Son Yazılar

Son Yazılar
Browsing Category "Cinsel Sağlık"

Cinsel yolla bulaşan virüse dikkat!

- 13 Şubat 2020 Perşembe No Comments
Sağlıksız beslenmeden sigaraya ve küçük yaşta cinsel ilişkiye başlamaya dek birçok faktör rahim ağzı (serviks) kanseri riskini artırıyor. Ancak öncelikli risk unsuru; HPV virüsü. Özellikle genç kadınları tehdit eden ve sinsice ilerleyen rahim ağzı kanserini önlemekse mümkün. 

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Osman Temizkan, Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, rahim ağzı kanserine karşı tedbirler arasında başı çeken HPV aşısını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Rahim alt bölgesinin kanseri olan rahim ağzı (serviks) kanseri, tüm dünyada kadın jinekolojik kanserleri arasında üçüncü sırada yer alıyor ve en çok 35-55 yaşları arasında görülüyor. Sinsice ilerlediğinden çoğunlukla ileri evrede teşhis edilebilen bu tehlikeli hastalığa özellikle HPV virüsü denilen ve cinsel yolla bulaşan bir virüsün neden olduğunu belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Osman Temizkan "Bu kanser HPV infeksiyonları genç yaşlarda bulaştığından dolayı özellikle genç kadınları tehdit ediyor. Cinsel yaşamı olan her 2 kadından birisi, hayatının herhangi bir döneminde HPV virüsü alırken, buna karşın virüsü almak kanser olmak anlamına gelmiyor" diyor. Bugüne dek HPV virüsünün 100'e yakın çeşidinin tespit edildiğini, bunlardan 14 tanesinin onkojenik açıdan yüksek riskli olduğunu söyleyen Dr. Osman Temizkan "Olguların yüzde 70-80'inden iki çeşit HPV virüsü sorumludur. Kondom ve bariyer önlemleri, HPV enfeksiyonu riskini azaltır, ancak bu tam olarak koruyucu değildir" diyor.

HPV aşısı büyük ölçüde koruma sağlıyor

HPV aşısı ise rahim ağzı kanserinden büyük ölçüde koruma sağlıyor.Dünya Sağlık Örgütü de 9-13 yaş arası kızların aşılanmasını yani daha cinsel ilişkiye girmeden önce aşı yapılmasını öneriyor. Bu yaş grubundan sonra ise 45 yaşına kadar aşı yaptıranlar, henüz karşılaşmadıkları HPV tiplerine karşı aşıyla korunabiliyor. Doç. Dr. Osman Temizkan, HPV aşısı yapılsa bile rahim ağzı kanserine karşı düzenli Pap-Smear testi yapılmasının önemli olduğunu söylüyor. Cinsel yönden aktif olan ve 21 yaşın üstündeki kadınların 30 yaşına kadar 3 yılda bir PAP Smear testi yaptırması yeterli. 30 yaşından sonra Pap-smear testinin ne sıklıkla yapılacağı kişinin taşıdığı riske göre değişiyor.

Erken yaşta korunmasız ve bilinçsiz cinsel ilişki de etkili

Rahim ağzı kanserine HPV (İnsan Siğil Virüsü) virüsünün yanı sıra birçok faktör yol açabiliyor. Doç. Dr. Osman Temizkan; Erken yaşta korunmasız cinsel ilişki yaşayan, birden fazla cinsel partnerle ilişkisi olan, cinsel ilişki sırasında korunma yöntemi kullanmayan, genital bölge temizliğine dikkat etmeyen, sigara içen, yetersiz ve sağlıksız beslenen ayrıca ailesinde rahim ağzı kanseri geçmişi olan kişilerin daha yüksek risk taşıdıklarını söylüyor.

Bel ağrısı deyip geçmeyin!

Sinsice seyreden ve ileri evreye ulaşıncaya dek herhangi bir belirti göstermeyebilen rahim ağzı kanserinde bazı ipuçlarına çok dikkat etmek gerekiyor. Cinsel ilişkiden sonra ağrı, aşırı vajinal kanama ve akıntı ile kasık ve bel ağrısı da rahim ağzı kanserine işaret edebiliyor. Doç. Dr. Osman Temizkan rahim ağzı kanserinin önlenebilir bir hastalık olduğunu belirterek "Uygulaması oldukça kolay olan Pap-smear testi servikal kanserlerin yüzde 90'ını erken dönemde yakalayabilir. Serviks tarama çalışmalarının rutin olarak kullanıldığı ülkelerde serviks kanseri oranı yüzde 50'den fazla azalmıştır. Düzenli tarama testleri ve HPV virüsüne karşı koruyucu aşıların yapılması bu kanseri önleyebildiğinden hayat kurtarıcıdır" diyor.

Koruyucu aşı çalışması umut veriyor

HPV aşısının tedavi edici değil, koruyucu etkisi olduğunu belirten Doç. Dr. Osman Temizkan, son yıllarda serviks kanserlerine neden olan HPV virüsü ile ilgili tedavi amaçlı aşı geliştirme çalışmalarının da umut verici olduğunu belirterek "Günümüzde hastalığın seyrini ve seçilecek tedavi yöntemini; kanserin tipi, yerleşimi, evresi, büyüme hızı, hastanın yaşı ve tedaviye verdiği/vereceği yanıt belirliyor. Temel tedavi yöntemi cerrahi olmakla birlikte; ileri aşamadaki hastalarda radyoterapi ve kemoterapi seçilecek tedavi yöntemidir. Cerrahi tedavi yöntemi artık laparoskopik ya da robotik olarak yapılmaktadır. Bu yöntemlerle sinir koruyucu cerrahi yapılarak idrar kesesini ve bağırsak fonksiyonlarını korumak mümkündür. Ayrıca yapılan cerrahinin cinsel fonksiyonlara etkisi ortadan kaldırılmaktadır" diyor.

Büyük şehirler cinselliği öldürüyor!

- 3 Ekim 2019 Perşembe No Comments
Büyük şehirlerde yaşayan çiftler mutsuz! Yoğun iş temposu, trafik, stres derken birbirlerine vakit ayıramıyorlar. Bu da cinsel isteksizliği beraberinde getiriyor. 

İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Talat Yurdakul iyi bir cinsel yaşam için önerilerde bulundu, şehirden köye kaçmanın faydalı olabileceğini söyledi.

Büyük kentin sorunlarından yorulan ve köylerindeki o doğal yaşama geri dönmeye karar veren insanlar, yıllardır çocuklarının eğitimi, daha çok iş imkanı derken şehir hayatında sıkışıp kalıyorlar. Şehirdeki stresli yaşam şartlarının yanı sıra, yoğun teknoloji ve cep telefonu kullanımı cinsel hayatı olumsuz yönde etkiliyor. Bu durum birçok cinsel sorunu beraberinde getirerek çiftleri boşanmalara kadar götürüyor. İyi bir cinsel yaşam için önerilerde bulunan İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Talat Yurdakul, çiftlerin fırsat buldukça büyük şehirden daha organik bir yaşama kaçmalarının faydalı olabileceğini söyledi.

HER 5 ERKEKTEN 1'İ SORUN YAŞIYOR

Cinsellik uyku dahil 24 saat devam eden bir olgudur. Mutlu geçirilen zamanlar, size karşı ilgili bir partner bu işin olmazsa olmazıdır. Günümüzde büyük şehirlerdeki yaşam biçimi cinsel hayatımızı da kısıtlıyor. Trafikte harcanan uzun saatler, yorgunluk, işimizle ilgili kaygılar ve belki de aynı koşullarda yaşayan partnerlerimiz de bu durumdan etkileniyor. Yorgun argın ulaşılan evlerde partnerimizle birlikte geçirilen birkaç saati çocuklara mı evdeki sorumluluklarımıza mı yoksa kaldıysa motivasyonumuz eşimizle birlikte romantizme ve cinselliğe mi ayıralım?

Günümüz büyük kentlerinde yaşayan çiftler gittikçe birlikteliklerine daha az zaman ayırıyorlar. Mobil iletişim araçları ve internet sayesinde, bazen ihtiyaç bazen de çoğunluğa uyum sağlama adına cep telefonlarıyla ya da tabletlerle sosyalleşmek artık hayatımızın önemli bir parçası haline geldi. Bu da çiftlerin birlikte daha çok başbaşa geçirdikleri zamanı önemli ölçüde azalttı. Bu yaşam biçimi kadın ve erkekte orta yaşlarda daha fazla olmak üzere cinsel istekte azalmaya yol açıyor. Erkekte ise sertleşme problemlerinin ortaya çıkmasına veya var olan problemlerin artmasına neden oluyor. Türkiye'de her 5 erkekten 1'inde cinsel fonksiyon bozukluğu görülüyor. Artan antidepresan kullanımı da cinselliği etkiliyor.

ORGANİK TATİLLERE GİDİN…

Nasıl ki bu yaşam biçimi içerisinde fiziki sağlığımıza özen gösteriyor sağlıklı besleniyor, egzersiz yapıyorsak cinsel yaşamımızın devamı için de çaba göstermeliyiz. Genel sağlığımız için ofis egzersizlerinin üretildiği günümüz yaşam biçiminde, her zaman uyaranların olmasını beklemeksizin partnerimizle iletişime geçmeliyiz. Onunla fiziken aynı ortamda olmasak bile özel zamanlar ve birlikte planlayabileceğimiz aktivitiler yaratmaya çaba göstermeliyiz.

İşte iyi bir cinsel yaşam için önemli formüller:


  • Partneriniz ile zaman geçirin,
  • Biraz teknolojiden uzak durun, organik-doğal yaşamın olduğu yerlere, köyünüz varsa köyünüze tatillere gidin.
  • Alkol ve sigara, damar yapısına zarar vererek cinsel organlara giden kan akımını azaltır. Kaliteli bir cinsellik yaşamak için sigarayı mutlaka bırakın. Kadınsanız günde bir, erkekseniz günde iki kadehten fazla alkol almamaya özen gösterin.
  • Cinsellikte iyi performans süre ile belirlenmez. Bu nedenle kendinize fiziksel ve psikolojik yıpratıcı hedefler koymayın.
  • Yılların vücudunuzda yarattığı değişimler ve ideal imaj takıntısı özgüveninizi zedeleyip, sizi cinsellikten uzaklaştırabilir. Ancak zihinsel ve ruhsal çekimin en az fiziksel çekim kadar önemli olduğunu unutmayın.
  • Cinsel sorununuz olduğunda bunu partnerinizle paylaşmaktan kaçınmayın.
  • Stres; sertleşme sorunu, erken boşalma, cinsel isteksizlik gibi pek çok cinsel soruna zemin hazırlıyor. Kendinizi gergin hissediyorsanız stres yönetimi uzmanından yardım alın.
  • Yüksek kolesterol, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, kanser, hormonal dengesizlikler ve depresyon gibi birtakım sağlık sorunları erkeklerde sertleşme problemine, kadınlarda ise başta orgazm ve uyarılma sorunları olmak üzere birçok cinsel hastalığa yol açabiliyor. Bu açıdan, genç yaşlardan itibaren düzenli olarak sağlık kontrolleri yaptırarak önleminizi alın.
  • Duygusal durum, partneriniz ile iletişim, stres, uykusuzluk gibi birçok durum cinsel performansınızı etkiler. Tek seferlik başarısızlığı dikkate almayın. Sorununuz devam ederse bir uzmana başvurun.
  • Cinsellikte mekan ve uygun koşul aramayın. Gelişen karşılıklı isteklere açık olun.

Mutlu bir evlilik, sağlıklı cinsel yaşamdan geçiyor!

- 18 Haziran 2019 Salı No Comments
Evlilikte çok önemli bir yere sahip olan cinsellik, bireye doyum vermesinin yanı sıra eşler arasındaki bağın güçlü olmasına da katkı sağlıyor. 

Evliliğin bütününün sağlıklı olması için hem eşler arasındaki iletişimin hem de cinselliğin sorunsuz gitmesi gerektiğini belirten uzmanlar, her iki alandaki sorunlar da birbirini etkileyeceğini belirterek,mutlu bir evlilik ve sağlıklı cinsel yaşam için eşlerin sorunlarını konuşmalarının önemini vurguladı.

Dünyada her yıl 4 Eylül Dünya Cinsel Sağlık Günü olarak kutlanıyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi'nden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, Dünya Cinsel Sağlık Günü'nde cinselliğin çiftler arasındaki önemine dair önemli bilgiler verdi.

Cinsel problemler ilişkilerin bozulmasına yol açıyor

"Cinsel sorunların çoğu uygun yöntemlerle ele alındığında çözümlenebilir problemlerdir" diyen Çiğdem Demirsoy,

"Bu nedenle cinsellik utanılıp gizlenmesi gereken bir konu olarak görülmemeli yardım aramaktan çekinilmemelidir. Cinsel işlev bozukluğu yasayan kişilerde, kendilerinde ve yanı sıra partnerlerinde çeşitli psiko-sosyal sorunlar görülebiliyor. Bu psiko-sosyal sorunlar cinsel sorunlarda kimi zaman sebep, kimi zaman da sonuçtur. Cinsel terapi ile bunlar etraflıca değerlendirilip anlaşılabilir. Zamanında ele alıp çözüme kavuşmadığında cinsel yaşamdaki problemler çiftler arasında çatışmalara ve ilişkilerin bozulmasına yol açabilmektedir. Cinsel sorunlar, zamanında uygun yöntem ve tekniklerle ele alındığında evlilik ve ilişki çatışmaları gibi başka sorunların ortaya çıkması engellenmiş olacaktır" şeklinde konuştu.

