Son Yazılar

Son Yazılar
Browsing Category "Yaşam"

Bulgur, Vegan dostu bir yiyecek

- 3 Eylül 2020 Perşembe No Comments
Çok lezzetli bir tahıl olmasının yanı sıra çok sağlıklı da bir gıda olan bulgur, Veganların tercih ettiği yiyeceklerin başında geliyor.

Et tüketmemenin yanında ayrıca hayvanların ürettiği yumurta, süt, bal vb. ürünleri de yemeyen Veganlar, hayvansal beslenme ürünlerine muadil yiyecekleri tercih ediyor. Bakliyatın çokça kullanıldığı mutfağımızda protein içeren lezzetli tarifler bulmak hiç de zor değil.

Bu nedenle çok lezzetli bir tahıl olmasının yanı sıra çok sağlıklı da bir gıda olan bulgur, Veganların tercih ettiği yiyeceklerin başında geliyor. Vegan dostu bir yiyecek olan bulgur, yüksek protein, lif ve B vitaminleri bakımından zengin, aynı zamanda düşük glisemik indekse sahip.

Duru Bulgur olarak Veganlara yemek yerken kendilerini mutlu ve huzurlu hissedecekleri üç nefis yemek öneriyoruz. Üstelik bu yemekler yüksek protein, lif ve B vitaminleri bakımından zengin, aynı zamanda düşük glisemik indekse sahip bulgurla hazırlanıyor.

Keyifle tüketmeniz dileğiyle…

Duru Bulgur'dan Vegan Tarifler

Bulgurlu Sakız Kabağı Dolması Tarifi


Malzemeler:
1 Bardak Başbaşı Bulgur
3 Bardak Su
½ Çay Kaşığı Deniz Tuzu
4 Adet Yaz Kabağı
1 Adet Soğan
1 Çay Kaşığı Susam Yağı
1 Yemek Kaşığı Riviera Zeytinyağı
1 Çay Kaşığı Taze Nane
1 Çay Kaşığı Taze Fesleğen
1 Çay Kaşığı Doğranmış Maydanoz
1 Yemek Kaşığı Ayçiçek Yağı

Bulgurlu Sakız Kabağı Dolması Hazırlanışı:
Kabakların üst kısımlarını keserek kapak hazırlayın ve içlerini oyun.

Bulguru su ve tuzla suyunu çekene kadar yaklaşık 15-20 dakika pişirin.

Oyduğunuz kabaklardan sadece birinin içini, soğanla birlikte ince ince kıydıktan sonra susam ve ayçiçek yağı karışımından sote edin.

Pişirmiş olduğunuz bulgurla karıştırın, baharatları ekleyin ve hazırladığınız harçla kabakların içini doldurun.

Kestiğiniz kapaklarla dolmaların üzerini kapatın, aksi halde bulgurlar yanar.

Kabakların her tarafını fırça yardımıyla yağ sürün ve 300 dereceye ayarlanmış fırında 45 dakika pişirin.

Afiyet olsun.

Baharatlı Elmalı Bulgur Tarifi

Malzemeler
2 Yemek Kaşığı Zeytinyağı
1 Adet Orta Boy Soğan (doğranmış)
1 Diş Sarımsak (doğranmış)
2 Çay Kaşığı Ezilmiş Taze Zencefil
1 Bardak İri Pilavlık Bulgur
1/4 Çay Kaşığı Tarçın
3 Bardak Tavuk Suyu
1 Adet Orta Boy Elma
1/2 Bardak Kuru Sarı Üzüm

Baharatlı Elmalı Bulgur Hazırlanışı:
Zeytinyağını orta sıcaklıkta ısıtın. Soğanı, sarımsağı ve zencefili ekleyin. Soğanlar yumuşayana kadar 5 dakika karıştırarak pişirin. Bulguru ekleyin ve kızarana kadar 3 dakika karıştırın.

Tarçını ve tavuk suyunu ekleyip kaynamaya bırakın. Ocağın altını kısın, kapağını örtün ve bulguru yumuşayıp suyu çekilene kadar 15 dakika kaynatın.

Bu arada son olarak elmayı dilimleyin. Elma ve kuru üzümleri bulgurun içine karıştırın, kapağı örtün ve 2 dakika kadar daha pişirdikten sonra ocaktan alın.

Afiyet olsun.

Virüslere Karşı Güvenli Gıda

- 10 Nisan 2020 Cuma No Comments
Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüsten (COVID-19) korunmak için kişisel hijyen ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi kadar, tüketilen gıdaların güvenilirliği de büyük önem taşıyor. 

Uzmanlar, gıda güvenliği konusunda yapılan hataların önemli sağlık sorunlarını da beraberinde getirdiği konusunda hemfikir. Sabri Ülker Vakfı, bilimsel veriler ışığında gıda güvenliği konusunda alınması gereken önlemlere dikkat çekiyor:

Yumurtayı kullanmadan önce yıkayın

Tüketilecek taze meyve ve sebzelerin bol suyla yıkanması, yemeklerin uygun sıcaklıklarda yeterince pişirilmesi enfeksiyonların önüne geçmeye yardımcı olabilir. Yiyecekler hazırlarken, pişirilirken ve servis edilirken ellerin temiz olması çok önemli. Besine ve besin hazırlarken kullanılacak gereçlere dokunmadan önce ellerinizi akan ve tercihen el dayanır sıcaklıktaki su altında, sabunla en az 20 saniye süreyle yıkayın. Çiğ et, tavuk, yumurta ve balığa dokunduktan sonra ellerinizi mutlaka yıkayın. Buzdolabından alınan yumurtanın kullanılmadan önce yıkanması gibi temel yaklaşımlar önemlidir.

Meyve ve sebzeler için akan suyu kullanın

Meyve ve sebzeleri akan su altında iyice yıkayın. Gerekirse yıkama fırçası kullanın. Sebze ve meyve yıkamak için deterjan veya sabun kullanmayın. Tercihen sirke kullanılabilir.

Çiğ etler için kullanılan malzemeleri iyice temizleyin

Çiğ kırmızı et, tavuk veya balık, yumurta gibi bulaşma riski yüksek potansiyel riskli besinler için kullanılan bıçak, kesme tahtası, tabak gibi gereçleri iyice yıkamadan başka yiyecekler için kullanmamalısınız. Çünkü bu besinlerde bulunan besin kaynaklı bakteri ve/veya hastalık yapabilecek patojenler, diğer yiyeceklere kolayca bulaşabilir ve hastalıklara yol açabilir.

Açıkta satılan gıdaları tercih etmeyin

Besin güvenliğinin sağlanması konusunda bir diğer önemli konu besinlerin tedarik aşamasıdır. Açıkta satılan besinlerin satın alınmaması, ambalajlı besinlerin tercih edilmesi, ambalajın bozulmamış, yırtılmamış olmasına dikkat edilmeli. Hijyenin en etkili önlem olarak ortaya çıktığı bu dönemde, tüketime sunulan gıdaları her türlü çevresel riskten uzak tutan, koruyan ambalajlı gıdaların tüketiminin önemi unutulmamalıdır. Sağlığımızı tehdit eden her türlü virüs, bakteri, küf ve mayanın üreme, bulaşma ve yayılma riski açıkta satılan gıdalarda yaygınlıkla görülmektedir.


Çocukları taze meyve ve sebze yemeye teşvik edin


Meyveler ve sebzeler, yeterli ve dengeli beslenmenin olmazsa olmazıdır. Vücut için gerekli besin öğeleri zamanında ve yeterli miktarda alınmadığında hastalıklara karşı direnç azalır, hastalığın tedavisi uzun sürer. Taze meyve ve sebze tüketiminin bağışıklık sistemini desteklediği, böylelikle hastalıklara karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Çocukları taze meyve ve sebze yemeye teşvik edin. Yetişkinler de gün içinde ara öğünlerde taze sebze ve meyveleri tüketmelidir. Ayrıca sağlık için hareketli bir yaşam temel alınmalıdır.

KAYNAKLAR

1) https://www.eatright.org/homefoodsafety/safety-tips/food-poisoning/10-common-food-safety-mistakes , Nisan 2019
2) Gıda güvenliği. http://ato.org.tr/bilgi/hekimler-icin-guncel-tibbi-bilgiler/detay/35. Erişim: 9.6.2012.

3)WHO, 2013; http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs330/en Nisan 2019
4) Bilici,S., Uyar,F., Beyhan,Y., Sağlam,F. (2012). Besin Güvenliği. T.C.Sağlık Bakanlığı Yayını. 2.Basım. Ankara. http://www.fao.org/food-safety/en

5) Onur, N., Sarper, F., & Onur, F. (2017). Farklı sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerin sebze-meyve tüketim durumları. Journal of Tourism and Gastronomy Studies, 5(1), 105-123.

6) Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi, 2004

'Mutsuzum' diyen köy tavuğu yesin!

- 24 Şubat 2020 Pazartesi No Comments
Çağın vebası haline gelen depresyon birçok hastalığı da tetikliyor. Peki, bununla nasıl savaşabiliriz? 

Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hatice Sultan Kirişci sinire, mutsuzluğa iyi gelecek besinleri anlattı, "Beslenmenizde yapacağınız küçük değişikliklerle depresyon belirtilerinizin azaldığını göreceksiniz" dedi.

'Mutluluğa giden yol mideden geçiyor' desek pek de yanlış olmaz. Çünkü depresyon ile beslenme orantılı bir şekilde ilerliyor. Bazı insanlar depresyona girdiğinde yemeden içmeden kesilirken bazıları da normal zamana göre 3-4 kat daha fazla abur cubura yöneldiklerinde rahatladıklarını düşünürler. Her iki durumda da beslenmenizde yapacağınız küçük değişikliklerle depresyon belirtilerinizin azaldığını göreceksiniz.

İŞİN SIRRI 'B' VİTAMİNİNDE…

Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hatice Sultan Kirişci, sizi ruhen ve bedenen rahatlatacak formüller verdi. İşte mutlu eden besinler:

Köy Tavuğu: İçerisindeki B6 vitaminini sayesinde mutluluk hormonu dediğimiz seratonin ve dopamin hormonunun aktif hale gelmesine yardımcı oluyor.
Elma: Elmanın İçerisinde bulunan B vitamini, fosfor ve potasyum sayesinde insan vücudunda zarar görmüş hücrelerin onarımına yardımcı oluyor. Bu sayede hücreler onarıldığı için depresyonu önlemede yardımcıdır.
Kuşkonmaz: Depresyonun etkilerinden biri olan düşük folik asit seviyesinin yükselmesine yardımcıdır.
Balık yağı: Yapılan çalışmalar depresyonda olan kişinin omega 3 seviyelerinin düşük olduğu gösteriyor. Beynin ve vücudun rahatlayabilmesi için omega 3 alımı çok önemlidir. Omega 3 en fazla balık yağında bulunur.

KAHVALTIDA EKMEK-REÇEL ENERJİYİ AZALTIR

Herkesin dilinde ve doğru olan bir klişe var ki, o da en önemli öğünümüzün kahvaltı olmasıdır. Kahvaltı uzun saatler aç kalmış olan vücudun beynin işlevini yerine getirebilmesi, kişinin gün içerinden daha aktif olabilmesine yardımcı olan en önemli öğündür. Eğer kahvaltıda şeker oranı yüksek; beyaz ekmek kızarmış patates, reçel, poğaça börek gibi besinler tüketirseniz, o anda mutluluk duyduğunuzu zannetseniz de kan şekeriniz anlık olarak hızla yükselirken, sonra aynı hızda da düşer. Kan şekerinde böylesine bir ani dalgalanma sonucunda hem kilo alımınız başlar hem de kan şekerinizde düşüş yaşadığınız için halsizlik, yorgunluk ve asabiyet oluşabilir.

TÜRK KAHVESİNİN YANINDA HURMA

Sürekli tatlı krizi yaşıyorsanız eğer gün içerisinde kan şekerinizde ani dalgalanmalara neden olacak şeker oranı yüksek besinleri kontrolsüzce tüketiyorsunuz demektir. Genellikle az az sık sık beslendiğiniz, yediğiniz besinlerin miktarını ayarladığınız ve en önemlisi kan şekerinizi birden yükseltip sonrasında düşürecek besinler tüketmediğiniz sürece tatlı krizi çok fazla yaşamazsınız. Genellikle şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıları gündüz vakitlerinde tüketmenizde fayda var. Ama aslında tatlı krizinizi kesmenize de yardımcı olacak en güzel besin hurmadır. Günlük ikindi ara örgünüzde şekersiz Türk kahvesinin yanında 3-4 adet hurmanın yanında ceviz, çiğ badem ya da fındıkla gönül rahatlığıyla tüketebileceğiniz bir ara öğün tercih edebilirsiniz.

