Son Yazılar

Son Yazılar
Browsing Category "Diyet zayıflama"

Aç Kalmak Zayıflatmaz

- 31 Mayıs 2020 Pazar No Comments
Fit ve sağlıklı bir vücuda sahip olmak herkesin hayallerini süslüyor. Günümüzde diyetisyene ve spor salonlarına gidenlerin sayısında önemli bir artış var. 

Zayıflamak için başvurulan yöntemlerden bir tanesi de yanlış ürün kullanımı. Son olarak Miss International 2013 Filipinler güzeli Bea Santiago, zayıf kalmak için çok spor yaptığını ve spor öncesi aldığı besin takviyelerinden protein tozunun böbrek yetmezliğine neden olduğunu açıkladı. Bilinçsiz kullanılan besin takviyelerinin sağlığımız için tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Diyetisyen Başak İnsel, "Toplumumuzda yanlış beden algısı var. Ayrıca hızlı kilo vermek veya hızlı kas kazanmak inancı ile yanlış yöntemlere başvurarak sağlığımızı bozuyoruz. Bu süreçler mutlaka uzman eşliğinde yönetilmelidir." dedi.

Sağlıklı beslenme hem zihnimiz hem de bedenimiz için büyük önem taşıyor. Kilo almanın temelinde sağlık sorunlarını bir kenara bırakırsak yanlış beslenme yatıyor. Aldığımız kiloları vermek için çeşitli yöntemlere başvuruyoruz. Bazen hızlı sonuçlar almak için bilinçsizce ve çok düşük kalorili diyetler yaparak; vücudun günlük fonksiyonlarını yerine getirmesi için ihtiyacı olan makro(karbonhidrat- yağ- prtotein) ve mikro(vitamin- mineral) besin ögelerinden fakir besleniliyor, bazen çevreden duyulan gelişi güzel beslenme önerileri veya internet üzerindeki popular diyet trendleri uygulamak, bazense bilinçsizce tüketilen zayıflama ilaçları sağlığımızı tehlikeye atan yollardan sadece birkaçı olarak gösteriliyor. Unutulmamalıdır ki diyet bireyseldir, nasıl ki parmak izlerimiz birbirimizden farklı ise metabolizmamız da birbirimizden farklıdır.

Akşam Yemeğini Geçe Bırakmayın

Uzman eşliğinde vücut analizleri ile programlı şekilde, vücudun ihtiyacı olan besin ögelerinin bulunduğu ve kişinin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite, sosyo- kültürel vb. durumlarınında göz önüne alarak planlanan beslenme programları ile zayıflama sürecinde başarı oranının yüksek olduğunu vurgulayan Diyetisyen Başak İnsel"Gün içerisinde dengeli beslenme programınızla açlığınızı kontrol altında tutabilirsiniz. Akşam yemeklerinizi geç saatlare bırakmayın çünkü gece uzun vakit aç olup yağ yakmak için güzel bir süreç.

Düzenli bir uyku alışkanlığı olmalı. Sporunda eksik edilmemesi gerekiyor. Çünkü kilo ile beraber kaslarımızda da kayıplar oluyor. Sporda harcanan enerjiyi doğru besin grupları ile doğru porsiyonlarda alarak spor sonrası kas yapılanması ve yağ yakımı desteklenmelidir" ifadelerinde bulundu.

Kırılganlık sendromunda en güçlü silah: Egzersiz

- 24 Nisan 2020 Cuma No Comments
Biyolojik yaşlanmayla beraber ortaya çıkan kırılganlık sendromu, yorgunluk, performansta azalma, enfeksiyonlara eşlik eden hastalıklara daha fazla duyarlı olunması gibi durumlarla yol açıyor. 

Kırılganlık sendromu ile mücadelenin en etkili silahının egzersiz olduğunu belirten uzmanlar, dengeli beslenme, sağlıklı ve protein açısından zengin bir diyet ve yeterli sıvı alımına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, yaşlanma sürecinin, tıbbi ve tıbbi bakım desteği gerektiren hafıza, organ ve fonksiyonel bozukluklara yol açtığını söyledi.

Dr. Öğretim Üyesi Erdoğanoğlu, bağımsız bir hastalık olmayan kırılganlık sendromunun, biyolojik yaşlanmayla birlikte yorgunluk ve doğal sonucu olarak kişinin performansında azalma, akranlarına göre enfeksiyonlara eşlik eden hastalıklara daha fazla duyarlı olması ile karakterize karmaşık bir durum olduğuna dikkat çekti.

Kırılganlığın sonuçlarının ani ve kontrol edilmesi zor kilo kaybı, kas kaybı ve kas güçsüzlüğü, eklem ağrıları, yürümede güvensizlik hissi, kemik erimesi (osteoporoz) ve kemiklerin artmış kırık riski olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, "Bu belirtilerle fiziksel ve zihinsel güçsüzlüğü arttıran kırılganlık sendromunun tedaviye ihtiyacı olduğu aşikârdır" dedi.

Şeker hastalığı ve yüksek tansiyon, riski artırıyor

Kırılganlık sendromunda çeşitli risk faktörleri olduğunu belirten Erdoğanoğlu, "Çeşitli risk faktörleri ve gelişimsel süreçler, şeker hastalığı (diabetes mellitus) ve yüksek tansiyon (hipertansiyon), vücutta kronik iltihabi süreçler ve psikolojik faktörler de dahil olmak üzere, kırılganlık sendromunun altında yatanlar olarak görülmektedir" dedi.

Hareketlerde yavaşlamaya dikkat!

"Bu sendromdan etkilendiyseniz, kendi yaş grubunuzdakilere göre daha zayıf bir bağışıklık sistemi, kansızlığınız ve değişen hormon düzeyleriniz olabilir" uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, "Fiziksel kapasitenizde bir azalma ile daha çabuk tükenme, hareketlerde yavaşlama, koruyucu hareketlerinizde azalma ve sonuç olarak daha az aktif bir yaşamınız olur. Hareket eksikliği kas kütlenizin azalmasına ve kas zayıflığına yol açar. Yürüyüşünüz çoğunlukla yavaşlar ve ayağınızı daha güvensiz yere basarsınız. Bazı kişilerde kemik kaybı da bu tabloya eklenebilir ve sonuç ne yazık ki; kemik ağrısı, sık görülen kırıklar olur. Fiziksel zayıflık aynı zamanda zihinsel durumu da etkiler ve genellikle duygusal tükenmeye neden olur" diye konuştu.

Bu tavsiyelere kulak verin!

Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, şu tavsiyelerde bulundu: "Yaşla ilgili kırılganlık sendromunuz varsa,dengeli beslenmeniz, özellikle size gerekli tüm besin maddelerini ve yeterli sıvı almanız önemlidir. Sağlıklı, protein açısından zengin bir diyet yapın ve D vitamini eksikliğinden kaçının. Ani ve hızlı kilo kaybınızı kontrol edemediğiniz durumda bir beslenme uzmanından destek alabilirsiniz.

Biyolojik yaşlanmayı yavaşlatabilirsiniz

Kaslarınızın yapısı ve dolayısıyla fiziksel gücünüzü korumak için ise size egzersiz yapmanızı tavsiye ederim. Bu, bağımsız bir egzersiz eğitimi veya gerekirse fizyoterapist eşliğinde olmalıdır. Kuvvet eğitimi, koordinasyon ve denge kombinasyonlu egzersiz eğitimleri, kaslarınızı ve zihninizi eğitir ve düşme riskinizi azaltır. Kuvvet artırmak için ağırlıklardan faydalanabilirsiniz. Doğru belirlenmiş ağırlık ileri yaş grupları için de uygundur. Ayrıca fizyoterapiye ek olarak düzenli yürüyüş, yüzme gibi aktivitelerde bulunabilirsiniz."

Zihinsel uyarımı ihmal etmeyin!

Denge bozukluklarına ve düşme olasılığına tedbir olarak görme ve işitme cihazlarıyla zayıflıkların kontrol edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, "Yüksek riskli merdivenlerde korkulukları her iki elinizle tutarak inin ve çıkabilirsiniz. Güvenliğiniz için baston, önkol koltuk değnekleri veya yürüteçlerden faydalanabilirsiniz. Ev zeminine kaymayı önleyici bir taban yerleştirebilir ve köşelerin keskin olmadığından emin olabilirsiniz. Tuvaletler ve banyolarda tutunma yerleri olmasını sağlamak yine güvenliğinizi artıracaktır. Gerekirse, yardımcı olabilecek bir ev acil çağrı sistemi kurabilirsiniz. Ayrıca zihinsel uyarımı ihmal etmeyiniz. Günlük gazeteyi okumak ve çapraz bulmaca çözmek gibi basit önlemler bile olumlu bir etkiye sahiptir" diye konuştu.

İki ayda 10 kilo verebilirsiniz

- 14 Nisan 2020 Salı No Comments
Yaz mevsimi yaklaşırken yeni diyet programları da ortaya çıkmaya başladı. Ancak uzmanlar, internetten bakıp uygulanan bu diyetler konusunda uyarıyor. 

Esteworld Saç Ekimi ve Plastik Cerrahi Sağlık Grubu Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğbanur Şaşmaz bilinçsiz yapılan diyetlerin sonrasında verilen kiloların geri alındığını ve sağlık sorunları yaşanabileceğini belirterek, sağlıklı bir insanın normal bir diyetle iki ayda 10 kilo verebileceğini söyledi.

Yaz mevsiminin yaklaştığı dönemlerde insanların diyet yapma arzusu da artış gösteriyor. Özellikle bu dönemlerde yeni diyet tipleri ortaya çıkarken, insanlar kilo verebilmek için bu tip diyetlere yönelebiliyor. Ancak uzmanlar, bilinçsizce yapılan bu diyetlerin sağlık sorunlarını da beraberinde getirebileceği yönünde uyarıda bulunuyor.

Esteworld Saç Ekimi ve Plastik Cerrahi Sağlık Grubu Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğbanur Şaşmaz, kilo vermek için en önemli unsurlardan birinin vücudu şaşırtmak ve sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmek olduğunu söyledi. Son zamanlarda ketojenik diyetlerin moda olduğunu belirten Şaşmaz, "Bu tip diyetler ilk başlarda kilo verdirebiliyor ama ileriki zamanlarda sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor ve tıkanma yaşanıyor.

Tekrar kilo verilmesi için kontrollü bir uzman eşliğinde devam edilmesi daha doğru. Bilinçsizce ve evde kendi kendine yapılmamalı. Sadece proteinle veya sadece sebze ile zayıflama olamaz. Tek tip bir beslenme düzeni işe yaramaz. Bu vücudu tıkar, metabolizmayı yavaşlatır ve kilo vermeyi zorlaştırır. Vücudu şaşırtmak ve bir süre sonra yeni beslenme tipine geçmek gerekiyor." dedi.

VÜCUDUN DÜZENİNİ BOZARAK KİLO VERİLİR

İki ay içerisinde sağlıklı bir insanın 10 kilo verebileceğine işaret eden Şaşmaz, şunları söyledi:

"Bunun için hayatımıza 2-3 gün spor sokmalıyız. Spor dolaşımı hızlandırıp kilo vermeye ve sıkılaşmaya yardımcı olur. Çok ağır spor yapmaya da gerek yok. 30 dakikayı geçecek şekilde hafif tempolu yürüyüşler yeterli olacaktır. Ayrıca kişinin klasik beslenme tipini değiştirmesi ve vücudunun düzenini bozması gerekiyor. Yediğimiz meyveleri bile değiştirerek kilo verebiliriz. Örneğin kahvaltınızı yulafla yapıp kilo veremiyorsanız bunu zeytin peynire döndürün. Sürekli protein ağırlıklı besleniyorsanız biraz sebze yemeye başlayın. Her öğün aynı yiyecekleri tüketmeyin. Bu sayede metabolizma hızlanabilir. Bize hem 2 ay boyunca uygulayabileceğimiz hem de aç kalmayacağımız diyetler gerekiyor ki bu sürede 10 kilo verebilelim. Bu sürede porsiyonların küçültülmesi de büyük önem taşıyor."

Ara öğün konusunun kişiden kişiye göre değiştiğini belirten Şaşmaz, bunu gün içinde kaçamak yapanlar için önerdiklerini belirtti.

İNTERNET DİYETLERİNİN SONU HÜSRAN OLUYOR

İnsanların son dönemde internette çıkan diyetlere, popüler ürünlere ve zayıflama çayları gibi ürünlere fazla yöneldiğini belirten Şaşmaz, "Ama bunlar hep hüsranla sonuçlanıyor. Bilinçsiz yapılan diyetler insanı diyetten soğutuyor. Kısa vadede işe yarasa bile uzun vadede yapılamıyor ve verilen kilonun çok daha fazlası geri alınıyor. Kendimize olan inancımız da bu diyetler yüzünden yıkılıyor. İnternette çok bilgi kirliliği var ve insanları yanlış tercihlere götürüyor. İnternet diyetlerine itibar etmeyin. Sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmek çok önemli." dedi.