Cinsel sorunların temelinde bilgi eksiklikleri ve hatalı öğrenme yatıyor

Cinsel sorunların birçoğunun temelinde bilgi eksiklikleri ve hatalı öğrenmeler olduğunu belirten Demirsoy, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hatalı bilgi ve inanışlar; cinsellikle ilgili beklentilerin abartılı olmasına veya cinsel ilişkiye dair kaygıların oluşmasına yol açarak çeşitli cinsel işlev bozukluklarına zemin oluşturur. Erkeklerde en sık karşılaşılan cinsel işlev bozukluğu empotans (sertleşme olmaması) ve erken boşalmadır. Kadınlarda ise cinsel isteksizlik, orgazm olamama ve vajinismus denilen; acı duyma korkusu ile vajinanın girişindeki kasların cinsel ilişkiyi imkânsız hale getirecek derecede istem dışı kasılması en sık karşılaşılan cinsel işlev sorunlarıdır. Cinsel işlev bozukluklarının yanı sıra çeşitli cinsel kimlik sorunları, mastürbasyona ilişkin kaygılar ve cinselliğe ilişkin çeşitli takıntılarla da başvurular olmaktadır.

Çocukluk döneminden itibaren doğru bilgi şart!

Ergenlik dönemi, üreme yeteneğinin kazanıldığı, cinselliğe ilginin arttığı bir dönemdir. Ayrıca bu dönemde cinsel tercih belirginleşir ve birey olma ihtiyacı ön plandadır. Sağlıklı bir cinsel gelişim için daha ergenliğe gelmeden çocukluktan başlayarak doğru bilgilerin edinilmesi gerekiyor. Bu noktada ailelerin çocuklarına nasıl bir cinsel eğitim verdiği ve daha da önemlisi nasıl bir kişilik kazandırdığı önemli. Cinsel ilişki de iki insan arasındaki bir ilişki biçimi olduğu için genel olarak insanlarla ilişki kurma ve iletişim becerileri, sorumluluk alabilme gibi özelliklerin ergenlik dönemine kadar kazandırılmış olması sağlıklı bir cinsel yaşam sürmesine katkı sağlayacaktır.

Çocuğunuzun sorularından kaçmayın

Cinsel eğitimde çocuğa neyin anlatılacağından ziyade nasıl anlatılacağı önemlidir. Çocuğun sorduğu sorulara kaçamak olmayan, açık net olarak, yaşına ve kavrayışına uygun cevaplar verilmelidir. Ebeveynlerin çocuklarda hangi yaşta nelerin görüldüğünü bilmesi yol gösterecektir.

Genel olarak dikkat edilmesi gerekenler: Çocuğun kendi bedenini kabullenmesini ve cinsel kimlik oluşumunu sağlamak, cinsel organların kötü, pis, tehlikeli olmadığını öğretmek ve cinsellikle ilgili korku ve kaygıları engellemektir.

İlişkilerin kabusu vajinusmus'un tedavisi mümkün!

- 5 Mayıs 2019 Pazar No Comments
Vajinismus, cinsel ilişki esnasında kadınların istemsiz olarak kasılması, bu kasılmaların genital bölgede yoğunlaşması ve kadının erkeği kendinden iterek uzaklaştırmasıdır.

Okan Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gökçenur Gönenç, vajinismus hakkında, ''Vajinismuslu kadınlar yaşadıkları hissi tarif ederken "sanki genital bölgelerinin girişinde bir duvar varmış gibi hissettiklerini, bu duvarın ilişkiye engel olduğunu" söylerler. Gerçekte olmayan bu duvarı farkında olmadan kendileri oluşturmaktadır aslında. Bilinçaltı, bedenin bir tehditle karşı karşıya olduğu algısı ile bedene vajina girimindeki kasları kastırmakta, "tehdidi" içeri almasını engellemektedir.

Vajinismusun görülme sıklığı kültürel farklılıklar gösterebilir. Dünya genelinde yaklaşık görülme sıklığı %1-2 civarındayken ülkemizde görülme sıklığı %10 civarındadır. Cinsel eğitimin tabu olduğu kültürlerde bireyler cinselliği arkadaşlarından, akrabalarından, gizlice sahip oldukları dergi ve kitaplardan edinirler. Edindikleri bilgiler yaşanmışlıklardan ibaret olan kadınlarda doğru bilgini yerini başkasının tecrübesi alır. Bu tecrübe olumsuz ise kadının cinsellikle ilgili ilk duvarları örülmüş olur'' dedi.

Yrd. Doç. Dr. Gökçenur Gönenç, ''Bilinçaltımız çocukluğumuzdan itibaren duyduklarımızla, gördüklerimizle ve yaşadıklarımızla şekillenir. Biz farkında olmadan, korkularımız, alışkanlıklarımız, kişilik özelliklerimiz belirlenir. Çocuklukta yaşanan bir takım travmalar bize hatıra olarak korkularımızı bırakır. Bu korkulardan biri ilk gece deneyimidir. Anlatılan hikayelerin çoğunda ilk gecenin çok ağrılı olduğu, çok kanama olduğu, kızlık zarının yırtıldığı, hatta kadın çok kasılırsa erkeğin içerde kalacağı ve o pozisyonda hastanelere gidip rezil olunacağı gibi gerçekte olmayan şehir efsaneleri bulunmaktadır. Bilinç altı bu hikayeleri alıp özümsemekte ve kadını ilk gece bütün bu "tehlikelerden" korumayı amaçlamaktadır. Zaman gelip çattığında korkular hortlayıp kadının bütün vücuduna yayılan, eşini itip kendinden uzaklaştıracak kadar kuvvetli kasılmalar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kadın o aşamada kendini o kadar çok kasar ki, genital organın girişi, geçişe izin vermeyecek şekilde kapanır. Zorlandığında sanki hiç geçilemeyecekmiş hissi uyandırabilir. Daha sonraki denemelerde de hüsran ile sonuçlanan girişimler çiftlerin zamanla birbirlerinden uzaklaşmalarına, ilişkilerinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olabilir. Vajinismuslu kadın kendini eksik hissedebilir, eşine karşı suçluluk duygusu içine girebilir. Erkekte ise reddedilmişlik duygusu, öfke ve hatta bekaret ile ilgili soru işaretleri oluşabilir'' diye konuştu.

Ülkemizde yaklaşık her 10 kadından 1'inde hafif veya ağır formda vajinismus görülebilir. Hafif vakalarda çiftler kendiliğinden bu sorunu aşabilirken orta ve ağır vakalarda tedavi gereksinimi olmaktadır.Çocuk yaştan itibaren muhafazakar yetiştirilen kadınlarda daha sık görülmesinin nedeni ise; ayıp, günah gibi kavramların çocukluktan beri beyne işlenmiş olması ve evlendikten sonra bile bilinçaltındaki bu fikirlerin kafadan kolay kolay atılamamasıdır. Kadın eşi ile birlikte olurken bile bilinçaltı onun suçlu, günahkar, utanması gereken bir insan olduğunu söyler. Cinselliği yaşamanın "temiz aile kızı" olmakla bağdaşmadığını düşünen kadınlarda daha sık görülen bu rahatsızlıkta kadın sadece eşinin mutluluğu için çaba gösterir ama bedeni buna izin vermez.

Gerçekte üreme organlarının sorunu değil de bilinçaltının yani beynin sorunu olan vajinismusun tedavisi de genellikle ilaçlarla veya ameliyatlarla değil, bilinçaltındaki yanlış inanış ve bilgilerin değiştirilmesi esasıyla sağlanır. Yrd. Doç. Dr. Gökçenur Gönenç, ''Vajinismus sadece kadının değil çiftin problemidir. Bu nedenle tedavide çiftin birlikte katılımı, uyumu, birbirlerine olan sevgi, saygısı ve sabrı temel taşları oluşturur. Tedavide amaç sadece fiziksel bütünlüğün değil, aynı zamanda ruhsal bütünlük ve doyumun sağlanmasıdır. Tedavisi aslında çok da zor olmayan bu problemin en sıkıntılı kısmı bunun aile meclislerinde dile gelmesi, aile büyükleri tarafından fikir beyanları, çözüm önerileri, sorgu - sualler ve doktora gitmekten çekinme, bu nedenle de mutluluğun ertelenmesidir'' dedi.

Deneyimli bir hekimle sorun çözülebilir

Okan Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gökçenur Gönenç, ''Bu aşamaları atlatıp profesyonel destek almak için başvuran kişilerde tedavinin süreci kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. Terapist öncelikle çifti tanımaya çalışır. Bir dizi soru ve gözlemlerinde sonra yetiştikleri aile, evlerinin fiziki yapısı, yaşadıkları ortam hakkında fikir sahibi olmaya çalışır.

Bu kadar detay bilgilerin edinilmeye çalışmasında amaç kişinin bu sıkıntısına neden olabilecek faktörlerin aydınlatılmasıdır. Bazen cümle içinde geçen bir kelime terapiste ışık tutabilir. Sorunun tespiti de tedavi sürecini hızla başarıya götürebilir. Bazı kadınlarda jinekolojik muayene konuya hakim bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından daha tedavi başındayken yapılırken bazı kadınlarda jinekolojik muayene bir süre yapılan egzersizlerden sonraya bırakılabilir. Tedavide standart yoktur. Kişiye özel tedavi planı uygulanır. Sonuca ulaşacağına inanmış bir çift ve onları bu amaca götürmek için deneyimli bir hekim birlikteliğinde çözülmeyecek sorun yoktur'' dedi.

Sizin ilişki tipiniz hangisi?

- 9 Ocak 2019 Çarşamba No Comments
Sevgilinizle, nişanlınızla, eşinizle ya da partnerinizle nasıl bir ilişkiniz var? İlişkinizin şekli, çocukluğunuza yönelik ipuçlarını içerisinde barındırıyor. Dört tip bağlanma şekli olduğuna dikkat çeken uzmanlara göre kusursuz bir ilişkinin de formülü var… Peki sizin ilişkiniz hangisine daha çok uyuyor?

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, ilişkilere yönelik önemli saptamalarda bulundu:

Çocukluk yaşantısı duygusal ilişkileri etkiliyor

Birçok araştırmanın farklı ilişki türü ve modelleri ortaya çıkardığını belirten Serkan Elçi, "Çoğunluk kanı, ilişkilerin aşkla başlamış olduğu tarafındadır. Aşkın insanlık tarihi boyunca var olduğu, her insanın hayatında en az bir kere yaşadığı ya da yaşamayı umut ettiği duygusal durum olduğunu biliyoruz.

Temel düzeyde; Freud aşkı cinselliğin yüceltilmesi olarak, Fromm ilgi, saygı ve sorumluluk olarak, Maslow ise kişinin kendisine güvensizliğiyle ilişkili olarak ya da kendini gerçekleştirme isteğini ortaya çıkaran bir duygu olarak görmüştür. Her araştırmanın yadsımadığı en önemli gerçek ise çocukluk yaşantısının yetişkinlik dönemindeki duygusal ilişkileri yüksek derece etkilediğidir.

Çocukluk dönemindeki fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarımızın ne denli karşılandığıyla ilişkili olan bağlanma stilleri temel güven ya da güvensizlik duygusu üzerine kuruludur. Bowlby'nin bu kuramında 4 önemli stil görülmektedir. Hangi bağlanma stiliyle büyütüldüğümüz, ilişkilerimizi de bu bağlanma stillerine göre yönettiğimizi açığa çıkarmaktadır.

Güvenli bağlanma stili olan yetişkinler; kendilik algısı olumlu, karşısındaki kişiye karşı da olumlu duygularla yaklaşır. Başkalarının kendisini nasıl gördüğünden ziyade kendisini nasıl gördüğü daha da önemlidir. Hem yakınlık kurmada hem de yalnız kaldığı zamanda da kendini yönetmekte oldukça başarılıdırlar. Bir başkasına bağlı olmakta mutluluk duyan, uzun süreli ilişkiler yaşayan, saygı ve güveni rahatlıkla duyan yetişkinlerdir.

Saplantılı bağlanma stili olan yetişkinler; kendilerine karşı olumsuz, karşısındaki kişiye karşı ise olumlu duygularla yaklaşır. Kendilerine olan güvenleri oldukça az olduğu için en temel kaygıları da terk edilmektir.

Kayıtsız bağlanma stili olanlar ise kendilerine karşı olumlu duygular beslerken, başkalarına karşı olumsuz duygular barındırırlar. Karşıdaki kişi tarafından reddedilmektense hiç ilişki içerisine girmemeyi ya da kendileri terk etmeyi tercih ederler. Bağımsız olmak onlar için çok daha önemlidir.

Korkulu bağlanma stili olan yetişkinler de hem kendisine hem de karşısındaki kişiye karşı olumsuz duygulara sahiptirler. İnsanların güvenilmez olduklarına olan inançları çok kuvvetlidir. Reddedilme korkusu fazla olduğu için, ilişkileri de yolunda gitmemektedir.

Kusursuz ilişkinin formülü var mı?