RAHAT BİR UYKU İÇİN TARÇINLI SÜT İÇİN

Günlük beslenme planını oluştururken kişinin yaşam durumu, boyu, kilosu, fiziksel aktivite düzeyi, tahlil durumları gibi birçok parametreyi değerlendirdikten sonra önerilerde bulunuruz. Bazı kişiler günlük ara ve ara öğünlerle birlikte toplam 3-4 öğün tüketirken bazılarının günde 5-6 öğün tüketmesinde fayda vardır. Ne kadar öğün tüketirseniz tüketin, en son yapacağınız öğünün yatmadan 3 saat önce bitmiş olması gerekiyor. Yapacağınız ara öğünü genellikle hafif geçirmenizde fayda vardır. Örneğin, 1 porsiyon meyve, kepekli galeta, 1 avuç içi kadar leblebi tüketebilirsiniz. Daha hafif geçirmek istiyorsanız, 1 bardak tarçınlı süt, cacık, yoğurt ya da içine istediğinizi meyveyi katabileceğiniz meyveli bir yoğurt yapabilirsiniz.

Burcunuza göre gelinlik seçimi

- 19 Şubat 2020 Çarşamba No Comments
Gelinler için en zorlu seçim şüphesiz ki gelinlik seçimidir. Birçok model içinde boğuluyor ve karar vermekte zorlanıyorsanız burcunuzu dinleyerek işinizi kolaylaştırabilirsiniz. 

Astroloji platformu Moyra, gelinlik seçiminizde sizlere pusula oluyor. İşte burçlara göre gelinlik modelleri…

Sade ve iddialı Koç burcu gelini

Koç burcu kadını iddialı ama sadedir. Asla rahatlığından ödün vermez. Bir Koç kadını düğününde yürümekte zorlanacağı bir etek modeli seçmek istemez. O nedenle Koç burcu kadınına düz kesim gelinlik modeli tercih etmesini öneriyoruz. Büyük taşlar, boncuklar ya da prenses kesim gelinlik modeli değil, abartılı olmayan ama şıklıktan da taviz vermeyen gelinlik modeli sizin için ideal.

Feminen Boğa burcu gelini

Boğa burcu kadınının odak noktası doğal güzelliğidir. Bu nedenle abartılı seçimlerden kaçınır. Boğa kadını, gelinlik seçiminde kadınsı yönünü ön plana çıkartacak balık kesimli ve hafif dekolteli bir seçim yaparak geleneksel tavrından da ödün vermeyecektir. Gelinlik kumaşlarının vazgeçilmezi danteli gelinliğin neredeyse bütününde kullanarak geleneksel bir hava yakalar, düşük omuzlu ve transparan sırt dekolteli bir tercih yaparak da abartılmamış ama iddialı bir görünüme sahip olabilir.

Enerjik seçimleriyle İkizler burcu gelini

Ruhu adete desen desen olan İkizler gelini, sade ile hareketli gelinlik modelleri arasında gidip gelir. Seçim aşamasında hep aklı diğerinde kalacakmış gibi hisseden İkizler burcu kadınına en uygun gelinlik modelleri onun enerjik yapısına uygun hareketli etek kesimine sahip olan modellerdir. O nedenle İkizler burcuna minimal detaylı, etekleri de her hareketinde onunla birlikte coşkuyla uçuşan kıpır kıpır bir gelinlik modeli öneriyoruz. İkizler için rahatlık da önemli olduğu için sürekli kontrol etmesi gereken straplez model yerine askılı bir seçim yapması daha ideal.

Zarif ve romantik Yengeç burcu gelini

Rüya gibi bir gelin olmanın hayalini kuran duygusal Yengeç kadını mutlaka dantel kumaştan tasarlanmış bir gelinlik modeli seçmeli. Naifliğini ve güzelliği yansıtan tül ve dantelin mükemmel uyumundaki gelinlik modelleri tam olarak Yengeç gelinine göre. Öyle ki üst bedeni dantel, alt kesimi ise tül olan prenses kesim gelinlik modelleri ile tam olarak hayalini kurduğu unutulmaz güzellikte bir gelin olabilir. Yaka detayında ise romantik bir görünüm için düşük omuzlu modellerden bir tercih yapmalı.

Gösterişli ve iddialı Aslan burcu gelini

Bir Aslan burcu gelinini asla düz kesim ya da sönük bir gelinlikle düşünemezsiniz. Prenses veya A kesim gelinlik modeli dışındaki etek kesimleri Aslan burcunun şanına layık değildir. Düğün günündeki iddiasını dantelin verdiği romantik dokunuşla vurgular. Tabi ki derin bir dekolteyi de ihmal etmez. Düğün mekanına girer girmez bırakacağı ilk izlenimin öneminin farkında olduğu için de parıltılı bir taç takabilir.

Detaylarıyla Başak burcu gelini

Bir Başak kadını her zaman detaylara önem verir. Onun gelinliği tüm detaylarıyla birlikte mükemmel işçilik, kusursuz ve klas bir görünüme sahip olmalıdır. Bıçak gibi keskin bir duruşa sahip bir gelinliğe aşık olabilir. Hem sadelik ister hem de ışıltılı detaylar arar. Fakat bu ışıltıyı gösterişli bir şekilde değil, zarif bir şekilde gelinliğine yansıtacaktır. Başak gelinine kusursuza en yakın görünümü yakalayacağı ipek tafta kumaştan tasarlanmış sırt dekoltesinde işlemeler olan yarım balık kesim gelinlik modelini öneriyoruz.

Zarafetiyle Terazi burcu gelini

Terazi burcu kadını da hep gelinlik giyeceği günün hayalini kurduğu için kabarık etekli gelinlikler ve dantel detaylar onun için vazgeçilmezdir. Üst bedeni dantel ve belden itibaren kabarık model olan gelinliğinde mutlaka romantik bir dokunuş olan fiyonga yer verir. Ya uzun ya da truvakar kollu bir gelinlik tercih eder. Fakat uzun saatler sürecek düğünde gelinliğin kollarından sıkılabileceği için seçimini çıkartılabilir üstlerden yana da kullanabilir. Terazi burcu gelini o özel gün için hayalini kurduğu her şeyi uzun kuyruklu geleneksele yakın bir gelinlikte bulabilir.

Seksi ve gizemli Akrep burcu gelini

Seksi olduğu kadar gizemli de olan Akrep kadınının gelinlik seçimi de bu özelliklerini yansıtacaktır. Bir Akrep gelinin dekoltesi asla vücudun tamamı gösterecek kadar net olmaz. Mutlaka hayal tül ile dekolte verir. Seksiliğinden asla vazgeçmez. Akrep burcu gelini bu tarzını tek parça Fransız dantelinden tasarlanan uzun kuyruklu gelinlik modellerinde bulabilir.

Özgürlükçü Yay burcu gelini

Özgürlüğüne tutkuyla bağlı olan Yay burcu gelini, gelinlik seçiminde de ayağına dolaşacak hiçbir detayı tercih etmez. Bu burcun kadını çoğunlukla iki parçalı gelinlikleri sever. Hatta son yılların modası hafif göbek dekolteli gelinlikler sanki Yay burcu için tasarlanmıştır. Sade ve zarif bir model ile arz-ı endam edeceği için dantel ve saten kumaştan vazgeçmez. Hayatının merkezine rahatlığı koyan Yay gelinine üst bedeni ile alt bedeni ayrı olan düz kesim gelinlik modellerini tavsiye ediyoruz.

Geleneksel Oğlak burcu gelini

Gelenekselliği ile her daim adından söz ettiren Oğlak gelini, her zaman kraliyet gelinliklerine en yakın seçimi yapar. Çoğunlukla ipek saten ya da ipek taftadan uzun kuyruklu ve neredeyse minimum dekolteli gelinlik seçimleri bu burca aittir. Royal Wedding gelinliklerinin tümünü Oğlak burcu gelinlerine tavsiye edebiliriz. O nedenle kırık beyaz, kayık yaka ve prenses kesim gelinlikler bu burç için mükemmel bir seçim olacaktır.

Farklı detaylarıyla Kova burcu gelini

Sıradanlık asla bir Kova burcu gelinine ait olamaz. O mutlaka gelinliğinde farklı olmalıdır. Bir gelinlikte ne kadar farklı olabilirim demeyin. Kova burcu gelini ince askılı bir gelinliğe öyle bir üst diktirir ki çoğu zaman gelinlikçileri bile hayrete düşürür. Balık kesim bir gelinliğin üzerine şifondan V yaka manşet kollu bir tasarım yaptırarak kimsenin düşünemeyeceği bir seçim yapabilir. Üstelik gecenin ilerleyen saatlerinde şifon kısmını çıkartarak geceye yine farklı devam edebilir.

Peri masallarına layık Balık burcu gelini

Peri masallarına layık bir gelinlik arayışında olan Balık burcu gelinine prenses kesim, dantel kumaş ve dekoltesiz gelinlik modellerini öneriyoruz. Balık burcu romantik tarzını mutlaka dantel kumaş ile vurgulamalıdır. Çünkü bu ona hem sadelik hem de masumiyet katacaktır. Gelinliğine biraz ışıltı katmak isterse dantel deseninin üzerine yer yer inci işlemeler yaptırabilir. Ayrıca prenses kesim eteğinin üst beden ile birleştiği yerde mutlaka kemer ya da kuşak kullanmaya özen göstermesini tavsiye ediyoruz.

Terleme sorunu kariyeri etkiliyor

- 31 Ocak 2020 Cuma No Comments
Terlemek gayet normal ve sağlıklı bir durum. Ancak aşırı terleme kişilerin hem sağlıklarını hem de günlük yaşamlarını olumsuz etkiliyor. Cerrahi tedavi yöntemleriyle bu sorundan kurtulmak mümkünken bazı alışkanlıkların değiştirilmesi ve kullanılan ürünlerin türü de terlemenin azalmasına yardımcı olabiliyor. 

İstinye Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gün Murat Eyüboğlu, aşırı terleme konusunda önemli bilgiler paylaştı.

Aşırı aktivite veya çevre ısısının yüksekliğine bağlı olarak ısınan vücudun ısı seviyesini ayarlaması için terlemesi gerekir. Terlemek (hidrosis) sağlıklı olduğu kadar gerekli bir mekanizmadır. Isı seviyesini ayarlamak için gerekenden daha fazla terlemeye ise aşırı terleme (hiperhidrosis) denir. İstinye Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Dr. Gün Murat Eyüboğlu, genellikle çocukluk çağı ya da ergenlik dönemde başlayan aşırı terleme sorununun nedenleri, tedavi yöntemleri ile ilgili şunları söyledi;

Aşırı terleme vücudun her tarafında olabilmekle beraber en sık yüz, el ayası, koltuk altı ve ayaklarda gözlenmektedir. Tüm vücuttan gözelenen terleme; kanser, ilaç kullanımı, metabolik ve hormonal hastalıklar (özellikle tiroid bezi), mikrobik hastalıklar, menapoz, düşük kan şekeri, diabet, kalp krizi, sinir sistemi hastalıkları gibi nedenlere bağlıdır. Sebebi bilinmeyen aşırı terleme ise sempatik sinir hücrelerinin kontrolsüz ve aşırı çoğalması, ter bezlerinin dağılımındaki hata ya da damar anomalileri nedeniyle olur.

EN ÇOK JAPONLAR TERLİYOR
Aşırı terlemenin görülme sıklığı konusunda yaş ve cinsiyet farkı yoktur. Sadece bölgesel aşırı terleme, genel aşırı terlemeden farklı olarak çocukluk ya da ergenlik dönemde başlar. Hastaların yüzde 60'dan fazlası terlemenin başladığı zamanın hatırlayamayacağı kadar küçük yaşlarda olduğunu belirtmiştir. Japonlarda diğer ırklara göre daha fazla görüldüğü gözlenmiştir.

