Son Yazılar

Son Yazılar
Browsing Category "Diyet zayıflama"

Aç Kalmak Zayıflatmaz

- 31 Mayıs 2020 Pazar No Comments
Fit ve sağlıklı bir vücuda sahip olmak herkesin hayallerini süslüyor. Günümüzde diyetisyene ve spor salonlarına gidenlerin sayısında önemli bir artış var. 

Zayıflamak için başvurulan yöntemlerden bir tanesi de yanlış ürün kullanımı. Son olarak Miss International 2013 Filipinler güzeli Bea Santiago, zayıf kalmak için çok spor yaptığını ve spor öncesi aldığı besin takviyelerinden protein tozunun böbrek yetmezliğine neden olduğunu açıkladı. Bilinçsiz kullanılan besin takviyelerinin sağlığımız için tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Diyetisyen Başak İnsel, "Toplumumuzda yanlış beden algısı var. Ayrıca hızlı kilo vermek veya hızlı kas kazanmak inancı ile yanlış yöntemlere başvurarak sağlığımızı bozuyoruz. Bu süreçler mutlaka uzman eşliğinde yönetilmelidir." dedi.

Sağlıklı beslenme hem zihnimiz hem de bedenimiz için büyük önem taşıyor. Kilo almanın temelinde sağlık sorunlarını bir kenara bırakırsak yanlış beslenme yatıyor. Aldığımız kiloları vermek için çeşitli yöntemlere başvuruyoruz. Bazen hızlı sonuçlar almak için bilinçsizce ve çok düşük kalorili diyetler yaparak; vücudun günlük fonksiyonlarını yerine getirmesi için ihtiyacı olan makro(karbonhidrat- yağ- prtotein) ve mikro(vitamin- mineral) besin ögelerinden fakir besleniliyor, bazen çevreden duyulan gelişi güzel beslenme önerileri veya internet üzerindeki popular diyet trendleri uygulamak, bazense bilinçsizce tüketilen zayıflama ilaçları sağlığımızı tehlikeye atan yollardan sadece birkaçı olarak gösteriliyor. Unutulmamalıdır ki diyet bireyseldir, nasıl ki parmak izlerimiz birbirimizden farklı ise metabolizmamız da birbirimizden farklıdır.

Akşam Yemeğini Geçe Bırakmayın

Uzman eşliğinde vücut analizleri ile programlı şekilde, vücudun ihtiyacı olan besin ögelerinin bulunduğu ve kişinin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite, sosyo- kültürel vb. durumlarınında göz önüne alarak planlanan beslenme programları ile zayıflama sürecinde başarı oranının yüksek olduğunu vurgulayan Diyetisyen Başak İnsel"Gün içerisinde dengeli beslenme programınızla açlığınızı kontrol altında tutabilirsiniz. Akşam yemeklerinizi geç saatlare bırakmayın çünkü gece uzun vakit aç olup yağ yakmak için güzel bir süreç.

Düzenli bir uyku alışkanlığı olmalı. Sporunda eksik edilmemesi gerekiyor. Çünkü kilo ile beraber kaslarımızda da kayıplar oluyor. Sporda harcanan enerjiyi doğru besin grupları ile doğru porsiyonlarda alarak spor sonrası kas yapılanması ve yağ yakımı desteklenmelidir" ifadelerinde bulundu.

Kırılganlık sendromunda en güçlü silah: Egzersiz

- 24 Nisan 2020 Cuma No Comments
Biyolojik yaşlanmayla beraber ortaya çıkan kırılganlık sendromu, yorgunluk, performansta azalma, enfeksiyonlara eşlik eden hastalıklara daha fazla duyarlı olunması gibi durumlarla yol açıyor. 

Kırılganlık sendromu ile mücadelenin en etkili silahının egzersiz olduğunu belirten uzmanlar, dengeli beslenme, sağlıklı ve protein açısından zengin bir diyet ve yeterli sıvı alımına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, yaşlanma sürecinin, tıbbi ve tıbbi bakım desteği gerektiren hafıza, organ ve fonksiyonel bozukluklara yol açtığını söyledi.