Yukarıda sıralanan çocukluk dönemine bağlı bağlanma stillerinin yetişkinlik dönemimizdeki duygusal ilişkilerimizi de şekillendirdiğine dikkat çeken Serkan Elçi, kusursuz ilişkinin formülünü ise şöyle açıklıyor:

"Bu bağlamda güvenli bağlanma yaşamış iki kişinin bir araya geliyor olması, kusursuz bir ilişkinin adı olmalıdır. Bu ilişkide hem duygusal yakınlık fazla olacaktır hem de karşılıklı dayanışmayla ilişki sürecektir. Birbirlerine karşı şefkati ve beğeniyi dile getirmek, ortak ilgi alanlarını keşfedebilmek, çatışmalarda sert başlangıç yerine, yumuşak geçişler yapabilmek, ortak hayaller ve hedefler oluşturabilmek sağlıklı bir ilişki için temel beklentilerdir. Diğer bağlanmalarla yetişmiş olan bir birey ise ya kendine ilişkiyi zindan edecektir ya da karşısındakine. Kendisinin sürekli onu terk edeceğini düşünen biriyle birlikte olmak mı yoksa aşkı fark ettiği anda kaçan, uzaklaşan biriyle birlikte olmak mı? İlişkiler düşüncelerin, duyguların ve davranışların iç içe geçtiği karmaşık bir dinamiğe bağlıdır. Hedef; karşıdaki kişiyi değiştirmek veya var olan sorunu ortadan kaldırmak değil, bu kişiyle birlikte, bu sorunların nasıl üstesinden gelineceğini belirleyebilmektir."

Hamile kalmak isteyen kadınlar

- 19 Kasım 2018 Pazartesi No Comments
Hamile kalmak isteyen kadınlar nelere dikkat etmeli? Hamile kalmak için hangi yaş aralığı uygun? Hamilelik öncesinde ne yenilmeli ne içilmeli? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Genç, akıllardaki tüm soruları yanıtladı, hamile kalmak isteyen anne adaylarına tavsiyelerde bulundu.

Sağlıklı bir hamilelik geçirmek ve bebeklerini sağlıkla kucaklarına almak isteyen anne adaylarına sadece hamilelik döneminde değil, öncesinde de önemli görevler düşüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Genç, anne olmak isteyenleri uyararak, "Hamilelik öncesinde yaştan beslenmeye, sağlık kontrollerinden egzersizlere kadar her alanda doğru planlamalar yapılmalı. Sağlıklı gebelik için iyi bir planlama şart" dedi. Peki, hamile kalmak isteyen kadınlar nelere dikkat etmeli? Hamilelik için hangi yaş aralığı uygun, ne yenilmeli ne içilmeli? Tüm bu soruların cevaplarını Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Genç verdi.

HAMİLE KALMAK İÇİN HANGİ YAŞ UYGUN?
Günümüzde kırsal kesimde genç yaşta evliliklerin arttığını, büyük kentlerde ise gebelik planlarının ileri yaşlara ertelendiğini hatırlatan Dr. Cüneyt Genç "Hamile kalmak ve bu süreci sağlıklı tamamlamak isteyenler öncelikle gebe kalma yaşlarına dikkat etmelidir. Beden gelişimleri tamamlanmadan hamile kalanlar önemli sorunlarla karşılaşabilirler. Gebe kalmak için ideal yaşlar 25 ila 35'tir. 24 yaş altındaki anne adaylarında kemik dokusu hala gelişmekte olduğu için kalsiyum takviyesi yapılmalı. Gebelikte önerilen günlük kalsiyum miktarı 1200 mg kadar çıkmaktadır. Bir bardak, yani 200 mililitre sütte 240 miligram kalsiyum vardır. Kalsiyum desteğini ilaç olarak almak böbrek taşı riskini arttıracağı için mümkün olduğunca besin şeklinde takviye etmek uygun olur. Erken yaştaki gebeliklerde halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak bilinen şiddetli gebelik tansiyonu-'preeklempsi' riski ve kemik çatı henüz tam gelişmediği için sezaryen doğum oranı daha yüksektir. 35 yaş üstü gebeliklerde yumurtaların yaşlanmasına bağlı olarak doğumsal anomalilerde ve sezaryen ihtimalinde artış, gebelik şekeri ve gebelik tansiyonu görülebilir. 40 yaş üstü kadınlarda ise hafif derecede kemik erimesi başlayabileceğinden günlük kalsiyum tüketimine dikkat edilmeli" diye konuştu.

HAMİLE KALMAK İÇİN İDEAL KİLO NEDİR?
Anne adaylarının gebelik sırasında olduğu gibi hamileliğe hazırlanırken de kilolarına dikkat etmeleri gerektiğini belirten Dr. Cüneyt Genç "sağlıklı gebelik ve sağlıklı bebekler için yaşam şeklimizi iyileştirmeliyiz" dedi ve şu tavsiyelerde bulundu:

"Anne adayları hamile kalmak için ideal kiloda olup olmadıklarını çok basit bir hesaplama ile bulabilir, buna uygun planlama ile sağlıklı bir hamilelik sürecine adım atabilirler. Vücut kitle indeksi kilonun, boy ölçüsünün metre olarak kendi karesine bölünmesi ile elde edilen değerdir. Örneğin kilonuzun 65, boyunuzun ise 1.65 olduğunu varsayalım. Bu durumda vücut kitle indeksiniz 65/ ( 1.65×1.65) = 23.8'dir. Vücut kitle indeksi değeri 18'in altında ise zayıf, 25'in üstünde ise kilolusunuz demektir. Yani değer 18-25 aralığında ise kilonuz hamile kalmak için idealdir. Çok zayıf (40 kilo altı) ya da fazla kilolu iken gebe kalmak problemlere neden olur. Ancak şunu unutmamak gerekir. Fazla kilolu gebe kalmak, fazla zayıf gebe kalmaktan çok daha fazla soruna yol açar. Gebelik şekeri, damar tıkanıklığı, safra taşları, insülin direnci, gebelik tansiyonu, doğumda zorluk ve hatta sezaryen ihtimalinde artış, fazla kilolu gebeliklere eşlik edebilir. Bu nedenle gebelik öncesi ideal kiloya ulaşmaya gayret edilmelidir.

SİGARA VE ALKOLÜN GÜVENLİ DOZU YOKTUR
Gebe kalmayı düşünen anne adayları sigara ve alkolden kesinlikle uzak durmalı. Bebeğe zarar vermeyen, güvenli sigara sayısı ya da alkol dozu yoktur. Azaltmak kesinlikle çözüm değil, kullanıldığı sürece risk hep vardır. Fazla sigara kullanımı erken doğuma, düşüğe ve bebeğin az kilo almasına neden olur. Alkolün her gün kullanılması ise bebekte doğumsal sakatlıklara ve zeka geriliğine yol açar. Gebelikte çay ve kahve gibi kafein barındıran gıdaların fazla tüketilmesi hem kansızlığa hem de çarpıntıya neden olduğu için risk arz edebilir. İçinde olduğu tam olarak bilinmeyen bitki çayları da mümkün olduğunca tüketilmemelidir. Bu alışkanlıkların gebelik öncesinde bırakılması daha uygundur. Diğer bir önemli konu ise et ve et ürünlerinin tüketimi. Çiğ et ve ürünlerinin tüketilmesi sonucu bulaşan toksoplazma paraziti bebekte çeşitli sakatlıklara yol açabilir. Bu nedenle anne adayları gebelik öncesinde ve sırasında, çiğ et ve ürünlerini (pastırma, salam vb.) tüketmemeye özen göstermelidir."

FOLİK ASİT ALIMINA GEBELİKTEN ÖNCE BAŞLAYIN
Folik asit vitamininin bebekte, kafatası ve omurga sistemi sakatlıklarının oluşma ihtimalini azaltacağını ifade eden Dr. Genç, anne adaylarına mümkün ise 3 ay önceden folik asit desteğine başlamaları uyarısında bulundu. Hamile kalmadan önce anne adaylarının sağlık kontrollerinin yapılmasının hem gebe kalmak hem de gebeliği sağlıklı sürdürmek açısından önemli olduğunun altını çizen Dr. Cüneyt Genç, şöyle devam etti:

"Gebelik öncesi tam kan sayımı, idrar kültürü, bulaşıcı hastalık testlerine bakılması ve bu hastalıkları geçirmemiş olan anne adaylarının aşılanması gerekir. Gebe olma ihtimali taşıyan kadınlar, içeriğini bilmedikleri ilaçları kullanmamalı, röntgen çektirecekleri zaman gebelik ihtimali hakkında mutlaka doktorlarını bilgilendirmelidir. Şeker veya epilepsi hastalığı taşıyan anne adayları hamile kalmadan önce mutlaka gerekli önlemleri almalıdır. Yüksek kan şekeri özellikle düşüklere ve bebekte kalp anomalilerine neden olur. Ortalama kan şekeri düzeyi normale döndükten sonra gebe kalınması ise bebeğin sakatlık riskini büyük oranda azaltacaktır. Epilepsi ilaçları maalesef bebekte 'nöral tüp anomalileri' denilen kafatası ve omurga sakatlığı risklerini arttırıyor. Epilepsi hastalığı olup gebe kalmayı düşünenler ilaç kullanımı konusunu mutlaka doktorlarına danışmalıdır. Ayrıca epilepsi hastası anne adaylarına, bebekte oluşabilecek anomalileri önlemek için gebelikten 3 ay önce yüksek dozda folik asit takviyesine başlamayı tavsiye ediyoruz."

GEBELİKTE AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞINA DİKKAT
Gebelik sırasında bağışıklık sisteminin zayıflamasına paralel olarak ağız ve diş problemlerinin sık görüldüğünü hatırlatan Dr. Genç, "Gebelik öncesinde her anne adayı ağız ve diş sağlığına önem vermeli ve uzman bir doktor tarafından kontrol edilmelidir. Gerekli tedaviler vaktinde yapılmalıdır. Anne adayları gebelik boyunca günde en az iki kez dişlerini yumuşak bir fırça ile fırçalamalı, gebelik sırasında amalgam dolgular çıkarılmamalıdır" değerlendirmesinde bulundu.

EGZERSİZLERE GEBELİK ÖNCESİNDE BAŞLAYIN
Egzersizlerin gebelik sırasında ve sonrasında anne adaylarına büyük fayda sağlayacağını belirten Dr. Cüneyt Genç'in sporla ilgili önerileri de şöyle:

"Hafif tempolu egzersiz hareketlerine gebelik öncesinde başlanmalı ve alışkanlık geliştirilmeli. Aksi halde gebelikte oluşan yorgunluk hissi ve değişken ruh hali, spor disiplini edinmeyi zorlaştıracaktır. Hamilelik öncesinde beden yürüyüş, yüzme, gebelik yogası ya da gebelik pilatesi gibi hafif tempoda aerobik egzersizlerine alıştırılırsa doğum da, sonrasında vücudun toparlanması da kolaylaşacaktır."

Mide ilaçları kısırlık yapıyor

- 29 Ekim 2018 Pazartesi No Comments
Mide yanması için kullanılan ilaçlar, genç erkeklerde kısırlık riskini üç kat artırıyor. Bu ilaçları kullanan erkeklerde sperm sayısı düşüklüğüne daha fazla rastlanıyor. Çok sık kullanırsanız genç yaşlarda çocuk sahibi olamamanıza sebep olabilir.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, sürekli mide ilacı kullanan erkekleri yakından ilgilendiren bu önemli sorun hakkında şu bilgileri verdi:

"Lansoprazol (Zoprol caps), Omeprazol (Losec, Prisolec tb) etken maddeli ilaçların kullanımı, düşük sperm sayısıyla ilişkilidir.

Araştırmalara göre, milyonlarca insana reçete edilen ve mide yanması için kullanılan bu ilaçlar genç erkeklerin bir kısmında kısırlığa neden oluyor. 20'li 30'lu yaşlardan itibaren altı ay ve daha uzun süreyle bu ilaçları kullananlarda düşük sperm sayısına rastlanma olasılığı üç kat daha fazla.
2015 yılında sadece İngiltere'de (midede yapılan asit miktarını azaltarak mide yanması ve ekşime gibi belirtileri gideren) bu ilaçlar 55 milyon kez reçete edildi.

Bu ilaçların maksimum kullanım süresi dört haftayken, çoğu insan aylarca hatta yıllarca kullanmaya devam ediyor.

Altı aydan daha kısa süre bu ilaçları kullanan erkeklerde sperm sayısı olumsuz etkilenmiyor ancak altı aydan uzun süre kullananlarda düşük sperm sayısına rastlanma sıklığında üç kat artış var. Yapılan testler bu azalmanın hareketli sperm sayısını daha çok etkilediğini ortaya koydu.

Bu duruma neden olan olası mekanizma, ilaçların bağırsaklardaki ortamı değiştirerek sağlıklı sperm oluşumunda hayati önemi olan Vitamin B yetersizliğine yol açması olarak düşünülmektedir. Kısa süreli kullanımlarda vücut buna adapte olabiliyor ama uzun süreli kullanımda bozulan denge tekrar kurulamadığından Vitamin B eksikliği ortaya çıkıyor.

Bu nedenle; çok masum gibi görülen bu tarz ilaçların gerekli olmadan kulaktan dolma tavsiyelerle kullanılmaması ve mutlaka ilgili branştan doktor tarafından yazılması gerekmektedir."

Op. Dr. Betül Görgen, bu ilaçların aynı zamanda kalp krizi, felç ve böbrek hasarı yapma potansiyeline sahip olduğunu sözlerine ekledi.

Kadınlarda cinsel isteksizliğin nedenleri

- 1 Ekim 2018 Pazartesi No Comments
Bilimsel olarak kadınlar ve erkekler biyolojik olarak aynı düzeyde dürtülere sahiptir. Toplumdan topluma değişmekle birlikte yetiştirme tarzı ve kadınlara yönelik baskılar nedeniyle cinsel isteksizlik kadınlarda daha fazla görülmektedir.

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji uzmanlarından Dr. Selin Baran kadınlarda cinsel isteksizliğin nedenlerini ve çözüm yollarını anlattı.