TERLEMEK SOSYAL İLİŞKİLERİNİZİ ETKİLEYEBİLİR
Aşırı terleme sorunu yaşayan kişilerde, artan ortam ısısı ve aşırı stres terleme oranını artırabilir. Özellikle ellerin ve koltuk altlarının sık sık ıslanması kişinin yaşam kalitesini düşürür ve günlük aktivitelerini kısıtlar. Hatta bu sorunu yaşayan kişiler bilinçli ya da bilinçsiz olarak kariyer tercihini ve arkadaş seçimini değiştirirken, bireysel aktivitelerini kısıtlar. Cep telefonu kullanımından el sıkışmaya kadar çeşitli basamaklarda özel ve sosyal hayatı etkilenir. Örneğin; yanında sürekli peçete ve yedek kıyafetler taşır, sosyal ortamlardan uzak durmaya çalışır.

BUNLARI YAŞIYORSANIZ…

  • El sıkışmak konusunda sıkıntı yaşıyor hatta bu nedenle yeni biriyle tanışmaktan çekiniyorsanız,
  • Kıyafetlerinizin kenarı elinizi sildiğiniz için sürekli kirleniyor ve renk değiştiriyorsa,
  • Bilgisayar, telefon kullanmakta ve yazı yazmakta zorlanıyor ve yanınızda sürekli elinizi silecek bir şeyler taşıyorsanız,
  • Kapı tokmaklarını çevirirken zorlanıyorsanız,
  • Yanınızda yedek kıyafetler taşıyorsanız,
  • Sosyal hayatınız ve psikolojiniz bu durumdan etkilenmeye başladıysa, tedavi olmanız gerekir.

Kış mevsiminden korkmaya gerek yok

- 13 Ocak 2020 Pazartesi No Comments
Sabri Ülker Vakfı, soğuk kış aylarında yeterli ve dengeli beslenmenin önemini vurguluyor ve kışı daha sağlıklı geçirmek için neler yapılması gerektiğine dair önerilerde bulunuyor.

Havaların soğumasıyla birlikte, evde ve kapalı alanlarda geçirilen zaman artarken fiziksel aktivitelerimiz azalıyor, yaşam tarzımızın yanı sıra beslenme alışkanlıklarımız da değişiyor. Özellikle yetersiz beslenmeden ve soğuk havalardan dolayı bağışıklık sistemimiz güçsüzleşiyor. Aslında kış mevsiminden korkmaya gerek yok.

Besin değeri yüksek gıdalar tüketerek ve dengeli beslenerek kışı çok rahat atlatabilir, hastalıklara karşı korunabiliriz. Sabri Ülker Vakfı, "Kış aylarında daha sağlıklı beslenmek için hangi gıdaları tüketmeliyiz, hasta olmamak için nelere dikkat etmeliyiz" gibi soruların cevabını veriyor.

Kışın vazgeçilmezi: Taze meyve ve sebzeler
Enfeksiyondan ve soğuk algınlığından korunmanın yollarından biri, bağışıklık sistemini destekleyen taze meyve ve sebzeleri tüketmektir. Ara öğünlerde tüketilen taze meyve ve sebzeler vitamin ve mineral kaynağıdır. Bu besinler aynı zamanda kış aylarında hareketsizliğe bağlı olarak sindirim sorunları yaşanların da sindirim sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur. Portakal, mandalina, greyfurt gibi turunçgiller ile nar, elma, ayva ve muz gibi meyveler; maydanoz, ıspanak, pazı gibi yeşil yapraklılar ve lahana, brokoli, karnabahar, brüksel lahanası gibi sebzeler, kış mevsiminin bize sunduğu ve bağışıklık sistemimizi güçlendiren besinlerdir. Çocukları taze meyve ve sebze yemeye teşvik etmek amacıyla beslenme çantalarına sevdikleri kış meyveleri konulabilir.

Her besinin kendine özgü bir değeri var
Kış aylarında enerji kaybı yaşadığınız için ne yediğinize özellikle dikkat etmelisiniz. Örneğin, demir, çinko, bakır ve selenyum gibi mineraller ile A, E ve C vitaminleri enfeksiyonlar ile mücadelede rol oynar. Kırmızı etler ve yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinler proteinin yanı sıra, demir ve çinko kaynağıdır. Baklagiller ve yağlı tohumlar ise demir, çinko ve selenyum için önemli bitkisel kaynaklı besinlerdir. Kırmızı etler A vitamini; havuç ve balkabağı ise A vitamini öncüsü olan beta karotenden oldukça zengindir.

Sindirim sistemi, bağışıklık sisteminin en önemli parçasıdır. Bu yüzden sindirim sistemini etkileyen sorunlar vücudun savunma sistemini de etkileyebilir. Posa, yararlı bakteriler olan probiyotikler ve probiyotiklerin besin kaynağı olan prebiyotikler, sindirim sisteminin sağlığının korunması ve geliştirilmesine katkı sağlar. Yoğurt ve kefir, probiyotiklerin kaynağı olabilen geleneksel besinlerdir. Kereviz, enginar, pırasa ve hindiba gibi kış sebzeleri de prebiyotiklerin iyi birer kaynağıdır.

Bağışıklık sisteminin güçlenmesi için iyi bir uyku şart
Bu mevsimde soğuk nedeniyle çok fazla hareket edilemiyor. Bu yüzden metabolizma hızı yavaşlıyor ve gecelerin uzamasıyla birlikte geç saatlere yayılan besin ve içecek tüketiminin bir sonucu olarak da vücut ağırlığında artışlara neden olabiliyor. Evde kolaylıkla yapabilen egzersizler gün içinde daha zinde hissetmeye fazla kiloların önüne geçmeye yardımcı oluyor.

6 Adımda Bağışıklığınızı Güçlendirin!

- 4 Aralık 2019 Çarşamba No Comments
Yaşam tarzınızın, sizi mikroplardan, virüslerden ve kronik hastalıklardan koruyan bağışıklık sisteminizi ne kadar etkileyebileceğini biliyor muydunuz? 

Kötü sağlık alışkanlıklarınızı iyi olanlarla değiştirmek, bağışıklık sisteminizi güçlendirmenize yardımcı olabilir. Hastane Derindere İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ergün Kasapoğlu'ndan hayatınızda yapacağınız küçük değişikliklerle bağışıklık sisteminizi güçlendirmenin yollarını öğrendik…

1. Kaliteli ve yeterli uyuyun. 
Yeterli uyumadığınızda soğuk algınlığı gibi sağlık problemleriyle karşılaşma ihtimaliniz yüksektir. Çalışmalar grip aşısını yaptırmış ve düzenli uyuyan kişilerin hastalığa karşı daha güçlü bir koruma geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Yeterli uyku almamak, stres hormonunun daha yüksek seviyelere çıkmasına yol açabilir. Ayrıca vücudunuzda daha fazla iltihaba da neden olabilir.

2. Egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirin. 
Günlük 30 dakikalık yürüyüş gibi düzenli ve yorucu olmayan bir egzersiz yapmaya çalışın. Yorucu olmayan egzersizler bağışıklık sisteminizin enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olabilir. Egzersiz, aynı zamanda vücudunuzun iyi hissettiği kimyasal maddeleri artırabilir ve daha iyi uyumanızda size yardımcı olur.

3. Beslenme şeklinizi gözden geçirin. 
Çok fazla şekerli şeyler yemek veya içmek, bağışıklık sisteminize zarar verir. C ve E vitaminleri, beta-karoten ve çinko gibi besin maddelerinden zengin daha fazla meyve ve sebze tüketerek bağışıklığınızı güçlendirebilirsiniz. Çilek, narenciye, kivi, elma, kırmızı üzüm, lahana, soğan, ıspanak, tatlı patates ve havuç da dahil olmak üzere çok çeşitli parlak renkte meyve ve sebzeler arasından seçim yapın. Soğuk algınlığı veya grip söz konusu olduğunda tavuk suyu çorba iyi bir alternatif olabilir.

4. Stres yönetilebilir bir duygudur; 
Unutmayın! Hayatın bir parçası olarak herkesin biraz stres vardır; ancak uzun süreli stres, sizi soğuk algınlığı başta olmak üzere pek çok hastalığa karşı daha savunmasız hale getirir. Kronik stres, vücudunuzun bağışıklık sistemini baskı altına alan stres hormonlarının akışına maruz bırakır. Stresinizden kurtulmanız mümkün olmayabilir, ancak onu idare etme konusunda meditasyon öğrenmek, daha sosyal olmak; gerektiğinde danışmanlık almak gibi alternatiflerden yararlanabilirsiniz.Stresin azalmasıyla birlikte stres hormon düzeyleriniz düşer; daha iyi uyumaya başlarsınız ve bağışıklık fonksiyonunuz gelişir. Bazı araştırmalar, düzenli meditasyon yapanların daha sağlıklı bir bağışıklık sistemine sahip olduğunu göstermektedir.

5. Sosyalleşin. 
Güçlü ilişkiler ve iyi bir sosyal ağa sahip olmak sizin için iyidir. Araştırmalar gösteriyor ki, birkaç yakın arkadaşı veya büyük bir arkadaş grubu olan insanlar daha güçlü bir bağışıklığa sahiptir.

6. Espri anlayışınızı kaybetmeyin. 
Gülmek herkes için iyidir. Vücuttaki stres hormonlarının seviyesini azaltır ve enfeksiyona karşı savaşan beyaz kan hücresini artırır.

Varis hastaları nasıl giyinmeli

- 11 Kasım 2019 Pazartesi No Comments
Yanlış kıyafet seçimi varis hastalığını tetikliyor.

Varis, günlük hayatı oldukça etkileyen hastalıkların başında geliyor. Yarattığı şikayetlerin yanında, tedavi için günlük hayatta yapılması gereken bir takım değişiklikler de hastalığın sıkıcı boyutlarını oluşturuyor.

Günlük iş hayatıyla bağdaşmayacak şekilde sürekli hareketli olma gereksinimi, yazın güneşten uzak kalma tavsiyelerinin yanı sıra giyim ile ilgili bir takım dikkat edilmesi gereken unsurlar, özellikle kadın hastalar için uyulması zor ancak bir o kadar da gerekli kuralları oluşturuyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk varis hastalarının giyim konusunda dikkat etmesi gerekenleri şöyle sıralıyor: "Bacaklardaki pasif ve yerçekimine karşı devam eden toplardamar akımının önünde engel olabilecek her türlü giysiden uzak durmak gerekiyor. Beli sıkı pantolonlar, gereğinden fazla sıkılan kemerler, vücuda form vermek için kullanılan korseler varis hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor ve varis hastalarında şikayetlerin ortaya çıkışını, belirginleşmesini hızlandırıyor.

Topuklu ayakkabılar ise ayrı bir başlıkta incelenmesi gereken bir konu. Sürekli giyilmedikçe ciddi sorunlara neden olmayan topuklu ayakkabılar, her gün ve uzun süre giyilecek olursa bacaklardaki kas gruplarının tam çalışmasını engellediği için toplardamar akımına kasların olumlu etkisini ortadan kaldırmış oluyor. Bu da uzun dönemde kişinin varis hastalığına yakalanma riskini ve hastalık varsa hastalığın ilerleme hızını arttırıyor."

Varis tedavisinde önemli yer tutan varis çorabı kullanımıyla ilgili ise Dr. Cem Arıtürk, "Giyim ile ilgili sorun oluşturan konulardan biri de varis çorapları. Özellikle havaların ısındığı bahar ve yaz aylarında hastaların çorap kullanma düzeni bozuluyor. Çoraptan sıkılma, daralma hissi, terleme gibi sebeplerle çorap giyme düzenini aksatan hastalarda şikayetler belirginleşmeye başlıyor. Bu kadar olumsuzluktan sonra özellikle kadın hastalara bir müjde verelim.

Günümüzde varis çorapları konusunda ürün çeşitliliği oldukça artmış durumda. Varis çorapları artık eskisi gibi renksiz, kötü görünümlü ve sıkıcı değil. Piyasada çok çeşitli markaların her renkte, kalınlıkta ve pek çok kadının estetik kaygılarını karşılayabilecek şıklıkta ürünleri bulunabiliyor" dedi.

Kimler hangi sporu yapmamalı?

- 1 Kasım 2019 Cuma No Comments
Günümüz yaşam tarzı ve endüstrileşmenin getirdiği çalışma şartları insanları daha hareketsiz bir yaşama doğru yönlendiriyor. Hareketsizliğe bağlı gerek kalp gerekse kas iskelet sistemi hastalıkları yaşam sürelerinin de artmasıyla orantılı olarak artış gösteriyor. 

