak 20 dakika yapılan bir spordur. Antrenman 20 dakika sürüyorsa ısınma ve soğuma periyotları hangi aralıkta yapılıyor? Isınma ve soğuma periyodunun antrenmanda ne kadar önemli olduğunu hatırlatmamız gerekir. Kaslara yükleme yapmadan önce mutlaka ısınma periyodu koymalıyız ki yapılan bir hareket sonucunda yeterli esnekliği olmayan kaslarda yırtılma gibi patolojiler açığa çıkmasın. Aynı zamanda soğuma periyodu da egzersiz sırasında kaslarda biriken metabolik artıkların uzaklaştırılması ve hareket sırasında gerilen kasların gevşemesi açısından oldukça önemlidir. CrossFit veya yaptığınız diğer sporlarda mutlaka ısınma ve soğuma periyoduna dikkat edin!

CrossFit diğer antrenman çeşitlerinden de birçok egzersiz hareketi içerir. Egzersiz programı her gün farklı hareket paternlerinden oluşur. Monotonluktan kaçmak istenirken aslında sakatlığa davetiye çıkarmamak gerekir. Birbirine mekanizma olarak uygun olmayan antrenmanların bir arada yapılması farklı sakatlanmalara yol açacağı için bu konuda uzman bir kişi ile antrenman programınızın düzenlenmesi çok önemlidir.

ANATOMİK CHECK-UP YAPTIRIN
İşin özü şu ki spor yapmak istiyorsanız öncelikle vücut analizini yaptırmanız gerekir. Anatomik check-up sadece işinin uzmanı kişiler tarafından yapılmalıdır. Bunun için bir fizyoterapiste başvurmalısınız.

CrossFit yapmak istiyorsanız eğer kaslarınızın arasındaki kuvvet oldukça dengeli ve ileri düzey spor yapmaya elverecek kadar da yeterli olmalıdır. Hangi egzersiz programını yapmanız gerektiğini mutlaka danışın! Kas yapacağım derken sakatlanmayın!"

Soğuk hava prostatı tetikliyor..

- 7 Aralık 2018 Cuma No Comments
Erkeklerin yaşam kalitesini olumsuz yönden etkileyen prostatın en sık görülen rahatsızlığı prostat büyümesi. 

Liv Hospital Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Muammer Kendirci soğuk havaların prostatı tetiklediğini vurgulayarak dikkat edilmesi gereken püf noktaları açıkladı. Prof. Dr. Muammer Kendirci "Soğuktan mümkün olduğunca kaçının. İdrarınızı çok fazla bekletmeyin, uygun ortam varsa çok fazla sıkışmayı beklemeden idrarınızı boşaltın. Çay, kahve gibi kafeinli içecekleri özellikle akşam saatlerinde sınırlayın" dedi.

Yaşam kalitesini etkiliyor

Erkekler fark etmese de 35'li yaşlardan itibaren prostat büyümeye başlıyor. Hemen hemen her erkekte prostat büyümesi olmasına rağmen, idrar yapma alışkanlığında bozulma herkeste olmayabilir. Olağan idrar yapma alışkanlığında, tutarlı değişiklikler ortaya çıktığında prostat büyümesi akla gelmelidir. İdrara sık çıkma, gece idrara kalkma, idrar yaparken sızı-yanma, idrarı hemen başlatamama, idrarın kesik-kesik gelmesi, incelmesi, saçılması, idrarı boşaltma süresinin uzaması, birden idrara sıkışma, bazen yetişmekte zorlanma gibi yakınmaları olanlarda prostat büyümesi değerlendirilmelidir. İdrar alışkanlığındaki bu tür bozulmalar erkeklerin yaşam kalitesini etkilemektedir.

Soğuk hava prostatı tetikliyor

Prostat büyümesi olan erkeklerin kış mevsiminde yakınmaları artar. Çünkü vücutta soğuktan en çok etkilenen organların başında prostat gelir. Soğuğa maruz kalma durumunda idrar yakınmalarında akut kötüleşmeler beklenebilir. Prostat büyümesi olan erkekler, özellikle kış döneminde bazı tedbirler alarak idrar şikayetlerini kontrol altına alabilirler.

Prostat Büyümeniz Varsa

  • İhtiyacınız kadar su için.
  • Tüketeceğiniz suyu zamana yayın; bir seferde çok miktarlar yerine, aralıklı ve makul miktarlar tüketin.
  • Özellikle akşam saatlerinde olmak üzere alkolü sınırlayın.
  • Düzenli fiziksel egzersiz yapın.
  • Yatmadan 2 saat öncesinde su içmeyi bırakın.
  • Stresinizi azaltacak uğraşlara daha fazla zaman ayırın.
  • Soğuk algınlığı ilaçları idrar yakınmalarını artırabilir; doktora danışmadan kullanmayın.

İhmal edilen astım KOAH'a dönüşebilir

- 29 Ekim 2018 Pazartesi No Comments
Nefes darlığı, hırıltı ve öksürük belirtileriyle ortaya çıkan astım hastalığı, düzenli takipler ve yaşam tarzı düzenlemeleri ile kontrol altına alınabiliyor. Ancak tedavi edilmeyen astım, benzer belirtiler gösteren ama çok daha tehlikeli bir solunum yolu hastalığı olan KOAH'a dönüşebiliyor. 

Memorial Hizmet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Banu Altoparlak, 16 Kasım Dünya KOAH Günü" öncesinde, KOAH hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Öksürük ve nefes darlığı astımda ataklarla KOAH'ta ise sürekli görülüyor
Astım ve KOAH hastalıklarının belirtileri birbirine benzerlik gösterse de, aralarında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Astım, çevredeki tetikleyici faktörler ve genetik yatkınlıklardan dolayı daha genç yaşlarda yaşanabilirken; KOAH genellikle uzun yıllar sigara içilmesine bağlı olarak belli bir yaştan sonra ortaya çıkmaktadır. Her iki hastalıkta hırıltılı solunum, öksürme, nefes darlığı, balgam, göğüste sıkışma hissi ve yorgunluk belirtileri görülürken astımda bu belirtiler ataklar şeklinde, KOAH'ta ise sürekli yaşanmaktadır. Belirtilerin birbirine benzerliği, teşhis ve tedavi bakımından önemlidir.

Doğru tedavilerle hiç astım olmamış gibi sağlıklı yaşayabilirsiniz
Sigara dumanı, mevsimsel geçişlerde görülen alerjenler ve gribal enfeksiyonlar en sık rastlanan astım tetikleyicileridir. Hastalarının tetikleyicilerden uzak durması ve yaşam tarzını buna göre belirlemesi astımın en önemli tedavi ayaklarından birisini oluşturmaktadır. İlaçları ve gerekli tedavilerini aksatmayan, yaşam tarzını astıma göre düzenleyen hastalar, hayatlarını hiçbir sıkıntı yaşamadan tamamen normal olarak sürdürebilmektedir. İş ve sosyal yaşantılarını sorunsuz yaşayan bu tür astım hastaları, spor ya da farklı aktivitelerde de bulunabilmektedir. Astım hastası olup ses sanatçısı veya maraton koşucusu olan bile bulunmaktadır.

Sigarayı bırakarak KOAH'ı dur deyin!
Tamamen iyileştirilemeyen ve ilerleyici bir hastalık olan KOAH hastalarının sigarayı bırakmaları tedavinin en önemli evresidir. Sigarayı bırakmayarak sadece ilaçlarla KOAH'la mücadele etmek isteyen bir hastanın, nefes darlığı hızla ilerleyerek yaşam kalitesi bozulacaktır. İleri düzey KOAH hastaları sürekli oksijen tedavisine bağımlı hale gelerek en küçük bir eforda bile nefes darlığı yaşayabilmektedir. KOAH hastalığında akciğerlerde ve bronşlarda oluşan tamiri mümkün olmayan hasarın ilerlemesini durdurmaya yönelik tedaviler yapılabilmektedir. .Sigara dumanına bile maruz kalmaması gereken KOAH hastalarının enfeksiyon hastalıklarına karşı da önlem almaları hayati önem taşımaktadır.