İnsanoğlu yaşamın devamı ve hayatta kalmak için bazı zorunlu davranışlar gösterir. Bu davranışlara dürtü adı verilmiştir. Bu dürtülerimizin amacı yaşamımızı sürdürmek yanında zevk ve haz almaktır. Cinsellik de yeme içme, uyuma gibi doğal bir dürtüdür. Yemek yeme dürtüsü uzun süre ertelenemez ama cinsellik dürtüsü ertelenebilir ya da baskılanabilir. Ancak tam olarak yok edilemez. Kadınlar ve erkekler biyolojik olarak aynı düzeyde dürtülere sahiptir. Ancak eski çağlardan beri kadınlar; gelenek-görenek, örf, adet, ahlaki ve din kurallardan dolayı cinsel dürtülerini baskılamak zorunda bırakılmıştır.

Erkeklerde ise tam tersi bir durum söz konusudur. Erkekler için ise cinsellik bir güç olgusudur. Toplumun erkeklere yönelik bu ayrımcı tutumundan dolayı cinsel dürtüleri baskılanmamaktadır. Oysaki ahlaki ve dini kurallar kadın ve erkek için eşittir. Ancak yetiştirme tarzından doğan kadınlara yönelik baskılardan ötürü toplumda cinsel isteksizlik kadınlarda daha fazla görülmektedir.

Doğru Bilinen Yanlışlar
Toplumda genel kabul gören bazı yanlış cinsel mitler vardır. Örneğin; ''cinsel eylemi erkek başlatmalıdır. Cinsel ilişki isteyen ve başlatan kadın ahlaksızdır'' şeklindeki mitler kadınların cinsel istek duymasını zorlaştırmakta veya isteğini ifade edememesine yol açmaktadır.

Cinsel uyarılma fizyolojisi kadın ve erkeklerde farklıdır. Erkekler görsel ve işitsel uyaranlardan uyarılırken kadınlar ise düşünsel, sözel ve duygusal uyaranlardan uyarılır. Erkeğin kafasında birçok sorun varken görsel ve dokunsal uyarılar erkekte cinsel uyarıyı tetikler. Ama kadının kafasında sorunlar ve birçok düşünce varsa duygusal ve sözel uyarıcılar yanında dokunsal uyaranlar olsa bile cinsel isteksizlik ve uyarılma bozukluğu olabilir.

Kadınlarda cinsel isteksizliğin nedenleri

  • Toplum baskısı
  • Cinsellik hakkında yanlış inançlar
  • Evde ya da işte sorunlar
  • Eş veya partnerle yaşanan duygusal ya da ilişkisel problemler
  • İlişki sırasında canının acıyacağı korkusu
  • Gebe kalma korkusu
  • Aşırı stres, depresyon, anksiyete gibi ruhsal sıkıntılar
  • Geçmişte yaşanan taciz, tecavüz ve cinsel istismarlar
  • Evlilik sorunları (Özellikle eşe karşı gizli öfke, kırgınlık, dargınlıklar, aldatılma)
  • Fiziksel hastalıklar
  • Kullanılan bazı ilaçlar
  • Doğum sonrası ilk aylar
  • Fiziksel olarak kendini çekici bulmama, bedeninden memnuniyetsizlik


Çözüm İçin İlk Öneri; Terapi
Cinsel sorunların tedavisinde isteksizliğin nedenine göre cinsel terapiler uygulanır. Cinsel terapi cinsel işlev bozuklukları konusunda eğitim almış psikiyatrist ve psikologlarca yapılır.

Cinsel terapi öncesi hastadan genel bir cinsel öykü, aile öyküsü ve geçmişi ile ilgili detaylı bilgiler alınır. Cinsel sorunu körükleyen bilinçaltında yatan psikodinamikler tespit edilir. Daha sonra hastalara genel psikolojik durumları ile ilgili ve cinsellikle ilgili bilgiler verilir. Yanlış ve eksik bilgiler varsa düzeltilir. Cinsel egzersiz ödevleri verilir. Cinselliğe "yeni bir bakış açısı" kazandırılır. Aile içi problemleri var ise "aile terapisi" verilir.

Aynı anda 2 kişiye aşık olunur mu?

- 11 Temmuz 2018 Çarşamba No Comments
Ayakları yerden kesen aşk hissi, aynı anda birden fazla kişiye duyulabilir mi?

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Psikoterapist Cem Keçe, aşk ile sevginin genellikle birbirine karıştırıldığını belirterek şunları söyledi:

"İnsan aynı anda birden fazla kişiyi sevebilir ama tek bir kişiye âşık olur. Birçok kişiye duyduğumuz sevginin hiçbiri diğerini geçersiz kılmaz. Örneğin, annemize olan sevgimiz babamızı daha az sevmemiz ya da hiç sevmememiz anlamına gelmez. Buna karşılık, bir partnere karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusu olarak bilinen aşk, iki kişi arasında yalıtılmış bir duygudur, ikinin birleşerek tek olma durumudur, üçüncü kişinin varlığı diğer ikisi arasındaki aşkı yok eder, geçersiz kılar. İnsan birçok kez âşık olabilir ama bu aynı anda olmaz. Yani aynı anda iki kişiye âşık olmak aşk duygusunun doğası gereği olası değildir, aynı anda birden çok kişiye duyulan şey sevgidir. Aşk ve sevgi iç içe geçmiş duygular olmaları nedeniyle çoğunlukla aynı anlama geldikleri düşünülür oysa aşk ve sevgi arasında siyah ve beyaz arasındaki kadar net bir ayrım vardır."

Keçe, aynı anda iki kişiye âşık olunamamasının en temel 6 nedenini ise şöyle sıraladı:

1- Sevgi Çoğul, Aşk Tekildir
Sevgi çoğul, yani kolektif bir duygudur, teklik, tekillik içermez, aynı anda birçok kişiyi, olguyu ya da kavramı sevebilmeyi içerir. Kimse yaşamında sadece tek bir şeyi sevmez. Oysa aşk tekil bir duygudur. İnsan âşık olduğu bir kişiden vazgeçmeden başka birine âşık olamaz. Dolaysıyla aşk aynı zamanda bir vazgeçiştir. Birini sevmek için başka birine olan sevgimizden vazgeçmemiz gerekmez ama aşk ancak birine olan aşkımızdan vazgeçtiğimizde başka birine yönelebilir.

2- Sevgi Bağımsızlık, Aşk Bağımlılıktır
Sevgi yalnızca bir tek kişiyle sınırlı kalamaz, paylaşılır ve paylaşıldıkça artar. Sevgi, seven ile sevilen arasındaki sınırların ve bağımsızlığın korunduğu bir duygudur. Aşk himaye edilmek, anlam ve önem kazanmak, bir başkasının içinde erimek, hem öteki olmak hem ötekini kendin yapmaktır. Bu anlamıyla aşk bir bağımlılıktır.

3- Sevgi Bilinçli, Aşk Bilinçsizdir
Sevgi, bilme, tanıma, kabul etme eylemlerinin sonucunda oluşur çünkü tanımadığımız, bilmediğimiz bir kişiyi sevemeyiz. Birini tanıdıkça sever, sevdikçe daha çok tanırız. Diğer bir ifadeyle emek gerektiren sevgi, bilinçli bir seçimdir. Birini mantığımızı kullanarak seçer, tanır ve severiz. Sevdiğimiz kişiyi eksiklerinin farkında olarak severiz ve onu niye sevdiğimizi biliriz. Oysa aşk, bilinçsiz ve tartışmasız bir kabul ve onay ile hiç tanımadığımız bir kişiye karşı hissedebildiğimiz bir arzu ve tutkudur. Âşık olduğumuz kişinin kusurlarını görmeyiz, bununla da kalmaz o kişiyi kusursuz bir idol olarak algılarız ve ona neden âşık olduğumuzun bilinç düzeyinde farkında olmayız. Ancak insan karar vererek âşık olamaz ama karar vererek sevebilir."

4- Şehvete Bulanmış Aşk, Şefkate Bulanmış Sevgi
Sevgi bir süreçtir, kimse kimseyi görür görmez sevmez. Oysa arzunun fitilini ateşlediği aşk, görür görmez olabilir. Aşk, seks, duygu ve değerlerin toplamı olan bir yatırımdır. Aşkta cinsel istek, zevkin arayışıdır ve her zaman bir ötekine odaklanır. Bu zevk arayışı, ötekinin ele geçirildiği, öteki tarafından da ele geçirilmiş olunan ve iki tarafın birbirine nüfuz ettiği duruma ulaşmaya çalışır. Şehvete bulanmış aşkta duyulan arzu ve tutkunun sonucu olarak seks vazgeçilmez bir bileşendir. Jose Ortega Gasset'in söylediği gibi 'Duygusal bir etkinlik olarak sevgi, bir yanda tüm zihinsel işlevlerden, algılama, düşünme, inceleme, anımsama, imgelemeden, öte yanda da çoğu zaman karıştırıldığı arzudan ayrılır. İnsan susadığı zaman bir bardak suyu arzu eder ama onu sevmez.

Kuşkusuz arzular sevgiden doğar, ama sevginin kendisi arzu değildir.' Şefkate bulanmış sevgi cinsellik içermez. Çünkü şehveti seven seks ile şefkat ateş ile su gibidir, bir arada bulunamazlar. Ancak uzun evliliklerde yıllar içinde seks ve şehvet ikinci plana düşer. Aşk, şehvet, sevgi ve dostlukla başlayan evlilikte önceliğin sadece şefkate bulanmış sevgi olarak kalması yıkıcı sonuçlara sebep olabilir. Oysa şehvete bulanmış aşk, cinsel istek ve erotik özlem çiftlerin temel bağı olmalıdır. Aşk zamanla bitse ve sevgiye dönüşse bile, bu sevgi şefkate değil, şehvete bulanmış olmalıdır. Uzun soluklu ilişkilerde şehvetin dört ilkesi vardır: (1) Reddedilmeyi göze alarak istemeye devam etmek, (2) yeniliklere açık olmak, (3)tutkulu aşık rolü ve şehvetli kadın rollerini oynamak ve (4) ulaşılmazlık, gizem ve yasak arzuları içeren cinsel fanteziler kurmak ve bunları aşk oyunlarına dönüştürmek...

Ayrıca şehvetin devamı için ilk önce erkeğin kadını yalnızca sevmekle kalmayıp aynı zamanda ona şehvet duyması ve bunu bakışlarıyla, dokunuşlarıyla hissettirmesi ve romantizm sunması, daha sonra kadının da erkeğe erotizm sunması ve erotik tavırlarla kışkırtmaya devam etmesi gerekir.

5- Sevgi Uysal, Aşk Asidir
Aşk muhakemenin olmadığı, inatçı ve koşulsuz bir benimsemedir. Aşk kendisinden ödün vermez, kendi kuralları, kabulleri ve tutumlarını kendi oluşturur. Âşık olduğumuzda karşımızdakine eleştirel olmayan bir ilgi duyarız. Aşk esnek değildir, bükülemez, bölünemezdir. Rochefoucauld'un söylediği gibi 'Aşk bir ayaklanmadır. Âşık kişi eleştiri adına kendisine yönelen her ussal belirlemeye bir ayaklanmayla karşılık verecektir.' Sevgi ise eleştiriye, hoşgörüye tartışmaya ve uzlaşmaya açık bir esnekliğe sahiptir. Aşk gizemle beslenir ve er ya da geç aşka acı bulaşır, sevgi ise güvenli bir limandır.

6- Sevgi Sıcak, Aşk Yakıcıdır
Aşk, sevgiyi de içerir ama baskın olan ve ayakları yerden kesen yakıcı bir tutku ve arzudur. Sevgi ise şefkat, samimiyet ve güveni içerir. Aşkta hissedilen tutku ve arzu tatminsiz bir yoğunlukta olduğundan özlemle doludur; çünkü yoğun arzu daima yoksunluk duygusu yaratır. Aşkın da temelinde eksiklik, yani sahip olunmayanı arzulama vardır. Freud 'İnsanoğlunun erotik yaşamındaki sayısız tuhaflık ve âşık olma sürecinin kompulsif karakteri, çocukluğa başvurmaksızın ve çocukluktan kalma etkiler değerlendirilmeksizin neredeyse anlaşılmazdır,' demiştir. Çünkü herkesin ilk aşk nesnesi anne ya da babasıdır ve her yetişkin ilk aşk nesnesinin içsel imgesini temsil eden bir âşık arar. Diğer bir ifadeyle âşık olmak, ilk aşk nesnesiyle yeniden bir araya gelmeyi temsil eder. Âşık olurken, çocuklukta oluşan ve ego sınırlarının olmadığı içsel aşk imgesinin kusursuz birlikteliğine dönüş arzusu canlanır.

Aşk nesnesi ego idealinin yerini alır; yani kişi, âşık olduğu kişiyi kendisinin bir parçası yapar. İşte bu yüzden aynı anda yalnız bir kişiye âşık olabiliriz, çünkü tek içsel aşk imgesine sahibizdir. Bu özellikleriyle aşk, sevgiden çok daha şiddetli ve yoğun bir duygudur ve âşık olduğumuzda bu duygumuzu o kişiye var gücümüzle yöneltiriz. İki kişiye birden âşık olmamızın mümkün olmaması bu kadar güçlü bir duyguyu aynı anda iki ayrı kişiye yöneltecek kudrete sahip olmamızdan da kaynaklanıyor olabilir.

Mutlu evliliğin 14 altın kuralı!

- 1 Mayıs 2018 Salı No Comments
Türkiye'de boşanma oranları her geçen yıl daha da artıyor. "İlişkilerde güven duygusu yitirilmediği takdirde evlilikte çözülemeyecek sorun yoktur" diyen uzmanlar, çiftlere "Güvendiğinizi belli edin, dürüst olun, iyi dinleyin, yenilikler yapın, birbirinize zaman ayırın" önerilerinde bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, güven duygusunun mutlu bir evliliğin anahtarı olduğunu vurguladı.