Bu durumda gerek sağlık personelleri tarafından gerekse sağlık bilinci her gün artan toplum tarafından spor insan sağlığını iyi yönde etkileyecek bir faktör gittikçe olarak popülerleşiyor. Ancak bazı hareketlerin kimi insanlarda sakıncalı olabileceğini unutmamak lazım. Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Çağatay Öztürk kimlerin hangi sporu yapmaması gerektiğini anlattı.

Spordan önce muayene şart!
Spor konusunda insanların artan isteği, beraberinde spora bağlı rahatsızlarda da artış yaşanmasına neden oluyor. Düzenli olarak spor yapmayı planlayan her yaştaki kişinin öncelikle kalp ve akciğer sistemlerine bir kereye mahsus bile olsa kontrol ettirmesi gerekir. Spor sırasında ortaya çıkacak aşırı efor günlük hayatta normal işleyen sistemi spor sırasında yetersiz hale getirebilir. Bu yapılan genel check up sonrası seçilecek olan spor tipi hastanın ayrıntılı kas iskelet sistemi muayenesi, sporun ne amaçla yapıldığı ve uygulanabilirlik derecesine göre şekillenir.

Bel, boyun problemi olanlar ağırlık kaldırmasın
Ciddi bel ve boyun problemi olanlar ağırlık çalışacakları sporlardan uzak durması gerekir. Omurlar arasındaki disklere normalden fazla yük etkisi sağlayan sporlar omurga sağlığı için sakıncalıdır. Bunlara en güzel örnek ağırlık çalışarak yapılan sporlardır. Günümüzde özellikle genç nüfusta bu sporlar gittikçe popülerleşiyor. Ağırlık kaldırılarak yapılan sporların bilinçsiz veya aşırı yapılması ciddi sakatlıklara yol açabilir. Bu tür sporlar sırt ve bel kaslarına aşırı yüklenme içerdikleri için sırt ve bel kaslarını koruyucu spor veya egzersizlerle kombine edilmelidir. Aksi takdirde çok erken yaşlarda kronik bel ve boyun ağrılarının ortaya çıkması muhtemeldir. Omurga sağlığı için önerilen en etkin sporlar yüzme ve pilatestir. Yer çekimi etkisini ortadan kaldırarak tüm sırt ve bel kaslarını çalıştıran, kondüsyonu artıran bu tür sporların öncelikli olarak tercih edilmesi gerekir.

Kalça, diz, ayak bileği sorunluysa futbol, voleybol, basketboldan uzak durun
Kalça, diz, ayak bileği gibi ağırlık taşıyan eklemlerde daha önceden var olan problemleri olanlar kontakt sporu dediğimiz futbol, basketbol, voleybol gibi spor yaptığında var olan sorunun daha da artmasına neden olacaktır. Ağırlık taşıyan eklemlerde mevcut problemler varsa bu eklemleri zorlayıcı sporlar problemin büyümesine neden olur.

Diz ekleminde sorun varsa koşmak ağrıyı artıracaktır
Diz ekleminde menüsküs problemi olan birinin ısrarla koşu içeren spor yapması ağrı yakınmalarını artıracaktır. Bu tür kişilerin spor programlarını yaparken diz eklemini daha az kullanacakları alanlara yönlendirilmesi gerekir. Bu yönlendirme bilinçli spor hocaları ve sporcu sağlığı alanında uzman ortopedi uzmanları tarafından yapılmalıdır. Hangi sporun hangi eklemi normalden fazla çalıştıracağı önceden değerlendirilip hastaya özel bir spor programı oluşturulmalıdır.

Belde ağrı varsa fitness yerine yüzün, pilates yapın
Bel problemi yaşayan hastanın fitness gibi sporlar yerine yüzme ve pilatese ağırlık vermesi gerekir.

Omuz problemliyse yüzme konusunda ısrarcı olmayın
Ciddi omuz problemleri olan hastaların yapacağı sporda yüzme konusunda ısrar edilmemelidir. Seçilecek sporun uygulanabilir olması ve mutlaka hastanın kas iskelet sistemi sınırlarını zorlayıcı olmaması, bir plan dahilinde olması gerekir. Düzenli yapılan spora mutlaka düzenli ve kontrollü beslenme de eklenmelidir. Yoksa daha sağlıklı olmak için yapılan spor bir şeyleri düzeltirken başka sistemleri bozabilir.

Dünyayı fetheden süper lezzet: Döner

- 21 Ekim 2019 Pazartesi No Comments
Türk mutfağının milli lezzetlerinden döner, Business Insider'ın geçtiğimiz hafta yayınladığı "dünyanın en lezzetli sandviçleri listesinde" birçok ülkenin sandviçleri ile birlikte yer aldı. 

Tüm dünyanın dikkatini çeken ve en sevilen Türk lezzetlerinden olan döner, Yemeksepeti kullanıcılarının da en çok tercih ettiği ilk 5 lezzet arasında yer alıyor. Bu yılın ilk 8 ayında Yemeksepeti kullanıcıları 10 milyon porsiyon döner yerken; dönerin en sevildiği yaş 21, toplam siparişlerinin içinde yüzde 60 ile döner siparişi oranı en yüksek olan kent ise Karaman oldu.

Türk mutfağının temel taşlarından biri olan döner, 2 bin 500 yıllık bir geçmişe sahip. Evliya Çelebi, 'Seyahatname'de döner için "Öyle hoş, yumuşak ve taze ki, yeryüzünde böylesi başka kebap yoktur" diye yazıyor. Milli lezzetimiz döner, bugün hala Türk mutfağının en vazgeçilmez lezzetlerinden biri.

Döner, lezzetinin yanı sıra sağlıklı ve doyurucu yönüyle sadece ülkemizde değil dünyanın birçok ülkesinde en sevilen yiyeceklerden biri. Döner globaldeki bu başarısını Business Insider'ın geçtiğimiz hafta yayınladığı "dünyanın en lezzetleri sandviçleri listesinde" yer alarak kanıtladı.

Bu araştırma üzerine Yemeksepeti, tüm dünyanın dikkatini çeken ve en sevilen Türk lezzetlerinden olan dönerin kullanıcıları arasındaki trendini araştırdı ve dönerin popülerliğini ortaya koydu.

O bizim için her zaman ilk 5'te

Birçok yerel ve global lezzete her zaman kafa tutan ve popülerliğini hiçbir zaman kaybetmeyen döner, bu yıl da Yemeksepeti'nin en çok sipariş verilenleri listesinde ilk 5'te mutlaka yer aldı.

Bu yılın ilk 8 ayında Yemeksepeti kullanıcıları 10 milyon porsiyon döner yediler ve dönerin sipariş sayısında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 70 artış yaşandı.

Tavuk dönerin üstünlüğü sürüyor

Araştırma döneri en çok sevilen sandviçler arasında gösterse de, döner bizim için sandviçten çok daha fazlası. Yemesi daha pratik olduğu için dürüm veya sandviçi tercih ederken, onun pilav üstü halini de seviyoruz, yanında pideyle de yemeğe bayılıyoruz.

Son yıllarda tavuk döner ve et döner rekabeti de tüm aksiyonuyla devam ediyor. Aslında dönerin tarihçesine bakıldığında sadece son 20 yıldır hayatımızda olmasına rağmen tavuk döner, hem lezzeti hem de et dönere göre daha ekonomik olduğu için et döneri tahtından etti.

Bu yılın ilk 8 ayında verilen 10 milyon adet döner siparişinin yüzde 60'ını tavuk döner siparişleri oluşturdu.

Döneri en çok gençler seviyor

Bu protein deposu lezzet 7'den 70'e herkes tarafından seviliyor. Ancak Yemeksepeti kullanıcılarının siparişlerine göre; bu lezzeti en sevenler 19-24 yaş aralığında. Döneri en çok sevenler ise 21 yaşında.

Her gün döner günü!

Hafta içi hafta sonu fark etmeden Yemeksepeti kullanıcıları için her gün döner günü. Günde ortalama 42 bin adet sipariş verilen dönerin en fazla sipariş edildiği gün ise perşembe.

Dönerin yanında ayrana, ardından ise künefeye bayılıyoruz

Yemeksepeti kullanıcıları dönere en çok geleneksel lezzetlerimizi yakıştırıyor. Milli lezzetimiz dönerin yanında en çok sipariş verilen içecek ayran olurken, yine ülkemize has bir lezzetimiz olan künefe, dönerin ardından en çok yenen tatlı oldu.

Dünya dönere hayran

Yemeksepeti'nin geçtiğimiz günlerde açıkladığı ve Delivery Hero'nun faaliyet gösterdiği 27 ülkenin online yemek siparişleri raporunda da döner, en çok tercih edilen Türk lezzeti olarak öne çıkmıştı. Türk nüfusunun oldukça fazla olduğu Almanya ve Hollanda'da Türk mutfağı önemli bir yere sahip. Burger ve pizzanın tüm dünyadaki ezici üstünlüğüne rağmen bu iki ülkede döner ve kebap ilk beşte yer alıyor.

Döner tutkunu kentler

Her gün 67 ilden 42 bine yakın döner siparişi alan Yemeksepeti, siparişlerdeki döner oranına göre Türkiye'de dönere en düşkün şehirleri de araştırdı.

Tüm siparişler içindeki döner siparişleri incelendiğinde; diğer kentler arasından sıyrılarak fark yaratan Karaman dönerin en sevildiği kent oldu. Karamanlıların toplam siparişlerinin yüzde 60'ı döner siparişlerinden oluşuyor. Karaman'ı sırasıyla Osmaniye ve Gaziantep izledi.

Mevsim geçişleri sizi hasta etmesin!

- 15 Ekim 2019 Salı No Comments
Bahar aylarında havalar yavaş yavaş ısınmaya, doğa canlanmaya başlıyor. Mevsim geçişlerindeki ısı değişim dönemleri ise hastalıklara yakalanma riskinin en fazla olduğu zamanlar olarak tanımlanıyor. 

Havanın bir ısınıp bir soğuması, güneşe aldanılıp giyilen ince kıyafetler ve değişen beslenme ile uyku düzeni vücut direncini düşürüyor. Bu durum da soğuk algınlığı, grip ve nezle şikayetlerinin artmasına sebep oluyor. Memorial Şişli Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Op. Dr. Nurten Küçük, mevsim geçişlerinde sağlıklı kalmanın yolları hakkında bilgi verdi.

Isı değişimleri hasta ediyor

Bahar mevsiminde havaların ısı ve nem değişimi hem soğuk algınlığı hem alerjik hastalıkların daha çok görülmesine neden olmaktadır. Mevsim geçişlerinde sıcaklık değerleri sık sık değişmektedir. 36-37 derece arasında olan vücut sıcaklığı bu dönemde değişen hava şartlarıyla tam dengesini sağlayamaz ve bu durum bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olmaktadır. Vücudun savunma sistemindeki bu azalma kişiyi enfeksiyonlara ve hastalıklara açık hale getirmektedir. İlkbaharın gelmesiyle alerji dönemine de girilmektedir. Bu dönemde özellikle alerjisi olan kişilerin daha çok dikkat etmeleri ve kendilerini korumaları gerekmektedir.

Belirtiler birbirine benziyor

Alerjide belirtiler genelde; burun kaşıntısı, gözlerde yaşarma ve kaşıntı, hapşırma şeklinde görülür. Grip ve nezleyle benzeşen tarafları bu belirtilerdir. Fakat grip ve nezle gibi bir enfeksiyona bağlı olarak gelişen durumlarda bu belirtilere ek olarak baş ağrısı, vücutta kırgınlık, halsizlik ve ateşte eklenmektedir. Havaların ısınması ve güneşin çıkmasına aldanıp ince giyinmek yine hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Gün içindeki ısı değişimleri bir terleyip bir üşümek kişinin hasta olmasına neden olmaktadır. Bu ne çok sıcak, ne de çok soğuk havalar bakteri ve mikropların üremesine zemin hazırlamaktadır. Alerji partiküllerinin de havada dolaştığı bu mevsim her açıdan risk oluşturmaktadır. Alerjilerde genelde hastalıkları tetiklemektedir.