Astımın tedavisini ihmal etmeyin
Astım tedavisine başlamadan önce gerekli olan solunum fonksiyon ve alerji testleriyle birlikte kan tetkikleri ve akciğer röntgeninin çekilmesi gerekmektedir. Yapılan tetkikler, hastanın hikayesiyle birleştirilip astımın hangi boyutlarda olduğu belirlenerek tedavi yöntemine karar verilir. Astım teşhisi alıp hiç tedavi görmeyen hastaların neredeyse tamamının rahatsızlıkları yıllar içinde ilerleyerek KOAH'a dönüşmektedir. Bunun tam tersi olarak da astım teşhisi alan ve gerekli tedaviyi gören hemen hiçbir hasta KOAH olmadan hayatını normal insanlar gibi sürdürebilmektedir.

Spordan vazgeçmeyin
Astımda olduğu kadar KOAH hastalığında da kişiler spor ve egzersizden uzak kalmamalıdır. Gerekli tedavilerini olan ve astımını kontrol altında tutan bir kişi doktor kontrolünde rahatlıkla spor yapabilmektedir. Özellikle açık hava sporlarının vücudun kondisyon ve kapasitesini arttırarak astım ataklarını azalttığı bilinmektedir. Nefes almakta zorluk çektikleri için spor ya da egzersiz yapmak istemeyen KOAH hastalarına solunum fizyoterapisti eşliğinde uygulanacak solunum egzersizleri vücudun oksijen kullanımını geliştirmektedir. Bununla birlikte egzersiz ve spor; KOAH hastalarının nefes almasını rahatlatıp, kan dolaşımını geliştirmesi bakımından da önemlidir.

Bilinçsizce uygulanan bitkisel tedaviler şikayetleri artırabilir
Astımla yaşamak mümkünken, hastalığın tamamen iyileştirilemeyeceği unutulmamalıdır. Tedavilerin yarım bırakılması veya tetikleyici etkenlere maruz kalınması astım ataklarının tekrar yaşanmasına neden olabilmektedir. Bilimsel yönden etkileri ispatlanmayan bitkisel ya da farklı tedavi yöntemlerine başvurmak, astımın etkilerini azaltmak yerine çok daha ciddi sonuçlara neden olabilmektedir.

İlişkinin ömrünü belirleyen 6 işaret

- 16 Ekim 2018 Salı No Comments
İkiz gibi olmak zorunda değilsiniz ama asgari müşterekte buluşmanızda fayda var. Yoksa üç vakte kadar hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

Müzik zevki
Gülüp geçmeyin! Müzik tercihi, yaşam biçiminin en önemli göstergelerinden biridir. Sizin ruhunuzu hafif müzik okşarken onun hareketli şarkıları yüksek volümden dinlemeyi sevmesi sizi orta ve uzun vadede rahatsız eder.

Tatil tercihi
Siz "her şey dahil" insanıyken onun çadır tatilinde ısrar etmesi üçüncü seferden sonra asabınızı bozar ve tartışma kaçınılmaz hale gelir.

Sigara ve alkol tüketimi
Biriniz sigara içmiyor, alkolden uzak duruyorsa; beraber uyuma arzusu kısa sürede sönecek demektir. Sigara ve alkol kokusu, bu maddelerden uzak duran kişiyi kaçırır.

Eğlence anlayışı
Biri için eğlence gece kulüplerinde dans etmek, diğeri için evde pişti oynamak anlamına geliyorsa sorun vardır. Biri gece kulübünün yüksek volümlü müziği altında dövüldüğü hissiyle saatlerin geçmesini bekler, diğerinin evde pişpirik oynarken içi patlar.

Ailelerle aradaki mesafe
Birinin aile bağları kuvvetli, diğerinin zayıfsa ufukta beliren anlaşmazlıklar hızla yaklaşır. Kimse bir günde aile ve akrabalarıyla arasına mesafe koymaz. Aile ve akraba ilişkilerinde mesafeyi korumaktan yana olan ise, kendini birden kalabalık içinde bulunca korkar ve alanını korumaya bakar. İki taraf da ciddiye alınmadığını düşünür.

Sosyallik
Birinin çok içe kapanık, diğeri çok dışa dönük olması da bir çelişkidir. Birinin telefonu daha çok çalar, çevresi daha geniştir, eve daha fazla kişi davet etmek ister. Diğeri her gün yeni birileriyle tanışmaktan, misafir ağırlamaktan, konuşmaktan yorulur.

Her 4 dakikada 1 erkek hasta oluyor

- 1 Ekim 2018 Pazartesi No Comments
Dünyada yaklaşık her 4 dakikada bir erkeğe prostat kanseri tanısı konuyor. Hastalığın erken teşhis edilmesiyle son derece etkili sonuçlara ulaşılsa da amaç; prostat kanseri gelişimini önlemek. Bu doğrultuda da çalışmalar devam etmekle birlikte prostat kanserinde yaş, ırk, genetik özellikler gibi risk faktörlerini değiştirmek mümkün olamıyor. 

Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek ancak, beslenme ve bazı yaşam tarzı değişiklikleriyle prostat kanseri gelişim ve ilerleme riskini azaltmanın mümkün olabildiğine işaret ediyor.

Yaşla birlikte artış kaydeden prostat kanseri hala erkeklerde en yaygın görülen kanserlerin başında yer alıyor. Hastalığın gelişme riski yaşlandıkça artıyor ve 65 yaş üste her 10 erkekten 6'sı prostat kanseri tanısı alıyor. Yaygınlığı bu denli yüksek olmasına karşın erken tanıyla çok iyi sonuçlara ulaşılabilmesi prostat kanserinin yüz güldürücü noktasını oluşturuyor. Hastalığı erken tespit edilen erkeklerin büyük çoğunluğu, herhangi bir semptom yaşamadan tedavi edilebiliyor. Bu nedenle prostat kanseriyle ilgili doğru bilgilere sahip olmak hem hastalığın önlenebilmesinde, hem de erken tanısında son derece önem taşıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, bu doğrultuda tüm dünyada Eylül ayının "Prostat Kanseri Farkındalık Ayı" olarak kabul edildiğini ve çeşitli bilinçlendirme çalışmalarının yapıldığını belirtiyor. Konuyla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Can Öbek, prostat kanseri riskini azalttığı kanıtlanmış olan yaşam tarzı önerilerini ise şöyle sıralıyor.

Sağlıklı kiloda olun
Fazla kilolu ya da obez genç erkekler yaşam tarzlarını değiştirip kilo vererek hastalığın gelişmesinin önüne geçebiliyor. Bununla birlikte kanser tanısı konmuş dehi olsa, kilo vermek hastalığın gelişme hızını yavaşlattığı gibi metastaz riskini de düşürebiliyor. Dolayısıyla genç yaştan itibaren fazla kilonuz varsa gerekirse bir uzmandan destek alarak bunlardan kurtulun. Harekete geçmek hiçbir zaman geç olmadığını bilin.

Sebze ve meyve tüketimine ağırlık verin
Sağlıksız beslenme ve şişmanlık, saldırgan prostat kanseri için risk faktörleri arasında gösteriliyor. Ayrıca antioksidan özellikleri de bulunan sebze ve meyveleri tüketmek prostat kanseri riskini düşürmeye de yardımcı oluyor. Gün içinde her öğünde sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, prostat kanserine karşı sizi koruyabileceği gibi daha az kalori alarak kilo kontrolünüze de yardımcı olacak. Bununla birlikte beslenmenizde, şeker ve beyaz un içeriği yüksek olan şerbetli tatlılar gibi rafine karbonhidratlardan da uzak durmaya çalışın.

Doymuş yağ tüketimini azaltın
Hayvansal yağların fazla tüketimi ve prostat kanseri risk artışı arasındaki ilişkinin çalışmalarla gösterildiğini belirten Prof. Dr. Can Öbek, "Genel olarak prostat sağlığı için doymuş yağların az tüketilmesi gerekiyor. Bu nedenle, içeriğindeki doymuş yağ oranı yüksek, tam yağlı sütten elde edilmiş ürünler, yağlı koyun ve dana eti, tavuk ve hindi derisi gibi hayvansal gıdaları mümkün olduğunca az kullanın. Yemeklerinizde, hayvansal değil, bitkisel yağları tercih edin" diyor.