"Güven duygusunu yitirmediğinizde evlilikte çözülemeyecek sorun yoktur" diyen Öztekin, uzun ve sağlıklı bir evlilik hayatı için çiftlere şu önerilerde bulundu:

1-Eşinizi önemsediğinizi ve sevdiğinizi hissettirin. Bunun için büyük şeylere gerek yok. Gün içinde yapacağınız iltifatlar, güzel sözler ona kendini özel hissettirecektir.

2-Eşinizi fark edin. Onun saçını boyadığını, zayıfladığını, sizin için yaptığı küçücük de olsa özel bir şeyi görün ve takdir edin.

3- İyi dinleyici olun. İyi evliliğin yolu iyi iletişimden geçer. Katılmasanız dahi onun ortaya koyduğu fikirlere saygı duyun ve sonuna kadar dinleyin. Söylemek istediğinizi dolaylı yollara sapmadan net bir şekilde ifade edin.

4-Birbirinizin en yakın arkadaşı olun. Evlilik sadece birlikte yaşamak değildir İhtiyacı olduğunda yanında olun. Unutmayın, aslında her biriniz, bir diğeri için oradasınız. Hiçbir şey bundan daha değerli olamaz.

5- Yenilikler yapın. Evliliğinizi monotonluktan kurtarmak için kaliteli zaman geçirmek önemli. Bunun için olanaklar yaratın. Beklenmedik küçük sürprizler yapın. Ortak zevklerinize uygun paylaşımlar yaratın.

6-Öfkelendiğinizde asla şiddete başvurmayın. Mola verin, ortamı terk edin, duş alın veya uyuyun. Müzik dinleyin. Çatışmalarınızı yıkıcı değil, yapıcı olarak ele alın. Kendinizi onun yerine koyun ve empati yapın. Eşinize verdiğini düşündüğünüz zararın aslında evliliğinize verdiğini unutmayın. Önemli olan anlaşmazlıkların varlığı değil, onları çözerken ilişkinizi en az yıpratacak yöntemi uygulamanızdır.

7-Birbirinize olan ilgisizliğinizin nedenini bulun. Kıskançlıklar, hep bir arada olma, maddi sorunlar, ilginin çocuklara kayması, evlilik sorumluluklarının ağır gelmesi ve gerçekçi olmayan beklentiler çiftlerin birbirine olan ilgisini azaltabilir.

8-Hayatınızı çocuklara göre değiştirip kısıtlamayın. Eşlerden biri çocuklara çok düşkün olursa, evliliğin dengesi bozulabilir.

9-Kendinize zaman ayırın. İlişkilerde bireylerin kendilerine zaman ayırması da oldukça önemli. Ancak birlikte ve ayrı ayrı geçireceğiniz zamanlar konusunda hem fikir olun.

10-Eşinizin ailesi ile ilişkisine müdahale etmeyin. Onları ziyaret etmesi, onlara vakit ayırması gerektiğinde anlayışlı olun. Ailelerinizin yanında birbirinizi eleştirmeyin, suçlamayın. Eşinizin ailesi ile ilgili sorunlar yaşadığınızı düşünüyorsanız ailesini suçlayıcı, hakaret edici bir dil kullanmadan bu sorunları eşinizle paylaşın. Sorunları birlikte çözmeye çalışın veya eşinizin çözmesine fırsat verin.

11- Aileniz ile evliliğiniz arasına sınır koyun. Kendi ailenizin evliliğinize müdahale etmesine, sizin adınıza karar almalarına izin vermeyin.

12-Eşinizin geçmişi ile ilgili konuları, hataları sürekli gündeme getirerek hayatını sorgulayıp evliliğinizi yıpratmayın.

13-Ruhsal ve bedensel sağlığınız konusunda konuşun. Yaşadığınız depresyon, bağımlılıklarınız; sigara, alkol, madde, kumar gibi sorunlarda dürüst olun. (Bu tür konuları evlilik öncesinde konuşmayı deneyin çünkü daha sonra öğrenildiğinde yıkıcı olabilir.)

14-Evliliğinizdeki sorunları çözmekte zorlandığınızda uzmanlara danışmaktan ve evlilik terapisi almaktan çekinmeyin. Eğer sorunlarınızı birlikte çözemeyeceğinize karar verirseniz, bir uzmandan destek almanızda fayda var.

Kalp mi önce gelir seks mi?

- 10 Nisan 2018 Salı No Comments
Demiseksüellik: Kalbime dokunmadan bedenime asla!

İster fiziksel ister duygusal düzeyde olsun hepimiz farklı insanlardan hoşlanıyoruz. Bazılarımız uzun boylu, kaslı erkeklerden hoşlanırken bazılarımız mavi gözlü ve kahverengi saçlı kızlardan hoşlanıyoruz. Tüm arkadaşlarınızın hoşlandığı bir film yıldızını asla arzulamazsanız bu sizi tuhaf yapar mı? Tabii ki değil! Bu, demiseksüel olduğunuz anlamına gelebilir.

Peki demiseksüellik nedir? Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, aseksüel ve seksüel spektrumunun ortasında yer alan demiseksüellik hakkında şu bilgileri verdi:

FİZİKSEL GÖRÜNÜŞE İLGİ DUYMAZLAR
"Biraz zamana ihtiyaçları vardır, cinsel dürtülerin harekete geçmesi için karşıdaki kişiye değer vermeleri, karşıdaki kişi tarafından değer gördüklerini hissetmeleri gerekir. Yani birçok insanın gelenekesel olarak da benimsediği ilişki tercihi denilebilir. Şipşak hoş bulduğunu değil, dürtüsel olarak hissetiği şehveti önceleyerek değil, değer duygusunu, duygusal bağı, anlaşılmayı ve anlamayı, bu yolla duygusal bir frekans yakaladıkları zaman cinselliği yaşamayı tercih eder harekete geçerler.

Bir demiseksüel, yalnızca ikincil cazibe düzeyinde birini cinsel olarak çekici gören bir kişidir. Demiseksüellerin, fiziksel olarak çekim hissetmeleri için o kişiyle önceden duygusal bağ kurmaları gerekir. Temelde, demiseksüeller insanların fiziksel görünüşlerine ilgi duymazlar. Duygusal olarak uyumlu olmayan birine şehvet ya da cazibe duyma dürtüsü yoktur.

Demiseksüeller romantik ilişki yaşadıkları insanlara cinsel olarak ilgi duyabilirler, çünkü bu ilişki içinde bir arkadaş ilişkisinde olduğu gibi duygusal bir ilişki vardır.

BİRİNCİL VE İKİNCİL CAZİBE NEDİR?
Birincil cazibe, görünüm, stil veya kişilik gibi bir kişinin hemen dış görünüşüne olan çekimdir. Yani, bir demiseksüel kişi, yeni biriyle tanıştığında cinsel istek duymayacak. Dolayısıyla ilk görüşte şehvet olmayacaktır. Hayır, demiseksüel insanlar "kesinlikle onunla cinsel ilişkiye gireceğim!" cümlesini söylemek yerine, "önce derin bir ilişki, değer duygusu inşa ettikten sonra cinsel ilişki gelir" düşüncesini öne süren ikincil cazibe evresinde olurlar. Bunun anlamı ise, bir demiseksüel, ilk önce birini herhangi bir cinsel çekimden önce tanıması gerektiği anlamına gelir.

ASEKSÜELLİKTEN FARKI NEDİR?
Bir aseksüel, hiçbir şekilde birine cinsel çekim hissetmez. Fiziksel davranışlar söz konusu olduğunda başkalarında olan cinsel dürtülere sahip değildirler, seks onun için konu dışıdır.

DEMİSEKSÜELLER SEKS HAKKINDA NE HİSSEDERLER?
Demiseksüeller, tıpkı demiseksüel olmayanlar, aseksüeller ve seks yapmak isteyen / istemeyen herkes gibi benzer şekilde seks ile ilgili farklı duygulara sahiptirler. Bir demiseksüel olmanın bekaret, evlilik öncesi cinsiyet ve hepimizi farklı kılan diğer kişisel inançlara ilişkin görüşleri yoktur. Hepimiz seks hakkında nasıl hissetmek istediğimizin farkına varıyoruz. Bir sürü insana çekici gelen ve onlarla seks yapan insanlar olabilir. Demiseksüel olmak, biri tarafından cinsel olarak uyarılmadan önce daha fazla duygusal ilişki ihtiyacında olmak demektir. Duygsal bağda sorun varsa eşiyle dahi sex ihtiyacı duymaz, anlaşılmak, değer görmek kalbinde kişiye yer vermiş olmak önceliklidir.

DEMİSEKSÜELLER SEKS YAPMAKTAN HOŞLANIRLAR MI?
Tabii ki! Demiseksüel olmak, cinsel ilişkiye girmekten ve ondan keyif almaktan alıkoyacak fiziksel engeller içermez. Aslında, bu demiseksüel olma temelini oluşturur. Seks yapmak ve seksten keyif almak istemek için önce biriyle duygsal ilişki, duygusal bir değer atfetmeleri gerekiyor. Ancak bu ilişkiyi kurduktan sonra, demiseksüeller istedikleri kadar çok ya da az seks yapabilirler, seksten zevk alabilirler."

DEMİSEKSÜEL OLMAK KÖTÜ BİRŞEY Mİ?
Sahi demiseksüel olmak kötü birşey mi? Uzman Klinik Psikolog Mehmet Başkak, bu konuda şu tesbitlerde bulunuyor:

"Sen olduğun kişisin ve kendine özgüsün. Kendinizde herhangi bir cinsellik türünü tanımlama konusunda baskı hissetmeyin. Kişilerin değer duygusuna göre ilişki türlerini belirlemesi anlaşılır bir durum. Demiseksüel olmak, bir hastalık veya düzeltmeniz gereken bir kusur değildir. Kendinizde herhangi bir cinsellik türünü tanımlama konusunda baskı hissetmeniz doğru olmaz. Birine karşı özel duygular hissetmek, kalbi bir yakınlık hissetmeyi öncelemenin nesi yanlış? Kişilerin inançları, değer yargıları, kişisel özelliklerine göre bir tercihi olması anlaşılır bir çeşitliliktir."

İyi giden ilişkiyi bozmanın 7 yolu!

- 25 Aralık 2017 Pazartesi No Comments
Yaşadığınız ilişkiyi sağlıklı sürdürebilmek ya da bitirmek sizin elinizde. Çoğu zaman belki de farkında bile olmadan yaptığınız bazı davranışlar, ilişkinizi zehirleyebilir. Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, ilişkinizi zehirleyen ve kaçınmanız gereken yedi davranışı anlattı.

KURCALAMAYI BIRAKIN
Partnerinizle ilgili birşeyleri onun haberi olmadan karıştırmaktan vazgeçin. Bir ilişkiye en çok zarar veren şey güvensizliktir.

Kız arkadaşınızın e-mailini gizlice okumayın.
Erkek arkadaşınızın cep telefonunu karıştırmayın.
Sevgilinizin internetteki arama geçmişine bakmayın.
Sevgilinizin Instagram'da hangi fotoğrafları beğendiğini araştırmaktan vazgeçin.
Sevgiliniz Whatsapp'ta online mi Facebook'ta kime yorum yazmış, kim ona yorum yazmış takibinden vazgeçin.

Ayrıca, bir kadının çantasının asla karıştırılmaması gerektiğini de aklınızdan çıkarmayın.
Bir şey size ait değilse, uymanız gereken basit bir kural var: Ona dokunmayın.

Güvensizlik güvensizliği doğurur.
Şayet romantik ilişki yaşadığınız biri varsa, beraber olduğunuz bu kişiye güvenin. Sevgilinizin sizinle gönül eğlendirdiğini düşünüyorsanız ya da ona güvenmiyorsanız, yapmanız gereken şey bu ilişkiyi devam ettirmek için sizi motive eden şeyleri ve güven konusunu gözden geçirmek. Eski sevgililerinizin yaptıkları yanlışlar üzerinden, yeni sevgilinizi yargılamayın ve onu cezalandırmayın.

Partnerinizin arkasından işler çevirmeyin. Bu, sağlıklı bir ilişkide olmaması gereken ve sadece partnerizin size duyduğu güveni zedeleyemeye yarayacak bir davranış.

KISKANÇLIK YAPMAKTAN VAZGEÇİN
Partnerinizin beraber olduğu kişi sizsiniz, değil mi?

Partneriniz ne zaman bir akşamı arkadaşlarıyla dışarıda geçirmek istese ya da iş arkadaşlarından biriyle öğle yemeğine çıksa, kıskançlık yaparsanız, başka birinin olma ihtimali ortaya çıktığında sizinle sağlıklı bir iletişim kurma yolunu ona kapatmış olursunuz.
Gerçekten sakin olun.

Güvensizlik duygularınızı kontrol altında tutun. Sevgilinizi kıskanıyorsanız, sevgilinize onu kıskandığınızı söyleyin ve bunun nedenlerini açıklamayı deneyin. Bir ilişkide sağlıklı iletişim kurmanın çok büyük öneme sahip olduğunu siz de göreceksiniz.

KAVGALARINIZI SAVAŞA ÇEVİRMEKTEN KAÇININ
Bir tartışma anında sevgilinizin kişiliğine saldırı içeren cümleler sarf etmeyin. Bu tür sözler aranızdaki yakınlığa ve sevgiye büyük zarar verecektir.

Birbirinizin zayıf yönlerini ve birbirinize ait sırları biliyorsunuz.