Çocuklar ve 65 yaş üstü kişiler dikkatli olmalı

Grip belirtilerinde ateş daha fazla görülmektedir. Soğuk algınlığında ateş çok etkili değildir. Vücut kırgınlığı, hapşırmalar, burun kaşıntıları ve akıntıları iki hastalığında belirtisi ama yüksek ateşe gripte daha fazla rastlanmaktadır. Soğuk algınlığına viral enfeksiyonlar neden olurken gribe bakteriyel enfeksiyonlar neden olmaktadır. İki hastalıkta mikroorganizmaların neden olduğu enfeksiyonlardır ama grip daha ağır geçirilmektedir. Soğuk algınlığı gribin daha hafif bir formu gibi düşünülebilir. Mevsim geçişlerinden en çok çocuklar ve 65 yaş üstü kişiler etkilenmektedir. Bu yaş gruplarının etki altında kalmaları aslında bağışıklık sistemlerinin daha zayıf olmasından kaynaklanmaktadır. Erişkinlerin ise bütün gün havalandırma sistemleri çok iyi olmayan kapalı ortamlarda çalışmaları ya da okullarda bir arada olmaları bağışıklık sistemlerini zayıflatabilmekte ayni zamanda mikropların çoğalması için ortam hazırlamaktabu da yine hastalıklardan etkilenmelerini sağlamaktadır.

Elleri sık yıkamak hastalığa yakalanma riskini düşürüyor

Grip ve nezle daha çok hava yoluyla bulaşan hastalıklar olduğu için kapalı alanlarda havalandırmanın düzenli yapılması, ortam ısısının ve neminin iyi dengelenmiş olması gerekmektedir. Bunun haricinde öksürürken, hapşırırken ağzı kapatmak ve düzenli olarak el yıkamak korunma yöntemlerinin başında gelmektedir. Maske kullanmak ya da elle ağzı kapatmak hastalığın bulaşmaması için bir önlemdir ama tek başına yeterli değildir. Bu hastalıkların bulaşma olasılığı el temasıyla daha yüksek olmaktadır. Bu yüzden elleri sık yıkamak hastalıkların bulaşma riskini düşürmektedir.

Bol su tüketin ve düzenli uyuyun

Bağışıklık sisteminin kuvvetlendirmek mevsim geçişlerinde hastalıklardan korunma sağlamaktadır. Su bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olduğu için bol su tüketmek gerekmektedir. Bol su içmek metabolizmanın sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlamaktadır. Burnun ve boğazın nem dengesi önemlidir ve bu denge bol su içilerek korunmalıdır. Düzenli ve kaliteli uyku vücut direncini güçlü tutmaktadır. Yine sağlıklı ve dengeli beslenme bağışıklığı artırmaktadır. Karbonhidrat, protein ve sebzeyi dengeli tüketilerek vücut için gerekli bütün vitamin ve mineraller alınmalıdır. C vitamini içeren meyveler ve sebzeler ayrıca yumurta ve balık gibi zengin besin içerikleri olan proteinler yine bu dönemde tercih edilmelidir. Ihlamur, yeşil çay, kuşburnu gibi vitamin ve mineral açısından zengin çaylar tüketilebilir.

Aşılar bu hastalıklara karşı koruma sağlıyor

D vitamini de hastalıklardan korunabilmek açısında yine önem arz etmektedir. D vitamini düşük kişilerin hastalıklara ve alerjilere yakalanma riski daha fazla ve iyileşme dönemleri daha uzun olmaktadır. Bu dönemde yine güneşten daha fazla yararlanmak faydalı olmaktadır. Hastalıklardan korunma açısından yine sonbaharda yapılan grip ve zatürre aşıları önemlidir. Özellikle 65 yaşın üzerindekiler için bu aşılar, ilkbaharın gelmesiyle oluşacak soğuk algınlığı, grip ve nezle gibi hastalıklara karşı koruma sağlamaktadır. Hastalığa yakalanılsa bile daha hafif atlatılabilmektedir.

Tedavi nedene ve kişiye göre farklılık gösteriyor

Uzman hekimler tarafından yakalanılan hastalığa göre bir tedavi yöntemi belirlenmektedir. İyileşme döneminde istirahat etmek ve bol su içmek çok önemlidir. Ağrı kesici, ateş düşürücü, vücudu rahatlatıcı birtakım ilaçlar önerilmektedir. Burnu ve ağız içini okyanus suyuyla temizlemek tedavi aşamasına yardımcı olmaktadır. Orada biriken mikropların ve partiküllerin temizlemesi iyileşmeyi hızlandırmaktadır Kişinin ateşi yükseliyorsa ve burun akıntısı koyu renge dönmüşse bu bakteri kökenli bir enfeksiyon göstergesi olabilir ve buna göre antibiyotik tedavisine başlanabilmektedir. Eğer hastanın alerjisi de varsa tedavi ona göre uygulanmalıdır.

İki elle cep telefonu kullanmayın

- 3 Ekim 2019 Perşembe No Comments
Hatalı cep telefonu kullanımı, baş, boyun ve sırt ağrılarına davetiye çıkarıyor. Başı öne eğip telefona bakmanın ortalama insan başının kendi ağırlığından 5 kat daha fazla vücuda ağırlık yüklenmesine neden olduğunu belirten Öğr. Gör. Mehmet Toprak, telefonunun tek elle kullanılmasının daha az zararlı olacağını söyledi.

Elimizden düşürmediğimiz ve günlük yaşantımızın vazgeçilmezi haline gelen cep telefonu, yanlış kullanımı halinde omurgada ciddi hasarlara yol açabiliyor. Baş, boyun ağrısından sırt ve duruş bozuklukları gibi kişinin dış görünümüne kadar etki eden telefon kullanımı, vücutta kronik ağrı döngülerini de beraberinde getiriyor. Telefonu iki elle tutmak yerine, tek elle kullanmanın daha doğru olduğunu söyleyen Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğr. Gör. Mehmet Toprak, doğru çanta kullanımının ipuçlarını da verdi.

"VÜCUDA GEREĞİNDEN FAZLA YÜK BİNİYOR"

Ortalama insan başının 5 buçuk kg olduğunu ve telefon kullanımı sırasında başın 60 derece aşağı doğru eğilmesiyle vücudun bunu 27 kg olarak algıladığını söyleyen BAU Öğr. Gör. Mehmet Toprak, "Telefon kullanımı sırasında 5 buçuk kg olan başımızı eğer 15 derece öne doğru eğersek, vücut bunu 12 kg olarak hisseder. Eğer başımızı 30 derece öne doğru eğersek, bunu 18 kg olarak hissediyor. 45 derece öne eğip telefonla, bilgisayarla, kitapla meşgul olursak 22 kg olarak hissediyor. 60 derece öne doğru eğersek de 5 buçuk kg olan başımızı vücut, 27 kg olarak hissediyor" dedi.

"YANLIŞ TELEFON KULLANIMI BAŞ AĞRISINA NEDEN OLUR"

Tedavinin yanında kişinin, yaşam stilinde de değişikliğe gitmesi gerektiğini belirten Öğr. Gör. Mehmet Toprak, "Kronik olarak yük binme sonrası sırt ve boyun kavşağımızdaki kas gruplarımızda spazmlar gelişiyor. Kronik ağrı döngüleri oluşuyor. Bu aşamada kişi, istirahat etse de ağrıları hafiflemiyor çünkü; Kas çok calışmadan dolayı artık kendisini korumaya alıyor ve kasılıyor, dinlenemiyor, rahatlayamıyor. Bunun tedavisi de ameliyat, kayropraktik ya da fizik tedavi değil. Çare kişinin günlük yaşam stilini değiştirmesi. Yani, kişi neyi yanlış yapıyorsa onu doğru yaparak bunu önleyebilir. Eğer tüm bunları yapmaya devam ediyorsa, yapılan tedaviler çok kalıcı olmuyor. Tedavi de olmuyorsa ve bu alışkanlıklarına devam ediyorsa, omurgadaki kemik ve diskler arasındaki yapılarda dejenerasyon oluyor. Uzun vadede boyun kemiklerinde dizilim bozuklukları gelişmesi ve boyun bölgesindeki yumuşak dokularda oluşan problemler nedeniyle boyun kaynaklı baş ağrıları görülebiliyor. Buna servikojenik baş ağrısı yani boyun kaynaklı baş ağrısı diyoruz. Bu kişilerin, boynunu tedavi edip hastanın yaşam stili ile de bu tedaviyi desteklediğimiz zaman baş ağrıları geçebiliyor" ifadelerini kullandı.

OMURGADA ŞEKİL BOZUKLUĞUNA DİKKAT!

Yanlış cep telefonu kullanımının omurgada şekil bozukluğuna neden olduğunu söyleyen Mehmet Toprak, şu uyarılarda bulundu; "Omurga bir bütün. Başınız öne doğru gittiği zaman omuzlarınızın da öne doğru gitmeme gibi bir şansı yok. Dolayısıyla omuzlarınızın öne doğru kapanmasıyla birlikte kürek kemiklerinizin arası açılır ve burada kamburlaşma durumu olur. Omurga 'S' şeklinde. Bir yeri bozduğunuz zaman öbür taraf da bozuluyor. Bel ve sırt kısmının da adapte şekli de bozuluyor. Bozulma derken şekillenmeler yani istemediğimiz, omurganın doğasında olmayan şekillenmeler. Bunlar da vücutta yük dağılımını olumsuz etkiliyor. Kişi boynunu öne doğru tuttuğu zaman sadece boyun ağrısı değil sırt ağrısı da oluşur. Vücudun bütününde kas, iskelet sisteminde problemler gelişebiliyor"

"TELEFONU İKİ ELLE KULLANMAK YANLIŞ"

Doğru cep telefonu kullanımı hakkında bilgi veren Toprak, telefonu tam göz hizasında tutmanın da doğru olmadığını ve kullanım sırasında el değişikliğinin yapılması gerektiğini söyledi. Kolların dirsekten bükülü halde telefonu tumanın doğru olduğunu söyleyen Mehmet Toprak, "Telefonu iki elle kullanmak yerine tek elle kullanmanın sırt için daha sağlıklı olduğuna yönelik çalışmalar var. Telefonu iki elle kullandığınız zaman omuzlarınız daha çok önde ve daha çok kapanıyorsunuz. Yani telefonu tek elle kullanmak daha az zararlı. Bunun yanında sürekli aynı elde uzun süre telefon kullananlar el değiştirmeli. Telefonu bir miktar aşağıda tutmak gerekir. Tam karşıda tutmak da iyi değil çünkü o zaman da kollarımızı havada taşımak zorunda kalıyoruz. Kollarımız gövdemizin yanında ve dirsekten bükülü bir şekilde 10-15 derece başımızı aşağı eğebiliriz. Tam göz hizasında tutmak sürdürülebilir makul bir hedef değil. Kollarımızı havada taşımak yerine burada yer çekimini lehimize kullanıp kolları tam gövdeyle bitişik tutup ön kolumuzla telefonu vücudumuza yaklaştırabiliriz. Yani gözümüzün biraz aşağısında tutabiliriz. Öte yandan, çoğunlukla baş parmağımızı kullandığımız için bu uzun vadede parmaklarda kireçlenmeye neden olabilir" şeklinde konuştu.

"SIRT ÇANTASI KULLANIN"

Son olarak doğru çanta kullanımı hakkında bilgi veren Öğr. Gör. Mehmet Toprak, "Tek taraflı çanta kullanımı önermiyoruz. Bunun yerine çantayı çift taraflı kullanmak daha doğru. Kadınların kullandığı askılı çantada yapılması gereken en temel şey askıyı çapraz olarak takmak ama her seferinde aynı taraftan takılmamalı. Mümkün olduğunca çantanın askısını diğer omuzla değiştirmek gerekiyor" dedi.

Vajinal enfeksiyonlardan korunmak için 5 öneri

- No Comments
Kadınların çoğunluğunda rastlanan vajinal enfeksiyonlar; koku, yanma, kaşıntı ve akıntı gibi belirtilerle kendini gösterir.

Cinsel yaşamda sorun yaratmaması ve iç organlara ulaşan ağır enfeksiyon tablosuna yol açmamaları için bu şikayetler önlenebilmekte, enfeksiyon oluşmuş ise de tedavi edilebilmektedir. Okan Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökçenur Gönenç, önerilerde bulundu.

1-Temizlikte Bu Noktalara Dikkat!