Dr. Öğretim Üyesi Erdoğanoğlu, bağımsız bir hastalık olmayan kırılganlık sendromunun, biyolojik yaşlanmayla birlikte yorgunluk ve doğal sonucu olarak kişinin performansında azalma, akranlarına göre enfeksiyonlara eşlik eden hastalıklara daha fazla duyarlı olması ile karakterize karmaşık bir durum olduğuna dikkat çekti.

Kırılganlığın sonuçlarının ani ve kontrol edilmesi zor kilo kaybı, kas kaybı ve kas güçsüzlüğü, eklem ağrıları, yürümede güvensizlik hissi, kemik erimesi (osteoporoz) ve kemiklerin artmış kırık riski olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, "Bu belirtilerle fiziksel ve zihinsel güçsüzlüğü arttıran kırılganlık sendromunun tedaviye ihtiyacı olduğu aşikârdır" dedi.

Şeker hastalığı ve yüksek tansiyon, riski artırıyor

Kırılganlık sendromunda çeşitli risk faktörleri olduğunu belirten Erdoğanoğlu, "Çeşitli risk faktörleri ve gelişimsel süreçler, şeker hastalığı (diabetes mellitus) ve yüksek tansiyon (hipertansiyon), vücutta kronik iltihabi süreçler ve psikolojik faktörler de dahil olmak üzere, kırılganlık sendromunun altında yatanlar olarak görülmektedir" dedi.

Hareketlerde yavaşlamaya dikkat!

"Bu sendromdan etkilendiyseniz, kendi yaş grubunuzdakilere göre daha zayıf bir bağışıklık sistemi, kansızlığınız ve değişen hormon düzeyleriniz olabilir" uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, "Fiziksel kapasitenizde bir azalma ile daha çabuk tükenme, hareketlerde yavaşlama, koruyucu hareketlerinizde azalma ve sonuç olarak daha az aktif bir yaşamınız olur. Hareket eksikliği kas kütlenizin azalmasına ve kas zayıflığına yol açar. Yürüyüşünüz çoğunlukla yavaşlar ve ayağınızı daha güvensiz yere basarsınız. Bazı kişilerde kemik kaybı da bu tabloya eklenebilir ve sonuç ne yazık ki; kemik ağrısı, sık görülen kırıklar olur. Fiziksel zayıflık aynı zamanda zihinsel durumu da etkiler ve genellikle duygusal tükenmeye neden olur" diye konuştu.

Bu tavsiyelere kulak verin!

Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, şu tavsiyelerde bulundu: "Yaşla ilgili kırılganlık sendromunuz varsa,dengeli beslenmeniz, özellikle size gerekli tüm besin maddelerini ve yeterli sıvı almanız önemlidir. Sağlıklı, protein açısından zengin bir diyet yapın ve D vitamini eksikliğinden kaçının. Ani ve hızlı kilo kaybınızı kontrol edemediğiniz durumda bir beslenme uzmanından destek alabilirsiniz.

Biyolojik yaşlanmayı yavaşlatabilirsiniz

Kaslarınızın yapısı ve dolayısıyla fiziksel gücünüzü korumak için ise size egzersiz yapmanızı tavsiye ederim. Bu, bağımsız bir egzersiz eğitimi veya gerekirse fizyoterapist eşliğinde olmalıdır. Kuvvet eğitimi, koordinasyon ve denge kombinasyonlu egzersiz eğitimleri, kaslarınızı ve zihninizi eğitir ve düşme riskinizi azaltır. Kuvvet artırmak için ağırlıklardan faydalanabilirsiniz. Doğru belirlenmiş ağırlık ileri yaş grupları için de uygundur. Ayrıca fizyoterapiye ek olarak düzenli yürüyüş, yüzme gibi aktivitelerde bulunabilirsiniz."

Zihinsel uyarımı ihmal etmeyin!