Kızgınlığa kapılıp, kavga anında normalde söylemeyeceğiniz şeyleri söylemek çok kolaydır fakat bu asla kabul edilemez.

Tartışma konusu neyse onu anlamaya çalışın, birbirinizi dinleyin ve problemi beraberce çözmeye çalışın.

Birbirinizin hassas olduğu konuları biliyorsunuz.

Bunu bildiğiniz için sevgilinize ne söylerseniz onu incitirsiniz, bunun çok iyi farkındasınız ve bunu yapacak gücünüz de var ama asla bu gücü ona karşı kullanmaya kalkmayın.
Yaparsanız, ilişkinizde artık tamiri mümkün olmayan bir güven kaybına sebep olmuş olursunuz.

ESKİ KAVGALARINIZI, KIRGINLIKLARINIZI GÜNDEME GETİRMEYİN
İkinizin de kızgın olduğu bir anda, partnerinizin üç ay önce söylediği bir sözü şimdi gündeme getirmek, halihazırda yaşadığınız problemi çözmeye yardımcı olacak mı? Olmayacak.

Partnerinizin geçmişte sizi kızdıran bir dizi davranışını not edip, bunları sonradan ona karşı sürekli bir mermi gibi kullanmak sağlıksız bir davranış olmakla birlikte aynı zamanda ilişkinizi zehirleyecek nitelikte. Eski kavgalarınızı ısıtıp tekrar tekrar gündeme getirmeyin.
Unutun gitsin.

TEHDİT ETMEYİN YA DA ÜLTİMATOM VERMEYİN
Kişinin partnerine karşı duygusal terörizm uygulaması asla tasvip edilecek bir davranış değildir. Partnerinizi ayrılmak, boşanmak, tüm eşyalarını camdan aşağı atmak, intihar etmek, adam öldürmek, ortak arkadaşlarınıza sizin ne kadar kötü biri olduğunuzu anlatmak ya da bunlara benzeyen tehditlerle esir almayın.

Bunu gerçekten yapmayın. Eğer bu tehditler size yapılıyorsa da tahammül göstermeyin ve ilişkinizi bitirin.

KİRLİ ÇAMAŞIRLARINIZI SOSYAL MEDYAYA SERVİS ETMEYİN
Twitter'da gerçekten biraz safça biraz da saldırganca yapılan aşkın acı çekmek olduğu ya da hayatın hiç adil olmadığı gibi konularla ilgili statü yenilemelerine ya da bazı imalı mesajlara hiç gerek yok.

Mesajlarınızın muhatabı olan kişi dahil herkes sizin kimden bahsettiğinizi anlıyor.
Sizi üzen bir konu varsa, bunu direk sizi üzen kişiye söyleyin.

O nedenle, sosyal medyaya kirli çamaşırlarınızı servis etmekten vazgeçin. Bunun yerine enerjinizi sevdiğiniz insana olan sevginizi göstermek için harcayın.

SEVGİLİNİZİN HAYATTA İHTİYAÇ DUYDUĞUNUZ TEK ŞEY OLDUĞU DÜŞÜNCESİNDEN VAZGEÇİN
Birini hayatta ihtiyacınız olan her şey gibi görmek, ona böyle bir önem atfetmek çok güzel, çok romantik, çok şiirsel ama gerçekte durum böyle olsaydı, sonuç felaket olabilirdi. Çünkü tüm mutluluğunuzu hayattaki en kırılgan ve değişken bir varlığa bağlamış olacaktınız; yani başka bir insana.

Çiftlerin birbirlerinde boğulmamaya dikkat etmeleri gerekir. Tüm mutluluğunuzun kaynağı olarak bir kişiyi görmek gerçekçi ve adil olmamakla birlikte aynı zamanda tehlikeli de. Başka bir kimsenin omuzlarına bundan daha büyük bir yük yükleyemezsiniz.

Partnerinizin de sizin de ilişkiniz dışında başka ilgi alanları ve ayrı hayatları olsun. Aynı şeyleri sevmek zorunda değilsiniz. Neden öyle olsun ki? Birinin bir şeyi sevmesini aynı şeyi sevmeden de takdir edebilirsiniz.

Ortak ilgi alanlarınız ve isteklerinizin olması ilişkiniz için önemli olsa da, her şeyi beraber yapmak zorunda değilsiniz. Siz kimseniz o olmaya devam edin, zaten partnerinizin aşık olduğu haliniz de o halinizdir.

Erkeklerin aldattığını gösteren 12 işaret

- 9 Eylül 2017 Cumartesi No Comments
Eşinizle uzun bir süredir mutlu bir ilişki yaşıyordunuz ama son zamanlarda ilişkinizde yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu düşünüyorsunuz.

Belki de hayatta inanmak isteyeceğiniz son şey ama eşinizin sizi aldattığından şüpheleniyorsunuz. Peki, eşinizi yalan makinesine bağlamadan ya da özel bir dedektif tutmadan onun sizi aldatıp aldatmadığından nasıl emin olabilirsiniz?

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, bir erkeğin karısını aldattığını gösteren bariz işaretler olduğunu söylüyor. Psikolog Başkak, birçok kadının göz ardı ettiği 12 aldatılma işaretini yazdı.

1. Gömleğinin yakasında ve giysilerinde ruj lekeleri, vücudunda cinsel birliktelik esnasında oluştuğunu düşündüğünüz bazı izler, saçında ya da giysilerinde başka bir kadının kokusu… Sabah başka iç çamaşırıyla gidip akşam başka iç çamaşırıyla dönenler. Özellikle de bütün bunlar bir kereden fazla oluyorsa…

2. Dış görünüşüne kafayı takmış durumda mı? Belki daha iyi giyiniyor, belki birdenbire traş sonrası aşırı miktarda kolonya kullanıyor, belki aniden spor salonu aşkı depreşiyor ve ağırlık kaldırmaya başlıyor, aniden kullandığı parfüm değişiyor, kıyafet tarzı başkalaşıyorsa… Hiç adeti olmadığı zamanlarda eve gelip duş almaya başlaması ya da yatağa girmeden önce duş alması da başka bir ipucu. Bunu suçluluk duygusuyla yapıyor olabileceği gibi durum fark edilmesin, diğer kadının kokusu üstünden gitsin diye de yapıyor olabilir. Ayrıca diğer kadına ait herhangi bir izin kalmaması için de arabasını daha sık temizliyor olabilir.

3. Birdenbire eşinizin çalıştığı saatler artıyor, hatta bazen iş gereği seyahat etmek durumunda kalıyor ve bazen birkaç gün bazen de daha uzun süre geceleri sizden ayrı mı geçiriyor? Özellikle bu durum diğer durumlarla beraber meydana geldiğinde, eşinizin geceleri bir başkasıyla geçirdiğinin açık delilleri oluyor bunlar. Ayrıca eşinizin sizin bilginiz dışında günlük masraflarında ciddi bir artış oluyorsa (yeme içme, otel masrafları gibi)…

4. İş yerindeki bir arkadaşına karşı birdenbire ilgisi artıyor, bu bekar bir kadın arkadaşı olabileceği gibi sizin kendi arkadaşlarınızdan biri bile olabilir. Önceden hiç olmadığı şekilde sürekli ondan bahsediyor ve ona hep yardımcı olmak istiyor. Hatta bu kadına çok fazla yardımcı oluyor. Bu durumda siz kendinizi adeta ezilmiş hissediyorsunuz.

5. Yanınızda ama sizinle değil. Her ne kadar fiziki olarak yanınızda olsa da, eşiniz kendi dünyasında yaşıyor ve aslında gerçekten sizinle beraber değilse…

6. Sizi artık gözü görmüyor. Belki kafanızın üzerine şapka niyetine bir çanta geçirseniz dahi eşiniz bunu bile fark etmeyecek durumdaysa… Gerçek manada sizin yanınızda olmak için ciddi çaba harcasa da, sizi gerçekten fark edemiyorsa…

7. Eşiniz sizi kıskanç ya da deli, paranoyak, aşırı kuşkucu vs olmakla suçluyor. Karşı saldırıya geçmek partnerlerine ihanet edenlerin en sık kullandığı silahtır. Sizi kendinizden şüphelenmeye sevk edecek belli bazı taktikleri vardır. Gerçekten genel olarak kıskanç biri değilseniz, o zaman iç sesinize güvenin.

8. Eşiniz size sms mesajlarını ve mail hesaplarını gösteriyor. Aldatma konusunda uzmanlaşmış bir erkek mutlaka diğer kadın ya da kadınlarla görüşmek için sizin hiç görmediğiniz ayrı bir cep telefonu kullanacaktır. Bu durum e-mail hesapları için de geçerli. Sosyal medya mesajlarına gelince de, ahmak değilse ya da özellikle sizin durumu fark etmeniz için uğraşmıyorsa, eşiniz tabi ki sosyal medya hesaplarında sizi aldattığını ele verecek herhangi bir ipucu ya da kanıt paylaşmayacaktır.

9. Birdenbire ortaya çıkan aşırı kibarlık. TV'de ne isterseniz onu seyretmenize izin veriyor, size hediyeler alıyor ve en çok beğendiğiniz restauranta yemeğe götürmek istiyor. Daha once sorun çıkardığı halde, sizi kendinize göre programlar yapmaya teşvik edip, arkadaşlarınızla buluşmalarınızı gezmenizi desteklemeye başlamışsa… Bu durum iki sebepten olabilir. Eşlerini aldatan erkeklerden bazıları diğer ilişkilerinden dolayı genel olarak hayatlarında daha mutlu olmaya başlarlar, bazıları da aldattığı için suçluluk duyar ve bu tür jestlerle bir nevi yaptığını telafi etmek ister.

10. Belki de durum tam tersi ve eşiniz sürekli sizde kusur buluyor veya onu aldattığınızı düşünüyor. Bir ilişki cazibesini kaybettiği zaman, eşlerin birbirine çabuk sinirlenmesi çok kolaydır. Aldatan taraf bazen aldattığıyla kalmaz ve şöyle düşünür; "ben onu fark ettirmeden aldatabiliyorsam, o da belki aynı şekilde beni aldatıyordur."

11. İş arkadaşlarından, arkadaşlardan ve aile üyelerinden gelen uyarılar ve imalar da önemli… Muhtemelen bu insanlar sizin iyiliğinizi istiyor ve sizin bilmediğiniz bir şeyleri biliyorlar.

12. İç sesiniz eşinizin sizi aldattığını adeta haykırıyor. Belki iç sesinizin söylediğini temellendirecek bir delil bulamıyorsunuz ama bu iç sesinizin söylediği şeyin her zaman gerçek olmadığı anlamına gelmez. Yaptığı sadece belki de bin tane küçük ipucundan yola çıkarak size gerçeği söylemek.
Bütün bu maddelerden sadece bir ya da ikisi tek başına bir şey ifade etmeyebilir elbette. Fakat maddelerden en az yarısını gözlemliyorsanız aldatmanın ciddi işaretlerini de elde etmişsiniz demektir.

Evlilikte cinsel isteksizlik yaşayan 5 kişiden 4'ü kadın

- 21 Ağustos 2017 Pazartesi No Comments
Günümüz evliliklerinde eşler arası cinsel problemler ve cinsel isteksizlikler sanıldığından çok daha yaygın. 

Anadolu Sağlık Merkezi Uzman Psikolog Selin Karabulut, kendisine başvuran üç çiftten en az ikisinin eşinin cinsel isteksizliğinden ya da kendisindeki cinsel isteksizlikten yakındığını söylüyor.
Karabulut, "Eşlerin birbirlerine karşı olan cinsel isteksizliklerini doğru ayırt etmek gerekir. Psikiyatrik tanı ölçütlerine göre 'azalmış cinsel istek bozukluğu' belirgin bir sıkıntıya ya da kişiler arası ilişkilerde zorluklara sebep olacak şekilde, sürekli olarak ya da yineleyici biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması ya da hiç olmamasıdır. Bu durum genel tıbbi durumdan, kullanılan ilaçların yan etkilerinden bağımsızdır" diyor.

Cinsel ilişki için daha az arzu duyan, cinsellikle ilgili düşüncelerinde azalma yaşayan kişilerin evlilikleri bu problemlerden olumsuz etkilenebiliyor. Çiftler arasında yaşanan duygusal, sosyal ve ekonomik sorunların yanı sıra psikiyatrik bozuklukların da cinsel isteksizliğe sebep olabileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Uzman Psikolog Selin Karabulut, "Ekstramarital ilişki dediğimiz evlilik dışı ilişkiler de, eşlerin birbirine karşı isteksiz oluşunu tetikleyebiliyor. Bunun dışında kadının yeni doğum yapmış olması, çocuğunun ilginin odağında oluşu da önce kadındaki sonra erkekteki cinsel isteği azaltabiliyor" diyor. Karabulut, cinsel isteksizlik yaşayan 5 kişiden 4'ünün kadın olduğuna da dikkat çekiyor.

Kadınlar daha fazla cinsel isteksizlik yaşıyor
Ülkemizde en çok kadınların kendi ailelerinden edindikleri cinsel bilgiler, cinsel kültür ve bu şekilde kazanılmaya çalışılan cinsel kimlikten etkilenerek cinsel isteksizlik yaşadığını belirten Karabulut, "Cinselliğin bir tabu oluşu, kadının vazifesi olarak görülmesi, ilk gece ile ilgili anlatılan hikâyeler, yasaklar, travmalar ve ahlaki değerler çoğunlukla kadınlardaki cinsel isteksizlikleri tetikliyor. Kadının cinsel anlamda keyif almaması, cinsel eylemden kaçmasına sebep oluyor" diyor.