Vajinal temizliğinizi önden arkaya doğru yapmalısınız. Çünkü arkadaki enfeksiyonel bakteriler, vajina girişine tehdit unsuru özelliği taşıyabiliyor. Bu da enfeksiyon artışını hızlandırıyor. Bu durumda mutlaka önden arkaya doğru temizlik akışı izlemeliyiz. İntim temizleyiciler vajinal pH'ı olumsuz yönde etkileyip enfeksiyonlara zemin hazırlayabilmektedir. Bu nedenle sadece dış bölgeyi, duru su ile temizlemeniz yeterlidir.

2-İç Çamaşırı 1 Günü Geçmesin!

Günlük hayatımızda genital bölge kapalı kaldığından havalanması ve günlük hijyeni yerine getirme amacı ile de iç çamaşırının her gün değiştirilmesi gerekiyor. Naylon içerikli iç çamaşırlar yerine pamuklu iç çamaşırların kullanımı enfeksiyonların önlenmesinde önemlidir. Genital bölgedeki kuruluk ve temizlik, enfeksiyonu önlemek yolunda yardımcı olacaktır.

3-Temizlik Ürünlerini Gözden Geçirin!

Her cilt için farklı temizlik ürünleri olabileceği gibi parfüm içeren temizlik ürünlerinden kaçınmalısınız. Eski ve süregelen bir yöntem olan ağda veya jilet genital bölgedeki tüylerin alınmasında pratik ve hızlı bir yöntem olarak görünse de kıl köklerinde tahrişe bağlı iltihaplanmayı attıracaktır. Bu yüzden gelişmiş yöntemler kullanmak iltihaplanmayı önlemede daha çok yardımcı olacaktır.

4-Vajinal Enfeksiyondan Kurtulmak İçin Ne Yapabilirim?

Dar kıyafetler giymemeye özen göstermelisiniz. Pamuklu kıyafetler giymek vajinanın hava alması açısından daha iyi gelecektir. Duş alırken ve genital bölgede temizlik yaparken aşırıya kaçmamaya dikkat edin. Bu durum genital bölgedeki asit dengesini bozabilir. Vajinayı korunmasız hale getirip mikropların çoğalmasına zemin hazırlayabilir.Özellikle yaz aylarında havuzdan veya denizden çıkarken ıslak bikini, mayo ile oturmamaya özen göstermelisiniz.

5-İlişkilerinizde Prezervatif Kullanmayı İhmal Etmeyin!

İlişkide her iki tarafı da korumak adına prezervatif yararlı olacaktır. Çünkü bu tür enfeksiyonlar cinsel yolla bulaşmada etkili olabiliyor. Bunu yanı sıra regl dönemlerinde sık sık ped değiştirmeye özen gösterin. Uzun süre değiştirmemek enfeksiyon hızını arttırabilir. Çünkü kan yoğunluğu ile bakteri hızı artacaktır.

Uyku sorunlarının çözümü

- 17 Eylül 2019 Salı No Comments
Ortalama 75 yıl yaşayan bir insan ömrünün yaklaşık üçte birini uyuyarak geçiriyor. Kaliteli uyku için dengeli beslenme ve egzersiz 'olmazsa olmaz' anlamına geliyor. 

Dünya Uyku Günü'nde uyku bozukluklarına dikkat çeken Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, "Uyku bozukluğu hastalıklara zemin hazırlıyor. Bu sorun, sağlıklı beslenme ve egzersiz ile çözülebilir" dedi.

Stresin de en önemli sebeplerinden biri olan uykusuzluk, hipertansiyon, diyabet, obezite, bağışıklık sistemi hastalıkları, cilt problemlerine de zemin hazırlıyor. Dünya Uyku Günü'nde uyku problemlerinin ciddiyetinin altını çizen Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, "Hastalıkların oluşumunda uyku bozukluğu önemli rol oynuyor. Yapılan çalışmalar, yetişkinlerin günde 6-8 saat arasında uyuması gerektiğini gösteriyor. Daha az uyku, stres yarattığı gibi ciddi hastalıkların da habercisi olabilir" dedi.

Mumcu: İyi uyku iyi konsantrasyon demektir

"İyi bir uyku, dinlenmiş bir vücut demektir" diyen Sibel Mumcu, "Düzenli uykuyla dinlenen insan kendini daha dinç hissettiği gibi sersemlik, yorgunluk ve dalgınlık gibi sorunlarla karşılaşmaz. İyi uyuyanlar iyi konsantre olurken daha da kolay öğrenirler" ifadesini kullandı.

Sibel Mumcu, uyku sorunları yaşayanlara şu önerilerde bulundu:

  • Obezitenin uyku sorunlarını tetiklediği yapılan araştırmalarda ortaya çıktı. Obeziteyi yaratan alışkanlıklardan vazgeçildiğinde uyku bozukluklarının giderildiği de gözleniyor. İdeal kilosunu yakalayan kişi, uyku sorunlarını da en aza indirir.
  • İyi bir uyku için uyku saatinden önceki dört saat içinde ağır yemekler, aşırı baharatlı, gaz yapan ve şekerli gıdalar tüketilmemeli.
  • Kafein alımı azaltılmalı. Alkol tüketilmemeli ve sigara içilmemeli.
  • Akşam öğününden sonra bir şeyler tüketmek isteyenler bal ile tatlandırılmış rahatlatıcı bitki çayları içebilir.
  • Düzenli yapılan spor, uyku kalitesini artırır.
  • Aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya özen gösterilmeli. Ayrıca uygun ergonomik bir yatak, odanın ısısı, ses ve ışık da iyi bir uykuyu etkileyen unsurların başında gelir.

Kahvaltı etmemek enerji ve motivasyonu düşürüyor

- 4 Eylül 2019 Çarşamba No Comments
Sabahları zor uyanıyorsanız, gün içinde kendinizi yorgun ve stresli hissediyorsanız nedeni kahvaltı yapmama alışkanlığınız olabilir. 

Güne doğru besinlerin uygun miktarlarda buluşturulduğu bir kahvaltı sofrası ile başlamak, pek çok hastalığın önüne geçmekle birlikte kilo alımını engelliyor, üstelik stressiz ve gerginlikten uzak bir gün geçirmenizi sağlıyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Emine Yüzbaşıoğlu, sağlıklı kahvaltı için önemli önerilerde bulundu

Kahvaltı etmemek enerji ve motivasyonu düşürüyor

Sağlıklı beslenmenin ilk adımı, güne kahvaltı ile başlamaktır. Kahvaltı uzun süren açlık sonrasında düşen kan şekeri seviyesini yükselterek, güne zinde ve enerjik başlamayı sağlar. Kahvaltı ayrıca konsantrasyonu artırırken, sabah şeker düşmesine bağlı yaşanabilecek gerginlik, sinirlilik, uyku hali gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek durumların yaşanmasını önler.Özellikle bütün besin gruplarının yer aldığı Türk kahvaltısı, sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmezdir.

Kendinize sağlıklı besinlerden oluşan bir kahvaltı düzeni oluşturun

Doğru bir beslenme planlaması için kahvaltıda ne yenildiğinin önemi büyüktür. Özellikle öğrenciler ve çalışan kişilerin öncelikle tercihi pratik olması bakımından poğaça, açma, simit gibi yağ ve karbonhidrat içeriği yüksek besinlerdir. Bu tür tercihler sıklaştığında beraberinde kilo alımını, mide rahatsızlıklarını beraberinde getirecektir.

Sabahları patates kızartması ve börek yemeyi sevenler dikkat!

Sağlıklı bir kahvaltının olmazsa olmazları peynir, yumurta ve ekmektir. Ekmek çeşidi olarak çavdar, kepek, tam buğday gibi posa içeriği yüksek ekmekler tercih edilirken, peynirde yağlı ve tuzlu çeşitlerinden kaçınılmalıdır. Tost, peynirli omlet, melemen gibi sağlıklı seçimler kahvaltı sofralarını çeşitlendirmede tercih edilirken, patates kızartması, börekten uzak durulmalıdır. Bunlar gereksiz kalori alımına ve vücut yağlanmasına neden olarak pek çok hastalığa davetiye çıkarabilir. Mevsimine uygun olarak kahvaltıya eklenecek söğüş ( domates, salatalık, maydanoz, biber ) içerdiği C vitamini sayesinde demir emilimin artıracağından, sofralarda eksik edilmemelidir.

Hazır meyve sularını tercih etmemek daha doğru

Kahvaltı da içecek olarak çay, bitki çayı, sütlü kahve, süt sağlıklı seçimler arasında sayılabilir. Hazır veya taze sıkılmış meyve suları içerdiği yüksek şeker sebebiyle uzak durulması gereken bir gruptur. Kahvaltılarda özellikle kış günlerinde hastalıklardan korunmak amacıyla tercih edilen meyve suyu yerine, meyvenin kendisi tüketilmelidir.

Çocuklarınızın ekmeğine çikolata yerine tahin pekmez sürün

Özellikle çocukların çok sevdiği çikolatalı ekmekler yerine, pekmez, bal ev yapımı reçeller sağlıklı kahvaltılar için çok daha uygundur. Kış aylarının olmazsa olmazı tahin pekmez de sabah kahvaltıları için hem sağlıklı hem de lezzetli bir seçenektir.

Sabahları aç olmuyorum diyorsanız…

Sağlıklı bir kahvaltıyla güne başlamak, gün içerisinde iştah kontrolü açısından çok faydalıdır. Kahvaltı yapmayan kişilerde iştah öğleden sonra artmaya başlayarak, akşam önüne geçilmez bir hale gelir. Özellikle akşam yemeğinden sonra tatlı ihtiyacı, doymama hissi ve gece yatana kadar bir şeyler yeme isteği artar. Gece artan tüketim sabah kalkıldığında iştahsızlığı beraberinde getireceğinden, kahvaltı ihtiyacını ortadan kaldırır. Sabah aç uyanmıyorum, canım kahvaltı istemiyor, gibi söylemler, gece yemelerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Sabah kahvaltı yapmama, gece çok yemek yeme kısır döngüsü uzun sürdüğünde kilo alımı kaçınılmaz olur. Kısır döngüden kurtularak kilo kontrolü sağlamanın en kolay yolu ise güne sağlıklı bir kahvaltıyla başlamaktır.

Sürekli kahvaltılık gevrek tüketmek sizi formda tutmaz

Sağlıklı bir kahvaltının protein içeriği yüksek olmalıdır. İçerisinde şeker ilavesi olan kahvaltı gevrekleri, kısa bir süre sonra açlık hissi ve tatlı ihtiyacını beraberinde getireceğinden çok sık tüketilmemelidir. Zorunlu durumlarda, yulaf, kuru meyve ( 1 porsiyon ), süt veya yoğurt ile hazırlanan karışım tercih edilmelidir. Geç kalıyorum evde kahvaltı yapamıyorum bu sebeple bu karışımı tercih ediyorum diyenler için, evde hazırlayarak yanınıza aldığımız sandviçler sağlıklı bir kahvaltı için çok daha uygun olacaktır.

Beyin gelişiminde ilk 4 yaş önemli!

- 28 Ağustos 2019 Çarşamba No Comments
Çocukluk döneminin ilk yıllarının insan gelişimi için önemli bir dönem olduğunu ve beynin en hızlı bu dönemde geliştiğini belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, yaşamın ilk 4 yılında beyin sinir hücrelerinin saniyede 750-1000 yeni bağlanma yaptığını söyledi. Ülküer, bu bağlanmaların, çocuğun sağlıklı olması ve iyi beslenmesinin yanında, çevresindeki yetişkinlerle olan etkileşimleri, uyaranların zenginliği ile yakından ilişkili olduğunu söyledi.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurper Ülküer, çocuk gelişimi çalışmalarının ulusal ve uluslararası platformlarda giderek önem kazandığını belirterek çocuk gelişiminin insani kalkınmanın sosyal ve ekonomik gelişmelerin temelini oluşturduğunu söyledi.

Gelişiminin temelini erken çocukluk dönemi oluşturuyor

Prof. Dr. Nurper Ülküer, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS) 7. genel yorumunda belirtildiği gibi çocukluğun ilk 8 yılını kapsayan erken çocukluk döneminin, insan gelişiminin temelini oluşturduğuna değindi. Prof. Dr. Ülküer, "Bu, çocuğun ve hatta biz yetişkinlerin yaşamımızın daha sonraki evrelerinde gelişmediğimiz anlamına gelmez ama bu yaşların tüm yaşam döngümüzün en belirleyici dönemi olduğunu da vurgular" dedi.