Obezitenin yol açtığı hastalıklar

- 10 Nisan 2020 Cuma No Comments
21. yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite dünyayı tehdit etmeye devam ediyor. Öyle ki dünyada 1.9 milyar erişkinin fazla kilolu, 650 milyon erişkinin de obez olduğu bildiriliyor. Ülkemizde de yaklaşık 16 milyon kişi obezite hastası. 

Obezitenin her geçen yıl arttığı da bir gerçek. 2030 yılında bu oranın ABD'de yüzde 47, Meksika'da yüzde 39, İngiltere'de yüzde 35 gibi oldukça yüksek rakamlara ulaşacağı tahmin ediliyor. Genetik mutasyonlar, diyet, yaş ve fiziksel aktiviteden etkilenen kronik bir hastalık olan obezite sadece estetik bir sorun değil, vücudun tüm sistemlerini olumsuz yönde etkileyen, bunun sonucunda pek çok hastalığa zemin hazırlayan ciddi bir problem. Acıbadem Altunizade Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar obezitenin en sık yol açtığı 11 sağlık sorununu anlattı, önemli bilgiler verdi.

Tip 2 diyabet

Kilonuz fazlaysa, acıkıyorsanız, aç iken sinirli oluyorsanız, özellikle de yemekten 1-2 saat sonra uyku hali oluyorsa, altta yatan neden insülin direnci ya da Tip 2 diyabet olabilir. Yapılan araştırmalara göre; vücut kitle indeksi 30 olan hastaların yüzde 31.5'inde bozulmuş glukoz toleransı, kanda insülin yükselmesi (hiperinsulinizm) veya yüksek açlık kan şekeri mevcut. Bu nedenle zaman kaybetmeden açlık kan şekerinize ve açlık insülininize baktırmayı ihmal etmeyin. Hatta tokluk kan şekeri ve tokluk insülininize de baktırmanızda fayda var.

Uyku apnesi

Sabahları yorgun uyanıyor, gündüz aşırı uyku hali ve halsizlikten şikayet mi ediyorsunuz? Horlama sorununuz var mı? Uykudan boğulma hissi veya çarpıntıyla uyanıyor musunuz? Eşiniz uyurken nefesinizin durduğunu mu söylüyor? Dikkat eksikliği ve unutkanlık probleminiz de varsa, polisomnografi, bir başka deyişle uyku testi yaptırmanız çok önemli. Çünkü yapılan çalışmalara göre; obez hastalarının 10-20'sinde, uzun dönemde kalp damar hastalıklarına, hatta kalp krizine yol açabilen uyku apnesi görülüyor.

Hipertansiyon

Obez hastalarda trigliserid, total kolesterol ve kötü huylu kolesterol LDL düzeyleri yükselirken, iyi huylu kolesterol HDL düzeyi ise düşüyor. Bunun sonucunda da kan basıncı yükseliyor. Yapılan çalışmalarda, vücut kitle indeksi >25 olan kişilerde hipertansiyon gelişme riskinin 5,2 kat arttığı gösterilmiş. Alınan her 10 kilo koroner arter hastalığı riskini yüzde 12 oranında arttırıyor. Koroner arter hastalığı riskinin vücut kitle indeksi 30 kg/m2 olan kadınlarda yüzde 38, erkeklerde de yüzde 42 oranında arttığı yine aynı çalışmada belirtilmiş.

Kanser

Obezitenin yol açtığı bir başka önemli sağlık sorunu da, çağımızın korkulu rüyası kanser! Vücut kitle indeksinde her 5 birimlik artış kanser riskini yüzde 10 oranında arttırıyor. Vücut kitle indeksindeki artışa bağlı olarak yemek borusu kanseri, mide kanseri ve kolon kanserinde artış görülüyor. Kadınlarda endometrial kanser, safra kesesi kanseri ve böbrek kanseri ile obezite arasında ciddi ilişki olduğu bildirilmiş. Aynı zamanda vücut kitle indeksi ile malign melanom, rektal kanser, lösemi, non-Hodgkin lenfoma, tiroit kanseri ve meme kanseri arasında sıkı ilişki olduğu aynı raporda belirtilmiş.

İnfertilite

Korunma olmamasına rağmen 12 ay boyunca hamilelik gerçekleşmiyorsa bu sorun "infertilite" habercisi olabiliyor. Dolayısıyla kilo vermeniz gerekiyor. Çünkü vücut kitle indeksi 29 olan kadınlarda, kitle indeksindeki her bir birimlik artış sonrasında hamilelik şansı yaklaşık yüzde 5 oranında azalıyor. Yapılan çalışmalarda, normal kilolu olan kadınlara göre, vücut kitle indeksi ≥35 olan kadınlarda hamilelik ihtimali yüzde 26, vücut kitle indeksi ≥40 olanlarda da yüzde 43 oranında daha düşük bulunmuş.

Safra kesesi taşı

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar safra kesesi taşı görülme sıklığının, obezite hastalarında genel popülasyona göre anlamlı derecede daha yüksek görüldüğünü belirtiyor. Yapılan çalışmalara göre; obez hastalarda safra kesesi taşı oluşma riski, ideal kiloda olan kişilerle kıyaslandığında 4-6 kat artıyor. Bunun nedeni ise fazla kiloların kolesterol sentezini artırması. Safra kesesi taşına bağlı olarak pankreatit, bir başka deyişle pankreas iltihabı sıklığı da artıyor.

Karaciğerde yağlanma

Yağlı karaciğer hastalığı dünyada kronik karaciğer hastalığının en yaygın formu. Basit yağlanma ile başlıyor, tedavi edilmezse siroz, karaciğer kanseri ve karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyebiliyor. Karaciğer yağlanması varsa hemen kilo vermeniz gerekiyor. Yapılan çalışmalarda, obezite sorunu olan kişilerde yağlı karaciğer hastalığı gelişime riskinin 3,5 kat fazla olduğu saptanmış. Obezitede görülen insülin direnci, kan yağlarında bozukluk (dislipidemi) ve iltihabın artması, zaman içinde yağlı karaciğer hastalığının daha ağır seyretmesine neden oluyor.

Reflü

"Yemeklerden sonra acı sular boğazıma kadar geliyor, "Göğsümde yanma ve ağrı var", "Karnımda sık sık gaz ve şişkinlik oluyor, ara sıra da ağrı gelişiyor" Sizin de bu tür yakınmalarınız varsa, nedeni yaşam kalitesini oldukça etkileyen reflü olabilir! Yapılan çalışmalara göre; obez hastalarında reflü görülme sıklığı yüzde 40-50 gibi oldukça yüksek oranlarda görülüyor. Reflü kilo verdiğinizde azalıyor.

Toplardamarda pıhtı

Obezite, kronik toplardamar (venöz) yetmezliği ve toplardamarlarda pıhtılaşma ile tıkanıklık (venöz trombembolizm) açısından ciddi bir risk. Fazla kilolar toplardamarlardan kanın geri dönüşünü (venöz reflüyü) bozuyor. Kasık bölgesindeki lenf nodlara bası nedeniyle lenf yollarındaki akış bozuluyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar bu tablonun da bacaklarda lenf birikimi ve iltihaplanmaya sebep olduğuna işaret ederek sözlerine şöyle devam ediyor: "Bacaklarda deride sertlik, kalınlık, kuruluk ve kızarıklık oluşumu fazla kilolara bağlı olarak lenfödem geliştiğine işaret ediyor. Kilo artışı devam ettiği takdirde pıhtılaşma sistemi etkileniyor, bunun sonucunda derin ven trombozu, bir başka deyişle toplardamarda pıhtı oluşması gelişebiliyor"

Cilt hastalıkları

Obezitenin neden olduğu bir başka önemli problem de, cilt hastalıkları. Cilt bariyeri ciltteki nemi korumak ve yabancı maddelerin cilde girmesini engellemek gibi son derece önemli fonksiyonlar üstleniyor. Obezite yağ bezleri ve yağ oluşumunu olumsuz yönde etkileyince, cildin bariyer fonksiyonunu bozuyor. Ayrıca ter bezleri, cildin lenfatik ve kollajen yapısı da bozuluyor. Yapılan çalışmalar vücut kitle indeksi >30 olan hastalarda deride kalınlaşma, kabarma, tüylenme, çatlaklar, lenfödem, selülit, ter bezleri iltihabı ve sedef gibi cilt hastalıklarının daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Bunların yanı sıra mikro ve makro dolaşımın bozulması nedeniyle ciltteki yaralar da geç iyileşiyor.

Depresyon

Obezite sorunu olan kişilerde depresif ruh hali, uyku bozuklukları, yorgunluk, değersizlik hissi, umutsuzluk ve intihar düşüncesi daha yaygın görülüyor. Ulusal Sağlık ve Beslenme Değerlendirme Çalışması verilerine göre; depresif erişkinlerin yüzde 43'ü obezite hastalarından oluşuyor.

Diyet tarifleri trend raporu

- 24 Şubat 2020 Pazartesi No Comments
Birçok kategoride yüzlerce yemek tarifini ve eğlenceli içerikleri yemek tutkunları ile buluşturan Yemek.com, kullanıcılarının diyet tariflere olan ilgisini araştırdı. 

Salatadan şekersiz ve yağsız tariflere, diyet tatlılardan detoks suyu çeşitlerine kadar 270 diyet tarifi her ay 300 bin kullanıcı tarafından okunuyor. Kullanıcı artışına da bağlı olarak diyet kategorisi ziyaret edenlerin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 80 arttı.

2018 yılında Dünya Sağlık Örgütü'nün araştırmasında Türkiye, dünyanın en obez ülkeleri sıralamasında dördüncü sırada yer almasıyla dikkat çekmişti. Son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde özellikle düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşamın etkisiyle gittikçe büyük bir tehdit haline gelen obezite ile mücadele edenlerin sayısında da artış yaşanıyor ve uzmanlar insanları daha sağlıklı beslenmeye teşvik ediyor.

Bu verilerden hareketle; birçok kategoride yüzlerce yemek tarifini ve eğlenceli içerikleri yemek tutkunları ile buluşturan Yemek.com, ziyaretçilerinin diyet tariflere olan ilgisini araştırdı.

Bu kategoriye olan ilginin en büyük göstergesi okunma sayısında yaşanan yüzde 80 oranındaki artış. Yemek.com, diyet yapanlara daha keyifli lezzetler sunmak için bu kategoride tariflerini sürekli yenilerken, bugün sitede bulunan 270 tarif aylık 300 bin kullanıcı tarafından okunuyor.

Diyet tarifleri yaz aylarında yüzde 37 daha fazla okunuyor

Uzmanlar sağlıklı beslenmenin bir hayat biçimi olarak görmenin önemini belirtseler de, kış aylarında daha fazla enerji ihtiyacı diyet planlarımızı bir süreliğine ertelememize neden olabiliyor.

Yemek.com'daki diyet tariflerinin okunma sayılarında da yaz ve kış aylarına göre farklılıklar yaşanıyor. Yemek.com kullanıcılarının diyet tariflerini okuma oranı yaz aylarında kış aylarına göre yüzde 37 artıyor.

120 bin okunma sayısıyla en popüleri kabaklı tarifler

Yemek.com araştırmasında; kullanıcılarının tarif görüntülemelerini inceleyerek en popüler diyet tariflerini de ortaya koydu.

Yemek.com kullanıcıları adeta kabaksız diyet olmaz diyor ve en çok kabak tariflerine ilgi gösteriyorlar. Diyet kategorisindeki en popüler 10 tarifin 4'ü kabak içeren tarifler. Kabak tarifleri arasında en çok okunanlar ise; kabak yemeği, fırında kabak mücveri, fırında sütlü kabak ve kabak çorbası.

Diyet kategorisinde en çok okunan ilk 10 tariflerde ayrıca 10 bin okunma sayısıyla közlenmiş patlıcan salatası öne çıkarken onu enginar ve zeytinyağlı fava izliyor.

En çok okunan bir diğer ilginç tarif ise; gün içerisinde yaşanan açlık krizleri için içeriğinde bulunan kuruyemiş, meyve parçaları, yulaf, keten tohumu, susam, pekmez, bal gibi ürünlerle enerji deposu olan ev yapımı granola.

Yeni trend: Glutensiz diyet tarifleri

Buğday ve diğer tahılların doğal yapısında bulunan gluten proteini, hamur işlerine hacim vermesi özelliğiyle biliniyor. Gluten intoleransı olanların ve çöl ayak hastalarının gluten içeren makarna, erişte, kek, börek, kurabiye, pasta gibi yiyeceklerden uzak durması gerekiyor. Son zamanlarda gluten duyarlılığı olmamasına rağmen birçok kişi gluten içeren yiyecekleri hayatından çıkararak gluten diyeti yapıyor.