Sofranızda balık için daha fazla yer açın
Birçok çalışma, omega 3 yağ asitleri açısından zengin olan balığın prostat kanserinden de korunmaya yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle sofralarınızda balığa daha fazla yer verin. Balık sağlıklı beslenme ve kilo kontrolünde de size destek sağlayacaktır.

Egzersizi yaşamınızın parçası yapın
Çalışmalar, düzenli egzersiz yapan erkeklerde prostat kanseri riskinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Egzersizin prostat kanseri için koruyucu etkisinin yanısıra, tanı alan erkekler için hastalığın seyrinde de son derece önem taşıyor. Tedavi süreci ve sonrasında egzersiz yapmak, hem tedavi etkinliğini arttırıyor, hem de kullanılabilecek ilaçların olası yan etkilerine karşı vücudu koruyor. Prof. Dr. Can Öbek, bu nedenle genç yaşlardan itibaren erkeklerin sporu bir yaşam şekli haline getirmeleri gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Can Öbek, "Sağlıklı cinsel yaşam, prostat ve kalp-damar sistem sağlığı için düzenli egzersiz her erkeğin hayatının parçası olmalı. Yürüme, koşu, yüzme ya da bisiklet. Kendi sağlığınız için uygun, eğlenceli bir spor aktivitesi bulun ve düzenli yapmaya gayret edin. Hatta arkadaşlarınızı da buna teşvik edin" diyor.

Sigara içmeyin
Sigara ve prostat kanseri arasında yakın bir ilişki olduğu biliniyor ve bu konuyla ilgili araştırmalar yoğun şekilde devam ediyor. Sigaranın prostat kanseri riskini artırdığı biliniyor. Ancak bilinen bir diğer kesin bir ise, sigara prostat kanseri tanısı alan erkeklerde hem hastalığın seyrini hızlandırıyor, hem de ölüm riskini artıyor. Sigarayı bırakanlarda ise bu riskler azalıyor. Dolayısıyla hem prostat kanserinden korunmak isteyen hem re prostat kanseri teşhisi konan erkeklerin mutlaka sigarayı bırakmaları gerekiyor.

Düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin! Prostat kanseri, erken dönemde hiç şikayet vermeyen hatta, en az belirtiye neden olan kanser türlerinden biri. Öyle ki, bezen hastada hiçbir şikayet olmadan ileri evrelere kadar gelişebiliyor. Bu nedenle beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri kanser oluşum süreçlerinde riskleri azaltsa da belli yaşlardan sonra gerekli kontrollerin aksatılmaması son derece önem taşıyor. Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, "Prostat kanserinin her evresinde etkili tedavinin mümkün olduğunu ve özellikle hastalığın prostat dışına çıkmadığı evrede tam şifa sağlanabildiğini unutmayın. Erken tanı için, ilk PSA testinizi 40 yaşında yaptırın ve özellikle 50 yaşından sonra prostat muayenesini için mutlaka belli aralıklarla doktorunuza başvurun" diyor.

Tam yağlı süt ürünleri tüketen erkeklere kötü haber

- 30 Temmuz 2018 Pazartesi No Comments
Sağlıklı, güçlü kuvvetli bir erkeksiniz ama çocuğunuz olmuyorsa bu önemli sorunun sebebi yediklerinizle ilgili olabilir.

Erkekler üzerinde yapılan bilimsel araştırmalarda, tam yağlı süt, peynir ve krema gibi süt ürünleri tüketen erkeklerde sperm kalitesinin düştüğü, sperm sayısının azaldığı ve sperm hareketlerinin yavaşladığı ortaya çıktı.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, çocuğu olmayan erkekleri yakından ilgilendiren bilimsel araştırmalarla ilgili önemli bilgiler verdi.

"Kısırlık, üreme çağındaki çiftlerin %10 ila %15'ini etkileyen önemli bir sorun. Araştırmalar bu çiftlerin %58'inde, anormal sperm kalitesinin başı çektiği, erkekle ilgili problemlerin olduğunu gösteriyor.

Boston Massachusetts'te General Hospital Üreme Merkezi'nde yapılan araştırmada, 18-55 yaş grubunda, eşi aşılama ya da tüp bebek tedavisi görmüş ve azalmış üreme kapasitesine sahip erkekler, çalışma için davet edildi.

Çalışma kapsamında 155 erkek ve onlara ait 338 sperm örneği değerlendirildi. Katılımcılar gıda tüketimiyle ilgili 15 soruyu içeren anketi evlerinde cevapladılar.
Gıda alımındaki genel eğilimleri belirlemek için tüketilen ağırlıklı gıda çeşidine göre, iki farklı beslenme grubu belirlendi.

Sağlıklı tip beslenme: Balık, yağı azaltılmış süt ürünleri, meyve, sebze ve tam tahıllar.
Western tip beslenme: İşlenmiş kırmızı et, kızarmış balık ve deniz ürünleri, tereyağ, margarin ve tam yağlı süt ürünleri, mayonez, tatlı.

Yapılan değerlendirmelerin sonucunda, az yağlı süt ürünleri tüketen erkeklerin sperm kalitesinin ve sperm hareketinin daha yüksek olduğu gözlemlendi. Tam yağlı süt ürünleri tüketen grupta ise sperm sayısı ve hareketi düşük çıktı.

Çalışmada, yağı azaltılmış süt ürünleri, özellikle "az yağlı süt" tüketimi ile sperm hareketi ve sayısı arasında güçlü pozitif ilişki bulundu.

SAĞLIKLI GENÇ ERKEKLERDE DE AYNI SONUÇ
Üreme tedavisi görmeyen sağlıklı erkekler üzerinde yapılan araştırmalar da aynı sonucu doğrulamaktadır.

Amerika, İspanya, Danimarka ve Finlandiya'da 189 erkeğin katılımıyla bir yıl süren Rochester Genç Erkek Çalışması'nda; tam yağlı süt ürünleri tüketen grupta sperm sayısında ve kalitesinde azalma saptandı."

GÜNDE 90 GRAMDAN FAZLA PEYNİR TÜKETENLER...
Boston'da, Harvard Halk Sağlığı Okulu'nda yapılan bir başka araştırmaya göre de, tam yağlı süt ürünlerini her gün yüksek miktarda tüketen genç erkeklerin çocuk sahibi olma olasılığı azalıyor.

Op. Dr. Betül Görgen, genç ve sağlıklı erkekleri kapsayan araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

"18-22 yaş grubunda ve 189 kişiden oluşan araştırmada, günde üç porsiyon ve üstünde peynir tüketen grupta, daha az tüketenlere göre sperm kalitesi daha kötü.

Günde 1,3 ila 7,5 porsiyon süt ürünü tüketenlerde sperm kalitesi, daha az miktarda tüketen erkeklere göre daha az bulundu.

Normalde bu ürünler için önerilen tüketim günde üç porsiyondur. Yani 90 gramın altında... Bu araştırmada baz alınan porsiyon değerleri peynir için 30 gr, krema için 1 tatlı kaşığı, dondurma için 1 top, tam yağlı süt için 1 bardaktır."

HAYVANDAKİ ÖSTROJEN SÜT ÜRÜNLERİYLE İNSANA GEÇİYOR!
Son yıllarda yapılan araştırmalar, erkeklerde sperm sayısının 20. Yüzyıl boyunca ve 21. Yüzyıl'ın erken dönemlerini içine alan süreçte gittikçe azalma eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Bu azalmanın nedenleri konusunda ileri sürülen hipotezlerden biri maruz kalınan çevresel faktörler, özellikle de çevresel östrojenlerdir.

Ortaya çıkan kanıtlar erkekteki anormal sperm bulgularının, çevreye ait östrojenler ile ilgili olabileceğini gösteriyor.

