Son Yazılar

Son Yazılar
Browsing Category "Kadın Sağlığı"

Kadınlar daha hızlı bağlanıyor

- 3 Eylül 2020 Perşembe No Comments
Erkeklerin daha fazla bağımlı olduğu sanılır oysa kadınlarda da bağımlılık oranları giderek artıyor. 

Uzmanlar, "Erkeklerin madde ve alkol kullanım sıklığı kadınlara göre daha yüksekken, kadınlar daha düşük miktar ve sürede madde kullansalar da erkeklere oranla çok daha hızlı bağımlılık geliştirmektedirler" uyarısında bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gül Eryılmaz, bağımlılık konusunda kadınla erkek arasında farkın kapandığını söyledi.

Madde kullanımı kadınlar için de önemli bir sorun

Uzun yıllar boyunca madde kullanımı ve buna bağlı sorunların erkekler arasında daha yaygın olması nedeni ile kadınlarda kullanım ve bağımlılığın daha az ilgi çektiğini belirten Doç. Dr. Gül Eryılmaz, şunları söyledi:

"Fakat son zamanlarda genel olarak dünyada madde kullanımındaki cinsiyetler arası farkın giderek kapanmaya başladığı ve madde kullanımının kadınlar için de önemli bir sorun haline geldiği ileri sürülmektedir. Yurt dışında yapılan çalışmalarda 1990'lı yıllar ile 2000'li yıllar arasında kadınlar açısından madde kullanımında bir artış olduğunun belirlenmesi ve bu konuya dikkat çekilmesi ülkemiz içinde aynı durumun söz konusu olacağı sonucunu bize düşündürmektedir."

Sigara kullanımı açısından fark yok

Sigara kullanımı açısından bakıldığında 2000'li yıllardan önce erkek cinsiyette sigara bağımlığının daha fazla iken bu oranın 2000'li yıllardan sonra değiştiğini ifade eden Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Sigara kullanımı açısından cinsiyetler arasında genel olarak bölgelere göre değişse de fark yok denilebilir. Alkolizm prevalansı 1980'lerde erkek kadın oranı 5'te 1 iken şimdilerde bu oran 3'te 1'e inmiştir. Erkeklerde alkole başlama yaşı kadınlara göre daha erken iken son yıllarda kadın-erkek alkole başlama yaşları arasında fark giderek azalmıştır" diye konuştu.

Kadınlar daha çok etkileniyor

Kadınların biyolojik nedenlerden dolayı madde etkilerine daha kolay maruz kaldıklarını ifade eden Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Kadınlarda düşük dozlarda bile etkinliğin ortaya çıkması bağımlılık açısından risk oluşturmaktadır. Erkeklerin madde ve alkol kullanım sıklığı kadınlara göre daha yüksekken, kadınlar daha düşük miktar ve sürede madde kullansalar da erkeklere oranla çok daha hızlı bağımlılık geliştirmektedirler" dedi.

Sosyal rollerindeki değişiklik maddeye ulaşılabilirliği artırıyor

Doç. Dr. Gül Eryılmaz, ayrıca kadınların sosyal rollerindeki değişiklikler, ekonomik özgürlük kazanmaları, değişen sosyoekonomik ve kültürel yapılanmalar nedeni ile maddeye ulaşılabilirlik oranlarının erkek cinsiyetin madde ulaşılabilirlik oranlarına yakın olduğunu da sözlerine ekledi.

Travma ile bağımlılık arasında güçlü bir ilişki var

Kadının travma yaşaması ile madde kullanımı arasında güçlü bir ilişki olduğunu kaydeden Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Kadınların seksüel ve fiziksel kötüye kullanıma erkeklerden daha fazla maruz kalması ile kadının madde kullanımı arasında güçlü bir ilişki vardır. Kadınlar güvenlerini arttırmak, gerilimi azaltmak, sorunları ile başa çıkmak, baskıları azaltmak veya kilo kaybetmek gibi nedenlerle sigara, alkol veya diğer ilaçları kullanmaya eğilimlidirler" dedi.

Kadınlar psikolojik, erkekler akademik nedenlerle tedaviye başvuruyor

Kadınların eşlik eden diğer psikiyatrik hastalıkları sebebi ile bağımlılık tedavisinden önce diğer psikiyatrik hastalıkları için tedaviye başvurduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Erkekler daha çok akademik ve iş kaynaklı sebepler ile tedaviye başvururken, kadınlar daha çok yaşamış oldukları psikolojik sorunlar sebebi ile tedaviye başvurmaktadırlar.

Bağımlılık tedavisinde başarı oranları birbirine yakın

Kadın ve erkeklerin bağımlılık tedavisinde başarı oranlarının hemen hemen birbirine yakın olduğunu kaydeden Doç. Dr. Gül Eryılmaz, "Kadınların başarı oranlarının, erkeklere oranla daha iyi olduğu söylenebilir. Tedavi sonrasında bağımlılığın tekrar etme oranı, kadınlarda erkeklere oranla daha düşük olmakla birlikte relaps olduğunda kadınlar erkeklere göre tedaviye daha çabuk başvurmaktadırlar" diye konuştu.

Bilinçli bir hamilelik dönemi için…

- 31 Mayıs 2020 Pazar No Comments
Hızla kilo alıyorsunuz, yüzünüz ve ayaklarınız şişiyor, cildiniz bozuluyor ve ruhsal dengeniz tamamen değişiyor… Bunlar, bebek bekleyen kadınlarda sıkça rastalanan belirtiler. 