Yemek.com kullanıcıları da glutensiz tariflere oldukça ilgi gösteriyor. Glutensiz tarifler arasında en çok okunanlar ise glutensiz ekmek, glutensiz kek ve glutensiz yaban mersinli muffin.

Detoks etkili sular ile kilolara veda

Son yıllarda çeşit çeşit meyve ve bitkilerle hazırlanan detoks etkili sular diyet yapanların en büyük yardımcısı haline geldi. Özellikle yağ yakıcı etkisiyle bilinen detoks etkili sular Yemek.com kullanıcılarının da gözdeleri arasında yerini alıyor. Yemek.com'da 18 adet detoks suyu tarifi bulunuyor. Bunların arasında en popülerleri ise; 30 bin okunma sayısıyla salatalık ve limon gibi yağ yakıcı malzemelerin olduğu detoks suyu, elmalı smoothie ve kivili smothie

Salatalar diyetlerin vazgeçilmezi

Birbirinden farklı malzemelerle hazırlanarak her damak zevkine hitap eden salata, diyet yapanların olmazsa olmazlarından biri. Yemek.com diyet kategorisinde yer alan 78 çeşit salata tarifi içerisinde doyurucu salatalar rağbet görüyor. 30 bin okunma sayısı ile en çok tercih edilen tarifler ise; kereviz salatası, yoğurtlu kabak salatası ve tabbule salatası.

Tatlı olmadan asla!

Tatlı; bozulan moralimizi düzeltiyor, mutluluk veriyor ve enerjimizi yükseltiyor. Diyet yapanların en zorlandığı konulardan biri olan tatlı için Yemek.com'da gönül rahatlığıyla tüketilebilen hafif ve pratik tam 37 adet tarif bulunuyor.

Bu tarifler arasında tatlı krizini biraz olsun gidermek isteyenlerin favorileri ise ilk 10'da yer alan üç malzemeli şekersiz kurabiye ve şekersiz incir uyutması oluyor. Ayrıca; şekersiz, unsuz kakaolu muffin tarifi ve son yıllarda popüler olan chia tohumu ile yapılan muzlu chia puding ise en çok okunanlar arasında yer alıyor.

Fast Food Out Slow Food İn

- 19 Şubat 2020 Çarşamba No Comments
Beslenme açısından her öğün önemlidir fakat öğle yemeği; hem besleyici hem de enerji vermesi açısından çalışanlar için daha değerlidir.

Öğle yemeğinde ne yemeliyiz ki, protein açısından zengin, diyet lifli, mineralli, vitaminli ve enerji kaynağı olsun?

Çalışma temposunun yüksek olduğu günümüzde yemek yemeye ayırdığımız zaman giderek azalıyor. Fast food tüketiminin yaygınlaşması ile yemeğin tüketilme süresi de azalıyor. Buna tepki olarak doğan ve Avrupa'da slow food akımı giderek yaygınlaşıyor. Hızlı gıda tüketimi tabi ki sadece damak tadını azaltmakla kalmıyor, sağlığınızı da olumsuz etkiliyor.

Vücudun metabolik dengesini sağlamak amacıyla beslenmenin önemine dikkat çeken Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül, verimliliği arttıracak ve sağlıklı beslenmeyi sağlayacak çalışanlara yönelik öğle yemeği tavsiyelerinde bulundu.

Öğlen Ne Yemeli ve Nasıl Yemeli?

Uygulanabilecek basit önlemleri sıralayan Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül şöyle konuştu; "Öğünlerimize yaklaşık 30 dakika zaman ayırmaya çalışalım. Çorbanın da bir öğün olabileceğini unutmayalım. Ülkemizde restoranlardaki servis sırasını maalesef evimize de taşımış durumdayız. İlla ki her yemekten sonra tatlı tüketip kahve içmek zorunda değiliz. Bu gıdaları üst üste tüketme alışkanlığı başta reflü ve obezite olmak üzere birçok rahatsızlığa kapı açar. Porsiyonlarımızı küçültmeyi deneyelim. Tabak boşalınca hemen doldurmayalım. Yerken, lokmalar arasında çatalımızı kenara bırakalım. Böylelikle tokluk hissi daha rahat hissedilir. Lokmaları mümkün olduğu kadar çok çiğneyelim.

Buradan kasıt sürekli çiğnemek değil, gıdanın ağızda iyice yumuşak kıvama gelene kadar çiğnenmesidir. Bilgisayar karşısında gıda tüketme alışkanlığı hem çiğneme sıklığını azaltır hem de reflüyü ve obeziteyi arttırır. Gıdalar çiğnendikçe içerisindeki tat tanecikleri açığa çıkarak, beslenme daha keyifli bir hale gelir. Topluca yenilen yemeklerde mümkün olduğunca grubun en geç bitireni olmaya çalışın."

Öğle yemeği ile akşam yemeği arasında ki zamanın diğer öğünlere göre daha uzun olduğunu belirten Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül; yüksek besin değeri açısından Kinoa tüketmeyi tavsiye ederek nedenlerini şöyle açıkladı; "Diğer tahıllarla yapılan karşılaştırmalar da protein içeriğinin ve kalitesinin, çok daha yüksek olduğu ortaya konmuştur. Kinoa tohumunun karbonhidrat içeriği kuru madde de %67-74 arasındadır.

Kinoa tohumu, esansiyel doymamış yağ asitlerinden zengin bir içeriğe sahiptir. Kinoada ki mineral maddeler diğer tahıllar gibi dış kepek tabakasında toplanmış haldedir. Ancak kinoayı, diğer tahıllardan farklı kılan özelliği, mineral içeriğinin diğer tahıllara oranla iki kat fazla olmasıdır. Yalnızca hayvansal kaynaklı gıdalardan alınabilen aminoasitler, kinoada bolca bulunduğu için vegan ve vejeteryanlar için çok önemli bir kaynaktır. Çölyak hastalarında veya glutensiz diyetle beslenen insanlarda kalsiyum, magnezyum, ve demir eksiklikleri olabilir. Kinoa, bu mineraller açısından oldukça zengin olduğu için bu hastalar; mineral açıklarını kapatmak kinoayı tercih etmelidir.

Beslenmede, protein ve lif ihtiyacını gidermek için iyi bir kaynak ve sindirilebilir, tok tutucu bir besindir. Özellikle mide küçültme ameliyatı sonrası demir takviyesi olarak kinoayı önermekteyiz. Çalışanlar için en önemli öğün olan öğle yemeklerinde, protein, diyet lifi, esansiyel yağ asitleri, mineraller, vitaminler ve biyoaktif bileşenlerce zengin olması amacıyla salata olarak kinoa tüketilirse iyi bir enerji kaynağıdır."

Hormonlarınızı sıfırlayarak kilo verin

- No Comments
İdeal kilonuza kavuşmak için yaptıklarınız yeterli mi? Hormonların kilo almak ya da vermek üzerinde bir etkisi var mı? Vücudunuzda faaliyet gösteren kaç hormon olduğunu biliyor musunuz? Hormonlar, sizi ideal kilonuza nasıl kavuşturur? 

Bütün bu soruların yanıtı ve ideal kiloya uzanan yola dair açıklamalar, Diyetisyen Emre Uzun'dan geliyor.

Kilo vermek için kendimizi spora adarız, bir bakarız ki verilen kilolar teker teker alınmış… Uzun süreli diyetler yaparız, sonra yine bir bakarız ki canımıza tak etmiş, vazgeçeriz. Oysa Diyetisyen Emre Uzun, "Neden kilo veremiyorum?" sorusuna en doğru yanıtı hormonlarımızın vereceğini söylüyor: "Harvard Üniversitesi mezunu bir doktor var, adı Sarah Gottfried… Yazdığı 'Hormone Reset Diet' (Hormon Sıfırlama Diyeti) adlı kitabı ABD'de ve ardından tüm dünyada epey yankı buldu. Dr. Gottfried, bu kitabında metabolizmamızı sadece 21 günde 'fabrika ayarlarına' geri döndürebileceğimizi ve hem ideal kilomuza hem de sağlığımıza kavuşabileceğimizi anlatıyordu. Bunun anahtarı ise hormonlarımızdaydı…"

Hormonlar, kilolarımız üzerinde o kadar etkili mi gerçekten?

Elbette… Yağı nerede ve ne kadar depoladığımızdan tutun da doymak bilmez iştahımız, yeme isteğimiz, hatta herhangi bir yiyecek için hissettiğimiz bağımlılığa kadar kilo almamıza sebep olan her şeyi hormonlar yönetiyor! Dolayısıyla ideal kilomuza ulaşmak için hormon seviyemizi düzenlememiz şart.

Hep "hormonlar" der geçeriz. Vücudumuzda kaç farklı hormon var peki?

İnsan vücudunda yedi farklı hormon faaliyet gösteriyor: Kortizol, tiroit, testosteron, büyüme hormonu, leptin, insülin ve östrojen… Zaten 21 günde fabrika ayarlarına dönebilmemiz ve yaklaşık yedi kilo verebilmemiz için bu hormonların tümünü verimli çalıştırmak ve hormon reseptörlerinin gelişmesini sağlayan bir beslenme şekli geliştirmek şart.

21 günde 7 kilo dediniz…

Hormon diyetine göre bu durum evet, mümkün olarak gösteriliyor… Çünkü yapmanız gereken tek şey üç günlük evrelerden oluşan bir diyet uygulamanız ve sırayla et ve alkol, şeker, meyve, kafein, tahıl, süt ürünleri ve toksin içeren gıdaları tüketmemek! Öncelikle 21 gün boyunca her üç günde bir beslenmenizden bazı gıdaları çıkarıyorsunuz. İlk çıkardığınız gıdaları da 21'inci günün sonuna dek tüketmemeye devam ediyorsunuz. Neydi o gıdalar? Örneğin şeker, rafine gıdalar ve alkol hormon seviyelerini olumsuz etkiliyor. Alkol, kortizon seviyesini artırarak bel çevresini yağlandırıyor, östrojen seviyesini de yükselterek kalça ve göğüslerde yağ birikimine neden oluyor. Yani ilk üç gün et ve alkol almayarak östrojen seviyenizi dengeliyorsunuz. Sonraki üç gün meyve yemeyi bırakıyorsunuz ve bu sayede tokluk hissi vererek ve yağ yakımını hızlandıran leptin hormonunu düzenliyorsunuz. Böyle adım adım ilerleyip 21 günü tamamladığınızda, hem hormonlarınız birbiriyle uyum içinde çalışmaya hem de iyileşen metabolizmanız sayesinde fazla kiloların yanı sıra depresif ruh halinden de kurtulmaya başlıyorsunuz. Bu basamakların beslenmede uygulanması halinde kişide herhangi rahatsızlık yoksa ve düzenli spor ile beslenmesini destekliyorsa kişinin kilosuna göre 4-7 kg arası kayıp mümkün olabilir.

Bize söz konusu "hormon sıfırlama" reçetesini verebilir misiniz?

1., 2. ve 3. günlerde: Et ve alkol tüketmeyerek östrojen seviyenizi sıfırlıyorsunuz.

3., 4. ve 6. günlerde: Şekersiz beslenerek vücudunuzdaki insülini dengeliyorsunuz.

6., 7., 8. ve 9. günlerde: Meyve yemeyi bırakıp tokluk hissi veren ve yağ yakımını artıran leptin hormonunu düzenliyorsunuz.

9., 10., 11. ve 12. günlerde: Kafeini bırakıp stres seviyenizi düşürüyorsunuz. Böylece kortizol hormonunuz da dengeye giriyor.

12., 13., 14. ve 15. günlerde: Tahıl yemeyi bırakıyorsunuz. Bu da tiroit hormonunu yeniden aktive ediyor. Bu sayede insülin ve leptin hormonları da düzenleniyor.

15., 15., 17. ve 18. günlerde: Süt ürünleriyle vedalaşıyorsunuz. Bu da büyüme hormonunu sıfırlamanızı sağlıyor.

18., 19., 20. ve 21. günlerde: Toksin içeren her şeyden uzak durarak testosteron hormonu seviyenizi normal düzeye getiriyorsunuz.

Şunu hatırlatmama da izin verin: Hormonlar, vücudumuzun pek çok fonksiyonunu öyle ya da böyle etkiler ve bunlar arasında bağışıklık sistemimiz, davranışlarımız, düşünme şeklimiz, motivasyon seviyemiz hatta iç organlarımızın çalışma düzeni bile yer alır. Vücudumuzdaki sistemler arası iletişim bile hormonlar aracılığıyla gerçekleştirilir. Dolayısıyla hedef 21 günde yedi kilo vermek gibi görünebilir ama amaç daima hem sağlıklı hem de saat gibi işleyen bir vücut olmalıdır. Ayrıca her zaman beslenmede çeşidin zengin tutulması, kişinin günlük lif ve vitaminlerini besinlerden tam olarak sağlaması her zaman ön planda olmasına dikkat edilmelidir.