Op. Dr. Betül Görgen'in verdiği bilgiye göre, çevreye ait östrojenlerin alınması, yaygın olarak süt ve süt ürünlerinin tüketimiyle gerçekleşiyor. Çünkü satılan sütler, gebeliğinin çeşitli evrelerinde olan ineklerden elde ediliyor. Hatta günümüz koşullarında, süt ürünleri üretiminin %75'i hamile ineklerden elde edilmekte. Bunun sonucunda, doğal olarak süt ürünlerinde saptanabilir miktarda östrojen ve gebelikte artan diğer hormonlar da bulunur ki bu da özellikle Batı ülkelerinde gıdalar yoluyla alınan östrojenin %60-80'ini oluşturuyor. Bu nedenle çalışmaların çoğunda, aşırı tüketilen süt ve süt ürünleriyle kötü sperm kalitesi ilişkili bulundu.

Öpüşmek kısırlık yapabilir

- 11 Temmuz 2018 Çarşamba No Comments
Alkol, kafein ve kötü beslenmenin üreme kapasitesini azalttığı bilinmekteydi ama kimsenin aklına sıradan bir öpücüğü suçlamak gelmemişti. Açıklanamayan kısırlık ile öpüşme yoluyla bulaşan bir virüs arasında bağlantı saptandı.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, gebe kalmada zorluk çeken fakat neden gebe kalamadığı bilinmeyen kadınlar için bir ümit olan keşif hakkında şu bilgileri verdi:

"İtalya'da Ferrera Üniversitesi'ndeki bir grup araştırmacı açıklanamayan kısırlığı olan kadınları muayene ettiler ve bu kadınların yüzde 43'ünün Herpes virüsünün bir tipi olan HHV-6A ile enfekte olduğunu saptadılar.

Bu virüs üreme potansiyeli normal olan kadınlarda saptanmadı.

Açıklanamayan kısırlık olgularının ¼'ü, panikle farklı çözümler aramakta, pahalı ve travmatik tedavi yollarına yönelmektedir.

HHV-6A virüsüyle enfekte olan kadınlarda sitokin seviyeleri anormal olarak bulunmuştur. Sitokinler yumurtanın döllenmesinde ve fetal gelişmede önemli rol oynayan, hücreler arasındaki etkileşimi sağlayan sinyal veren proteinlerdir.

Bilim insanları aynı zamanda adet döngüsü süresince normal dalgalanmalar gösteren östradiol hormonunu da bu virüsle enfekte olmuş kadınlarda yüksek olarak saptamışlardır.

Virüs kanda ve tükürükte belirgin olarak saptanamayabilir bu nedenle de gerçek sıklığını bilmek mümkün olamamaktadır ama tükürük bezlerinde çoğaldığı ve araştırmaların gösterdiği gibi öpüşmeyle aktarıldığı bilinmektedir.

Eğer bulgular doğrulanırsa, kısır kadınların büyük bir alt grubu tedaviden faydalanarak normal üreme potansiyeline ulaşacak.

HHV-6 NEDİR?

İki yakın akraba olan HHV-6A ve HHV-6B, insan herpes virüslerinden olup iki yaşından önce çoğu kişi bunlarla enfekte olmuştur.

Bebeklik döneminde geçirilen HHV-6 enfeksiyonunda; ateş, ishal ve roseola diye bilinen döküntülerle karakterize semptomlar izlenir. Nadiren de olsa febril nöbet, ensefalit gibi ciddi komplikasyonlar da oluşturabilir.

Diğer herpes türlerinde olduğu gibi bu virüs de hayat boyu vücutta kalır ve yaşamın sonraki dönemlerinde yeniden aktive olabilir. Yeniden aktivasyon tüm vücutta başlayabilir. (beyin, kalp, böbrekler ve mide-barsak sistemi) Bazı olgularda beyni etkileyerek bilişsel fonksiyonları bozabilir ve kalıcı özre hatta ölüme yol açabilir.

Son dönemlerde yayınlanan birçok çalışma bu virüsün kronik nörolojik bozukluklara sebep olabildiği, sara nöbetleri oluşturduğu ve ciddi nörolojik sekeller bıraktığını göstermiştir."

Cep telefonları spermler pişiriyor!

- 1 Temmuz 2018 Pazar No Comments
Gün içinde cep telefonunu pantolon cebinde taşıyan erkeklerin %47'sinde sperm sayısı azalıyor. Testislere yakın taşınan cep telefonları gebe kalmayı güçleştiriyor.

İsrail'deki Haifa Teknik Üniversitesi'nde yapılan araştırmada, cep telefonlarının aktif olarak yüzen sperm sayısını ve sperm kalitesini azalttığı, bunun sebebinin de elektromanyetik aktiviteden kaynaklanan ısı artışı olduğu saptandı.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, erkekleri yakından ilgilendiren araştırma hakkında şu bilgileri verdi:

"Çalışmada üreme kliniğine başvuran 100'den fazla erkek izlendi. Bu erkekler telefonlarını kasık bölgesine yakın taşıyorlar, telefonla şarj olma esnasında konuşuyorlar ve gece uyurken telefonlarını yattıkları yerin sadece birkaç santim uzağına bırakıyorlardı.

Özellikle Batı'da, erkekler arasında sperm kalitesinin azalması bariz olup, çiftlerin % 40'ında çocuk sahibi olma konusunda da problemler çıkmaktadır. Üreme kapasitesindeki azalma ile cep telefonu kullanımı artışı arasındaki bağlantı anlamlı bulunmuştur."

'Kellik' koca bir yalanmış 'sır'rı çözüldü

- 1 Haziran 2018 Cuma No Comments
Kadın erkek herkesin sorunu olan saç dökülmesi hatta kellik esasında geri dönüştürülebilir bir durum. 

Boğaziçi Üniversitesi Laboratuarlarında geliştirilen TÜBİTAK desteği ile araştırmalar yapan Dermatolog Prof. Dr. Meral Şaşoğlu saç köklerinin ölmediğini sadece uykuya daldığını söyleyerek, kökleri uyandırmanın ve yeniden eski saçlara kavuşmanın mümkün olduğunu dile getirdi. Şaşoğlu hem kadın hem de erkeklerde bulunan testosteron (T) hormonunun, genetik yatkınlığı olan kişilerde genetik yatkınlığının şiddetine göre, saç kökü hücrelerinde Dihidrotestosteron'a (DHT) dönerek daha güçlü bir hale geldiğini belirterek alıcıya yakalanan radyo frekansları gibi saç kökü hücresine çekilerek bu hormonların hücre faaliyetlerini bozduğunun tespit edildiğini anlattı.

Hücrenin çalışma dönemini durduran bu metabolik değişimler sonucu, hücre çalışma emrini veren proteinleri yapamaz hale geldiğini kaydeden Dermatolog Profesör Doktor Meral Şaşoğlu, "Gerekli kimyasal faktörler de yapılamayacağından saç üretilemez, damarsal yapılanma desteklenemez, saç dökülme dönemine takılır kalır. Damarsal yapılar körelir ve saç kökü uykuya dalar. Yani bugüne kadar bilinen saç köklerinin öldüğüne dair bilginin tamamen yanlış olduğunu kanıtladık. Saç kökleri ölmemiştir sadece uykudalar, onları vitamin ve minarel desteği ve nanoteknoloji ile uyandırmak mümkün' şeklinde konuştu.

Saç derisinden sürülerek saç kökü hücrelerine ulaşıp, saç kökünü adeta bir zırh gibi sararak saç kökünü hormonların ve özellikle de DHT saldırısından koruyan nanoteknolojik formül ve güçlü hücre yenileyici, antioksidan ve onarıcı, yapıcı esansiyel amino asitlerden, mineral ve vitaminler sayesinde dökülen saçların kendiliğinden tekrar çıkabileceğini belirten Dermatolog Prof. Dr. Meral Şaşoğlu dünyanın ilk hormonlar üzerine etki etmeden saç gelişimini destekleyen gıda takviyesi niteliğindeki ağızdan alınan bu gıda takviyesi niteliğindeki saç kökünü çalıştırmaya yarayan formülünde gerekli tüm vitamin ve mineraller mevcut' dedi.