En hızlı öğrenme erken çocuklukta gerçekleşiyor

İnsan beyninin en hızlı geliştiği dönemin erken çocukluk dönemi olduğunu belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer "Beyin normal ağırlığının % 87'sine yaşamın üçüncü yılında ulaşır; yine bu dönemde, beyin en esnek ve uyumlu dönemindedir ve esnekliğinin %50'sini ilk yedi yılda yitirir" diye konuştu.

İlk 4 yılda etkileşim çok önemli

Prof. Dr. Nurper Ülküer, yaşamın ilk yıllarında beyin sinir hücrelerinin saniyede 750-1000 yeni bağlanma yaptığını belirterek bu bağlanmaların, çocuğun sağlıklı olması ve iyi beslenmesinin yanında, çevresindeki yetişkinlerle olan etkileşimleri, uyaranların zenginliği ile de yakından ilişkili olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Ülküer, "Beyin gelişiminde başta dil, görme ve işitme, duygusal kontrol, sosyalleşme ve temel alışkanlıklar gibi yetilerin gelişimini sağlayan sinirsel hücre bağlanmalarının en hızlı olduğu hassas dönemler ilk 4 yılda yer almaktadır" dedi.

Prof. Dr. Nurper Ülküer "Çocuk, bu gelişimini fiziksel, sosyal, kültürel ve ekonomik şartların belirlediği iç içe geçmiş ekolojik bir ortamda, doğum öncesinden başlayarak ergenliğinin sonuna kadar tamamlaya çalışmaktadır" diye konuştu.

Çocuk gelişiminde herkesin sorumluluğu var

Her çocuğun doğduğu aile ortamı, mahalle, oyun alanı, okul benzeri ortamların farklılık gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr. Nurper Ülküer, "Her çocuk birbirinden farklıdır ama Çocuk Hakları Sözleşmesinde de belirtildiği gibi aynı eşitlikte gelişim potansiyellerine ulaşma hakları vardır" dedi. Ülküer, bu hakların en iyi şekilde hayata geçirilmesi için başta anne-baba olmak üzere, sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların, toplumun, devletin, uluslararası toplulukların sorumlulukları olduğunu vurguladı.

Çocuk gelişimi bölümü, inter-disipliner bir alandır

Çocuğun gelişiminin yaşamın ilk yıllarından başlayarak inter-disipliner ve multi-sektörel bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nurper Ülküer, "Çocuk gelişimi bölümü, çocuğun gelişimi için gerekli olan ve onun yaşama en iyi başlangıcı yapmasına ve sürdürmesine yardımcı olacak bilgi ve donanımları sentezleyerek programlar ve uygulamalar yapan inter-disipliner bir alandır" dedi.

Prof. Dr. Nurper Ülküer, çocuk gelişimcisinin bu uygulamaları hayata geçirmede, çocuğun bütüncül gelişimi için evde, sağlık merkezlerinde, kurumda, okulda uygun ortamı hazırlamada,izlem ve değerlendirme yöntemleri ile gelişimsel duraklamaların erken fark edilmesinde ve gerekirse müdahalesinde görev alacak şekilde, sağlık bilimleri fakülteleri veya yüksek okullarından en az 4 yıllık lisans eğitimi almış profesyoneller olduğunu belirtti.

Göçmen ve sığınmacı çocukların gelişimi takip edilmeli

Prof. Dr. Nurper Ülküer, çocuk gelişimi alanında, bilhassa riskli çocukların, ailelerinin, göçmen ve sığınmacı çocukların gelişimlerinin, erken yaşlardan başlayarak sağlanmasına yardımcı olacak ulusal ve yerel politikaların geliştirilmesi, program ve stratejilerin oluşturulması için uygulamalı çalışmalar yapmak, öğrencileri bu alanlarda yönlendirmenin önemine işaret etti.

Prof. Dr. Nurper Ülküer, "Üsküdar Üniversitesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümünün bu konuda destek verdiklerini biliyor ve güzel çalışmalar yapacağımıza inanıyorum" dedi.

Yaşlılığı değil gençliğinizi uzatın!

- 9 Temmuz 2019 Salı No Comments
Gelişen tıp, teknoloji ve doktorların deneyimi sayesinde insan ömrü her geçen gün daha da uzuyor. Özellikle kalp damar hastalıklarından yaşam kayıpları azalırken, bu hastalıklara yakalanma yaşı ise gün geçtikçe gençleşiyor. 

Uzun ve zinde bir yaşam için kalp sağlığı büyük önem taşırken, belirli kurallara dikkat etmek yaşlılığı değil gençliği uzatıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Azmi Özler, sağlıklı kalp ve sağlıklı bir hayat için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Gençlerin de kalbi hastalanıyor

Uzun ve zinde bir yaşam için kalp sağlığının korunması büyük önem taşımaktadır. Geçmişte erken yaşta görülen yaşam kayıplarının büyük kısmı kalp krizlerin bağlı yaşanırken, son yıllarda beslenme tarzı, teknolojik gelişmeler, tanı ve tedavideki gelişmeler yaşam süresi uzamaktadır. Ancak elde edilen gelişmeler gençlik değil yaşlılık süresini uzatmaktadır. 50 yaş civarında görülen kalp damar hastalıkları günümüzde 30'lu hatta 20'li yaşlarda görülmektedir. Uzayan ömrün mümkün olduğu kadar sağlıklı geçirilmesi gerekmektedir. Bunun için de yaşlılığın değil, gençlik döneminin uzamasına çalışmak önem taşımaktadır.

Stresle baş etmeyi öğrenin

Kalp-damar sağlığı açısından; stres, hızlı yaşam koşulları, sigara kullanımı ve kötü beslenme alışkanlıkları büyük risk oluşturmaktadır. Zamanın en önemli hastalıklarından birinin stres bilinen bir gerçektir. Stresten tamamen kaçının benzeri söylemler aslında çok da doğru bir yaklaşım değildir. Günlük hayatta iş, trafik, ilişkiler, maddi durum gibi nedenlerle birçok kişi stresle mücadele etmeye çalışmaktadır. Stresin tamamen yok edilemediği durumlarda baş edilmesinin yollarının öğrenilmesi gerekmektedir. Açık havada yarım saatlik bir yürüyüş bile stresin büyük ölçüde önüne geçebilmektedir. Sanatsal etkinlikleri zaman ayırmak da stresle mücadelede iyi bir yardımcıdır. Bunun yanına düzenli beslenmeyi eklenerek özellikle sigara ve alkolden uzak durmak kalp hastalıklarına yakalanma riskini oldukça düşürmektedir.

Çocuklarınızı beslenme ve egzersiz konusunda bilinçlendirin

Hastalıklardan korunmak için sağlıklı beslenme ve egzersiz konusu çok önemlidir. Bunun için de ailelere büyük görevler düşmektedir. Ailelerin 3-3,5 yaşından itibaren sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz konusunda çocukları doğru yönlendirmesi ileride yaşanacak birçok sağlık sorununun önüne geçebilmektedir. Bu iki alışkanlığın yaşama dahil olması sadece kalp-damar hastalıkları değil kanser, obezite gibi pek çok rahatsızlığın hatta psikolojik problemlerin önlenebilmesine yardımcı olmaktadır. Öte yandan genetik olarak kalp hastalığı riski yüksek, kolesterol düzeyleri de ileri seviyede olan çocuklara, erken yaşlardan itibaren çocuk hekimleri tarafından gerekli tetkiklerin yapılması önem taşımaktadır.

Damar yaşınızı genç tutun

Yaşın ilerlemesi beraberinde belli riskleri getirmektedir. Ancak kişinin gerçek yaşı kimlikte yazan yaşından ziyade damar yaşıdır. Damarların yaşı, yaşam süresi kadar kaliteli yaşam konusunda da belirleyici unsurların başında gelmektedir. Yanlış beslenen, hareketsiz bir hayatı tercih eden kişinin kimlik yaşı genç olsa da gerçek yaşı yani damar yaşı yaşlıdır.

Sağlıklı ve uzun bir gençlik için;

1.Çocuklarınıza beslenme ve egzersiz konusunda örnek olun.

2. Hangi durumda olursanız olun iyimser düşünmeye çalışın.

3.Açık alanlarda en az 5 bin adım olmak üzere günde 10 bin adım atmaya özen gösterin.

4.Tütün ve tütün ürünlerinden uzak durun. Hatta içilen ortamları bile kullanmayın.

5.Fast food yiyeceklerden uzak durun. Organik beslenmese özen gösterin.

6.Şeker ve tuzdan uzaklaşın karbonhidratı kontrollü tüketin.

7.Tansiyon sorununuz varsa mutlaka bunu çözümleyin.

8.Diyabetin damar sağlığının en büyük düşmanlarından biri olduğunu unutmayın.

9.Kilonuzu kontrol altında tutun. Yediklerini yarıya hareketi iki katına çıkarmak iyi bir formüldür.

10.Stresle baş etmenin yollarını öğrenin.

11.Düzenli ve kaliteli uykuya önem verin.

12.Elektromanyetik alanlardan uzak durmaya çalışın.

13.Arkadaş çevrenizi size pozitif katkısı olan, neşeli insanlardan oluşturun.

Türkiye Nasıl Evlilik Teklif Ediyor?

- 20 Haziran 2019 Perşembe No Comments
TÜİK verilerine göre ülkemizde her yıl ortalama 600 bin kişi dünya evine giriyor. Düğün sürecinde yapılan harcamalar ise neredeyse 13-14 milyar TL'lik dev bir ekonomiyi oluşturuyor. 

Evliliğe giden yolun ilk adımı olan evlilik teklifi organizasyonu ise çiftler için en özel anlardan biri. Yıllarca hatırlanacak bir organizasyon isteyen çiftler, web sitesi ve mobil uygulamaları üzerinden kaliteli organizasyon hizmet verenlerine kolayca ulaşmayı sağlayan Armut'un kapısını çalıyorlar.

Son bir yılda aldığı evlilik teklifi organizasyonu taleplerini inceleyen Armut.com, Türkiye'nin nasıl evlilik teklif ettiğini ortaya çıkardı. Evlilik teklifi maliyetlerini, en çok tercih edilen mekan, zaman ve en popüler yöntemleri gösteren Armut'un verilerine göre; üç büyük il arasında en uygun maliyetli evlilik teklifi Ankara'da ediliyor. Evlilik tekliflerinin en çok gerçekleştiği ay Temmuz iken, teklif organizasyonunda en çok keman ve saksafon tercih ediliyor.

Ankara en ucuz seçenekleri sunuyor

Armut'un 01.03.2017-28.02.2018 tarihleri arasında aldığı evlilik teklifi organizasyonu talepleriyle oluşan verilere göre; 3 büyük il arasında, evlenme teklifi organizasyonlarında 950 TL ile 5.000 TL arasında değişen fiyat seçenekleriyle Ankara en ucuz opsiyonları sunan şehir olarak karşımıza çıkıyor. İstanbul'da ise organizasyonlar ekstra isteklere göre 1.200 TL'den 10.000 TL'ye kadar geniş bir aralıkta fiyatlandırılabiliyor. İzmir'de ise minimum 1.300 TL'den başlayan evlilik teklifi organizasyonları 7.000 TL'ye kadar çıkabiliyor.

En çok teklif Temmuz'da!

Armut'un verilerine göre; evlilik tekliflerinin en çok gerçekleştiği ay mevsimin uygunluğundan dolayı Temmuz. Bunu, yeni yıla çift olarak girmek ve yılbaşının büyüsünü kullanmak isteyenlerin yoğun olarak tercih ettiği Ocak ayı takip ediyor.

Romantik Akşam Yemeği Hala Vazgeçilmez

Evlilik teklifi için en popüler mekanları da ortaya çıkaran Armut'a göre, mumlar eşliğinde romantik bir akşam yemeği hala vazgeçilmez. İstanbul'da son yılların trendi özellikle boğazda tekne turu ve lazer gösterisiyle evlilik teklif etmek iken, yaz aylarında sahilde yapılan organizasyonların, kış aylarında ise daha çok sinema salonunda yapılan sürprizlerin artığı görünüyor.