Aslında yemek yemenin saati yokmuş

- 13 Şubat 2020 Perşembe No Comments
Yemek yemenin belli bir saatinin olmadığını ifade eden Uzman Diyetisyen Çağatay Köşkeroğlu, önemli açıklamalarda bulunarak, "gece beslenmesi" konusunda önemli tavsiyeler ve bilgiler verdi;

Herkes sabah 7'de kahvaltı yapacak, akşam en son şu saatte yemek yiyecek diye bir kural yoktur. Bu saatler kişinin yaşam tarzına göre belirlenmelidir. Yani birey, sabah 11'de kalkıyor ise kahvaltı saati ona göre, saat 03.00'da yatıyor ise akşam yemeği de bu duruma göre belirlenmelidir.

Saat 03.00'da uyuyan biri için akşam yemeği saati 19.00 olarak belirlenirse, birey bu saatten sonra bir ara öğün yapsa da açlık hissi çekecek ve bu beslenme onun için yeterli olmayacaktır. O yüzden böyle bir bireyin akşam yemeği saati 22.00 olarak bile belirlenebilir. Saatler kişiye göre belirlenmediğinde ve bireyin uzun süre açlık çekmesi durumunda kişinin şeker seviyesi düşecek ve sağlıksız bir durum ortaya çıkacaktır.

Bu saatler belirlenirken dört önemli sağlık kuralı vardır;

1- Güne daha enerjik başlamak ve şeker seviyesini dengede tutabilmek için uyandıktan 1 saat içinde kahvaltı yapılmalıdır.

2- Bireyde açlık hissinin oluşmaması ve şeker seviyesinin düşmemesi için öğünler arası 2,5 - 3 saat olarak belirlenmelidir.

3- Düşük şeker seviyesi ve açlık hissi ile uyumamak için son öğün, yatmadan 2 saat önce tüketilmelidir.

4- Uzun süreli açlık durumunda şeker seviyesi düşeceğinden ve ne kadar çok uyursa kişinin dinlenme durumunun buna bağlı olarak artmayacağından, yetişkin bir bireyin uyku saati 8 saat olarak belirlenmelidir.

Vücuda hiçbir faydası yok, üstelik…

- 31 Ocak 2020 Cuma No Comments
Şeker günümüzde en çok tükettiğimiz besin maddelerinden biri. Her gün birçok kez çayımıza, kahvemize attığımız şeker, yediğimiz tatlılar ve içtiğimiz gazlı içeceklerin yanı sıra içeriğini bilmediğimiz paketli gıdalarda da bulunuyor. 

Dolayısıyla şeker tüketirken yaşadığımız en büyük sorun, günde ne kadar tükettiğimiz konusunda net bir fikrimizin olmaması. Günümüzde kişi başına ortalama 10 ile 30 çay kaşığı, bir başka deyişle 40-120 gram şeker tüketildiği yapılan çalışmalarda ortaya konmuş. Ancak Dünya Sağlık Örgütü'nün raporuna göre; şekerin günlük kalori ihtiyacımızın yüzde 10'undan fazlasını oluşturmaması gerekiyor. Çünkü fazla şekeri vücut tolere edemiyor ve şeker zamanla birikim yaparak birçok ciddi sağlık sorununa neden olabiliyor. Amerikan Kalp Cemiyeti'nin yayınladığı rakamlara göre; günlük olarak alınabilecek şeker miktarı erkekler için 35 gram (150 kalori), kadınlar içinse 20 gram (100 kalori) olmalı. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz fazla şeker tüketenlerin karşı karşıya kaldıkları riskleri şöyle sıraladı.

Vücuda hiçbir faydası yok!
Şeker; şeker pancarından elde edilen, "beyaz şeker" olarak adlandırdığımız ve yarı yarıya fruktoz ile glukozdan oluşan bir bileşik. Protein, yağ, vitamin ve mineral gibi hiçbir besin öğesi içermiyor. Posa içeriği de olmayan boş kalori aslında. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz bu nedenle rafine edilmiş beyaz şekere vücudun hiç ihtiyacı olmadığına dikkat çekerek sözlerine şöyle devam ediyor: "Rafine şeker ve çoğu gıdanın içinde bulunan yüksek oranda fruktoz içeren mısır şurupları vücudumuzda karaciğer tarafından metabolize ediliyor. Bu da karaciğerin daha fazla çalışması anlamına geliyor. Bunun aksine günlük olarak tükettiğimiz ve kaliteli karbonhidrat kaynağı olarak adlandırdığımız tahıllar ile baklagillerden aldığımız şeker ise sadece glukoza dönüşerek vücudun her hücresinde kullanılıyor. Dolayısıyla kaliteli karbonhidrat kaynakları, yani tahıllar ile baklagiller rafine şeker veya fruktoz şurupları gibi hem boş enerji kaynağı değil, hem de vücuda zarar vermeden şeker ihtiyacımızı karşılıyor."

Ciltte kırışıklık nedeni
Şeker molekülleri vücutta fazla miktarda bulunduğunda proteinlere bağlanarak proteinin yapısını değiştiriyorlar ve bu olaya da "glikasyon" deniyor. Bu birleşme sonucu cildin en önemli yapıları olan kollajen ve elastin proteinleri zarar görebiliyor. Cildin elastikliğini ve sıkılığını sağlayan elastin ile kollajenin şeker molekülleri tarafından hasar görmesi de ciltte sarkma, kırışıklık ve yüzeyde bozulmalara sebep olabiliyor.

Hafızayı zayıflatıyor
Avustralya Ulusal Üniversitesi'nde yapılan çalışmaya göre; kan şekerinin uzun süre normal değerlerin üzerinde seyretmesi sonucu bu kişilerde beynin küçülme riski normal bireylere göre daha fazla oluyor. Avusturalya Ulusal Üniversitesi'nden araştırmanın sahibi Profesör Dr. Nicolas Cherbuin beyinde hafızayı oluşturan kısımlarda oluşan küçülmenin de hafıza sorunlarını ortaya çıkarabileceğini beliriyor. Fazla şeker tüketimi ayrıca dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü de yapabiliyor.

Kanser riskini artırıyor
Amerika Diyet Rehberi'nin 2010 yılı raporlarında, diyetle ilgili 5 kronik hastalığın varlığından söz edilmiş. Bu hastalıkların en önemlilerinden biri ise kanser. Doğal olarak şeker içeren tahıllar, süt ve süt ürünleri, kurubaklagiller aynı zamanda kansere koruyucu olarak görev yapan vitamin, mineral, antioksidan ve fitokimyasallar gibi maddeler içeriyorlar. Bunun aksine sofra şekeri boş kalori olmasının yanı sıra hiçbir koruyucu madde içermiyor. Üstelik yüksek şeker alımı insülin direnci ve obeziteyi tetikleyerek indirekt olarak meme kanseri gibi bazı kanserlerin riskini arttırıyor. Yapılan çalışmalarda besinlerin glisemik yükü ile meme, kolorektal, endometrium ve pankreas kanserleri arasında pozitif ilişki tespit edilmiş.

Vücudun savunma sistemini zayıflatıyor
Bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan alyuvar hücreleri, C vitamini ile şeker moleküllerinin yarışı arasında kalabiliyor. Şeker ile benzer molekül yapısına sahip olan C vitamini şekerin fazla tüketimi sonucu bağışıklık hücreleri tarafından kullanılamıyor ve bağışıklık sistemini zayıflatmaya sebep oluyor. Bunun sonucunda da hastalıklara yakalanma riski daha da yükselmiş oluyor.

Diş çürüklerine neden oluyor
Ağzımızda pek çok farklı bakteri yaşıyor. Bunlardan bazıları dişlerimize fayda sağlarken, bazıları ise hasar veriyor. Basit şekerlerle beslenen zararlı bakteriler fırçalama veya tükürük ile temizlenmezlerse şekeri aside dönüştürerek ağzımızın içinde asidik bir ortam oluşmasına yol açıyor. Bu asitlerin diş minesinin en üst tabakasında yer alan ve dişlerimizin korunmasını sağlayan mineralleri çözmesi sonucu da diş çürükleri oluşuyor.

Obeziteye yol açıyor
Günümüzün önemli hastalıklarından biri olan obezitenin temel nedeni, aşırı şeker tüketmek. Yapılan çalışmalar açıkça gösteriyor ki fazla miktarlarda ve devamlı olarak şeker tüketildiğinde karaciğer şekerin bileşeni olan fruktozu yağ olarak depoluyor. Bunun sonucunda da özellikle bel çevresinde yağlanma hızla artıyor.

Karaciğer yağlanmasını tetikliyor
Karaciğerde fazla trigliserid birikimi yağlı bir karaciğere sahip olmanıza neden olabiliyor. Yapılan çalışmalar da gösteriyor ki fazla fruktoz tüketimi trigliseridlerin yükselmesine yol açarak karaciğer yağlanmasını tetikleyebiliyor. Ayrıca fazla şeker tüketimi sonucu kilo artışı ve bunun sonucunda obezite ile gelen insülin direnci de karaciğer yağlanmasını tetikleyebilen diğer unsuru oluşturuyor.

Kalbe zarar veriyor
Institute of Medicine'ın raporuna göre şeker kötü kolesterol olarak bilinen LDL ve trigliseridlerin yükselmelerine neden olarak damar tıkanıklığına yol açabiliyor. Damarların içindeki bu parçacıkların artması da kalp krizi riskini yükseltiyor.

Mutsuzluk nedeni
Şeker, "mutluluk hormonu" olarak bilinen serotonin hormonunun salgılanmasını tetiklediği için keyif verici özelliği kişilerde bağımlılık yaratabiliyor. Beyinde bağımlılık yaratan etkisi de içinde şeker olan besinler tüketilmediği zaman mutsuzlukla sonuçlanabiliyor. Çünkü bağımlılık nedeniyle en ufak bir sorunda gerektiğinden fazla şeker ve tatlı tüketmek zamanla kilo alımına, bu tablo da mutsuzluğa sürüklüyor.

İnsülin direncine sebep oluyor
Vücudumuzdaki en önemli hormonlardan biri olan insülin kan şekerini düzenlemeye yardımcı oluyor. İnsülin direnci; kandaki şekerin hücre içerisine girmesi sonucunda kullanılamaması demek. Yapılan birçok çalışma şeker tüketiminin insülin direncine yol açtığını gösteriyor. İnsülin direnci oluşan kişilerde de metabolik sendrom, obezite, tip 2 diyabet ile kalp damar hastalıkları riski artıyor.

Egzersiz yaparken vücudunuza iyi bakın!

- 13 Ocak 2020 Pazartesi No Comments
Sabri Ülker Vakfı beslenme ve egzersiz ilişkisinin temel ilkelerini sıralıyor

Gıda, beslenme ve sağlık konularında geliştirdiği projelerle toplum sağlığının geleceği için çalışan Sabri Ülker Vakfı, düzenli egzersiz yapan kişilerin beslenmesine mutlaka dikkat etmesi gerektiğini hatırlatıyor. Vakıf, egzersiz ile beslenme ilişkisine dair önemli bilgiler veriyor.

Yeterli ve dengeli beslenen bir kişinin, düzenli egzersizin pek çok sağlık riskini ortadan kaldırabileceğinin altını çizen Sabri Ülker Vakfı, egzersiz yapan bireylerin beslenmesine ilişkin bilimsel verileri derleyerek gündeme taşıyor.

Egzersiz yapan bireylerin yaptıkları egzersizin türü, sıklığı, süresi ve şiddetine göre enerji harcamaları ve gereksinimlerinin de farklılık göstereceğinin altını çizen Sabri Ülker Vakfı, kilo almak veya vermek için haftada maksimum 0.5 -1 kg hedef alınmasının uygun olduğunu belirtiyor.

Aşırı protein tüketimi kas kitlesinde artış sağlamaz

Karbonhidratlar egzersiz sırasında kullanılan temel enerji kaynağıdır. Bu nedenle egzersiz yapan bireyler karbonhidrat tüketimlerini arttırmalı, günlük enerjinin yüzde 55-65'inin karbonhidratlardan gelmesi sağlanmalıdır. Karbonhidrat tüketiminde kompleks, posa içeriği yüksek ve vitamin-mineral yönünden zengin besinler (esmer ekmek, bulgur, pirinç, makarna, diğer tahıl ürünleri, kurubaklagiller, sebzeler, meyveler gibi) tercih edilmelidir. Egzersiz yapan bireylerin, bilinenin aksine diyetlerinde fazla protein tüketmelerine ve aşırı yağ kısıtlamasına gerek yoktur. Çünkü gerekenden fazla protein alımı kas kitlesinde bir artış sağlamaz. Diyetin proteinden gelen enerjisinin yüzde 12-15 olması önerilmektedir. Diyetin yağdan gelen oranının yüzde 15'in altında olması ise sağlık açısından sorunlara neden olabilir.