Eşlerin cinsel anlamda kendini açıkça ifade etmesi gerekiyor
Birbirini seven, saygı duyan, iyi bir iletişimde olan, duygularını paylaşan, ortak paydalarda gülüp eğlenebilen ve problemlerini çözebilen çiftlerin, genellikle cinsel hayatlarında sorun yaşamadıklarını dile getiren Karabulut, bu şekilde ilişkilerini değerli kılarak canlı tutan çiftlerin heyecanını kaybetmeyeceğini söylüyor. Karabulut, evlilikte heyecanı yitirmek istemeyen çiftlere ise; senede bir defa çocuksuz tatile gitmeyi ve cinsel ilişkideki arzu ve isteklerini açıkça söylemelerini öneriyor.

Cinsel isteksizlikte çözüme nasıl ulaşılır
"Cinsel isteksizliğin sorun olduğunu kabullenmek gerekir. Kadınlar çoğu zaman 'benim için cinsellik hiç önemli değil, hayatım boyunca yapmasam aramam' şeklinde cümleler kurabiliyorlar ancak böyle bir cümle aklınızdan dahi geçiyorsa burada bir sıkıntı vardır" diyen Karabulut, "Cinsellik yeme-içme gibi doğal bir eylemdir. Bazen çiftler birbirlerini cezalandırmak için aylarca hatta yıllarca birlikte olmazlar. Bu patolojik bir süreçtir, ilişki kaliteleri bozulmuştur. Bunun bir sorun olduğunu kabul ettikten sonra yapılacak ilk iş bu durumu eşinizle konuşmak olmalıdır. Anlamasını beklemek, tahminler yapmak, senaryolar icat etmek doğru değildir. Daha sonrasında alınacak uzman desteği sayesinde, durumun tarifi, sebepleri ve çözüm önerileri bulunacaktır" şeklinde sözlerine devam ediyor. Karabulut, evlilikteki cinsel isteksizliklerin eşler arası ilişkinin sağlıklı bir hale getirilmesiyle çözüleceğini belirtiyor.

Yeni tehlike: Gençler Viagra’sız yatağa giremiyor

- 11 Haziran 2017 Pazar No Comments
Genellikle Viagra'yı yaşlı erkeklerin aldığı bir ilaç olarak düşünüyoruz. Ancak gençler kadar ergenler de gizlice küçük mavi hapları ya da diğer cinsel güç artıran hapları alıyor.

VİAGRA KULLANIMI KOLEJLERE KADAR İNDİ
Sokaklarda 'mavi elmas' olarak bilinen Viagra, geçlerin eğlence ve uyuşturucu partilerinin vazgeçilmez birer parçası oldu. Uzmanlara göre Viagra kullanımı kolejlere kadar indi.
Bu hapa ihtiyacı olmadığı halde ergenler, 20'li ve 30'lu yaşlarındaki kişiler, yatak odasında yardım isteyen yaşlı erkeklere reçete edilen Viagra'yı neden gizlice alıyorlar?

YENİ BİR TREND, GİZLİ BİR BAĞIMLILIK
Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, gençlerin gizlice Viagra tarzı ilaç kullanımının yeni bir trend ve gizli bir bağımlılık olduğunu söylüyor. "Tek nedeni yatakta daha fazla skor yapmak" diyen Klinik Psikolog Mehmet Başkak, küçük mavi haplarla ilgili potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor:

"İhtiyacı olmadığı halde bu hapları kullananlarda psikolojik bir bağımlılık geliştirme ihtimali var. İhtiyacı olmadan cinsel güç artıran ilaçları kullanmanın bir çok sebebi var elbette. Fakat temel sebep daha uzun seks yapmak, erkeklik ispatını partneriyle çok uzun ilişkiye girerek ortaya koymak gibi sebepler var. Duygudan yoksun, sadece skora dayalı bir cinsellik anlayışı erkekler arasında hep olagelmiştir, fakat porno izleme oranının artmasıyla cinsellikteki bu yaygın yanlış giderek artmıştır. Cinsel tecrübelerini internetten edinenler, izledikleri sürekli devam eden uzun seks görüntülerini gerçek hayatta yaşamak ve yaşatmak amacıyla cinsel gücü arttırmanın yollarını arıyorlar.

'KISA SÜRER, MAHCUP OLURUM, TATMİN EDEMEM'
İktidarsızlık ve erken boşalma problemi olmayan sağlıklı erkekler daha güçlü, daha uzun seks yapmak amacıyla porno filmlerdeki gibi bir işlevselliği erkeklik gücü olarak benimseyince çözüm olarak Viagra gibi cinsel güç artıran ilaçlara müracaat edebiliyorlar. İlk başlarda uzun süreli seksin yolu olarak benimsenen bu ilaçlar kısa bir süre sonra bilinçaltı süreçlerde, 'Viagra olmadan yaparsam kısa sürer, mahcup olurum, almazsam tatmin edemem' gibi endişelere yol açıyor; tam bir güvensizliğe dönüşüyor. Bu tür kişiler ilaçsız ereksiyon olmada zorluk yaşarlar ve ereksiyon bozukluğu ortaya çıkar. Bu noktandan sonra kişi artık hiç ihtiyacı yokken bir bağımlıya dönüşmüştür, cinsel güç artıran ilaçlar olmadan ilişkiye giremeyeceğini düşünür. Cinsel güç artıran ilaçların satımı denetimsizdir ve bağımlılığı ciddi bir sorundur."

Yatakta yüksek skor yapmak amacıyla alınan Viagra cinsi ilaçların, sağlıklı erkeklerde bir süre sonra ihtiyaca ve ardından da bağımlılığa dönüştüğünü vurgulayan Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, yanlış ilaç kullanımına bağlı erken boşalma ya da ereksiyon sorunlarından muzdarip vakaların son zamanlarda daha da arttığını belirtiyor:

EVLENİNCE VİAGRA'YI BIRAKTI AMA...
"Bize müracaat eden 28 yaşında bir aylık evli bir danışanımız, müracaat ettiğinde sertleşememek ya da sertleşmeyi başarsa bile hiçbir şey yapamadan ereksiyonun çözülmesinden şikayet ediyordu. İlk cinsel deneyimini 21 yaşında yaşamış, iki yıl kadar partnerleriyle hiçbir sorun yaşamamış, bir arkadaşının anlattıklarına heveslenerek 23 yaşında Viagra almaya başlamış. Hem sağlık riskinden hem de severek evlendiği eşiyle normal ilişkiye girmek istediğinden dolayı evlendiğinde ilacı bırakmaya karar vermiş. Ne kadar uğraşsa da ereksiyon oluşmadığını, oluşsa da kısa süre sonra boşalamadan çözüldüğünden bahsediyordu.

DOKUZ SEANSTA DÜZELDİ
Bu vakadaki bütün sorun 'İlaç olmadan seks yapamam, ereksiyon olamam' otomatik düşüncesinin bilinçaltında sürekli kötü bir telkin olarak dönüp durması. Danışanla yürüttüğümüz hipnoterapi çalışması dokuz seans sürdü ve ilaca bağımlılığa sebep olan, ya sertleşmezse, ya erken boşalırsam kaygıları temizlenerek, ilaçsız da sağlıklı ve uzun cinsellik yaşayabileceği algısını benimsemesine destek verildi. Danışanımızın şu anda mutlu bir evliliği ve iyi bir cinsel hayatı var."

Seks Filmlerine Aldanmayın: Porno filmlerde durmaksızın devam eden cinsel işlev sahte bir performanstır, sürekli izleyenler bir süre sonra normal performanslarını sorgular ve filmlerdeki sahte performansa sahip olmak için Viagra tarzı ilaçlara yönelir. Filmlerdeki sahte seks performansını model almayın.

Fiziksel Rahatsızlıklara Yol Açar: Sağlıklı insanların gereksiz ilaç kullanımı birçok fizyolojik hasara yol açabilir. Bu sebeple doktor tavsiyesi olmadan bütün ilaçlardan uzak durmak gerekiyor. Başta kalp krizi riski olmak üzere birçok soruna yol açabilecek ilaçlar için daha temkinli olmalısınız.

İlaç Yerine Hipnoterapi: Birçok cinsel terapi yöntemi ve hipnoterapi seçenekleriyle ereksiyon sürenizi kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz. Ereksiyon ve erken boşalma sorunu yaşayan kişiler bile fizyolojik bir sebep yoksa mutlaka cinsel terapi desteği almalı. İyi bir terapi desteğiyle genellikle ereksiyon sorunları aşılabilmektedir.

Kadınlar evli erkekleri seçiyor

- 26 Mayıs 2017 Cuma No Comments
Bekar kadınlar evli erkekleri seçiyor

Bazı erkeler ilişkiden ilişkiye atlar. Asla tek kalmazlar. Çünkü her zaman onları bekleyen bir kız vardır. Kadınlar bu erkeklerden nefret etme eğilimindedir. Ancak belki de bu erkeklerin var olmasının sebebi yine kadınlardır.

Oklahoma Üniversitesi’nde bir grup kadın ve erkeğin katıldığı bir araştırmada katılımcılara cinsiyetlerine göre çekici erkek ve kadınların fotoğrafları gösterildi. Katılımcıların yarısına fotoğraftaki kişilerin bir ilişkilerinin olduğu söylenirken diğer yarısına fotoğraftaki kişinin bekâr olduğu söylendi. Daha sonra katılımcılara fotoğrafta gördükleri kişilerden hangileriyle ilişkide olmak isteyecekleri soruldu.

Çalışma sonuçları ilişkisi olmayan kadınların, sevgilisi olan veya evli olan erkeklerden daha fazla hoşlandıklarını ve ilişkisi olan erkeklerin bekar kadınlara daha çekici geldiğini gösterdi. Bunun yanı sıra kadınların evli veya bekâr olması erkeklerin tercilerini etkilemiyordu.

Uzmanlara göre bekâr kadınlara evli erkeklerin daha çekici gelmesinin sebebi bu kişilere ulaşmanın zor olmasıdır. Eğer bir erkek bir kadın tarafından "seçilmişse" diğer kadınlar, bu erkeğin diğerlerinden daha değerli" olduğunu düşünmektedir. Uzmanlar buna 'Angelina Jolie sendromu' adını vermektedir.

Evliliğinizde aşkınızı tekrar alevlendirecek seksin 10 çeşidi

- 10 Nisan 2017 Pazartesi No Comments

Kendinizi seks olmadan da eşimle 'çok iyi arkadaş' olabiliriz ve evliliğimiz uzun yıllar böyle devam eder diye kandırmayın. İnsanda seks yapma isteği güçlü bir istektir ve bu isteğin bir şekilde karşılanması gerekir.

Cinsel hayatınızın sönük ve durağan bir şekilde devam etmesine izin vermeyin. Peki nasıl? Cinsel yaşamınızı değiştirecek ve renklendirecek öneriler sunan Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak'a kulak verelim:

SEKS GÜNDEMİNİZDE OLSUN: Uzun süredir seks yapmayan çiftlerle çok karşılaşabiliyoruz . Bazı durumlarda, mesela doğum öncesi ve sonrası bir süre anlaşılır bir durum olabilir, fakat zaman zaman cinsel terapi ya da başka konulardan dolayı müracaat eden danışanlarımızda 6 ayda bir, yılda bir şöyle bir girişimde bulunup da seksi dünyaları dışında tutan çiftlere sık rastlayabiliyoruz. İlişkinin rutinleşmesi, modern hayatın koşuşturma, yorgunluk gibi yan etkileri, sanal dünyaya dalmak, bir takım psikolojik sıkıntılar gibi birçok sebep olabilir çiftlerin seksten uzak durmasına. Sadece güvenli, aynı çocuğun ebeveyni olmak sanki evlilik için yeterliymiş gibi bir tutuma bürünüp, seks sanki iç yokmuş gibi yaşamaktan vazgeçin. Sağlıklı bir ilişkide seks olmazsa bir şeyler eksiktir ve bu bir şekilde ilişkiye olumsuz yansıyacaktır. Bu aksaklığı konuşun ve bir aksaklık olarak tespit edip, çözüm yolları arayın. Ayrıca eşiniz sizin arkadaşınız değildir, çok sevdiğimiz bir başkasından eşimizin farkı, gönül rahatlığıyla eşimizle seks yapmaktır. Aynı zamanda seks yapmak için de evlendiğinizi unutmayın.

KISA SÜRELİ SEKS: "İllaki uzun sürmeli, geniş zaman olması şart" anlayışı bir batıl inançtır. Bazen konuyla ilgili yazılan yazılarda uzun ön sevişmeden, sevişme ve seksin uzunluğundan bahsedilir ve fakat bu durum, insanlar tarafından "Ön sevişme uzun olmalı" şeklinde yanlış bir kesinliğe dönüşür. Bazen insan tamamen hazırdır, bazen sarılıp tek bir sefer öpüşmek ön hazırlık için yeterli olabilir ve üstelik her zaman geniş zamanı beklemek diye bir şart da yok. Fazla vaktiniz olmadığında ve rahat, uzun, romantik bir akşam geçiremeyecek durumda olduğunuzda kısa süreli seks imdadınıza yetişebilir. İki taraf için de iki arada bir derede, sabah duştan önce ya da günün herhangi bir saatinde buluverdiğimiz bir boşlukta saate bakarak değil de arzularımızı dinleyerek kısa süreli hızlı seksin heyecanını kendinize hediye edebilirsiniz.