Prof. Dr. Meral Şaşoğlu açıklamasını şu şekilde tamamladı: "Bugün her yaşta, her dönemde erişkin kadın ve erkeğin yaptığımız bu saç kökünü koruyan serum, derinlemesine temizleyen günlük şampuan ve ağızdan alınacak saç kökünü çalıştırmaya destek gıda desteği formüllerimizle ürünleri kullanarak saç sorunlarından kurtulması ve 55 yıl önceki dökülmüş saçlarını bile kazanan 70 yaş üstü hastaların mutlulukları bizlerin motivasyonunu artırırken dünyada saçları nedeniyle umudunu kaybetmiş milyonlarca kadın ve erkeğin saçlarına kavuştuktan sonra yaşadığı sevinç bizi besleyen, heyecanımızı artıran yegane unsur haline geldi" dedi…

Hipnozla saç dökülmesi durdurulabilir mi?

- 27 Mart 2018 Salı No Comments
Saçlar, toplumda her zaman sosyal ve kültürel açıdan büyük öneme sahip. Saçlarınızın dökülmesini durdurmak, tamamen döküldüyse yeniden çıkması için bir servet harcamadan önce bu haberi okumalısınız.

Saç dökülmesiyle ilgili yapılan klinik çalışmalara bir yenisi daha eklendi. Hipnoz, Belçika'da yapılan araştırmada, saç dökülmesini durduran ve yeniden saç çıkmasını sağlayan bir yöntem olarak kayıtlara geçti.

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, saçları dökülen insanlar için umut ışığı olabilecek bilimsel araştırma hakkında şu bilgileri verdi:

21 HASTAYI 5 YIL TAKİP ETTİLER
"Araştırmaya, en az 3 aylık bir dönem boyunca kafa derisinde yaygın (en az %30) saç kaybı bulunan kişiler dahil edildi. Bu çalışmada toplam 28 hasta (10 erkek, 18 kadın) yer aldı. Hastaların yaş aralığı 15 - 66 arasında değişmekte olup ortalama yaş 33,4. Hastaların 7'si düşük motivasyon nedeniyle çalışmadan ayrılırken, 21 kişi tedaviyi tamamladı. 21 gönüllü hasta 5 yıllık bir dönem boyunca izlendi. Hipnoz tek tedavi ya da tamamlayıcı tedavi olarak kullanıldı.

Sosyal fobi ya da agorafobik (saçları döküldüğü için utanç hissettiklerinden dışarıya çıkmaktan kaçınmak) reaksiyon belirtileri gösteren hastalara özgüvenlerinin artması için ilave telkinlerde bulunuldu.

Böyle yapmakla toplum içinde yaşanan utanç, mahcubiyet, düşük özgüven ve endişe gibi olumsuz duygular azaltılmaya çalışıldı. Hipnotik seanslar 3 haftada bir gerçekleştirildi. Tüm hastalardan haftada iki kez kendi kendine hipnoz uygulaması yapmaları istendi.

DERİDE %75 - %100 ORANINDA SAÇ BÜYÜMESİ GÖRÜLDÜ
Tedaviden sonra tüm hastalarda anksiyete ve depresyon değerlerinde önemli ölçüde azalma tespit edildi. 3-8 hipnoterapi seansı sonunda 12 hastada deride %75 - %100 oranında saç büyümesi görüldü.

Tedavi 9 hastada başarısız oldu. Hipnotik tedavinin yan etkileri belirlenemediği gibi, hastalar tarafından da bildirilen bir durum olmadı. Tüm kayda değer tepki veren vakalarda nüksetme minimum seviyede gerçekleşti."

Sınırlı sayıda hastayla yapılan ön çalışmada elde edilen sonuçların umut vadettiğini belirten Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, daha geniş ölçekte çalışmalar yapılması ve Türkiye'de de bu tür bilimsel çalışmaların desteklenmesini istiyor.

Psikolog Başkak, saç dökülme problemi olanların alternatif yöntemlere başvurmadan önce bir dermatoloğa muayene olmaları gerektiğini sözlerine ekledi.

'Kısırlık erkeklerde artış eğiliminde'

- 9 Ekim 2017 Pazartesi No Comments
Medicana International Ankara Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Op. Dr. Özgün: "Eskiden kısırlık oranlarında kadın ve erkek payı yaklaşık yarı yarıyaydı, şimdi vakaların 3'te 2'si erkek."

Medicana International Ankara Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, son yıllarda erkeklerin kısırlık oranında artış olduğuna işaret ederek, "Eskiden kadın ve erkek oranı yaklaşık yarı yarıyaydı, şimdi vakaların 3'te 2'si erkek, 3'te 1'i kadın oldu" dedi.

Hastane tarafından düzenlenen Bahar Buluşmasında, Tüp Bebek Merkezi ekibi ile bu yolla çocuk sahibi olan aileler buluştu. Tedavi sürecine ilişkin deneyimlerini konuklarla paylaşan aileler, çocuk özlemlerinin sonlanmasında tercih edilen tıp ekibinin yanında sabır ve ısrarın önemli faktörler olduğunu anlattı.

Bebeklerinin ilk kalp atışını duydukları andaki heyecanı dile getiren aileler, umutları taze tutmanın tedavi süreci boyunca pozitif etki yarattığını vurguladı. Bazı aileler ise çocuklarını kucaklamış olmayı "mucize" olarak nitelendirdi.

Kısırlık, 2050'de çiftlerin %70'inin sorunu olabilir

Hastanenin Tüp Bebek Merkezinin Sorumlu Hekimi Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, yaptığı açıklamada, özellikle son 20-30 yıldır sanayi toplumunun getirdiği bir bedelle karşı karşıya olunduğunu ve erkeklerde kısırlık oranının arttığını söyledi. Özgün, şöyle konuştu:
"Dünyada yapılan araştırmalara göre yaklaşık 30 bine yakın toksik madde var. Yediğimiz, içtiğimiz, soluduğumuz, giydiğimiz, tükettiğimiz bir çok şeyde bir sürü toksik madde var. Bunlar kısırlık vakalarını erkeklerde çok fazla artırdı. Hatta 2050 yılında çiftlerin yaklaşık yüzde 70'inin kısırlıkla ilgili problemi olacağı söyleniyor. Bu oran artmaya da başladı. Özellikle erkekler bu işte en fazla mağdur olanlar. Onun için mutlaka evlilikten sonra çocuk yapmayı düşünseler de düşünmeseler de mutlaka tüp merkezlerine gelerek spermleriyle, kişinin muayenesiyle basit bir inceleme yaparak bir karar verilmesi gerekiyor. Çünkü hiç ummadığımız bir anda böyle bir problemle karşı karşıya kalabiliriz."

Tüp bebeğin günümüzde çok fazla yaşamın içerisine girdiğini ifade eden Özgün, bu yöntemin çok olağan ve kolay bir hal aldığını belirtti. Özgün, "İnsanların da artık eski tepkileri yok. Çünkü biz aslında zaten doğal bir şey yapıyoruz. Spermle yumurtanın buluşmasına laboratuvar ortamında yardımcı oluyoruz. Onun için bu tip yöntemlere başvurmakta hiç bir tereddüt yaşanmamalı" dedi.

Tedavi sürecinde bunlara dikkat...
Tedavi sürecinde dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin de bilgiler veren Op. Dr. Özgün, "Tedavi süreci, zaman açısından baktığımızda, eskiye göre biraz daha kısaldı. Eskiden 1,5 ay civarında süren tedavi süreci, şimdi 2 hafta içerisinde tamamlanabiliyor. Tedavide zaman içerisinde ortaya çıkan yenilikler tedavi süresinin de kısalmasını sağladı. Çiftlerin sigara, alkol gibi tedaviyi direkt etkileyen şeylerden uzak durmalarında fayda var. Bunun dışında başvuracakların merkezin direktifleriyle bu süreci kısa sürede atlatmaları mümkün" değerlendirmesinde bulundu.