Yemek egzersizden 2-4 saat önce tüketilmeli
Egzersiz öncesi, çok tok veya aç olunması performansı olumsuz etkiler. Egzersizden 2-4 saat önce, mideyi rahatsız etmeyecek yiyecek ve içecekler tercih edilmelidir. Bu öğünlerin temel ilkesi; yeterli sıvı, düşük yağ ve posa, yüksek kompleks karbonhidrat ve orta düzey protein olmalıdır.
60 dakikadan fazla süren yorucu, uzun süreli egzersizlerde uzman denetiminde karbonhidrat ve elektrolit içeren sıvı içecekler tüketilebilir. Sıvı tüketimi için susamayı beklememeli, özellikle sıcak havalarda daha fazla sıvı tüketilmelidir.

Egzersiz sonrası boşalan karbonhidrat depolarının yerine konulması için, egzersizden hemen sonra karbonhidratlı yiyecek ve içecekler tüketilmeli, kaybedilen sıvının karşılanması için de bol sıvı alınmalıdır. Egzersiz yapan bireyler, yeterli ve dengeli beslendiklerinde tüm vitaminleri ve mineralleri diyetleri ile alabilir. Bu nedenle egzersiz yapan bireylerin ek olarak vitamin-mineral desteği kullanmalarına gerek yoktur. Gelişigüzel ürün kullanımından kaçınılmalı ve bu ürünlere karar vermeden önce mutlaka doktora danışılmalıdır.

Egzersiz yaparken bunları unutmayın

  • İstenilen ağırlık ve uygun vücut bileşimini koruyacak, yeterli enerji içeren bir diyet uygulayın.
  • Tüm besin gruplarındaki yiyeceklerden dengeli tüketin.
  • Besin çeşitliliğini arttırın.
  • Kompleks karbonhidrat tüketimini arttırın.
  • Doymuş yağ tüketimini azaltın.
  • Kepekli tahıllar ve kurubaklagil tüketimini arttırın.
  • Günde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin.
  • Kısa süreli diyetler yerine, uzun süre uygulayabileceğiniz, sağlıklı beslenme kuralları içeren diyetler uygulayın.
  • Günlük 3 ana, 2-3 ara öğünü, 2-3 saat aralıklarla tüketin.
  • Öğün atlamayın, uzun süre aç kalmayın.
  • Egzersiz öncesi, sırası ve sonrası sıvı tüketiminizi arttırın.

Dikkat! Bu 8 Besin Acıktırıyor

- 9 Aralık 2019 Pazartesi No Comments
Diyetisyen Kübra Bal, "Kilo vermek istiyorsanız, iştahınızı arttıran bazı yiyeceklerden sakınmanız gerek" diyor. Glisemik indeksi yüksek besinler kan şekerini hızlı yükseltmeye sebep olabiliyor. 

Yükselen kan şekerini düşürmek için vücut daha fazla insülin hormonu salgılıyor. Bu durum kan şekerinin düşmesine sebep oluyor, bu sebeple kişi tekrar acıkıyor. İştah hali devam ederken, daha fazla ve daha sık yemek istersiniz. Kan şekeri seviyenizi dengede tutmak için peynir, düşük yağlı yoğurt, yumurta beyazı, 'sağlıklı' etiketli ürünler, çin yemeği, sakız, hazır çorba ve düşük lifli besinleri kontrollü tüketmek gerekiyor.

Yedikçe Yediren Peynir

Sütün içerisinde bulunan kazein bileşiklerinden kazomorfin, peynirdeki yağ ve tuzla bir araya geldiğinde, yedikçe yedirten besinler arasında yer alıyor. Glisemik indeksi düşük olmasına rağmen yeme hissi sürekli acıkma haline sebep olabilir. Peyniri ayakta ya da ekmek arasında atıştırmak şeklinde değil, kahvaltı tabağınıza yiyeceğiniz kadar ölçüde (ortalama 50 gram kadar) alın. Diğer bir alternatif salatalarınız üzerine koyarak, salatanızın doyuruculuğunu artırabilir, öğün yerine geçmesini sağlayabilirsiniz.

Doyurmayan Düşük Yağlı Yoğurt

Yoğurdun zayıflama üzerine kuşkusuz çok etkisi bulunuyor. Ancak düşük yağlı yoğurtların, karbonhidrat oranı daha yüksek olduğundan hem kan şekerini daha hızlı yükseltiyor hem de doyurucu etkisi tam yağlı olanlara göre daha az olduğundan acıkmaya sebep olabiliyor. Ana yemeklerinizin yanında 1'er kase tüketilebileceği gibi, kahvaltıda yulafla veya ara öğünlerde taze/kuru meyvelerle de yenebilir.

Proteinden Yüksek Yumurta Beyazı

Yumurta beyazı yüksek protein içerse de sadece yumurta beyazını kullanmak doyurucu değildir. Yumurtanın sarısı içerdiği doymuş yağlarla hem doyurucu etkidedir hem de A ve B vitaminlerinin emilimini artırır. İçerdiği kolin sayesinde karaciğer yağlanmasını azaltır, kas ve beyin sağlığına katkıda bulunur. Yumurtanın beyazını ve sarısını birlikte tüketmeli, omletinizi bu şekilde hazırlamalısınız.

Karbonhidratın Adresi "Sağlıklı" Etiketli Ürünler

Sağlıklı ve diyet etiketi altında satılan ürünlerin yağ oranları çok düşük ve karbonhidrat oranları yüksektir. Bu nedenle doyurucu etkide değillerdir. Bunların yerine tok tutucu etkide olan badem, ceviz, fındık, kaju gibi protein ve yağ içeriği yüksek kuruyemişlerle ara öğünler yapmak daha sağlıklı bir alternatif.

Çin Yemekleri Kaçamak Olsun

Çin yemeklerinin içerisinde bulunan monosodyumglutamat lezzet arttırıcı özelliği ile yemeklerin fazla yenmesine neden olur. Tatlı soslardan ve noodle gibi karbonhidratlı yiyeceklerden oluşan Çin yemeklerini sık sık tüketmek uygun değildir. Kendinizi ayda 1 çin yemeği ile ödüllendirebilirsiniz.

Sakız Ağzı Oyalar Karnı Acıktırır

Sakız çiğnemek, ağzı oyalamak ve bir şey atıştırmayı önlemekten çok, mide asidini artırdığı için acımaya sebep olur. Bu nedenle diyetlerde, besin tüketimini engellemek için sıkça sakız çiğnemek uygun değildir.

Sağlıklı Çorbalar Sağlıklı Yaşam

Ev çorbalarının diyetlerde tok tutucu etkisi yadsınamaz. Ancak, hazır çorbaların içerisinde de bulunan monosodyumglutamat katkı maddesi acıkmanıza neden olur. Sofralarımızdan hiç eksik olmayan, Türk mutfağının başlıca yemeklerinden ev yapımı çorbalar, kansere, sindirime, kolesterole ve bunun gibi birçok hastalığa çare olur. Hazır çorbalar yerine evinizde kendi malzemelerinizle hazırlayacağınız domates, tarhana, brokoli, mercimek, yayla, mısır ve mantar çorbaları ile hem sağlıklı beslenir hem de birçok hastalığa doğal yollarla karşı çıkabilirsiniz.

Düşük Lifli Besin Yüksek Glisemik İndekstir

Lif içeriği düşük besinler, lifli besinlere göre daha hızlı sindirildiğinden mide ve bağırsaklarda kısa kalır ve hızlı kana karışır. Bu durum çabuk acıkmaya sebep olur. Ayrıca yüksek lif, düşük glisemik indeks; düşük lif yüksek glisemik indeks anlamına geliyor. Bu nedenle beyaz un yerine tam buğday unu, pirinç yerine bulgur pilavı ve kurubakliyatlar beslenmemizde yer almalı.

Egzersiz nasıl yapılmalı: Aç mı, tok mu?

- 4 Aralık 2019 Çarşamba No Comments
Birçok kişi daha çok yağ yakacağı düşüncesi ile egzersizi aç karnına yapıyor. Bir bakıma doğru fakat kilo verme çabasında olanlar için de yanlış! Çünkü daha çok yağ yakılması vücuttaki depo yağların azalacağı anlamına gelmiyor! 

Aç karnına yapılan egzersizin kilo vermede etkin bir metot olmadığını söyleyen Liv Hospital Diyet ve Beslenme Uzmanı Orçun Kürüm "Antrenman öncesi bir öğün ile daha uzun süre ve etkili antrenman yaparak daha fazla kalori harcayabilirsiniz. Ayrıca aç karna olduğunuzda ve egzersiz uzun sürdüğünde kas yıkımı da artacaktır ve istenmeyen sonuçlar olacaktır" diyor.

Egzersiz öncesi beslenmenin amacı:

  • Hipoglisemiyi önler. Yani hissedilen hafif sersemlik, enerji düşüklüğü, yorgunluk ve göz kararması gibi belirtiler düşük kan şekeri ile alakalıdır!
  • Açlığınızı giderir ve midede biriken sıvıyı azaltır.
  • Kaslara enerji verir.
  • Vücudunuzun spora hazır olduğunu bilir mental olarak da bunun rahatlığıyla daha iyi egzersiz yaparsınız.

Antrenman öncesi ne yemeli?

  • Antrenman öncesi ne yenileceği kişiden kişiye, egzersizin türüne, amacına, süreye ve hatta ortamın ısısına göre bile değişkenlik gösterir.
  • Eğer bir saat içinde antrenman yapılacaksa daha önceden denenip bilinen, sindirimi kolay olan muz, granola bar, küçük bir kase müsli gibi karbonhidratı yüksek ama yağ miktarı az olan gıdalar tercih edilmelidir.
  • Antrenmana bir saatten daha uzun bir süre varsa ve öncesinden bir şey yenilmeyecekse önceki öğünde karbonhidrattan zengin bir yemek yenilmelidir.

Sabah egzersizinden önce mutlaka kahvaltı yapın

Sabah egzersiz yapmadan önce kahvaltıyı es geçenlerden misiniz? Bu konuda yapılmış araştırmalar, egzersiz öncesi yapılan öğün sayesinde daha iyi ve daha uzun süre performans sergilendiğini gösteriyor. Sporcular üzerinde yapılmış birçok çalışma bunu destekliyor. Yapılan bir araştırmanın sonucunda kahvaltı yapanların, sadece öncesinden su içerek egzersize başlayanlardan daha uzun süre bisiklet sürdüklerini ortaya koymuş. Bunun sebebi gece boyunca kan şekerini düzenlemeye yardımcı olan glikojen depolarının boşalması ve düşük kan şekeri seviyesi ile yapılan egzersizde yorgunlukların daha erken başlamasıdır. Akşam yemeğinden sonra bir şey tüketilmediyse egzersiz öncesi kan şekerini normal seviyeye getirmek gerekir.

Egzersiz öncesi tüketilen ara öğün güne ve saatine göre bile değişkenlik gösterebilir. Fakat sabah erken saatte spor yapanlar için zaman da kısıtlı ise bu bazen taze sıkılmış bir meyve-sebze suyu karışımı bile olabilir.

Kilo vermeye yardımcı 5 besin

- 11 Kasım 2019 Pazartesi No Comments
Değişen yaşam koşulları, hareketsiz masa başı iş hayatı, stres, günlük hayat rutinleri derken sağlıksız beslenmekten dolayı obezite sıklığı her geçen gün artıyor. Türkiye'de her 3 kadından biri obezite sorunu ile karşı karşıya... 

Kilo vermenin başlıca anahtarı egzersiz ve diyet olarak nitelendirilebilir. Bunun yanında bir de yağ yakmaya yardımcı olan, metabolizmayı hızlandıran besinler var ki kilo verme potansiyelinizi artırır. Sofra/Compass Group Türkiye'nin Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, kilo verme potansiyelini artıran 5 mucizevi besini açıkladı.

Dünya genelinde değişen hayat koşulları insanoğlunu hareketsiz bir yaşama itiyor. Değişen bu koşullar ne yazık ki hem dünya da hem de ülkemizde obezite sıklığını artırıyor. Türkiye'de obezite kadınlarda yüzde 41.5 erkeklerde ise yüzde 21.5'e yükselmiş durumda. Yani bu da Türkiye'de her 3 kadından ve her 5 erkekten birinin obeziteyle karşı karşıya olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Obezite, kalp-damar hastalıkları, diyabet, hipertansiyon, bazı kanser türleri, solunum sistemi hastalıkları, kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi pek çok kronik hastalığa zemin hazırlıyor. Ayrıca hayat kalitesi ve beklenen yaşam süresini olumsuz yönde etkiliyor.