GİZLİ KAPAKLI SEKS: Bu cinsel ilişki şeklinde, "yasak meyve" yemedekine benzer bir heyecan ve telaş vardır. Mesela çocuklar TV'de sevdikleri diziye dalmışken ya da bilgisayarda oyuna dalmaları bu kez bir işe yarayabilir, yatak odanızın kapısını kilitleyip orada ya da ailenizi ziyarete gittiğinizde bekarlık odanızda veya eşinizin iş yerine onu ziyarete gittiğinizde kilitli bir odadaki koltuğun üstünde sevişmek gibi. İnsanlar hemen yanıbaşınızdayken, kapıyı güvenli hale getirip birkaç dakika özel anlar yaşayabilirsiniz, bu heyecanınızı besler, diriltir.

TÖRENSEL SEKS: Kendinize ara ara başka ortamlar ayarlayabilirsiniz. Yakın bir şehre gidilmese de bir başka semtte manzarası güzel olan bir oteli ayarlayabilirsiniz mesela. Keyif için sinemaya gidiliyor da biraz özel zaman ve ortam için çiftler neden özel ortam oluşturmasın. Bu içinde mum ışığında bir akşam yemeği, fısıltılı konuşmalar, özel kıyafetler giyme, bir otel odası ya da evde ikiniz baş başayken romantik bir akşam yemeği gibi çok çeşit barındıran bir seks türü olarak görebilirsiniz, böylece eşinizle cinseliğinizi özel bir ortamda bir törene dönüştürebilir ve istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Telefonlarınızı sessize almanıza ya da kapatmanıza hiçkimse bir şey demeyecektir. Özellikle yıldönümleri, Sevgililer Günü ya da ilişkinizin taze kana ihtiyaç duyduğu zamanlar için tercih edilebilir. Bazen zamanı sadece kendinize has kılmanız gerekir.

YENİ EVLİ YA DA FLÖRT SEKSİ: Oturup düşünün ilk tanıştığınız zamanlarda eşinizi etkilemek için ne yapıyordunuz, o ne yaptığında siz hoşlanıyordunuz. Flört günlerinize ya da evliliğinizin ilk günlerindeki benzer bir ortam oluşturmaya çalışın. Eve ellerinizde çiçeklerle gelin ya da tıpkı eski günlerde olduğu gibi o bütün biraz saçma biraz romantik sözleri tekrar eşinize söyleyin. O zamanları gündeme getirip birbirinize hatırlatın, ufak tefek yaramazca kaçamakları canlandırın, Arzularınızı kabartan flört ya da nişanlılık dönemlerindeki belki safça, belki çocukça ya da ergence ama samimi ve arzu dolu davranışları yapmak cinselliğinizi sevimli bir oyuna dönüştürebilir.

BARIŞMA SEKSİ: Yatak odası aynı zamanda seks odasıdır. Anadolu'da bir söz vardır: "Yatakta küslük olmaz" ya da "Gündüz kavga etsen de yatakta barış." İlişkinizdeki dalgalanmaları yatak odasına taşımayın. Ufak tefek tartışma olsa bile yatak odasını bir "free zone / serbest alan" olarak benimseyin. Eşiniz yaklaştığında, arzusuna cevap verin. Yatak odasını sadece uyku odası olarak değil, seks odası olarak da kodlayın. Bir kavga ya da tartışma sonrası birbirinizi affedip barıştıktan sonra, seks yapmak sizi daha çok birbirinize yakınlaştırabilir ve ilişkiniz üzerinde tamir edici bir etki yapabilir.

STRES SEKSİ: Evlilik fedakarlık demektir ve taraflardan biri stresli, gergin ise diğeri ilgi, şefkat ile yönelip yakınlık duygusunu hissettirmeye gayret etmeli. Yakınlık duygusu ilaç gibi rahatlatır. Bunu uygun bir aşamayla yaptığınızda tatlı tatlı dokunmaya, minik öpücüklerle ve sonrasında arzuyu uyandırmaya doğru bir ivme kazanabilir. Seks keyif almak, haz almak demektir ve stresle, gerilimle ideal bir baş etme mekanizmasıdır haz... Bu seks çeşidinde eşlerden biri üzgün ya da stresli olduğunda, diğer eş onu rahatlatmak için sevdiği ve onu rahatlatacak bütün şeyleri yapar.

TEMBEL SEKSİ: Genellikle tamamen baş başa olduğunuz zamanlarda, herhangi bir iş yapmak zorunda olmadığınız zamanlarda yaşayabilirsiniz. Tatillerde, pazar günleri... Bu yapacak zorunlu bir işinizin olmadığı, tembellik yapmak için zamanınız olduğu, yatakta kahvaltı edebileceğiniz ve istediğiniz uzunlukta eşinizle yatakta vakit geçirebileceğiniz (mesela hafta sonu sabahlarında yapabileceğiniz) bir seks türüdür. Acele etmeden herhangi bir atraksiyon ve hemen sonuca ulaşma amacı olmadan gelişip devam eder. Yatakta, mutfakta evin herhangi bir köşesinde başlayıp gelişebilir, banyoda devam edebilir, sonrasında şekerleme yapıp uyandıktan sonra belki bir slow süreç daha oluşturulabilir. Hiçbir şey için aceleniz yoktur, üzerinizde herhangi bir baskı ya da sizden herhangi bir şey için beklenti yoktur.

GÜVEN VE DESTEK SEKSİ: Eşinizin yanında cinsel kimliğinizle de varsınız elbette... İhtiyaç duyduğumuz ilgiyi ve desteği öncelikle eşinizden almalısınız. "Sırtım sağlam, dayanağım var" gibi bir güven duygusu hissetmenizi destekleyebilir. Kendini geçici olarak güvende hissetmeyen partnere sevgi ve yakınlık göstermek, ona güvende olduğu duygusunu ve sevildiğini hissettirmek için gösterilen ilgi, destek ve yakınlaşma süreci ile oluşan sekstir. Bu seks türünde sevgi sözcükleri ve eşinizin sizin için neden önemli olduğuna dair cümleleri değerlendirmek, onun yanında olduğumuzu, ona değer verdiğimizi hissettirmeliyiz.

FANTEZİ SEKSİ: Herkesin içinde bir yaramaz, meraklı, biraz maceracı, biraz uçuk bir parça vardır. Rutinleşen ve sönükleşen yatak odasını bir film setine dönüştürmek gibidir. Cinsel yaşantınıza aktivite, renk katabilir ve eğlenceli, dipten gelen dürtüleri uygun şekilde yatıştıracağınız ve arzularınızı kamçılayabileceğiniz bir seks yaşantısıdır. Bütün saçma, yasaklı ya da heyecan verici fantezilerin uygulandığı seks şeklidir. Hemşire-doktor, efendi ve kölesi, müşteri ve striptizci, ünlü film yıldızı ve ona aşık hayranı, bir dizi film, kitap ya da romandan sevdiğiniz iki karakter ya da hayal edebildiğiniz herhangi bir şey sizin için ilham kaynağı olabilir. Bu seks türünde ilginç kostümler, maskeler, seks oyuncakları, deri aksesuarlar ya da zevkinize göre herhangi bir şey kullanabilirsiniz. Burada asıl olan eşinize zarar vermemek gibi kırmızı çizgilere dikat etmek ve eşinizin asla benimsemediği bir takım fantezilerde ısrar edip zorlamamaktır. Fantezi seksi, tarafların anlayışlarına uygun, konuşarak ve ortak katılımla bazen de ortak kararla sınırları zorlayarak, seksi heyecanlı bir oyuna çevirdiği türdür. Kendinize fanteziler hediye ederek cinsel yaşantınızı renklendirebilir, daha arzulu hale getirebilirsiniz.

Uzman Klinik Psikolog Mehmet Başkak:

CİNSELLİK REPERTUARI GENİŞ ÇİFTLERİN TATMİN SEVİYELERİ DAHA YÜKSEK...
"Danışanlarımdan çok sık evlilik hayatlarında seksin yer almadığına dair şikayetler alıyorum. Bazısı birkaç yıldır seks yapmadığından bahsediyor, ayrı odalarda yatan var, bazısı 6-8 ayda bir diyebiliyor. Seks evliliği, ilişkiyi sağlam ve sağlıklı kılan en güçlü unsurlardan biridir. Birçok çift zamanla ilişkiyi rutinleştirip bir ev arkadaşı, kanka gibi beraber yaşama moduna girebiliyor. Unutmayınız ki aynı zamanda istediğinizde seks yapmak için eşinizle evlendiniz, dışarıda herhangi biriyle yapamadığınız, yaşayamadığınız cinselliği yaşamak için de evlendiniz. Hastalık ya da yaralanma gibi bazı durumlarda eşler arası cinsellik mümkün olmayabilir ama genel olarak içinde seks olmayan evlilikler birçok tehlikeye karşı korunmasızdır. Seksin geri plana itildiği evliliklerde birçok sorunun halli ertelenebilir. Birçok sorun normalden daha büyük bir çatışmaya dönüşebilir. Er ya da geç eşiniz baştan çıkaracak birine karşı daha açık olabilir ya da siz bir başkasını baştan çıkartmaya yönelik daha rahat davranabilirsiniz.

Sevgi ve seks, bir çift için bir ağacı besleyen iki güçlü kök gibidir. Bununla beraber, muhabbeti koyulaştırmanın en önemli unsurlarından biri sekstir. Seks muhabbetinizi artırır ve muhabbetiniz arttıkça eşinize karşı arzularınız, bağlılığınız hep diri kalır... Bu sebeple bu duyguları evliliklerde beslemek, geliştirmek evliliği, daha canlı, daha mutlu bir yaşantıya dönüştürmenin olmazsa olmazıdır.

YATAK ODANIZ, EŞİNİZLE "TERBİYESİZ" OLABİLECEĞİNİZ BİR BAĞIMSIZ ALANDIR
Çiftlerin seksi ihmal etmesi hele hayatlarından çıkartması tek ayakla yürümek gibidir. Kendi aranızda bunu konuşmalı ve olabildiğince açık olmalısınız. Bazı danışanlarıma konuşmalarını önerdiğimde "Hocam ben bunu nasıl söyleyeyim" diyebiliyor. Yanında çırılçıplak soyunabildiğin eşinin yanında neden bu konu konuşulmasın, basitçe başlayıp, ufak tefek fikirleri gündeme getirip adım adım birbirinizi seks konsunda açık olmaya alıştırabilirsiniz. Kendi yatak odanızda eşinizle "terbiyesiz / ahlaksız" duruma düşmekten çekinmek korkunç bir yanılgı. Eşinizle yatak odanızda başbaşa istediğiniz kadar terbiyesiz ya da dışarıya göre ahlaksız olabilirsiniz. Bir çiftin tüm dünyadan bağımsız bir zamanı ve yaşantısı olmalı ve bu da cinsel yaşantı gibi çok özel bir paylaşımla belirginleşir. Herkesten uzakta, herkesten ayrı sadece eşinizle var olabileceğiniz, kalbinizle teninizi; ruhunuzla bedeninizi paylaşabileceğiniz bağımsız bir yaşantıdır. Binlerce yıldır herkesten saklanan uzuvlarınızı güvenle, arzuyla ve gönül rahatlığıyla paylaştığınız ve birbirinize saf zevk sunduğunuz bir yaşantıdır seks... Eşinize zevk vermenin özel hazzını hissedebileceğiniz herkesten ayrı, sadece eşinizle size özel bir dünyadır ve bu dünyayı besleyip, geliştirip, renklendirmek elbette ki hakkınız.

İçinde çeşitli cinsel alışkanlıkların, davranışlar ve seçeneklerin olduğu bir cinsellik repertuarı geliştiren çiftlerin ilişkilerindeki tatmin seviyeleri daha yüksek oluyor. Bu kişiler sevgilerini ifade etmek için daha çok seçeneğe sahip oluyorlar ve hiç sıkılmıyorlar. Saydığımız öneriler eşinizle birlikte çeşitli deneyimler geliştirmeniz için size yardımcı olacaktır.

Önceden çok uzun süreli bir ilişki tecrübeniz olmadıysa, yakınlık geliştirme ve ilişkinizi rayına oturtma süreçlerinde ortaya çıkan zorluklarla baş etmeniz zordur. Cesaretinizin kırılması ve vazgeçmeniz çok kolaydır. İlişkiniz bazı açılardan daha kırılgan olabilir. İnsanlar genelde ikinci ya da üçüncü uzun süreli ilişkilerinde daha başarılı olurlar, çünkü ilk deneyimleri onlara neler beklemeleri gerektiğini öğretmiş ve ilişkiyi uzun süre devam ettirmek için gerekli olan becerileri kazandırmıştır. Tecrübe ve eğitim eksikliğinden dolayı genelde ilk ilişkilerimiz sonrakiler için bir hazırlık süreci vazifesi görür.

Başarılı bir evlilik için birbirinizle kızgınlıklarınız, seks hayatınız, öfkeleriniz, hayal kırıklıklarınız, birbirinizi takdir ettiğiniz noktalar, hayatın anlamı ve yaşamla ilgili her şey hakkında sık sık ve dürüst bir şekilde konuşun.

Karşınıza ne sorun çıkarsa çıksın, o sorunu çözmek için beraber çaba harcayın, bir ekip ruhuyla hareket edin. Sorunu çözecek olan neyse ona odaklanın.

Aranızdaki bağı sözlü iletişim, seks, sevgi gösterileri, anlayışla ve birbirinizi önemsediğinizi göstererek canlı tutun.

Espri anlayışınız olsun, eşinizi her zaman haklı ve suçsuz görün ve birbiriniz için önemli olduğunuzu gösterin. Eşinizin size kanka gibi seksten yoksun bir yakınlık göstermesine çözüm üretin ve eşinize seksten yoksun bir kanka gibi davranmanıza bir son verin, birlikte konuşarak çözüm üretin. Tıkandığınız noktada cinsel terapiler konusunda profesyonel bir destek alın."