Denge bozukluklarına ve düşme olasılığına tedbir olarak görme ve işitme cihazlarıyla zayıflıkların kontrol edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Yıldız Erdoğanoğlu, "Yüksek riskli merdivenlerde korkulukları her iki elinizle tutarak inin ve çıkabilirsiniz. Güvenliğiniz için baston, önkol koltuk değnekleri veya yürüteçlerden faydalanabilirsiniz. Ev zeminine kaymayı önleyici bir taban yerleştirebilir ve köşelerin keskin olmadığından emin olabilirsiniz. Tuvaletler ve banyolarda tutunma yerleri olmasını sağlamak yine güvenliğinizi artıracaktır. Gerekirse, yardımcı olabilecek bir ev acil çağrı sistemi kurabilirsiniz. Ayrıca zihinsel uyarımı ihmal etmeyiniz. Günlük gazeteyi okumak ve çapraz bulmaca çözmek gibi basit önlemler bile olumlu bir etkiye sahiptir" diye konuştu.

İki ayda 10 kilo verebilirsiniz

- 14 Nisan 2020 Salı No Comments
Yaz mevsimi yaklaşırken yeni diyet programları da ortaya çıkmaya başladı. Ancak uzmanlar, internetten bakıp uygulanan bu diyetler konusunda uyarıyor. 

Esteworld Saç Ekimi ve Plastik Cerrahi Sağlık Grubu Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğbanur Şaşmaz bilinçsiz yapılan diyetlerin sonrasında verilen kiloların geri alındığını ve sağlık sorunları yaşanabileceğini belirterek, sağlıklı bir insanın normal bir diyetle iki ayda 10 kilo verebileceğini söyledi.

Yaz mevsiminin yaklaştığı dönemlerde insanların diyet yapma arzusu da artış gösteriyor. Özellikle bu dönemlerde yeni diyet tipleri ortaya çıkarken, insanlar kilo verebilmek için bu tip diyetlere yönelebiliyor. Ancak uzmanlar, bilinçsizce yapılan bu diyetlerin sağlık sorunlarını da beraberinde getirebileceği yönünde uyarıda bulunuyor.

Esteworld Saç Ekimi ve Plastik Cerrahi Sağlık Grubu Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğbanur Şaşmaz, kilo vermek için en önemli unsurlardan birinin vücudu şaşırtmak ve sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmek olduğunu söyledi. Son zamanlarda ketojenik diyetlerin moda olduğunu belirten Şaşmaz, "Bu tip diyetler ilk başlarda kilo verdirebiliyor ama ileriki zamanlarda sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor ve tıkanma yaşanıyor.

Tekrar kilo verilmesi için kontrollü bir uzman eşliğinde devam edilmesi daha doğru. Bilinçsizce ve evde kendi kendine yapılmamalı. Sadece proteinle veya sadece sebze ile zayıflama olamaz. Tek tip bir beslenme düzeni işe yaramaz. Bu vücudu tıkar, metabolizmayı yavaşlatır ve kilo vermeyi zorlaştırır. Vücudu şaşırtmak ve bir süre sonra yeni beslenme tipine geçmek gerekiyor." dedi.

VÜCUDUN DÜZENİNİ BOZARAK KİLO VERİLİR

İki ay içerisinde sağlıklı bir insanın 10 kilo verebileceğine işaret eden Şaşmaz, şunları söyledi:

"Bunun için hayatımıza 2-3 gün spor sokmalıyız. Spor dolaşımı hızlandırıp kilo vermeye ve sıkılaşmaya yardımcı olur. Çok ağır spor yapmaya da gerek yok. 30 dakikayı geçecek şekilde hafif tempolu yürüyüşler yeterli olacaktır. Ayrıca kişinin klasik beslenme tipini değiştirmesi ve vücudunun düzenini bozması gerekiyor. Yediğimiz meyveleri bile değiştirerek kilo verebiliriz. Örneğin kahvaltınızı yulafla yapıp kilo veremiyorsanız bunu zeytin peynire döndürün. Sürekli protein ağırlıklı besleniyorsanız biraz sebze yemeye başlayın. Her öğün aynı yiyecekleri tüketmeyin. Bu sayede metabolizma hızlanabilir. Bize hem 2 ay boyunca uygulayabileceğimiz hem de aç kalmayacağımız diyetler gerekiyor ki bu sürede 10 kilo verebilelim. Bu sürede porsiyonların küçültülmesi de büyük önem taşıyor."