Sofra/Compass Group Türkiye'nin Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, kilo vermeyi kolaylaştıracak aynı zamanda sağlıklı ve metabolizmayı hızlandıran 5 mucizevi besini sıraladı.

Kalsiyum zengini yoğurt

Türk mutfağının olmazsa olmazlarından yoğurt, sofralarımızda hemen her gün tükettiğimiz bir besin. Yoğurdun sindirime yardımcı olması, osteoporozu önlemesi, kalsiyum ve fosfor ihtiyacımızı karşılaması ve özellikle karın çevresindeki yağların yakımına destek olması gibi birçok faydası var. Ayrıca protein içeriği de yüksek olduğu için daha uzun süre tokluk sağlar ve bu sayede besin alımını azaltır. İçerdiği konjuge linoleic asit sayesinde bel çevresindeki yağları yakmaya destek olur. Eğer zayıflama sürecindeyseniz diyetinizde yoğurda mutlaka yer verin.

Besin deposu yulaf

Sofralarımızda yulaf hala hak ettiği yeri bulamasa da yavaş yavaş beslenmemize eklediğimiz bir besin haline gelmiş durumda. Peki nedir yulafı bu kadar önemli kılan? Öncelikle yulaf, diğer tahıllara göre daha yüksek oranda posa içeriyor. Ayrıca demir, manganez, çinko, E vitamini, folat, diğer B grubu vitaminlerinin de iyi bir kaynağı. En önemli özelliklerinden biri iyi bir selenyum kaynağı olması. Selenyum, antioksidan etkiye sahiptir ve bu sayede DNA tamiri ve bazı kanser türlerinin riskinin azalmasında etkili.

Yulaf içerdiği beta glucan sayesinde kolesterolü düşürür, kan glikoz düzeyini dengeler, daha uzun süre tokluk sağlar ve bağışıklığı güçlendirir. Yapılan bir çalışmada kahvaltıda yulaf tüketenlerde tüketmeyenlere göre vücut kitle indeksleri daha düşük bulunmuştur. Lif içeriğinin yüksek olması nedeniyle kan şekerini dengeleyip uzun süre tokluk sağladığı için kilo verme sürecine destek olur. Ara öğünlerde veya kahvaltıda yoğurt ya da sütle rahatlıkla tüketilebilir.

İştah azaltan ananas

Anavatanı Orta Amerika olan ananas, günümüzde tüm tropik bölgelerde yetişiyor ve kolayca ulaşılabilen bir meyve. İçeriğindeki bromelain enzimi sayesinde sağlık üzerinde birçok olumlu etkiye sahip. Ayrıca bol miktarda antioksidan, vitamin ve mineral içeriyor.

Bromelain enzimi kanın pıhtılaşmasını önleyerek kalp krizi ve inme riskini azaltır. Bunun dışında proteinden zengin gıdaların sindirimine yardımcı olur. Bir diğer önemli etkisi de ödem atımına yardımcı olmasıdır. Kilo verme sürecinde ise bromelain yağların sindiriminde görev alan lipaz enzimi ile birlikte çalışarak yağ yakımını hızlandırır. Ayrıca iştahı da azaltarak zayıflamaya yardımcı olur. 100 gram ananas sadece 50 kkal olduğu için zayıflama sürecinde ara öğünlerde rahatlıkla tüketilebilir.

Antioksidan yeşil çay

Camellia Sinensis L bitkisinin yapraklarının farklı farklı fermentasyon işlemlerine maruz bırakılması sonucu yeşil çay, oolong çayı ve siyah çay oluşmaktadır. Yeşil çay ise fermente olmamış çay yapraklarıdır. En önemli özelliklerinden biri antioksidan etkiye sahip kateşin polifenollerini bol miktarda içeriyor olması. Özellikle Epigallocathechin-3-Gallat (EGCG) yağ yakımını artırmaktadır. Ayrıca sempetik sinir sistemi aktivasyonunu artırdığı için metabolizmayı hızlandırır ve bu sayede enerji harcamasını da artırır. Yeşil çay ekstratı ile 3 ay boyunca 70 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada hem vücut ağırlığında hem de bel çevresinde önemli şekilde azalma görülmüştür. Günlük önerilen miktar 2-3 fincan yeşil çaydır. Ancak özellikle tansiyon ve böbrek hastaları ile hamileler doktoruna danışmadan tüketmemeli.

Kırmızı biber etkisi

Solanaceae familyasının Capsicum cinsinden olan acı kırmız biberin ana vatanı Güney Amerika. Ülkemizde de özellikle Güney Doğu Anadolu bölgesinde yetiştirilir. Yapılan çalışmalarda acı biberin içeriğinde vücudun bütününde önemli rol oynayan birçok aktif bileşen saptanmıştır.

Bunların en önemlilerinden biri kapsaisindir. Kapsaisin, kırmızı bibere acı özelliğini verir. Kapsaisinin ağrılı iltihap, romatoid artrit, Alzheimer gibi birçok hastalık üzerinde pozitif etkileri vardır. Ayrıca yapılan çalışmalar anti kanserojen etkiye sahip olduğunu da gösteriyor. Diğer etkilerinden biri de zayıflamaya yardımcı olması. Ayrıca diyette tükettiğimiz kırmız biber, enerji alımını baskılayabilir ve tokluk hissi sağlayabilir. Bu sayede de yemek yeme isteği azalır.

Akdeniz diyeti kansere karşı koruyucu

- 1 Kasım 2019 Cuma No Comments
Türkiye'nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk dijital bilimsel bilgi platformu "Bilim Bunu Konuşuyor" ile en güncel bilgileri kamuoyuyla paylaşan Sabri Ülker Vakfı, 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle bu kez Akdeniz diyetinin kansere karşı koruyucu etkilerini masaya yatırıyor.

Sabri Ülker Vakfı kurulduğu 2009 yılından bugüne, gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, topluma bu konulardaki en doğru, güncel ve bilimsel bilgiyi aktarmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Vakıf bu çerçevede hayata geçirdiği Türkiye'nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk dijital bilimsel bilgi platformu "Bilim Bunu Konuşuyor" ile sağlık ve beslenmeyle ilgili gündemdeki konuları, bilimsel ve en güncel bilgileri tarafsız bir yorum ve anlaşılır bir dille kamuoyuyla paylaşıyor. Sabri Ülker Vakfı, Bilim Bunu Konuşuyor'da 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle "Akdeniz diyeti kansere karşı koruyucu mu" sorusuna bilimsel bir yanıt arıyor.

Akdeniz diyeti genel olarak taze sebze ve meyveler, sert kabuklu yemişler ve tam tahıllar gibi bitkisel kaynaklı besinler ile zeytinyağının baskın tüketildiği, hayvansal kaynaklı besinlerden ise balık ve beyaz etler ile süt ürünlerin (çoğunlukla yoğurt ve peynir) orta düzeyde, kırmızı ve işlenmiş etlerin ise düşük seviyede tüketildiği bir beslenme tipi. Yemeğin ardından, dinlenme ve sonrasında da düzenli fiziksel aktivite Akdeniz diyetinde büyük önem taşıyor.

Bilimsel veriler neler söylüyor?

İçeriği ve uygulaması abartı ve aldatıcılıktan uzak olan Akdeniz diyetinin olumlu sağlık etkileri bilimsel kanıtlarla da destekleniyor. Akdeniz diyetinin tüm nedenlere bağlı ölüm ve hastalık oranlarını azalttığı biliniyor. Kanser, kalp damar hastalıkları, metabolik sendrom, şişmanlık ve şeker hastalığı riskini azaltması, Akdeniz diyetinin başlıca sağlık etkileri arasında sayılıyor.

Akdeniz diyeti bazı kanser türlerine karşı koruyucu etki gösteriyor

Akdeniz diyeti, birçok kronik hastalığın görülme sıklığının azalmasıyla da ilişkilendiriliyor. Bu beslenme biçiminin kanser üzerine etkileri incelendiğinde özellikle meme ve kolon kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerine karşı koruyucu etkileri olduğunu gösteren veriler bulunuyor.

Amerika'da Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH)tarafından gerçekleştirilen Diyet ve Sağlık çalışmasında 5 yıl boyunca takip edilen, 400 bin yetişkinde Akdeniz diyetinin kansere bağlı ölüm oranını erkeklerde %17, kadınlarda ise %12 oranında azalttığı bildirilmiştir. Avrupa Prospektif Kanser ve Nütrisyon Araştırması (EPIC) bazı besin öğelerinin diyetle yetersiz alımı ve kanser riski arasındaki ilişkiyi değerlendirmiştir. EPIC çalışmasının sonuçlarına göre, D vitamini, B vitaminleri, C vitamini ve bazı karotenoidlerin kolorektal, mide ve akciğer kanseri gibi kanser türlerine karşı koruyucu etkileri olduğu bildirilmiştir. Bu araştırmalar gibi daha birçok gözlemsel ve klinik çalışmalar, Akdeniz diyetinin kanserin birincil ve ikincil korunmasında etkili olduğunu gösteriyor. Bu etkilerden sorumlu mekanizmalar arasında diyetin polifenol içeriği ve artan antioksidan alımına bağlı olarak inflamasyon ve oksidatif hasarın azalması olduğu ileri sürülüyor.

Akdeniz tipi beslenme aynı zamanda sürdürülebilir bir beslenme biçimi

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Akdeniz diyetini, günümüzde 65 yaş altı küresel ölçekte erken ölüm vakalarının temel nedeni olan bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesi ve kontrolünde etkin bir beslenme stratejisi olarak tanımlıyor. Literatür Akdeniz diyetinin beslenmeyle ilintili bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesi ve kontrol altında tutulmasında faydalı olduğunu bildiriyor. Ayrıca diyette yer alan besinlerin kolay erişilebilir ve kabul edilebilir olması diyetin sürdürülebilir olmasını da sağlıyor. Akdeniz diyetinin kalp damar hastalıklarını önleyici etkisinin özellikle gelir düzeyi yüksek bireylerde daha anlamlı olduğu da bildiriliyor. Bu sonuçlar da gelir düzeyi yüksek kişilerin besinlere daha kolay ulaşabilmesi ve eğitim düzeylerinin de yüksek olması ile ilişkilendiriliyor. Birçok kişi ise Akdeniz diyetini kilo yönetimini desteklemesi ve sağlıklı yaşamı geliştirmesi açısından etkin bir strateji olarak değerlendiriyor.

“Kalçalı Türk kadını daha sağlıklı”

- 21 Ekim 2019 Pazartesi No Comments
Türk kadının en büyük sorunlarından biri basen ve geniş kalçaları…

Kalçam büyük diye üzülmeyin!


Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, bel-kalça oranı kadında 0.85, erkekte 0.9'un altında olmalı. Bu oranı 1'i geçtiğinde tehlike çanları çalmaya başlar. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Lütfiye Derya İnal, "Haliyle ince belli, geniş kalçalı'armut' tipi Türk kadınları, göbekli 'elma' tipi Avrupalı kadınlara göre çok daha şanslı. Daha sağlıklı, daha doğurgan" dedi.

Bir dönem moda olan ve birçok kadını sağlığından eden '0 beden' takıntısı, yerini büyük kalçalara bıraktı. Dünya starları bu akımı başlattı, kadınlar rahat nefes aldı! Aslında ince bel ve geniş kalçalar 1800'lü yıllarda zarafetin ve güzelliğin göstergesiydi. Kadınlardaki bu tutku öyle bir noktaya geldi ki, 1874'te sadece korse kullanımına bağlı 97 hastalık tanımlandı. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Lütfiye Derya İnal, "Armut tipi vücut olarak da nitelendirilen ince bel ve geniş kalça her dönem 'çekici' bir görünümün ve doğurganlığın simgesi oldu. Üst bedenin kalçadan daha geniş olduğu 'elma tipi vücut'a üstünlüğü ise artık bilimsel olarak da kabul görüyor" dedi.

BEL BÖLGESİNDEKİ YAĞLANMA KANSER NEDENİ!

Bazı ölçümler yaparak vücut tipimizi belirleyebiliriz. Bel çevresi, bel-kalça oranı ve beden kitle indeksi, vücuttaki yağ içeriğini en iyi yansıtan antropometrik (insan vücudunun boyutlarıyla ilgilenen bilim dalı) ölçümlerdir. Bel-kalça oranı belin en ince olduğu yerin, kalçanın en geniş olduğu yere oranıdır. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre bel çevresi kadında 88 cm, erkekte 102 cm'nin altında olmalı. Bel-kalça oranı ise kadında 0.85, erkekte 0.9'un altında olmalı.