İnsan vücudu bu mucizevi olayı yani gebeliği gerçekleştirebilmek için oldukça iyi gelişmiş bir adaptasyon mekanizmasına sahip. Bu durumda anne adayının kendini bekleyen değişiklikleri iyi bilmesi ve bunlara karşı hazırlıklı olması kadar, fiziksel değişiklikliklerin hastalıklı durumlardan ayırt edilebilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir , "Gebelik döneminde vücutta meydana gelen 10 değişiklik ve uyum sağlama yöntemleri" hakkında bilgi verdi.

Anne Adayları Bu Baş Döndürücü Değişikliklere Hazır Olmalı!

1. KİLO ARTIŞI: Gebelikde meydana gelen değişimlerin en başında kilo artışı gelir. Bu, sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebilmesi ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi için gerekli bir durumdur. Tabi ki kilo alımının normalden çok az veya fazla olması  anne ve bebek için bir takım olumsuzlukları da berberinde getirmektedir. Dengeli ve düzenli beslenerek günlük  kalori alımını ortalama 150-300 kcal arttırarak bebek için gerekli besinler sağlanabilir. Anne adayının gebe kalmadan önceki vücut kitle indeksine göre değişmek üzere beklenen 9 ila 16 kg alınmasıdır. Bu rakamın normal vücut kitle indeksi, kadınlar için ortalama 10-12 kg olduğu söylenebilir. Genellikle ilk 12 hafta 1.8- 2 kg arasında kilo alınması, takip eden 3 ayda haftada 0.5 kg alınması bundan sonra doğuma kadar yaklaşık 4.5- 5 kilo alması beklenir.

2. CİLTTEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelik döneminde ciltte, saç ve tırnaklarda, diş ve dişetlerinde birçok değişimler meydana gelir. En çok dikkat çekici değişikler ise ciltte meydana gelenlerdir.Anne adaylarının cildinde kuruluk, meme ve karında çatlaklar, yüzde gebelik maskesi denen lekeler, karın orta hatta cilt renginin koyulaşması, sivilcelerin artması gibi sorunlar meydana gelebilir.

Bir anne adayının vücudunu iyi koruması için gebeliği boyunca hijyenik bakımına ve vücut bakımına dikkat etmesi önemlidir. Cildinde kuruluk yaşayan bir kadının normal sabun kullanması yerine cildin nemlenmesini sağlayacak gliserin bazlı sabunlar kullanılabilir. Banyo esnasında vücut yağlarının kullanılması ve çıktıktan sonra mutlaka  nemlendirici krem sürülmesi önerilmektedir.

3. HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikte en çok şikayet edilen konulardan biriside vajinal akıntılardır. Hamilelik sürecinde vajinanın doğal florasında ve pH değerinde meydana gelen değişiklikler sonucu akıntı fazlalaşır, enfeksiyona meyil artar. Vajen asiditesini artmasına bağlı olarak gebelikde vajinal mantar enfeksiyonları sıklıkla gelişebilir. Fazla miktarda sarı,yeşil renkli kötü kokusu olan bir akıntı vaya vajinal kaşıntı meydana gelirse bunun mutlaka kontrol edilmesi ve gerekli  görürülürse ağızdan ilaç veya vajinal fitiller kullanılması gerekebilir.

Hamileliğin özellikle son dönemlerinde meme bezleri çalışmaya başlar ve meme başından kolostrum dediğimiz beyaz-sarı renkli sütün geldiği gözlenebilir. Bunun anne adayının sağlığı açısından herhangi bir zararı yoktur. Meme başındaki kolostrum ılık sabunlu bir bezle temizlenebilir, eğer gün içinde rahatsızlık verecek şekilde çok geliyorsa günlük göğüs pedleri kullanılanılabilir. Gebeliğin özellikle ikinci yarısından sonra sütyenlerin değiştirilmesi gerekelidir. Memeyi alttan destekleyecek çok fazla sıkmayan ,pamuklu çamaşırlar tercih edilmelidir.

4. UYKU SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Bir anne adayının gebeliği boyunca bir çok yakınmalardan biri de uyku bozukluğudur. Yapılan çalışmalar anne adaylarının neredeyse yüzde80'inin hamileliklerinin belirli bir döneminde uyku problemi yaşadığını ortaya koymaktadır. Gebeliğin ilk aylarında  hormonal değişikiliklere  bağlı olarak anne adaylarında gün içinde uyku hali,konsantrasyon bozukukluğu ve sürekli uyuma isteği gelişebilir.. Bu tamamen kanda yükselen progestron hormonuna bağlı normal bir olaydır. İlk aylardaki progesterone hormonun yükselişi aynı hızla devam etmeyeceği için gebeliğin ilerleyen dönemlerinde çoğunlukla bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hormonal değişimlere ek olarak ilerleyen gebelik haftalarında karnın büyümesi ile bel ve sırt ağrılarının olması, anne adayının kilo aldıkça yatakta kendine rahat bir pozisyon sağlayamaması gibi nedenlerden dolayı uyku sorunları meydana gelir. Bunların dışında bebek  hareketlerinin gece boyunca çok fazla hissedilmeside  uykuyu bölen bir faktördür.

5. VÜCUT POSTÜRÜNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Hamilelik boyunca anne karnında büyüyen bebekle birlikte vücut postüründe değişiklik meydana gelir. Bununla birlikte gebeliğe bağlı hormonlar vücuttaki bağları ve eklemleri de etkileyerek vücut dengesinde değişikliğe neden olur, böylece düşme ve buna bağlı yaralanmalar ve travmalar daha sık görülür. Bu yüzden anne adaylarının kış aylarında dışarı çıkarken  yüksek topuklu olmayan, altı kaymayacak ayakkabıları tercih etmeleri önerilmektedir.

6. KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikde sayılamayacak kadar bir çok değişiklik meydana gelmesi ile beraber anne adayının kalp ve dolaşım sistemi, sindirim,solunum,üriner  sistemi gibi tüm vücut sistemlerinde gözle görülemeyen değişilikler  de meydana gelir.