Erkeklerde meme estetiğine ilgi artıyor

- 7 Ağustos 2017 Pazartesi No Comments
Jinekomasti olarak adlandırılan erkeklerde meme büyümesi problemi, özellikle bahar ve yaz aylarında daha rahatsız edici hale gelerek sosyal ve psikolojik problemlere neden olabiliyor

Beslenme ve yaşam şeklinin genetik yapıyı bozması, kilo alma ya da hormon dengesizliği sebebi ile ortaya çıkabilen jinekomasti, estetik cerrahide modern uygulamalarla sorun olmaktan çıkıyor. Memorial Şişli Hastanesi ile Wellness Estetik ve Plastik Cerrahi Bölümü'nden Op. Dr. Bora Özel, erkeklerin korkulu rüyası haline gelen jinekomasti problemi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Her yaş grubunda görülebiliyor
Ergenlik dönemi itibari ile her yaş grubundaki erkeklerde görülebilen jinekomasti, herhangi bir sağlık tehlikesi yaratmamaktadır. Ancak kişinin estetik görünümünü olumsuz etkilemektedir. Jinekomasti, erkeklerde meme bölgesinin büyüyerek kadınsı bir görünüme dönüşmesidir. Hafif, orta, ağır derece diyebileceğimiz çeşitli görünümleri olabilmektedir. Jinekomasti tanısının konulması için memede 2 cm'den fazla olacak şekilde şekilsiz bir büyüme olmalıdır.

Jinekomasti özel ve sosyal yaşamı olumsuz etkiliyor
Jinekomasti problemi birçok erkeğin özel ve sosyal yaşamını olumsuz yönde etkilenmektedir. Jinekomasti problemi olan kişiler özellikle havuz, deniz, spor gibi sosyal aktiviteler sırasında görselliklerinden rahatsız olmaktadırlar. Memelerinin ince kıyafetlerden görünmesi sebebi ile giderek asosyalleşmeye başlayabilmektedirler.

Meme büyümesine birçok neden yol açabiliyor
Erkeklerde, memenin normalden fazla büyümesine birçok neden yol açabilmektedir. Jinekomasti, beslenme ya da kullanılan bazı ilaçların yan etkisi ile hormonal bozukluklar, yağlanma sebebi ile ortaya çıkabilmektedir. Düzensiz ve sağlıksız diyetler uygulayan kişilerde zayıflama sonrasında da görülebilmektedir. Kimi zaman ise hiçbir nedene bağlı olmadan kendiliğinden ortaya çıkabilmektedir. Spor yaparak ya da zayıflayarak bu problemden kurtulmak pek mümkün olmamaktadır. Kendiliğinden iyileşme söz konusu olmayan jinekomasti probleminin tek tedavisi cerrahi operasyondur.

Erkekler gövde estetiğine önem veriyor
Erkeklerde meme büyümesi olarak bilinen "jinekomasti" erkek estetiğinin önemli konularından biridir. Öncelikle ayrıntılı bir muayene ile sadece yağ dokusu mu var yoksa bu yağlanmaya meme bezlerinin büyümesi de eşlik ediyor mu belirlenmektedir. Jinekomasti problemi olan erkeklere liposuction olarak bilinen yağ alma ameliyatları uygulanabilmektedir. Erkekte meme bezlerinin fazla olduğu nadir durumda ise; bezin bir kısmı çıkarılmaktadır. Lokal ya da genel anestezi altında kişinin durumuna göre 1-3 saat arası süren bir operasyon ile memede şekillendirme sağlanmaktadır.

Ameliyat sonrası korse öneriliyor
Jinekomasti operasyonu sonrası bir gün hastanede yatış gereklidir. Ameliyat bölgesinde ilk günlerde bir ödem, hassasiyet, ağrı hatta yer yer morluklar oluşabilir. Bunlar genellikle ilk 2-3 günden sonra giderek azalmaya başlar. Ameliyat sonrası kişinin 8 hafta boyunda atlet tarzında bir korse giymesi istenir. Genellikle ikinci haftadan sonra havuz ve denize girilebilir. 6 hafta süreyle de buhar banyosu, sauna, solaryum gibi ödeme yol açabilecek faktörlerden kaçınmaya çalışılmalıdır. Operasyon sonrası büyümenin tekrar etme olasılığı yok denecek kadar azdır.

Erkek spermleri 6 bin kat büyütülüyor

- 23 Haziran 2017 Cuma No Comments
Toplumdaki çiftlerin yüzde 15'i çocuk sahibi olmakta zorlanıyor. Çocuk sahibi olamayan çiftlerin yüzde 40'ında sorun erkekten kaynaklanıyor. Erkek kısırlığının başlıca sebepleri arasında; hormonal ve genetik sebepler, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, doğumsal anomaliler ile çevresel ve kimyasal etkenler bulunuyor. 

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı erkek kısırlığının nedenleri ve çözümlerini anlatarak "Eğer bir erkek ilişki kurabiliyor ve meni geliyorsa 'onda kısırlık olmaz' düşüncesi çok yaygın. Bir erkeğin cinsel fonksiyonu mükemmel olabilir ama menisinde hiç sperm hücresi olmayabilir" açıklamasında bulundu.

Her ay tek bir tane üretilen yumurta hücresinin tersine, erkeğe ait üreme hücresi olan sperm sayısı milyonlarcadır. Erkek üreme organlarında bir spermin yapılış sürecinin yaklaşık 75 gün olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı "Bu süre sonunda olgun hale gelen spermler semen içinde dış ortama atılır. Normal şartlarda sperm hücreleri, tek bir yumurta için yarışa girerler ve içlerinden en hızlı, en kaliteli olanı yumurta hücresinin dışındaki zarı delerek döllenmeyi gerçekleştirir. Sağlıklı bir erkek, her boşalmada vajinaya 300 - 500 milyon sperm bırakmaktadır" açıklamasında bulundu.

Böcek ilacı ve tiner erkeklerde kısırlığa neden olabiliyor
Erkeğin sahip olduğu meslek, sigara ve uyuşturucu kullanımının yanı sıra bazı hastalıkların tedavi sürecinde kullanılan ilaçların da kısırlığa neden olabileceğini aktaran Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı "Araştırmalara göre zehirli kimyasal maddeler sperm düzeyinin düşmesine neden olabiliyor. Böcek ilacı ya da tiner gibi maddelerle çalışılıyorsa mutlaka filtreli maske takılması gerekiyor. Çalışılan ortam sık sık havalandırılmalıdır.

Bunun yanında çevresel atıklar, hidrokarbonlar, aşırı miktarda bilgisayar, cep telefonu gibi radyasyon yayan cihazlar henüz tam kanıtlanmasa da kısırlığa sebep olabileceği düşünülüyor. Tümör tedavisi süresince kullanılan ilaçlar, radyoterapi, yaralanmalar ve kazalar da sperm üretimini olumsuz yönde etkiler" açıklamasında bulunuyor.

Erkek kısırlığı vakalarında spermler 6 bin kat büyütülüyor
Tüp bebekte karşılaşılan tüm erkek kısırlığı vakalarında mikroenjeksiyon yöntemini kullandıklarını anlatan Arıcı "Mikroenjeksiyon yöntemi uygulanırken spermler yaklaşık 300 kat büyütülerek seçilmektedir. Son zamanlarda erkek infertilitesinde başarıyı arttırıp daha iyi embriyo gelişimini sağlayan IMSI yöntemiyle spermler yaklaşık 6000 kat büyütülerek seçilmektedir ve bu da şiddetli sperm sorunu olan olgularda gebelik şansını klasik yönteme göre yaklaşık iki kat arttırmaktadır" dedi. Son zamanlarda kullanılmaya başlanan bir diğer yöntemin de mikro akışkan çip ya da sperm çip olarak bilinen yöntem olduğunu belirten Arıcı "Gerek mikroenjeksiyon yönteminde olsun gerekse IMSI yönteminde olsun spermler morfolojileri ve hareketlerine göre seçilmekteyken mikro-çip yöntemiyle bunlara ek olarak DNA yapısı en ideal olan spermlerin seçile bilindiği öngörülmektedir.