Ölçümler, oranlar, indeksler… Peki, bunlar neden bu kadar önemli? Bel çevresi karın içi yağlanmanın başlıca göstergesidir. Bel-kalça oranı 1'i geçtiğinde tehlike çanları çalmaya başlar. Basen bölgesinde yağlanma fazla olanlara göre, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, kalp damar hastalıkları, kolesterol yüksekliği, başta yumurtalık ve meme olmak üzere çeşitli kanserler, adet düzensizlikleri ve infertilite (kısırlık) daha fazla görülür.

GÜZEL KALÇA İÇİN KIZARTMADAN UZAK DURUN

Haliyle ince belli, geniş kalçalı 'armut' Türk kadınları, kalın belli ve göbekli 'elma' tipi Avrupalı kadınlara göre çok daha şanslı. Daha sağlıklı, daha doğurgan… Ancak hemen havaya girip kocaman kalçalarla gezmek yok! Beden kitle endeksimiz hesaplayıp boyumuza göre uygun kiloyu korumamız gerekir. İdeal beden kitle indeksi 18,5-25 arasındadır. Basen ve kalça bölgesindeki yağlanma, bel bölgesindeki yağlanmaya göre daha kabul edilebilir olsa da, azı karar çoğu zarardır. Kalça ve basendeki yağlanma artışı, estetik olarak birçok kadının korkulu rüyasıdır. Bunun için öncelikle diyetimize dikkat etmeliyiz. Porsiyonlarımızı azaltmalıyız. Yağlı besinlerden, kızartmalardan mümkün olduğunca uzak durmalıyız. Makarna, pilav, patates, ekmek, hamur işi gibi karbonhidrat yükü fazla olan besinleri fazla tüketmemeye özen göstermeli, özellikle şerbetli tatlılardan ve şekerli içeceklerden uzak durmalıyız.

BASENLERİ ACI BİBERLE ERİTİN…

Öğünlerimizdeki sebze ve meyve oranını artırmalıyız. Haftanın en az 3 günü ve en az 40 dakika tempolu egzersiz yapmalıyız. Bunun yanında yağlanmanın fazla olduğu bölgelere yönelik egzersizler ve pilates de oldukça faydalıdır. Su ise olmazsa olmazımız. Günde en az 2 litre kadar su içmeliyiz. Günde 3 fincanı geçmemek kaydıyla yeşil çay ve beyaz çay gibi yağ yakımına yardımcı olan çaylar içilebilir. Tarçın, zencefil, zerdeçal, badem, kinoa, acı biber gibi yağ yakımını hızlandıran besinlere de diyetimizde yer vermeliyiz.

Kışın neden kilo alırız

- 15 Ekim 2019 Salı No Comments
Havalar soğuyor, kış geliyor ve insanlar bu mevsimde daha çok şişmanlıyor. Soğuk havada tüketilen, sıcak, kremalı, tatlı içecekler ve yiyecekler, hormon miktarının değişmesi, hareket etme isteğinin azalması, kışın insanlara kilo olarak geri dönüyor.

Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül, kış mevsiminde kilo almamak için neler yapılması gerektiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu: "Havanın kararması ruh halimizi olumsuz etkileyerek dışarı çıkma ve hareket etme isteğimizi azaltır. Karanlık havada uyku düzenimizi ayarlayan hormonların miktarı değişir ve daha fazla uyku ihtiyacı hissedilir. Soğukta daha çok sıcak yiyecek ve içecek tüketilir. Bütün bunlar insanlara fazladan alınan kaloriler ve kilolar olarak geri dönüyor."

"Eski çağlarda hayatta kalmak için kışın alınan kilolar, günümüzde insanların hayatına mal oluyor"

Kışın kilo almanın aslında, insanlığın eski çağlarında kazanılmış bir hayatta kalma mekanizması olduğunu söyleyen Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül; günümüzde ise en önemli sağlık sorunu olarak görüldüğünü belirtti. Temizgönül; "Yapılan bilimsel çalışmalara göre sanayileşme öncesinde gıdaya ulaşmak ve ısınmak günümüzdeki kadar kolay değildi. İnsanlar toprak, karla kaplanmadan bulabildikleri yiyecekleri tüketip, bunları vücutlarında yağ olarak depolamaktaydı. Depolanan bu enerjiyle soğukta vücut ısısını yüksek tutarak hayatta kalma ihtimalini artırmaya çalışıyorlardı" dedi.

TV Karşısında 120 Dakikadan uzun zaman geçirmek "Obezite" nedeni

Kapalı ve soğuk havalarda evde zaman geçiren kişilerin televizyon karşısında hareketsiz kalmaları, atıştırma isteklerini artırıyor. Beslenme alışkanlıklarını ortaya koymak için yapılan araştırmaya göre; TV karşısında 120 dakikadan uzun zaman geçiren bireylerin, atıştırmalık olarak daha çok kalori içeren yağlı besinleri tercih ettiğini ortaya koydu. Zararlı beslenme alışkanlıklarının başında gelen bu durum; TV karşısında uzun zaman geçirmenin hareketlerimizi kısıtladığını, beslenme düzenimizdeki sebze ve meyve tüketme alışkanlıklarımızı bozduğunu, bizi daha yağlı yiyecekler ve yüksek kalorili içecekler tüketmeye sevk ederek obeziteyi artırdığı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Hareketin ve sağlıklı beslenmenin önemini vurgulayan Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül, kışın kilo almamak için ve basit kilo kontrolü önerilerini sıraladı.


  • Mümkün olduğu kadar açık havada zaman geçirip, hareket etmeye çalışalım.
  • Çok sıcak ve çok soğuk yiyecek ve içecek tüketmemek,
  • Yiyecek ve içeceklerimizin kalorisinin farkına vararak tüketelim. Aromalı kahveler ve alkol aşırı kalori içerir.
  • Kışın bile haftada bir kez tartılmayı ihmal etmeyelim.
  • Bir öğünde çok yediysek bir iki gün daha az kalori almaya dikkat edelim, hemen beslenme düzenimizi bozmayalım.

Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül; Kışın birkaç kilonun doğal olduğuna dikkat çekerek, kilo kontrolü beklentilerinin kışın daha düşük tutulması gerektiğini önerdi. Önemli olanın alınan kilolarda aşırıya kaçmadan birkaç kilo ile sınırlandırılması ve bahar döneminde bu kiloların verilerek zinde ve ince kalmaya devam edilmesi olduğunu vurguladı. Kışın Neden Şişmanlıyoruz?

Havalar soğuyor, kış geliyor ve insanlar bu mevsimde daha çok şişmanlıyor. Soğuk havada tüketilen, sıcak, kremalı, tatlı içecekler ve yiyecekler, hormon miktarının değişmesi, hareket etme isteğinin azalması, kışın insanlara kilo olarak geri dönüyor.

Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül, kış mevsiminde kilo almamak için neler yapılması gerektiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu: "Havanın kararması ruh halimizi olumsuz etkileyerek dışarı çıkma ve hareket etme isteğimizi azaltır. Karanlık havada uyku düzenimizi ayarlayan hormonların miktarı değişir ve daha fazla uyku ihtiyacı hissedilir. Soğukta daha çok sıcak yiyecek ve içecek tüketilir. Bütün bunlar insanlara fazladan alınan kaloriler ve kilolar olarak geri dönüyor."

"Eski çağlarda hayatta kalmak için kışın alınan kilolar, günümüzde insanların hayatına mal oluyor"

Kışın kilo almanın aslında, insanlığın eski çağlarında kazanılmış bir hayatta kalma mekanizması olduğunu söyleyen Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül; günümüzde ise en önemli sağlık sorunu olarak görüldüğünü belirtti. Temizgönül; "Yapılan bilimsel çalışmalara göre sanayileşme öncesinde gıdaya ulaşmak ve ısınmak günümüzdeki kadar kolay değildi. İnsanlar toprak, karla kaplanmadan bulabildikleri yiyecekleri tüketip, bunları vücutlarında yağ olarak depolamaktaydı. Depolanan bu enerjiyle soğukta vücut ısısını yüksek tutarak hayatta kalma ihtimalini artırmaya çalışıyorlardı" dedi.

TV Karşısında 120 Dakikadan uzun zaman geçirmek "Obezite" nedeni

Kapalı ve soğuk havalarda evde zaman geçiren kişilerin televizyon karşısında hareketsiz kalmaları, atıştırma isteklerini artırıyor. Beslenme alışkanlıklarını ortaya koymak için yapılan araştırmaya göre; TV karşısında 120 dakikadan uzun zaman geçiren bireylerin, atıştırmalık olarak daha çok kalori içeren yağlı besinleri tercih ettiğini ortaya koydu. Zararlı beslenme alışkanlıklarının başında gelen bu durum; TV karşısında uzun zaman geçirmenin hareketlerimizi kısıtladığını, beslenme düzenimizdeki sebze ve meyve tüketme alışkanlıklarımızı bozduğunu, bizi daha yağlı yiyecekler ve yüksek kalorili içecekler tüketmeye sevk ederek obeziteyi artırdığı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Hareketin ve sağlıklı beslenmenin önemini vurgulayan Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül, kışın kilo almamak için ve basit kilo kontrolü önerilerini sıraladı.

  • Mümkün olduğu kadar açık havada zaman geçirip, hareket etmeye çalışalım.
  • Çok sıcak ve çok soğuk yiyecek ve içecek tüketmemek,
  • Yiyecek ve içeceklerimizin kalorisinin farkına vararak tüketelim. Aromalı kahveler ve alkol aşırı kalori içerir.
  • Kışın bile haftada bir kez tartılmayı ihmal etmeyelim.
  • Bir öğünde çok yediysek bir iki gün daha az kalori almaya dikkat edelim, hemen beslenme düzenimizi bozmayalım.

Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül; Kışın birkaç kilonun doğal olduğuna dikkat çekerek, kilo kontrolü beklentilerinin kışın daha düşük tutulması gerektiğini önerdi. Önemli olanın alınan kilolarda aşırıya kaçmadan birkaç kilo ile sınırlandırılması ve bahar döneminde bu kiloların verilerek zinde ve ince kalmaya devam edilmesi olduğunu vurguladı.

Kilo veremiyorsanız nedeni mutsuz bağırsaklar olabilir!

- 3 Ekim 2019 Perşembe No Comments
Sürekli kilo verememekten, şişkinlik ve halsizlikten yakınıyorsanız, kendinizi depresyonda hissediyorsanız 'bağırsaklarınız mutsuz' demektir. 

VM Medical Park Pendik Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Demirci, bağırsak sağlığımızı korumak için yapılması gerekenleri anlattı.

Son yıllarda bağırsakların değeri daha iyi bilinir oldu. Artık çoğu insan, bağırsaklarımızın vücudun 'ikinci beyni' olduğunu kabul ediyor. Bağırsaklar, bağışıklık sistemi için en önemli organlardan biri… Haliyle bu organdaki bir sorun, bütün metabolizmayı etkiliyor. Peki, yaptığımız hangi hatalar bağırsaklarımızı mutsuz ediyor? VM Medical Park Pendik Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Demirci, bağırsak sağlığı hakkında önemli bilgiler verdi.

GEREKSİZ İLAÇ ŞİFA DEĞİL ZARAR!

Bağırsaklarımızda 100-150 trilyon kadar bakteri yaşar. Bizimle beraber yaşayan bu bakterilerin bir kısmı iyi, bir kısmı ise kötü bakteri olarak değerlendirilir ve hepsi bir denge içindedir. Bu dengenin bozulması, bağırsak sağlığının bozulması anlamına gelir. Bakteriler dünyasına 'mikrobiyota' adını veriyoruz. Sağlıklı bir mikrobiyota vücut mekanizmasının sağlıklı bir şekilde yaşaması için önemlidir. Başta antibiyotikler olmak üzere gereksiz ilaç kullanımı, hareketsiz yaşam, obezite, sağlıksız beslenme, sigara, alkol, stres ve uyku sorunları bağırsak sağlığını negatif etkiler. Özellikle antibiyotikler, zararlı bakterileri öldürürken bağırsaktaki iyi bakterileri de öldürür. Böylece bağışıklığımız zayıflar ve hastalıklara yakalanma riskimiz de artar.

MUTLU BAĞIRSAK MUTLU İNSAN!

Bağırsaklarımızda bulunan bakterilerin sayısı ve çeşitliliği ne kadar zenginse, o kadar sağlıklı bir mikrobiyotamız var demektir. Bu da bizi birçok hastalıktan korur, vücut mekanizmamızın sağlıklı çalışmasını sağlar. Bağırsaklarımız ve bağırsak bakterileri bazı nörokimyasallar üreterek beynin ruh, hafıza ve öğrenme durumunu da etkiler. Sağlıksız bağırsak, mutluluk hormonu olarak bilinen 'serotonin' eksikliğine yol açar. Serotonin eksikliğinde huzursuzluk, stres, kaygı, sinirlilik, depresyon gibi belirtiler görülür. Yani sağlıklı ve mutlu bağırsaklar, sağlıklı ve mutlu bir insan anlamına gelir.