Bunların en başında kalp ve dolaşım sistemindekiler gelmektedir.Gebeliğin kendisi kalp ve dolaşım sistemini zorlayan bir durumdur. Fetusun gelişmesi ile birlikte rahime giden kan miktarının artması, büyüyen rahimin diaframı yukarı iterek kalbi yukarı-öne ve sola doğru döndürmesi, kan damarlarındaki plazma volümünün artmasına bağlı olarak gebeliğin ikinci yarısından sonra fizyolojik bir kansızlık durumunun meydana gelmesi bu sistemdeki önemli değişikliklerdir. Gebelik öncesi sağlıklı bir kadında bu değişimler problem yaratmazken, gebelik öncesi henüz semptom vermemiş gizli kalp hastalıkları belirginleşebilir veya var olan kalp hastalıkları daha kötüye gidebilir.

7. SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Diyaframın yukarı itilmesi ve bununla birlikte  progesteron hormonun artışına bağlı olarak solunum sayısında artma meydana gelebilir. Yine bu dönemde kılcal damarlarda kan akımının artmasına bağlı olarak burun kanamaları sık olabilir, ses tellerinde meydana gelen ödeme bağlı olarak nadirde olsa ses kısıklığı gelişebilir.

8. ÜRİNER SİSTEMDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Yine gebeliğin ilk başında hormonal değişimlere daha sonrada anne karnında bebeğin idrar torbasına baskı yapması nedeniyle sık idrara çıkma problemleri gelişebilir. Ayrıca böbreklerde ve üreter dediğimiz idrar yollarındaki basıya bağlı ve progesteron hormonuna ve  idrarın böbrekten mesaneye gelişiminin yavaşlamasına bağlı olarak böbreklerde genişleme gelişebilir, idrar yolu enfeksiyonları sıklıkla görülebilir.

9.SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Sindirim sistemi ile ilgili olarak  özellikle ilk üç ayda bulantı, kusma gelişebilir. Bununla birlikte gebelikde tükürük salınımı artar. Midenin yukarı itilmesi ve hormonal nedenlereden dolayı mide boşaltım hızının azalması sonucu mide içeriği kolayca yemek borusuna geri dönerek mide yanmalarına neden olur. Ayrıca barsak hareketlerinin de yavaşalmasına bağlı olarak kabızlık gebelikde oldukça sık görülen bir sorundur.

10. RUHSAL DEĞİŞİKLİKLER: Bütün bunların dışında gebelikde bir çok ruhsal değişiklikler meydana gelmekde ve bunların bir çoğu göz ardı edilmektedir. Gebeliğin  özellikle ilk üç ayında değişken ruh hali meydana gelebilir.Sıkıkla nedensiz ağlama nöbetleri görülür. Bazen çok arzu edilen gebeliklerde bile ilk aylarda gebeliği kabullenememe, içe dönüklük ,pasiflik meydana gelebilir.İlerleyen aylarda ise vücut imajında meydana gelen değişimlerden dolayı utanma duygusu gelişebilir.Gerek vücuttaki değişimler gerekse bebeğe zarar verileceği endişesi nedeniyle cinsel istek azalabilir.Son aylarda ise gebeler genellikle doğum korkusu, sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilme endişesini yoğun bir şekilde yaşayabilir.

Hurafeler kadın kalbinde riski artırıyor…

- 24 Nisan 2020 Cuma No Comments
Yıllardır sanki erkeklerin hastalığıymış gibi algılanan kalp hastalıkları son yıllarda kadınlarda da hızla yaygınlaşıyor. 

Araştırmalar gerek dünyada gerekse ülkemizde hem erkekler hem kadınlarda ölüm nedenleri arasında ilk sırayı kalp hastalıklarının aldığını gösteriyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor "Daha çarpıcı olan veriler ise; kalp hastalıklarına bağlı ölümlerde Avrupa ülkeleri arasında hem erkekler hem de kadınlarda ülkemizin birinci sırada yer alması ve hastalık gelişimi için toplumumuza özgü risk faktörlerinin varlığıdır.

Kadınlarda kalp sağlığına yaklaşımı daha sağlıklı hale getirebilmek için öncelikle bazı yanlış inanışları düzeltmek gerekir" diyor. Dr. Utku Zor, kalp ve damar sağlığında toplumda doğru bilinen 4 önemli yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kalp hastalıkları erkeklerin, kanser kadınların hastalığıdır! YANLIŞ

Özellikle meme kanseri ülkemizde her 8 kadından 1'nin kapısını çalmasından dolayı kadınlar için en büyük tehdidi oluşturan hastalık olarak görülse de bu inanış yanlış. Çünkü kalp hastalıkları kadınları meme kanserinden çok daha fazla tehdit ediyor! Üstelik kadınlarda sadece meme kanserinden değil, tek başına meme kanseri de dahil olmak üzere tüm kanser türlerinin toplamından daha fazla ölüme yol açıyor. Örneğin ABD'de her 31 kadından 1'i meme kanserinden, her 3 kadından 1'i ise kalp hastalıklarından hayatını kaybediyor. Ülkemizde de kadınlarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı artarken, Türkiye, kalp hastalıklarına bağlı ölümlerde erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da Avrupa ülkeleri arasında başı çekiyor.

Kalp hastalığı yaşlıların hastalığıdır! YANLIŞ

Kalp hastalıklarının görülme sıklığı yaşla artmakla beraber, her yaş grubundan kadını etkileyebiliyor. Ülkemizde sıklığı daha fazla olduğu gibi başlangıç yaşı da daha erken. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, kadınlarda damar sertliğine ait değişimler 30'lu yaşlarda başlıyor ve risk grubundaki kişilerde erken yaşta kalp krizine yol açabiliyor. Şişmanlık, abdominal obezite ve yol açtığı metabolik değişiklikler, kolesterol yüksekliği, yüksek tansiyon ve diyabet derken kadınlarda kalp hastalıkları ve kalp krizi riski artıyor. Özellikle menopozdan sonra risk daha da büyüyor.