Ara öğün konusunun kişiden kişiye göre değiştiğini belirten Şaşmaz, bunu gün içinde kaçamak yapanlar için önerdiklerini belirtti.

İNTERNET DİYETLERİNİN SONU HÜSRAN OLUYOR

İnsanların son dönemde internette çıkan diyetlere, popüler ürünlere ve zayıflama çayları gibi ürünlere fazla yöneldiğini belirten Şaşmaz, "Ama bunlar hep hüsranla sonuçlanıyor. Bilinçsiz yapılan diyetler insanı diyetten soğutuyor. Kısa vadede işe yarasa bile uzun vadede yapılamıyor ve verilen kilonun çok daha fazlası geri alınıyor. Kendimize olan inancımız da bu diyetler yüzünden yıkılıyor. İnternette çok bilgi kirliliği var ve insanları yanlış tercihlere götürüyor. İnternet diyetlerine itibar etmeyin. Sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmek çok önemli." dedi.

Obezitenin yol açtığı hastalıklar

- 10 Nisan 2020 Cuma No Comments
21. yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite dünyayı tehdit etmeye devam ediyor. Öyle ki dünyada 1.9 milyar erişkinin fazla kilolu, 650 milyon erişkinin de obez olduğu bildiriliyor. Ülkemizde de yaklaşık 16 milyon kişi obezite hastası. 

Obezitenin her geçen yıl arttığı da bir gerçek. 2030 yılında bu oranın ABD'de yüzde 47, Meksika'da yüzde 39, İngiltere'de yüzde 35 gibi oldukça yüksek rakamlara ulaşacağı tahmin ediliyor. Genetik mutasyonlar, diyet, yaş ve fiziksel aktiviteden etkilenen kronik bir hastalık olan obezite sadece estetik bir sorun değil, vücudun tüm sistemlerini olumsuz yönde etkileyen, bunun sonucunda pek çok hastalığa zemin hazırlayan ciddi bir problem. Acıbadem Altunizade Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar obezitenin en sık yol açtığı 11 sağlık sorununu anlattı, önemli bilgiler verdi.

Tip 2 diyabet

Kilonuz fazlaysa, acıkıyorsanız, aç iken sinirli oluyorsanız, özellikle de yemekten 1-2 saat sonra uyku hali oluyorsa, altta yatan neden insülin direnci ya da Tip 2 diyabet olabilir. Yapılan araştırmalara göre; vücut kitle indeksi 30 olan hastaların yüzde 31.5'inde bozulmuş glukoz toleransı, kanda insülin yükselmesi (hiperinsulinizm) veya yüksek açlık kan şekeri mevcut. Bu nedenle zaman kaybetmeden açlık kan şekerinize ve açlık insülininize baktırmayı ihmal etmeyin. Hatta tokluk kan şekeri ve tokluk insülininize de baktırmanızda fayda var.

Uyku apnesi

Sabahları yorgun uyanıyor, gündüz aşırı uyku hali ve halsizlikten şikayet mi ediyorsunuz? Horlama sorununuz var mı? Uykudan boğulma hissi veya çarpıntıyla uyanıyor musunuz? Eşiniz uyurken nefesinizin durduğunu mu söylüyor? Dikkat eksikliği ve unutkanlık probleminiz de varsa, polisomnografi, bir başka deyişle uyku testi yaptırmanız çok önemli. Çünkü yapılan çalışmalara göre; obez hastalarının 10-20'sinde, uzun dönemde kalp damar hastalıklarına, hatta kalp krizine yol açabilen uyku apnesi görülüyor.

Hipertansiyon

Obez hastalarda trigliserid, total kolesterol ve kötü huylu kolesterol LDL düzeyleri yükselirken, iyi huylu kolesterol HDL düzeyi ise düşüyor. Bunun sonucunda da kan basıncı yükseliyor. Yapılan çalışmalarda, vücut kitle indeksi >25 olan kişilerde hipertansiyon gelişme riskinin 5,2 kat arttığı gösterilmiş. Alınan her 10 kilo koroner arter hastalığı riskini yüzde 12 oranında arttırıyor. Koroner arter hastalığı riskinin vücut kitle indeksi 30 kg/m2 olan kadınlarda yüzde 38, erkeklerde de yüzde 42 oranında arttığı yine aynı çalışmada belirtilmiş.