SUCUK YERİNE SARIMSAK, ŞEKER YERİNE KAYISI!

Bağırsak sağlığı için, bol su tüketimi, öğün atlanmaması, düzenli beslenme ve egzersiz temel kurallardır. Posalı besinler özellikle kabızlıktan yakınan ve şişkinliği çok olan kişilerde tercih edilmelidir. Kefir, yoğurt gibi probiyotiklerin yanı sıra, tam buğday unundan yapılmış ekmek ve makarna, brokoli, marul, sarımsak, incir, elma, kayısı, ceviz, çiğ badem, bezelye ve bitter çikolata tüketilmesi faydalı olacaktır. Sucuk, sosis ve salam gibi şarküteri ürünleri, paketli gıdalar, gazlı-şekerli içecekler, yoğun yağlı ve soslu gıdalardan uzak durulmalıdır. Eğer kilo verememekten şikâyetçiyseniz, buna bağırsaklarınızdaki kötü bakteriler sebep olabilir. Siz daha çok şekerli ve unlu şeyler tükettikçe, kötü bakteriler bağırsak zarını zedeleyen toksinler üretip, yağ depolamanıza yol açar.

GAİTA (DIŞKI) NAKLİ HANGİ HASTALIKLARA ÇARE?

Bağırsak hastalıklarının tedavisinde artık gaita (dışkı) nakli tedavisi ön plana çıkıyor. Antibiyotiklere bağlı gelişen ishal, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuar (iltihaplı) bağırsak hastalıkları, hassas bağırsak sendromu, kronik ishal, kabızlık ve kronik yorgunluk sendromlarında gaita nakli tedavisi yapılabiliyor. Gaita nakli sağlıklı donörden alınan gaitanın, çeşitli işlemlerden geçirilerek, hasta kişinin bağırsağına kolonoskopi yoluyla yerleştirilmesi işlemidir. Gaita nakli yoluyla alıcının yeni bir hastalığa maruz kalmaması için, donörlerin ayrıntılı incelenmesi gerekmektedir.

Doğumdan sonra spor

- 17 Eylül 2019 Salı No Comments
Doğum yaptıktan sonra koşmak ve spor yapmak vücudunuza enerji verir ve doğumdan sonra kendinize zaman ayırmanızı sağlar. Ancak koşmaya ve spor yapmaya hazır olduğunuzu hissettiğinizde spor yapmaya zaman ayırmanız gerekir.

Bazı anne adayları doğumdan sonra koşuya başlamanın kaslar ve bağlar üzerinde zorlayıcı etki meydana getirdiğini düşünür. Doğum şekliniz ve iyileşme sürecinizle ilişkili olarak doktorunuzun da onayıyla belli bir süre spora başlayamayabilirsiniz.

Yeni anne olmuş kadınlara yönelik spora ve koşmaya başlamak için bir sürü yol vardır. Hatta yeni anne olmuş kadınların çeşitli egzersizleri yaptıktan sonra anne sütünün değiştiği gözlemlenmiştir.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, doğumun ardından tekrar spora ve koşmaya başlamak için en güzel önerilerileri sizler için kaleme aldı:

SPOR YAPARKEN KEYİF ALIN

"Spor yapmak sizin için sıkıcı bir iş haline gelmemeli. Spora başlamayı hedeflediğinizde neden sporun ya da koşmanın sizi mutlu ettiğini düşünün ve bunun için motive olun. Enerjiniz olmadığını hissetseniz bile, kendinize ayıracak belli bir zaman bulabilirsiniz ve yeniden egzersize başlamak sizin daha enerji dolu hissetmenizi sağlar.

DOĞUMDAN SONRA SPOR YAPMANIN FAYDALARINI DÜŞÜNÜN

Doğumdan sonra yapılan egzersizlerin pek çok açıdan fayda sağladığı görülmüştür. Fazla kiloların verilmesi, kaygının giderilmesi, depresyonun önlenmesi ve kardiyovasküler fitness düzeyinin arttırılması açısından yararlıdır. Komplikasyonsuz bir gebelik ve doğum sonrası yürüyüş, pelvik taban kaslarını kuvvetlendirme ve esnetmeden oluşan bir egzersiz programına hemen başlanabilir.

HIZLI SONUÇ ALMAK İÇİN KENDİ SINIRLARINIZI ZORLAMAYIN

Hemen değişim beklemeyin. Şayet performansınız doğumdan önceki performansınızdan daha düşükse sakın kendinizi berbat hissetmeyin. Her yeni anne spora başka bir süratle başlar. Az ve az yüklü bir koşuyla başlayın ki vücudunuz bir daha koşmaya alışsın.

DAHA ÖNCE YAPTIĞINIZDAN FARKLI TARZDA BİR SPOR YAPIN

Yeni çocuk sahibi olduğunuz için eski spor yapma şekliniz sizinle uyumlu olmayacaktır. Daha önce yaptığınız seviyede olmayabilirsiniz. Bundan dolayı farklı tarzda yeni bir egzersize merak salabilirsiniz. Buna bağlı olarak şayet belli bir zamanda ya da her hafta spor yapmak istiyorsanız bebeğinizin güvenilir ellerde olduğundan emin olun.

BESLENMENİZE DİKKAT EDİN, BOL BOL SU İÇİN

Beslenme ve sıvı/akışkan alımı bir sürü şeyden daha mühimdir. Koşarken ve spor yaparken olması gerektiği kadar su içtiğinizden emin olun. Şayet emziriyorsanız ekstra 500 kaloriye ihtiyacınız vardır ve daha fazla su tüketmeniz gerekir.

Spor ve egzersizlerin yanı sıra doğum sonrası vücudunuzda meydana gelen değişikliklere müdahale etmek istiyorsanız alternatif tıp tekniklerinden faydalanabilirsiniz. Refleks Terapi yöntemiyle de hayatınızı kolaylaştırarak doğum sonrası depresyon, uyku bozukluğu, iştah gibi hormonal problemlerinizi ortadan kaldırabilirsiniz."

Kilo vermenin 6 yararı

- 12 Eylül 2019 Perşembe No Comments
Kilo vermeyi düşünürken, çoğu kişide "ideal" vücut ağırlığı ya da nihai bir kilo kaybı hedefi vardır. İnsanlar, düzinelerce kilo vermedikçe daha sağlıklı olmayacaklarını düşünürler.

Bu bir yanlış anlamadır. Araştırmalar, kilo vermenin getirdiği faydaların yüzde 5-10 oranında kaybedilen kiloyla ortaya çıktığını göstermektedir. Bu, 200 kilo ağırlığında bir kişinin 10 ila 20 kilo civarından bir kilo kaybından büyük fayda sağlayacağı anlamına gelir.

Birçok obezite vakasında, yüzde 5-10 oranında verilen kilo insanların sahip olduğu yandaş hastalıklarda azalma olduğunu gösterir.

BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurucusu Prof. Dr. Halil Coşkun, mütevazi bir şekilde kilo vermenin genel anlamda sağlığımızı nasıl etkileyeceği konusunda şu bilgileri verdi:

KOLESTEROL
LDL olarak da adlandırılan kötü kolesterolümüzü düşüren ilaçlar mevcut olsa da doktorlar ve hastalar HDL olarak adlandırılan iyi kolesterolü artırmanın (birkaç puan bile olsa) ne kadar zor olduğunu bilirler.

Yüzde 5-10 oranında bir ağırlık kaybı HDL kolesterolünde beş puanlık bir artışa neden olabilir. Bu, HDL'yi yükselterek, bir bireyin kalp hastalığı geliştirme riskini düşürebilir. Erkekler için 40 mg / dl'den fazla ve kadınlarda 50 mg'dan fazla HDL kolestrolü kalp hastalıklarına karşı koruyucu görevi görür.

Kanda yüksek miktarda zararlı diğer yağ benzeri parçacıklar var. Bunlara trigliseritler denir. Yüksek miktarda trigliseritleri olan insanlar, diğer sorunlar arasında kalp krizi ve felç riski altındadır. Normal seviyenin 150 mg / dl'nin altında olması gerekirken, 200 mg / dl'nin üzerindeki herhangi bir miktar yüksek kabul edilir.

Vücut ağırlığının yüzde 5-10'unu kaybetmenin trigliseridlerde 40 mg / dl'lik bir düşüşe sebep olduğu gösterildi ki bu önemli bir düşüştür. Bu seviye, aşırı alkol alımının azaltılmasının yanı sıra, egzersiz yapılarak, konsantre şekerler, karbonhidratlar ve yağlar için düşük bir diyet uygulayarak daha da gelişebilir.

YÜKSEK TANSİYON
Fazla vücut ağırlığı, hipertansiyon vakalarının yaklaşık yüzde 25-30'unu oluşturur. Artan vücut ağırlığı hemodinamik anormalliklere ve kan basıncının yükselmesine neden olan diğer değişikliklere neden olur. Yüzde 5-10'luk bir kilo kaybıyla hem sistolik hem de diyastolik kan basıncı ortalama 5 mmHg azalır. Sebzeler, meyveler yiyerek ve az yağlı süt içerek, tuz kısıtlı bir diyet yaparak, bu kilo kaybı potansiyel olarak daha da yükseltilebilir.

DİYABET
Şeker hastalığını taramak ve tedavisini izlemek için kullanılan laboratuvar belirteçlerinden birine Hemoglobin A1C adı verilir. Bu belirteç normal seviye 6.5'in altında olmalıdır. Araştırmalar, yüzde 5-10 kilo vermenin bu işaretleyiciyi ortalama yarı yarıya azaltabileceğini gösteriyor. Bu, bazı anti-diyabetik hapların kan şekerleri üzerindeki etkisine yakındır.

İNSÜLİN DİRENCİ
Kilo artışı ile görülen bir başka durum, insülin direnci adı verilen bir fenomendir. Bu bozuklukta, pankreas insülin adı verilen hormonu normalden daha fazla üretir. İnsülin kan şekeri düzeylerini normal tutmaktan sorumludur. Bu durumda, dokuların insülin etkilerine karşı dirençli olduğu için yüksek düzeyde insülin gerekir.

Birisi insülin direncine sahip olduğunda, kandaki yüksek insülin seviyesi, özellikle bel bölgesinde, anormal kolestrole, bazen erkeklerde saç dökülmesine, kısırlığa ve kadınlarda hormon düzeylerinde belli bir değişikliğe neden olur. Yüzde 5-10 oranında kilo kaybının, insülin düzeylerini önemli ölçüde düşürdüğü ve bu nedenle bu koşulların tersine çevrilmesine yardımcı olduğu bulunmuştur.

UYKU APNESİ
Obstrüktif uyku apnesi, aşırı miktarda horlayan ya da uyku esnasında yeterli miktarda hava teneffüs edemeyen hastalarda sıklıkla teşhis edilen bir uyku bozukluğudur. Bunun nedeni, uyku esnasında duraklamalar ve solunum boşluklarıdır. Bu hastalık yetersiz oksijenasyona neden olur. Bu, gün boyunca yorgunluk ve uyku haline neden olur. Aynı zamanda, bazı hastalıkların tedavi, örneğin hipertansiyon gibi, süresini uzatır.

Uyku apnesi ortaya çıktığında, kandaki oksijen seviyeleri uyku sırasında çok düşüktür ve CPAP adı verilen bir solunum cihazı kullanılması gereklidir. Yüzde 5-10'luk bir kilo kaybının uyku apnesini düzeltebileceği ve bazen apne çok şiddetli olmadığı taktirde hastaları CPAP solunum makinesinden kurtarabileceği ihtimal dahilindedir. Bu, bazıları için büyük bir başarıdır, çünkü bir CPAP kullanmak hayat kurtarıcıdır, ancak bunu kullananlar tarafından sıklıkla hantal olarak algılanmaktadır.

İLTİHAP
Fazla ağırlığın insan vücudundaki hücrelere etkisini inceleyen çalışmalarda, yağ hücrelerinin ve özellikle de abdominal yağ hücrelerinin, kan damarlarında iltihaplanmaya neden olan çok sayıda madde ürettiği görülmüştür. Bu enflamasyon daha sonra plaklara ve pıhtılara neden olabilir ve kalp atım hızını etkileyerek kalp krizine neden olabilir. Kilo kaybı yüzde 10 düzeyine ulaştığında, kan dolaşımındaki iltihaplanmaya neden olan maddelerin seviyeleri önemli ölçüde düşer ve bu nedenle vasküler hasar riski de azalır.

Bütün bu faydalar yüzde 5-10 gibi düşük bir orandaki kilo kaybıyla ortaya çıkar. Nihai olarak kalp krizi veya felç geçirme ihtimalini de önemli ölçüde azaltır. Ilımlı bir ağırlık değişimi halihazırda muazzam sağlık yararlarına neden olmaktadır.