"Kalbimde sorun olsa sinyal verirdi!" YANLIŞ

Araştırmalar, kalp hastalığı nedeniyle aniden ölen kadınların yüzde 64'ünde daha önceden hiçbir belirti olmadığını gösteriyor. Örneğin koroner arter hastalığının tipik belirtisi; egzersiz sırasında ortaya çıkan, göğüs orta kesiminde toplanan baskı veya yanma tarzında ağrı olurken, kadınlarda ise nefes darlığı, bulantı, kusma, çene ağrısı ve sırt ağrısı şeklinde olabiliyor. Yine sersemlik, baş dönmesi, baygınlık, üst karın ağrısı, aşırı yorgunluk da kadınlarda sık rastlanan belirtiler. Kadınlar çoğunlukla bu sinyalleri kalp hastalığına yormadığından önlem almakta gecikiliyor. O nedenle 20 yaşından itibaren erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da kolesterol seviyesinin düzenli ölçtürülmesi, açlık kolesterol seviyelerine baktırılması, tansiyon ölçümü ve hekim muayenesi gibi tetkikler hayat kurtarıcı olabiliyor.

"Kalp hastalığı bizde genetik, önlem fayda etmez!" YANLIŞ

Kadınlarda ve erkeklerde görülen kalp damar hastalıklarının yüzde 90'ından fazlasından alkol, sigara, anormal kan yağları, merkezi yağlanma, stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi değiştirilebilir faktörler sorumlu. Dolayısıyla genetik faktörler riski artırmakla birlikte bu riskleri azaltabilecek önlemler almak her zaman elinizde. Fazla kilolardan kurtulmak, kalbi vurduğu pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlanan sigarayı bırakmak, stresi kontrol edebilip aşırı stresten kaçınmak, sebze ağırlıklı beslenerek hayvansal ve karbonhidrat ağırlıklı gıdalardan uzak durmak, haftada en az 5 gün yarım saat düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak riski büyük ölçüde azaltıyor.


Kalbiniz için bel ölçümünüze dikkat!  Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, özellikle bel çevresinin kadınlarda 88 cm'yi, erkeklerde 102 cm'yi geçmesinin kalp hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurgulayarak "Karın serbest iken göbek deliği hizasından ölçülmeli, bel çevresi/boy oranınız yüzde 50'nin altında olmalı" diyor. Kalp sağlığı için bazı biyokimyasal, biyometrik ve yaşam tarzı ile ilgili risk faktörlerini sorgulayarak kısa ve uzun vadeli riskinizi hesaplamanın mümkün olabildiğini belirten Dr. Utku Zor "Riskli yaşlara girdiniz mi? Kaç kilosunuz? Vücut Kitle İndeksi'niz kaç? Bel çevreniz kaç cm? Açlık şekeriniz kaç mg/dL? Diyabetiniz var mı? Açlık lipid paneliniz (kan yağları) nasıl? Kan basıncınız nasıl? Günlük hareket seviyeniz yeterli mi? Adım sayınızı ölçüyor musunuz? Düzenli egzersiz yapıyor musunuz ya da haftada en az 5 gün 30 dakika tempolu yürüyor musunuz? Düzenli hekim kontrolü ve hekim tavsiyeleri ile bunları düzeltmeniz kalp sağlığınıza da büyük fayda sağlayacaktır" diyor.

Kadınlarda uykusuzluk neden olur?

- 14 Nisan 2020 Salı No Comments
Siz de gecelerinizi koyunların çitten atladığı hayaliyle mi eçiriyorsunuz? Yalnız değilsiniz, kadınların yüzde 70'i aynı sorunla karşı karşıya.

Yeterli süre ve kalitede uyku alamayarak, sabaha tazelenmiş ve dinlenmiş bir vücutla kalkamama hali olarak açıklayabileceğimiz uykusuzluk, araştırmalara göre kadınların yüzde 70'inin yaşadığı bir uyku sorunu.

Gecenin büyük bölümünü sağa sola dönerek, bir türlü uykuya dalamadığı için huzursuz olarak geçiren kadınların büyük bölümünün çareyi ilaçlarda aradığı da bir gerçek. Uykusuzluk, hormonal değişimlere bağlı olarak da gerçekleşebileceği için özellikle 55 yaşından büyük kadınlarda bu soruna daha fazla rastlanıyor.

Stresli bir günün ardından…
Günlük hayatınız, gündüz yaşadığınız stres seviyesi akşam yatağa girdikten sonraki hayatınızı da etkiliyor. Öyle ki çalışan kadınlarda uykusuzluk, ev kadınlarına göre daha fazla görülüyor. Bu da gündüz yaşadığınız iş stresinin kafanızda yarattığı meşguliyetle açıklanabilir.

Çay, kahve ve sigara, uykuya dalmayı önemli ölçüde etkileyen faktörlerin başında geliyor. Alkol de tam doyum sağlamayan, zaman zaman kabuslarla dolu bir uyku evresi geçirmede etkili.

Huzursuz bacak sendromu
Gece boyunca istemsiz bacak hareketleri yapma olarak açıklanabilecek huzursuz bacak sendromu rahatsızlığı da uykuya geçişte sıkıntı yaratabiliyor. Bu sendroma sahip çoğu kişi, gece evde herkes uyurken ev içinde dolaşma ihtiyacı da hissedebiliyor. Huzursuz bacak sendromu hamilelikte daha da artıyor.