Mikro-çipler çok ufak kanalcıklardan meydana gelir ve bu sayede en iyi kalitedeki spermlerin seçimine yardım eder. Bu yöntem ile sağlıklı olmayan, DNA'sı hasarlı spermler ile kaliteli ve hasarsız olan sağlıklı spermler ayrıştırılarak tedavide kullanıma olanak sağlanır. Böylece kaliteli ve DNA hasarı olmayan spermler kullanılarak elde edilen embriyolarda gebelik şansını arttırdığını gösteren çalışmalar mevcuttur" dedi.

Türk erkeğinin ayrılık klişeleri

- 8 Haziran 2017 Perşembe No Comments
Evlenmemek için kıvranan Türk erkeğinin komik ayrılık gerekçeleri.

Dikkat! Bu gerçekleri sıralamaktaki amaç, evlenmeme hakkını kullanan erkeği karalamak değildir. Tek gaye, gerçek duygularını ifade etmek yerine yalan söyleyen, bu yalanları da yüzüne gözüne bulaştıran erkeği en azından biraz yaratıcı olmaya davet etmektir.

Sen daha iyilerine layıksın

Çok merak ediyorum. Ben daha iyilerine layıksam sen kimlere layıksın? Bunca zaman bana layık olmadığını bildiğin halde niye benimle oyaladın kendini? Bırak beni sana yazık olmadı mı?

Ben sana göre değilim

Soru 1: Neden?
Soru 2: Bunu tam olarak ne zaman anladın?

Peki sen kime, kimlere göresin! Bana başka kadınlarla ilgili olan kısmı değil, seninle ilgili olan kısmı anlat. Niye? Akla yakın birkaç sebep sırala.

Benden koca olmaz

Bu cümleyi direkt şöyle çevirmek gerekir: Senden koca değil hiçbir şey olmaz! Benim de seninle işim olmaz!

Evliliğe hazır değilim

Ana rahminden çıkamamış Türk erkeğinin evliliğe hazır olması zaten skandaldır. Hazır hissettiğini söyleyenlere de dikkat etmek gerekir. Zira kendine bir hayat arkadaşı değil yeni bir anne arama ihtimali yüksektir!

Baba olmaya hazır değilim

Hoppala! Evlenmek eşittir çocuk mu? Belki çocuk istemiyor kadın, sadece evlenin istiyor. Olamaz mı? "Seni galiba sevmiyorum, sanki Nazlı daha güzel" diyemiyorsun. "Bu sene de bekâr gezelim" demeye dilin varmıyor. "Annemlerin evinde çok rahatım ya" desen hiç olmaz. Ama böyle de kafasını vitrinin altına saklayınca görünmediğini sanan poposu dışarıda kalmış kediye benziyorsun. Ve bilesin, onun kadar sevimli değilsin!

Ayakkabıda asıl çılgın erkekler

- 1 Haziran 2017 Perşembe No Comments
Türkiye ayakkabı alışverişi denilince hemen kadınlar akla gelir. Bazı ünlü kadınların ayakkabı çılgınlığı sık sık haberlere konu olur. Oysaki bu durum tam bir şehir efsanesi. 

Türkiye'nin ilk fast fashion ayakkabı markası Mecrea'nın sektör verilerinden hazırladığı çalışma göre, erkekler kadınlardan daha çok ayakkabı satın alıyor. Türkiye'de geçen yıl 70 milyon çift kadın ayakkabısı satılırken, erkeklerde bu rakam 82 milyon oldu. Çocuk ayakkabı sayısı ise 60 milyona yaklaşırken, toplam ayakkabı piyasanın büyüklüğü 12 milyar TL'ye ulaştı.

Türkiye'nin ilk fast fashion ayakkabı markası Mecrea, sektörün nabzını tutuyor. Mecrea'nın sektör verilerinden yola çıkarak hazırladığı çalışma çarpıcı veriler içeriyor. Mecrea'nın çalışmasına göre, Türkiye ayakkabı sektörü her yıl ortalama yüzde 10 büyüme gösteriyor. 2016 yılında yaklaşık 2010 milyon çift ayakkabı satışı gerçekleşirken, piyasanın büyüklüğü de 12 milyar TL'ye ulaştı. Pazarın yüzde 86'sı markasız ürünlerden oluşurken ortalamada bir ayakkabının fiyatı 58 TL oldu.

Erkekler daha çok satın alıyor

Mecrea'nın verilerine göre Türkiye'de geçen yıl yaklaşık 210 milyon çift ayakkabı satışı gerçekleşti. Satışların dağılımına bakıldığında erkek ayakkabı sayısı yaklaşık 82 milyon, kadın ayakkabı sayısı 70 milyon oldu. Çocuklara yönelik ayakkabı satışı ise yaklaşık 60 milyon olarak gerçekleşti. Erkekler ayakkabı için 4.8 milyar TL, kadınlar 5 milyar TL harcadı. Çocuk ayakkabıları için bu rakam 2.2 milyar TL olarak gerçekleşti.

Araştırmaya göre ayakkabı satışının yüzde 2,5'e internet üzerinden yapılıyor ve bunun toplam değeri 300 milyon TL civarında. Avrupa'da ise bu oran toplam pazarın yüzde 9.

Hesaplı ve eğlenceli ayakkabılara büyük ilgi

Türkiye'deki ayakkabı pazarını değerlendiren Mecrea CEO'su Sinan Ventura, yüzde 90'nı markasız olan pazarın 2020 yılına kadar 13 milyar TL'lik bir büyüklüğe ulaşmasını beklediklerini ifade ederek "Pazar her yıl yaklaşık yüzde 10 büyüyor. Ancak bu sene biraz daha yavaş büyüme beklentimiz var. Sektörün en önemli dinamiğin ise fast fashion ürünlere olan talep. Tüm dünyada giderek yaygınlaşan "cheap and cheerful" (hesaplı ve neşeli) segmenti Türkiye'de de hızla yayılıyor. Müşteri uygun fiyatlı trend ürünler istiyor. Bu segmentin 2020 yılında pazarın yüzde 8'ine kadar çıkacağını tahmin ediyoruz" dedi.

RAKAMLARLA AYAKKABI SEKTÖRÜ

Toplam satış adedi: 210 milyon çift
Kadın ayakkabı satışı: 70 milyon çift
Erkek Ayakkabı satışı: 80 milyon çift
Çocuk ayakkabı satışı: 60 milyon çift
Toplam ayakkabı satışı: 12 milyar TL
Kadın ayakkabı harcaması: 5 milyar TL
Erkek ayakkabı harcaması: 4.8 milyar TL
Çocuk ayakkabı harcaması: 2.2 milyar TL
Kişi başına ayakkabı harcaması: 58 TL
Kişi başına ayakkabı tüketimi: 2,6

'İdeal baba' bu 10 kuralla mümkün!

- 23 Mayıs 2017 Salı No Comments
Çocuğun gelişiminde çok önemli yeri olan baba, hem kız hem erkek çocuk için güvenin simgesi. Babayla yaşanan ilişki, çocukların kişilik ve cinsel kimlik gelişiminden hayatlarının gelecek döneminde yer alacakları toplumsal rollere kadar pek çok konuda belirleyici oluyor. Uzmanlar ideal baba olmanın 10 kuralını sıraladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, çocuğun gelişiminde babanın rolünün çok önemli bir yeri bulunduğunu belirterek hem kız hem erkek çocuk için babanın güvenin simgesi olduğunu kaydetti.