Teklif organizasyonlarında en çok talep edilen enstrümanlar ise keman ve saksafon olarak ön plana çıkıyor. Düğün için ise İstanbul'da popüler tercih Boğaz iken, İzmir'de en çok tercih edilen mekanın Kordon olduğu görülüyor.

Çocuklu tatil için bavul hazırlığı

- 18 Haziran 2019 Salı No Comments
Çocuklarıyla tatile çıkacak aileler dikkat! Tatilinizin zehir olmasını istemiyorsanız sizi bekleyen tehlikeleri ve alacağınız önlemleri bilmeniz gerekiyor. 

İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Şükrü Yener, seyahat hastalıkları konusunda uyarılarda bulundu.

Okullar kapandı, tatil hazırlıkları başladı. Peki, çocuğunuzu veya bebeğinizi seyahat hastalıklarından korumak için önleminizi aldınız mı? İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Şükrü Yener, tatilde çocuklarınızı bekleyen riskleri anlattı.
Öncelikle çocukla tatile çıkmak için Haziran ayı ya da Ağustos ayının sonları ile Eylül ayının başları için plan yapmak güneşten fazla etkilenmemek için son derece önemli.

Sıcak havalardan çok fazla etkilenen çocuklar, yaz tatilinde sağlık sorunları ile mücadele etmek durumunda kalabiliyor. Bu nedenle, çocukla tatil için hava sıcaklığının ortalamanın üstünde olduğu zamanlar seçilmemeli. Buna ek olarak, güneşin en fazla UVL ışını yaydığı öğle saatlerinde de çocukların uzun süre güneş altında kalması engellenmeli.

UÇAKTA SAKIZ ÇİĞNETİN

Çocuklar ve bebekler uçaktaki basınçtan çok fazla etkilenebilir. Orta kulak basıncını dengelemek için uçağın inişi ve kalkışı sırasında bebeklerin emzirilmesi, büyük çocuklara da sakız çiğnetilmesi faydalı olmaktadır. Bebeklerin en az 7 günlük olmaları, uçağa binmeleri için gereken bir kuraldır. 2 yaşından küçük bebekler, kucakta seyahat etmelidirler. Uçak biletinizi alırken uçuşunuzu yoğun olmayan saatlere ayarlamanız rahat etmenizi sağlayacaktır. Seyahatte koridor tarafındaki koltukları tercih ediniz, bu durum size hareket rahatlığı getirecektir. Tren ve gemi yolculuklarında çocuklara hareket olanağı sağlandığı için daha rahat edilmektedir. Kendi aracınızla yolculuk etmek kendiniz ve çocuğunuz açısından en iyi seçenektir.

VALİZDE NELER OLMALI?

Çocukla tatil yapmak isteyen ebeveynlerin valizinde mutlaka bulunması gerekenler şöyle:

  • Acil durumlar için ateş düşürücü, ateş ölçer ve ağrı kesici gibi sağlık malzemeleri,
  • Böcek sokmalarına karşı, kaşıntı giderici ya da sinek kovucu ilaçlar,
  • Çocuğun sevdiği oyuncaklar,
  • Denize ya da havuza gidecekler için; kolluk, simit, deniz yatağı gibi ekipmanlar ile çocuğun deniz kenarında oynaması için kova, kürek gibi eşyalar,
  • Çocuğun güneşten olabildiğince az etkilenmesi için güneş kremi,
  • Gözlük ve şapka,
  • Yoldan olumsuz etkilenen çocuklar için bulantı önleyici ilaçlar,
  • Yara bandı, dijital termometre, antiseptik solüsyon, steril gazlı bez, alerji ve ishal ilacı almalısınız. Eğer çocuğunuzun tatil öncesi zaten tedavisi devam ediyorsa, kullandığı ilaçlardan yeterli miktarda yanınıza almalısınız.


TURİST İSHALİ EN SIK GÖRÜLEN HASTALIK

Sıtma, hepatit (bulaşıcı sarılıklar) sarıhumma, parazitler, ishaller, grip, tifo, kolera, menenjit gibi hastalıklar tatilde tadınızı kaçırabilir. Seyahatten tercihen 4-6 hafta önce en yakın seyahat hastalıkları kliniği ile temasa geçilmelidir. Yalnızca iyi pişmiş yemekler, kapalı şişedeki veya paketli soğuk içecekler tercih edilmelidir. Güvenlik şüphesi varsa, içme suyu kaynatılarak içilmelidir. Kaynatmak mümkün değilse, onaylı ve bakımı iyi yapılmış bir filtre ve/veya bir dezenfektan ajan kullanılabilir. Turist ishali, yolcuların en çok karşılaştığı sağlık problemidir ve riskli yerlere giden yolcuların yaklaşık yüzde 80'ini etkiler.

Mide bulantısı, kusma ve ateş, ishale eşlik edebilir. Bebekler ve küçük çocuklar, yaşlılar, hamile kadınlar ve bağışıklık sistemi güçsüz kişiler; mikroplu içecekler ve yiyecekler ve güvenli olmayan yüzme mekânlarından kaçınmak için sıkı tedbirler almalıdırlar.

Hangi yaştaki kadın hangi şekilde beslenmeli?

- No Comments
Her yaşın ayrı bir güzelliği var, fakat önce sağlık şartıyla… Yapılan son araştırmalar kadınların yaş almaya başladıkça beslenme alışkanlıklarını gözden geçirip düzenli egzersiz ve kalp dostu gıdalarla sağlıklarını korumaları gerektiğinin önemine bir kez daha vurgu yapıyor. 

Herbalife Nutrition'ın beslenme ve eğitimden sorumlu kıdemli direktörü Susan Bowerman, 20'lerinden 60'larına ve daha sonraki yaşlarına kadar kadınların sağlıklı ve dinç kalabilmeleri için uygulamaları gereken beslenme ve egzersiz formüllerini anlatıyor.

20'Lİ YAŞLAR


Sağlıklı atıştırmalıklar tüketin ve bol su için
Araştırmalara göre 20 ile 39 yaş arası yetişkin kadınlar günlük aldıkları toplam kalorinin yüzde 15,3'ünü hazır gıdalardan karşılıyor. Bu nedenle 20'li yaşlarda, gelecekte doğru alışkanlıklar kazanmak adına akıllı beslenme büyük önem taşıyor. Sağlıklı atıştırmalıklar bu yaşlardaki hızlı yaşam tarzı düşünüldüğünde pratik bir çözüm.
Sağlıksız gıdalarla gereksiz kalori almak yerine hızlıca yiyebileceğiniz ceviz, fındık, kuru meyveler gibi yararlı atıştırmalıklara yönelin.
Yeterli miktarda su tüketmeye özen gösterin. Okul, iş ve sosyal etkinlikler arasında mekik dokurken su içmeyi unutan genç kadınlar yanlarında büyük bir su şişesi bulundurarak her gün en az iki litre su içme alışkanlığını edinebilir.
Alınması gereken temel besinler: Kalsiyum ve folik asit... Kemik gelişimi 20'li yaşların ortasına kadar devam ediyor. Her gün en az bin miligram kalsiyum alarak kemiklerinizi güçlendirin. Örneğin, yoğurt ve içeriği zenginleştirilmiş süta iyi birer kalsiyum kaynağıdır.

30'LI YAŞLAR


Aldığınız kaloriye dikkat edin, taze sebze meyve tüketin
Kadınlar 30'lu yaşlardan itibaren her on yılda bir yaklaşık yüzde beş oranında kas kaybı yaşıyor ve metabolizmaları yavaşlamaya başlıyor. Bu nedenle egzersizlerle kaslarını güçlendirmeleri ve kalori alımına dikkat etmeleri önemli. Bu yaş grubu kadınların 20'li yaşlarındaki gibi beslenerek kilolarını korumaları pek mümkün değil.
Rafine karbonhidratlar (beyaz ekmek ve unlu mamuller vb) ve şekerli içecekler yerine tam tahıllı ürünleri, taze yiyecekleri; içecek olarak da suyu tercih edin.
Kas kütlenizi koruyabilmek için ise egzersizlerinize güç antrenmanları ekleyin ve kas kaybını azaltmaya yardımcı proteinlerden yeterli miktarda tüketin.
Alınması gereken temel besinler: Folik asit ve protein. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi'nin bir raporuna göre çocuk doğurmak için 30'lu yaşlarını bekleyen kadınların sayısı artıyor. Folik asit alımınızı artırın.

40'LI YAŞLAR


Domates, koyu yapraklı sebzeler ve güneş yaşamınızın bir parçası olsun
Menopoz dönemine yaklaştıkça kadınların kolesterol ve tansiyon değerlerinde yükselme gözleniyor. Ancak düzenli egzersiz ve kalp dostu gıdalar ile bu değerleri düşürmek ve kalbi korumak mümkün.
Koyu yapraklı sebzeleri, domatesi, diğer meyve ve sebzeleri tercih ederek sağlığınızı koruyun.
İşlenmiş ve kızarmış gıdalarda bulunan trans yağları tüketmeyi bırakın. Kalbinizi koruyun.
A, C ve E vitamini gibi antioksidanlar hücre hasarını önlüyor veya geciktiriyor. Hücre hasarı, yaşlanmayı hızlandıran bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu vitaminler, kırmızıbiber, turunçgiller, orman meyveleri, havuç, tatlı patates ve sert kabuklu yemişler gibi besinlerde bulunuyor.
Alınması gereken temel besinler: D vitamini ve antioksidanlar. Kadınlar 40'lı yaşlara geldiğinde D vitamini depoları azalmaya başlıyor. Yeterli miktarda D vitamini aldığınızdan emin olun; D vitamini vücudunuzun kalsiyum emilimini artırıyor.

50'Lİ YAŞLAR


Daha çok lifli besinler alın ve yağlı balıklarla kalbinizi koruyun
ABD'deki Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü'ne (NHLBI) göre kadınlarda 55 yaşından sonra kalp hastalığı riski artıyor. Lifler kolesterol düzeylerinin düşürülmesine yardımcı oluyor; bu da kalp sağlığı için fayda sağlıyor. Lifler daha uzun süre tok kalmayı da sağlayarak kiloyu kontrol altında tutmaya yardımcı oluyor.
Lifli gıdaları daha fazla tüketin.
Omega-3 yağ asidi alımınızı yükseltin. Eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoik asit (DHA) bakımından zengin olan somon balığı gibi yağlı balıklarla bu ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Cevizde ve öğütülmüş keten tohumunda yüksek oranda alfa linolenik asit (ALA) bulunuyor. Bu asit, kolesterolü düşürmeye yardımcı bir omega-3 çeşidi.
Alınması gereken temel besinler: Omega-3'ler ve B12. Çalışmalar, 50 yaşın üzerindeki kadınların yüzde 10 ila 30'unda besinlerden alınan B12 vitaminin emiliminin azaldığını gösteriyor. B12 takviyesi bu nedenle önemli.

60'LI YAŞLAR VE SONRASI


Sosyalleşin, yemeğinizi paylaşın, hareketsiz kalmayın
İlaçlar, yavaşlayan metabolizma, tat almadaki değişiklik ve diğer faktörler 60'lı yaşlarda ve sonrasında yaşanan iştahsızlığı körüklüyor. Yeteri kadar yemek yiyememek bir sorun haline geliyor.
İyi beslenmeye odaklanırken daha farklı ve çeşitli yiyecekler yemeyi deneyin.
Yemeklerinizi arkadaşlarınızla paylaşarak hem farklı tatlar deneyin hem de tüketeceğiniz porsiyonları bölün.
Hareket etmeye devam edin. Emeklilik döneminin hayatın tadını çıkarmak için bir fırsat olduğunu unutmayın. Eşiniz veya yakın dostlarınızla daha fazla dışarı çıkın. Ne yaparsanız yapın mutlaka düzenli bir egzersiz rutinine bağlı kalın.
Alınması gereken temel besinler: Tüm besin ögeleri ve probiyotikler… Yaşımız ilerledikçe sindirim sistemimizin sağlığında değişiklikler meydana geliyor. Yararlı bakteriler azalır ve ince bağırsağımız besinlerin emilimini eskisi kadar iyi gerçekleştiremez. Yararlı bakteri gelişimini artırmak için beslenmenize probiyotik gıdalar ekleyin. Lahana turşusu gibi fermente yiyecekler ve yoğurt yararlı bakteriler içeren önemli kaynaklardandır. Bol bol tüketmeye özen gösterin.