Hamileler altıncı aydan sonra uyku sorunu yaşamaya başlıyorlar. Vücudun ağırlaşması, sık idrara çıkma, göğüste yanma, bebek hareketleri, bel ağrısı gibi nedenlerden dolayı hamilelerin uyku saatleri düşebiliyor.

Adet dönemi öncesinde de kadınlar gece uykularını huzursuz geçirebiliyorlar. Menopoz döneminde ise kadınlarda uykusuzluk sorunu daha da artıyor. Sıcak basmaları olarak bildiğimiz, östrojen seviyesinin düşmesine bağlı olarak gerçekleşen huzursuzluk, uykusuzluğa yol açabiliyor. Horlama, menopoz öncesi kadınlarda erkeklere oranla daha az görülse de menopoza giren kadınlarda horlama seviyesi erkeklerle eşitleniyor. Dolayısıyla horlama, huzursuz bir uyku yaşanmasına yol açıyor.


İyi bir uyku için öneriler


*Unutmayın, uzun süre devam eden uyku sorununu gidermek için durumlarda ilaç kullanımı gerekli olsa da genel olarak yaşam biçiminde yapılacak küçük değişiklikler uykusuzluğu gidermede etkili oluyor.
*Yatmadan önce alacağınız ılık bir duş, hem gündüz yaşadığınız stresli anları unutmanızı sağlar hem de vücudunuzu gevşetir.
*Yatmanıza kısa bir süre kala yemek ya da abur cubur yememeye özen gösterin. Akşam yemeğini ağır ve baharatlı yemek de uykunuzu etkiler.
*Kahve ve çayı gün içinde mümkün olduğunca az tüketin. Alkole de bir sınır getirin. Yatmadan önce enerji içeceği tüketmeyin.
*Yatakta televizyon seyretmeyin. Hatta yattığınız odada televizyon bulundurmayın. Zira televizyon kapalıyken bile yaydığı sinyaller beyninizin tam olarak dinlenmesini engeller.
*Kaçta uyursanız uyuyun, kalkma saatiniz her gün aynı olsun. Böylece beyniniz belli bir uyku ritmine alışır.
*Gündüz uykularına son verin.
*Giydiğiniz kıyafetin yumuşak ve bol, odanızın sessiz ve loş, yastığınızın da rahat olmasına özen gösterin.

Kadınlar için altın değerinde öneriler

- 31 Ocak 2020 Cuma No Comments
Birçoğumuz vücudundan gelen sinyalleri dikkate almayarak duymazlıktan geliyor. Oysa alınan bir küçük önlem ve uzman önerilerine kulak vermek birçok hastalığın daha başlamadan fark edilmesine yarıyor. 

Tüm hastalıkların başarıyla tedavi edilebilmesi için erken tanının şart olduğunu söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Eralp Başer kadıların genç kızlıktan itibaren yaptırması gereken sağlık taramalarını, uyması gereken kuralları anlattı.

JİNEKOLOJİK ULTRASON YAPTIRMAK ERKEN TEŞHİSİ KOLAYLAŞTIRIR
Her yıl düzenli jinekolojik muayene yaptırılmalıdır. Muayenenin bir parçası olan ultrasonografi çok kolay ve zahmetsizdir, üstelik bu incelemeyi yaptırmak için de pek çok neden var. Bunlardan ilki ultrasonun tamamen zararsız bir inceleme olması. Ultrason dalgaları kesinlikle x-ışını içermiyor ve hiçbir zararı bulunmuyor. Bu tetkikle rahim ve yumurtalıklar ayrıntılı olarak incelenebiliyor. Rahim veya yumurtalıklarda kanser açısından şüpheli bir kitle tespit edilmesi halinde ileri incelemeler yapılıyor.

ADET SONRASI MEME KONTROLÜ YAPIN
Meme kanserinin erken tanı konulması durumunda başarılı şekilde tedavi edilebileceğini artık herkes biliyor. Erken tanıda sizin de rolünüz bulunuyor. Kendi vücudunuzu tanımanın çok önemli olduğunu unutmayın! Tek yapmanız gereken, her ay kendi kendine meme muayenesi! Bunun için, her ay adet başlangıcından itibaren yaklaşık 1 hafta sonra bu muayeneyi yapmalısınız. Birkaç sefer bu muayeneyi yaptığınız takdirde, normal meme dokunuzu tanıyacak, dolayısıyla yeni bir kitle oluşması halinde hemen fark edebilir hale geleceksiniz.

MAMOGRAFİ YA DA MEME ULTRASONU YAPTIRMAYI UNUTMAYIN
Meme kanserinin erken dönemde tespit edilebilmesi için en önemli silahlardan birisi de mamografi incelemesidir. Hiçbir şikayeti bulunmayan kadınlarda dahi, 40 yaşından itibaren düzenli olarak mamografi yaptırılması ile, meme kanserine bağlı ölüm riski belirgin olarak azaltılabiliyor. Mamografi incelemesi düşünüldüğü gibi zor da değil. Sağlığınıza zararı yok, kesinlikle ihmal edilmemeli. Genç kadınlarda ise, memede süt üreten dokuların yoğun olması nedeniyle mamografi yerine meme ultrasonu tercih ediliyor. Kendi kendine muayene, hekim muayenesi, mamografi ve meme ultrasonunu ihmal etmeyin.