Güvenin simgesi baba
Çocuk gelişiminde her ne kadar ön planda olan anne gibi görünse de babaların çocuk için ayrı bir önemi olduğunu ifade eden Öztekin, "Babalar da çocukları ile çok güçlü sevgi ve şefkat bağları geliştirirler. Özellikle erkek çocuklar için baba, kişilik gelişiminde kendisi ile özdeşleştirdiği bir modeldir. Baba güvenin simgesidir. Babayla yaşanan ilişki, ileriki yıllarda erkek ve kız çocukların cinsel kimliklerinin gelişiminde de rol oynar. Erkek çocuk cinsel kimliğini tanımak için babasını örnek alır ve taklit eder. Kız çocukları için ise baba modeli, karşı cinsi tanıması ve karşı cinse karşı tavırları konusunda ipucu verir. İlgili bir baba kız çocuğunun karşı cinse duyduğu güveni arttırırken, çocuğun baba sevgisi ve ilgisini hissetmesi kendine olan güveni de arttırır" diye konuştu.

Baba çocuğun gelişiminde belirleyici!
"Baba ailenin toplumla ilişkilerini kuran bir köprü konumundadır" diyen İhsan Öztekin, "Bu nedenle baba, çocuğun sosyal gelişiminde ve özgüven kazanmasında önemli rol oynar. Baba ile ilişkisi sağlıklı olan, babasından sevgi ve ilgi gören çocuğun kendisi ile barışık, okulda başarılı, arkadaşları ile uyumlu ve liderlik özelliğinin gelişmiş olduğu gözlenir" dedi.

Sert baba algısı çocuğun kişiliğini etkiliyor
Babanın kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir tutum izlediği, çocuğunu kendi kurallarına uyması ve saygılı olması konusunda uyardığı sert baba modelinde tartışmaya yer olmadığını belirten İhsan Öztekin, "Sert baba modeliyle büyüyen çocuklarda iki tip çocuk ortaya çıkıyor. Özerklik duygusu yüksek olan çocuklar babayla güç çatışmasına giriyor, karşılık veriyor, itiraz ediyor. Ters kimlik geliştiriyor. Babanın istediği kişiliğin tam tersini benimseyerek babadan öç alıyor. Özerklik duygusu olmayan, duygularını bastıran çocuk ise arabulucu olmaya çalışıyor ve hep kendinden fedakârlık yapıyor. Duygularını bastırıyor ve ruh sağlığı bozuluyor. Çocuğuna yeterli ilgi sevgi göstermeyen, duygusal yönden ihmal eden otoriter babanın çocuğunda cinsel kimlik bozuklukları, özgüven eksikliği, öfkeli bir kişilik yapısı ortaya çıkabiliyor. Çocuk, kendisini geliştirme kapasitesine sahipse, toplumla sağlıklı iletişim kurabiliyorsa, ailenin yaptığı yanlışları kendisi düzelterek bunu atlatabilir" dedi.

Zayıf baba-kız ilişkisi riskli davranışlara neden oluyor
Kız çocuklarının hayatına giren ilk erkeğin baba olduğunu belirten İhsan Öztekin, "Baba-kız arasındaki ilişki çocuğun gelecekte kadın-erkek ilişkisine bakışını da etkiler. Sadece erkekleri tanımakla kalmaz, aynı zamanda nasıl bir eş seçeceği düşüncesine de sahip olurlar. Kız çocuğunun babası ile kurduğu ilişkinin kalitesi çocuğun sağlıklı ruhsal gelişiminde büyük rol oynar. Bir babanın varlığı ve çocuğu ile kurduğu ilişki önemli bir etkiye sahiptir. Zayıf bir baba-kız ilişkisine sahip çocuk depresyon, yeme bozukluğu, alkol ve madde kullanımı gibi riskli davranışlara yönelmeye daha meyillidir. Güçlü bir bağ oluşturan sağlıklı bir baba- kız ilişkisinde ise kız çocuğu ileride özgüveni yüksek, kendini rahatça ifade edebilen, liderlik vasfı olan, karşı cinsle sağlıklı ilişkiler kurabilen, hayata karşı daha pozitif bakan, ruh sağlığı kolay kolay bozulmayan birey olarak yaşamını sürdürür" dedi.

Erkek çocuk babanın aynasıdır
Erkek çocuğun babayı taklit ettiğini ve baba ile özdeşleştiğini belirten İhsan Öztekin, "Bu nedenle baba-erkek çocuk ilişkisinde en önemli kural erkek çocuğu yetiştirirken aynaya baktığını unutmamaktır. Erkek çocuk babanın aynasıdır. Bu yüzden önce baba davranışlarına dikkat etmelidir. Babanın erkek çocuğu ile ilişkisinde her zaman için biraz rekabet vardır. Rekabet de bazen güç savaşlarını beraberinde getirir. Babanın dikkat etmesi gereken, bu güç savaşlarını kişisel almamak ve çocuğun gelişim dönemine uygun davranmaktır. Çocuğu ile empati kurabilmesi, onun duygularını yönetmesine, öfkesini kontrol edebilmesine ve doğru yönlendirilmesine yardım edebilmesi baba ile oğul ilişkisinde oldukça önemlidir" dedi.

"İdeal baba" için 10 öneri
Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, ideal baba olmanın 10 altın kuralını şöyle sıraladı:

1 – Beraber zaman geçirin. Beraber zaman geçirmeyi de sadece televizyon seyretmek ve sohbet etmek olarak düşünmeyin. Yaşına göre kitaplar okuyun, hikâyeler anlatın, oyunlar oynayın. Beraber yapabileceğiniz hobileriniz olsun. Hafta sonlarını birlikte geçirebileceğiniz programlar yapın. Tabii burada çocuğunuzun nelerden hoşlanabileceğini göz önünde tutun. Yaş farkı ne olursa olsun aranızdaki paylaşım çok önemlidir.

2 – Çocuğunuza doğru bir model olun. Kitap okuma alışkanlığı olsun istiyorsanız siz de kitap okumalısınız. Alkol, sigaranın zararlarını anlatarak değil, alkol ve sigara kullanmayarak bu konuda doğru örnek olabilirsiniz.

3 – Disiplini sevgi ile sağlayın. Bu konuda sakin olun ve adil davranın. Çocukların ihtiyacı olan rehberlik ve disiplin cezayla değil, belli sınırlarla sağlanmalıdır. Çocuklarınıza davranışlarının sonuçlarını gösterin ve olumlu davranışlarını ödüllendirin.

4 – Çocuğunuzun özgüvenin kazanmasına yardımcı olun. Kendisini sevdiğinizi ve değer verdiğinizi hissettirin. Onu övün, onunla gurur duyduğunuzu dile getirin. Yanlış ve hata yaptığında yüzüne vurmayın, doğruyu öğretmek için yanında olun. Başkalarının yanında eleştirmeyin. Olumlu yönlerini öne çıkartıp cesaret verin.

5 – Çocukların sevginize ve bunu hissettirmenize çok ihtiyacı vardır. Sözle sevginizi göstermenin yanında fiziksel yakınlık da çok önemlidir. Bedensel temas kurun, ona sarılın. Şefkatle dokunulmak, çocukların hem fiziksel hem de psikolojik gelişimi için şarttır.

6 – Çocuğunuzun annesine saygılı olun, sevgiyle davranın. Çocuğunuzun önünde tartışmayın, kavga etmeyin. Unutmayın ki mutlu bir annenin çocukları sağlıklı ve mutlu olur.

7 – Sizi tanımasına fırsat verin. Örneğin işyerine götürün. Neler yaptığınızı, kimlerle çalıştığınızı, nasıl tecrübeler edindiğinizi, sorumluluklarınızı anlatın.

8 – Sabırlı olun. Öğrenmek her çocuk için ayrı bir süreçtir. Öğretmek zor da olsa sabırla yaklaşın, hevesini kırmayın.

9 – Duygusal yönden kendinizi kontrol edemiyor ve sözel, fiziksel saldırganlık gösteriyorsanız mutlaka profesyonel yardım alın. Çocuğunuz ve eşiniz bu tip davranışlara maruz kalmamalıdır. Bu durum çocuğun psikolojisinde derin yaralar oluşturur.

10 – Babanın görevi asla bitmez. Çocuklar büyüdüğünde ve evden ayrılma zamanları geldiğinde bile babalarının tavsiyelerine ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Babalar hayatın her döneminde çocuklarının yanında olurlar, onlar evlenip ayrı bir aile kursalar bile.