PAP-SMEAR ve HPV TESTİYLE RAHİM AĞZI KANSERİNDEN KORUNUN
Rahim ağzı kanseri, cinsel yolla bulaşan bir virüs (HPV-Human papillomavirus) nedeniyle meydana geliyor. Erken dönemdeki rahim ağzı kanseri hiç belirti vermeyebiliyor. Dolayısı ile düzenli aralıklarla kontrollerden geçmek hayati önemi taşıyor. Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser öncüsü durumlar çok erken dönemde yakalanıp tedavi edilebiliyor. Bunun için kullanılan testler, rahim ağzı hücrelerin incelendiği pap-smear ve HPV-DNA testi. Çoğu sağlık kurumunda bu testler yaptırılabilir. Pap-smear testinin 21 yaşından itibaren, HPV-DNA testinin ise 30 yaşından itibaren yapılması öneriliyor.

GEBELİKTEN 3 AY ÖNCE DOKTORA GİDİN
Gebelik, kadınlar için hayatın en özel dönemlerinden biridir. Hem kadının kendisi hem de bebeğinin sağlığı için, gebelik planlanır planlanmaz, ideal olarak da 3 ay önce kadın hastalıkları ve doğum uzmanı kontrolünden geçilmelidir. Bu muayenede doktor genel bir sağlık muayenesini takiben jinekolojik muayene yapacaktır. Bu sayede daha önceden var olduğu bilinmeyen bir hastalık tespit edilip tedavisi başlanabilir. Erken gebelikte yeni gelişmekte olan bebeğin sağlıklı büyüyebilmesi ve organlarının düzgün oluşması için folik asit başta olmak üzere çeşitli takviyelere ihtiyaç vardır. Bunların gebelik oluşmadan tamamlanması ile gebeliğin çok daha sağlıklı bir şekilde başlaması sağlanabilir.

MENOPOZDAKİ KEMİK ERİMESİNE KARŞI KEMİK ÖLÇÜMÜ YAPTIRIN
Menopoz döneminde, kemik erimesi riski belirgin olarak artıyor. Bunun önüne geçmek için doğru beslenme ve düzenli hareket alışkanlığı şart. Kalsiyumdan zengin içeriğe sahip süt ürünleri ve yeşil yapraklı sebzeler diyette bol miktarda bulunmalıdır. Belli aralıklarla yaptırılan kemik mineral dansitometri testi ile kemiklerin yoğunluğunu ölçtürmek mümkün. Kemik erimesi tedavi edilmez ve ilerlerse, en ufak darbede dahi kemik kırılması riski ile karşı karşıya kalınır. Bu nedenle, özellikle menopozdaki kadınların bu ölçümü yaptırmaları ve sonuçlarını doktorları ile paylaşmaları gereklidir.

YILDA BİR KEZ GENEL SAĞLIK MUAYENESİ YAPTIRIN
Herkesin olduğu gibi kadıların da yılda bir kez dahiliye muayenesi yaptırması gerekiyor. Herhangi bir şikayet olmasa da fizik muayenesi ve tetkikleri yapılmalıdır. Böbrek, karaciğer fonksiyon testleri, açlık kan şekeri, kolesterol ölçümleri, tiroit fonksiyon testleri, kan sayımı, tam idrar tahlili, istirahat EKG'si, akciğer filmi, karın organlarını değerlendirmek için batın ultrasonografisi önerilir. Kronik bir hastalık mevcutsa muayene ve tahlil sıkılığı artırılmalıdır.

HER YAŞTA MUTLAKA SPOR YAPIN
Çağımızda maalesef hareketsizlik çok yaygın bir durum. Özellikle masa başı işlerde çalışan kadınlarda kemik erimesi, kas-iskelet sistemi ağrıları, duruş bozuklukları gibi pek çok olumsuz durum ortaya çıkabiliyor. Bunların önüne geçmek için fırsat yaratmak ve haftada en azından 2-3 gün 30'ar dakikalık bir yürüyüş yapmak dahi sağlık için faydalı olacaktır.

VÜCUT KİTLE ENDEKSİNİZİ 30'UN ÜZERİNE ÇIKARMAYIN
Günümüzde en önemli sağlık sorunlarından birisi de şişmanlık yani diğer adıyla obezite. Kilonuzun, boyunuzun metre cinsinden değerinin karesine bölünmesi ile elde edilen sayıya Vücut Kitle İndeksi (VKİ) deniliyor. Bu değerin 30'un üzerinde olması, obezite lehine bir bulgu. Obezitenin yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, şeker hastalığı ve kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi pek çok hastalığa davetiye çıkardığı artık net olarak biliniyor. Eğer fazla kilonuz olduğunu düşünüyorsanız bugün bir adım atın. Doğru bir diyet ve uygun şekilde yapılan sporla bunu yapmanın aslında hiç de zor olmadığını göreceksiniz.

Yoğurt vajina için faydalı

- 4 Aralık 2019 Çarşamba No Comments
Pek çok kadın, vajinal maya mantarı enfeksiyonunu tedavi etmek için tablet, krem ya da fitil yerine yoğurt kullanıyor. Peki evde yapılan bu tedavinin bilimsel bir alt yapısı var mı? Cevap; evet. Bilimsel çalışmalar, bu tür enfeksiyonları yenmek için yoğurt kullanımını destekliyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağlar Helvacıoğlu, mantar enfeksiyonu tedavisi için neden yoğurt kullanıldığı konusunda şu bilgileri verdi:

"İçerdiği Lactobacillus bakterisi nedeniyle yoğurt etkili bir ilaç olabilir. Yararlı bakteri türleri arasında bulunan bu bakteri, bağırsakları, idrar yollarını ve vajinayı tahriş etmez.

Yararlı bakteri içeren yoğurdu kullanarak vajinada flora ve PH dengesini tekrar kurmanın mümkün olduğu düşünülmektedir. Lactobacillus Candida'yı öldüren hidrojen peroksit salgılayarak enfeksiyonu ortadan kaldırır.

İlaç kullanımının kısıtlı olduğu gebelik döneminde, vajinal enfeksiyonlarla mücadelede, içerdiği probiyotiklerden dolayı yoğurt kullanımına önem vermek gerekiyor.

SADE YOĞURT KULLANIN

Lactobacillus içeren ve doğal, tatlandırıcı bulunmayan sade yoğurt kullanılması etkili tedavi sağlayacaktır.

Diğer yoğurt türlerinde şeker kullanılmış olması yüksek bir olasılıktır. Bu yoğurtları kullanmak enfeksiyonun ve belirtilerin kötüleşmesine yol açabilir çünkü şeker mantarın çoğalmasına neden olur.

NASIL UYGULANIR?

Yoğurdu vajina içine uygulamak için parmaklarınızı kullanın.

Kullanılmamış tampon aplikatörü içine yoğurt koyup, yoğurdu aplikatör yardımıyla vajina içine uygulayın.

Serinleterek rahatlatması için kullanılmamış tampon aplikatörünü yoğurtla doldurup soğutun, daha sonra uygulayın.

VAJİNANIN DOĞAL DENGESİ NEDEN BOZULUR?


  • Hormonal değişiklikler
  • Antibiyotikler
  • Cinsel ilişki
  • Parfümlü vücut ya da vajina temizleyici şampuanlar
  • Tamponların gereken sıklıkta değiştirilmemesi
  • Çok dar iç çamaşırı giymek
  • Cinsel ilişki kimi zaman Candida'nın aşırı çoğalmasına yol açsa da bu cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon değildir.


VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU BELİRTİLERİ


  • Vajinada yanma ya da kaşıntı hissi
  • Koyu, beyaz ve topak topak akıntı.


NE ZAMAN DOKTORA GÖRÜNMEK GEREKİR?

Vajina mantarı enfeksiyonları sık rastlanan, tedavi edilebilir ve genellikle endişe edilmemesi gereken enfeksiyonlardır.

İlk kez yaşandığında bu enfeksiyonu anlamak zor olabilir, bu nedenle profesyonel bir teşhis konulması zaruridir. Sık sık mantar enfeksiyonu yaşayan kişilere ya da tedaviye cevap vermeyen kişilere bir doktor tavsiyede bulunabilir.

Ancak, sürekli ağrı veya başka belirtileri olan kişilerin cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından tarama yaptırması yararlı olacaktır. Cinsel olarak aktif olan herkesin cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı düzenli kontrol yaptırması çok önemlidir ve önerilir."

Yumurtalık kanseri riskini azaltanlar

- 11 Kasım 2019 Pazartesi No Comments
Ülkemizde her yıl 100 bin kadından 7'si yumurtalık kanseri tanısı alıyor. Çoğunlukla belirti vermeyip başka hastalıklarla sıkça karıştırılabilen yumurtalık kanseri bu nedenle sinsice gelişiyor ve geç fark ediliyor. 

Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, ailesinde yumurtalık kanseri olan kişilerde riskin arttığını belirtirken, özellikle karın ağrısı, karında şişlik, gaz ve kabızlık gibi şikayetlere dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Mete Güngör yaptığı açıklamada; yumurtalık kanseri riskini azaltan 10 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Aile hikayesinin bilinmesi

Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15'i genetik geçişle ortaya çıkıyor. Bu nedenle ailesinde yumurtalık kanseri ve meme kanseri olan bireylerin bilinmesi ve farkındalık çok önemli. Aile hikayesini biliyor olmanız sizin ve doktorunuzun riski azaltmak için sağlığınızla ilgili daha aktif kararlar alınmasına yardımcı olur.

Sağlıklı diyet

Doğru ve sağlıklı beslenme bütün kanserlerde olduğu gibi yumurtalık kanserlerinde de çok önemli. Size kilo aldırma ihtimali olan yağlı besinlerden, aşırı kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinden uzak durun. Yapılan çalışmalar özellikle düşük yağlı diyet, taze meyve tüketimi, zencefil, domates suyu, yeşil çay, biberlerin bitki türleri, kuruyemişler, marul ve keten tohumu tüketilmesinin yumurtalık kanseri riskini çeşitli oranlarda azalttığını gösteriyor.

Düzenli egzersiz

Vücudumuzdaki yağ oranı ile kanser arasında yakın bir ilişki bulunuyor. Yağ dokusundan salınan fazla miktardaki östrojen yumurtalık kanseri riskini artırıyor. Bu nedenle yapacağınız egzersizler ve spor ile kilolarınızdan kurtulabilirsiniz. Yağ oranınız düşeceği için kanser riskiniz de azalacaktır.

Rutin kontroller

Yaş ilerledikçe yumurtalık kanseri görülme oranı artıyor. En sık 63 yaşında görülüyor. Bu nedenle rutin kontrolleri ihmal etmemek çok önemli.

Genetik test

Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör "Bir kadının hayat boyu yumurtalık kanseri olma ihtimali yüzde 1-2'dir. Ancak genetik olarak ailesinden gelen BRCA1 ve BRCA2 genetik mutasyonları varsa bu oran BRCA1 için hayat boyu riskini yüzde 40'a, BRCA2 için de yüzde 10-20'ye çıkartıyor. Bu nedenle bu mutasyonlara sahip olduğu bilinen kadınlarda belli yaş gruplarında cerrahi önerilebilir" diyor.

Annelik ve emzirme

Doğurganlık ve emzirme dönemi yumurtlamanın kesintiye uğradığı süreçler. Sık yumurtlamanın yumurtalık kanserinin oluşumunda rol oynadığı düşünülüyor. Bu nedenle çok doğum yapmış, özellikle erken yaşta gebelik yaşamış kadınlarda ve uzun süre emziren kadınlarda yumurtalık kanseri riski azalıyor.

Doğum kontrol hapı

Yumurtlamayı engelleyen doğum kontrol hapları yumurtalık kanseri riskini azaltıyor. Genç yaş grubunda (20'li 30'lu yaşlar) toplam 1 yıllık devamlı veya aralıklı doğum kontrol hapı kullanmış olan kadınların hayat boyu yumurtalık kanseri riski yüzde 50 azalıyor. Kullanma süresi uzadıkça risk azalıyor ve ilacı kesseler dahi koruma uzun yıllar devam ediyor.

İlaç ve vitamini bilinçli kullanmak

Androjen içeren ilaçların, menopoza girdikten sonra sadece östrojen içeren ilaçların ve doğurganlığı artırıcı ilaçların kullanımı yumurtalık kanseri riskini artırabiliyor. Bu nedenle bu ilaçların kullanılmasını gerektiren durumlarda doktorunuzla bu olasılıkları konuşun. İlaç şeklinde veya güneşle D vitamini alınması kanser riskinizi azaltıyor.

Talk pudrası kullanmamak

Genital bölgede hijyenik amaçlı kullanılan ürünlerde bulunan talk pudrasının kullanılması yumurtalık kanseri riskini artıran faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. 1970'lerden beri vücut ve yüz pudralarında talk ve asbestoz kullanılmıyor. İçinde talk olan ürünlerden uzak durun.

Cerrahi müdahale

Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör "Son yıllarda yumurtalık kanserlerinin yarısının tüplerden kaynaklandığı görülmüştür. Bu nedenle tüp ligasyonu yapılması veya tüplerin alınması yumurtalık kanseri riskini yarı yarıya azaltmaktadır. Ayrıca rahmin alınması da 1/3 oranında yumurtalık kanseri riskini azaltmaktadır" diyor.

Adet düzensizliği hastalık habercisi

- 18 Ekim 2019 Cuma No Comments
Kadın sağlığı konusunda en önemli noktalardan biri de adet döngüsüdür.Adet düzensizliği ise bu süreçte kadınları endişelendiren en büyük sorunlarından biridir. 

Senede birkaç günlük gecikmeler normal kabul edilirken, daha sık yaşanan adet düzensizlikleri miyom, tümör gibi sorunlara işaret edebilir. Bu tür adet düzensizliği durumlarında mutlaka uzman yardımı alınmalıdır. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Deniz Yıldıran Sarıcı, adet düzensizliği konusunda bilgi verdi.

Kadınlardaki hormonal döngü nedeniyle normalde her kadının ayda bir adet olması gerekmektedir. Adet görememe ya da adet düzensizliği kadınlarda pek çok hastalığa işaret edebilen önemli bir sorundur. Her kadının adet düzeni farklıdır. Eğer kadınlar her ay tahmin edemeyecekleri zamanda adet görüyorsa bu durum adet düzensizliği olarak kabul edilmeli ve araştırılmalıdır.

En büyük sebebi stres
Adet düzensizliği en sık ilk adet görmeye başlayanlarda ve menopoza girmeye yakın olan kadınlarda görülmektedir. Bu da hormonlardaki değişimlere bağlanmaktadır. Bu tür durumlarda hormon testleri yapılmaktadır. Ayrıca hormon bozuklukları da adet düzensizliğini oluşturmaktadır. Örneğin tiroit veya prolaktin hormonlarındaki bozukluklar adet düzensizliğini getirmektedir. Bunun yanında aşırı kilo alıp verenler, kilosu çok düşük olanlar, aşırı spor yapanlarda adet düzensizlikleri görülmektedir. Adet düzensizliğinin en büyük sebebi ise strestir. Kadınlar en ufak streste adet düzensizliği yaşamaktadır.

Adet düzensizliğine sebep olan sorunlar
Adet düzensizliği çeşitli hastalıkların da habercisi olabilmektedir. Kadınların adet döngüsünü sağlayan dört faktörden hipotalamus, hipofiz, yumurtalık ve rahim kısmından birinde yaşanan sorun adet düzensizliğine sebep olmaktadır. Hipofiz bezindeki tümörler, yumurtalık ya da rahimdeki kist, miyom, tümörler adet düzensizliğini getirmektedir. Rahim dokusunun kalınlaşması, rahim veya rahim ağzındaki polipler ve nadiren kanser adet düzensizliğini beraberinde getirmektedir. Bu sorunlar çözüldükten sonra adet düzensizliği de ortadan kalkmaktadır.Tüm bunların yanında hiç sebebi olmayan adet düzensizlikleri de görülmektedir.

Başkasının ilacını kullanmayın
Adet düzensizliklerinin sebebine göre kadınlara tedavi uygulanmaktadır. Bu nedenle kişiler başkalarının adet düzensizliğinde kullandığı ilaçları doktora danışmadan kullanmamalıdır. Kimi zaman ilaç yerine ameliyat önerilmektedir. Adet düzensizliği yaşayan evli ya da bekar her kadının doktora gitmesi gerekmektedir. Çünkü adet düzensizliğine müdahale edilmediğinde, sebep tümör ya da polipse daha olumsuz sonuçlar doğmasına neden olmaktadır.

Düzensiz adet gören kadınlar da hamile kalabilir
Adet düzensizliği yaşayan kadınların en çok merak ettiği konulardan biri de bu durumda gebe kalınıp kalınamayacağıdır. Adet düzensizliğine neden olan sorun çözüldüğü zaman kadınlar gebe kalabilmektedir. Ayrıca adet düzensizliğinde aşırı kanama da olabilmektedir. Bu kanamalar halsizliğe, yorgunluğa sebep olur hayatlarındaki kaliteyi düşürmektedir. O nedenle bu sorunları yaşayan her kadının mutlaka doktora gitmesi gerekmektedir.