Kanser

Obezitenin yol açtığı bir başka önemli sağlık sorunu da, çağımızın korkulu rüyası kanser! Vücut kitle indeksinde her 5 birimlik artış kanser riskini yüzde 10 oranında arttırıyor. Vücut kitle indeksindeki artışa bağlı olarak yemek borusu kanseri, mide kanseri ve kolon kanserinde artış görülüyor. Kadınlarda endometrial kanser, safra kesesi kanseri ve böbrek kanseri ile obezite arasında ciddi ilişki olduğu bildirilmiş. Aynı zamanda vücut kitle indeksi ile malign melanom, rektal kanser, lösemi, non-Hodgkin lenfoma, tiroit kanseri ve meme kanseri arasında sıkı ilişki olduğu aynı raporda belirtilmiş.

İnfertilite

Korunma olmamasına rağmen 12 ay boyunca hamilelik gerçekleşmiyorsa bu sorun "infertilite" habercisi olabiliyor. Dolayısıyla kilo vermeniz gerekiyor. Çünkü vücut kitle indeksi 29 olan kadınlarda, kitle indeksindeki her bir birimlik artış sonrasında hamilelik şansı yaklaşık yüzde 5 oranında azalıyor. Yapılan çalışmalarda, normal kilolu olan kadınlara göre, vücut kitle indeksi ≥35 olan kadınlarda hamilelik ihtimali yüzde 26, vücut kitle indeksi ≥40 olanlarda da yüzde 43 oranında daha düşük bulunmuş.

Safra kesesi taşı

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar safra kesesi taşı görülme sıklığının, obezite hastalarında genel popülasyona göre anlamlı derecede daha yüksek görüldüğünü belirtiyor. Yapılan çalışmalara göre; obez hastalarda safra kesesi taşı oluşma riski, ideal kiloda olan kişilerle kıyaslandığında 4-6 kat artıyor. Bunun nedeni ise fazla kiloların kolesterol sentezini artırması. Safra kesesi taşına bağlı olarak pankreatit, bir başka deyişle pankreas iltihabı sıklığı da artıyor.

Karaciğerde yağlanma

Yağlı karaciğer hastalığı dünyada kronik karaciğer hastalığının en yaygın formu. Basit yağlanma ile başlıyor, tedavi edilmezse siroz, karaciğer kanseri ve karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyebiliyor. Karaciğer yağlanması varsa hemen kilo vermeniz gerekiyor. Yapılan çalışmalarda, obezite sorunu olan kişilerde yağlı karaciğer hastalığı gelişime riskinin 3,5 kat fazla olduğu saptanmış. Obezitede görülen insülin direnci, kan yağlarında bozukluk (dislipidemi) ve iltihabın artması, zaman içinde yağlı karaciğer hastalığının daha ağır seyretmesine neden oluyor.

Reflü

"Yemeklerden sonra acı sular boğazıma kadar geliyor, "Göğsümde yanma ve ağrı var", "Karnımda sık sık gaz ve şişkinlik oluyor, ara sıra da ağrı gelişiyor" Sizin de bu tür yakınmalarınız varsa, nedeni yaşam kalitesini oldukça etkileyen reflü olabilir! Yapılan çalışmalara göre; obez hastalarında reflü görülme sıklığı yüzde 40-50 gibi oldukça yüksek oranlarda görülüyor. Reflü kilo verdiğinizde azalıyor.

Toplardamarda pıhtı

Obezite, kronik toplardamar (venöz) yetmezliği ve toplardamarlarda pıhtılaşma ile tıkanıklık (venöz trombembolizm) açısından ciddi bir risk. Fazla kilolar toplardamarlardan kanın geri dönüşünü (venöz reflüyü) bozuyor. Kasık bölgesindeki lenf nodlara bası nedeniyle lenf yollarındaki akış bozuluyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar bu tablonun da bacaklarda lenf birikimi ve iltihaplanmaya sebep olduğuna işaret ederek sözlerine şöyle devam ediyor: "Bacaklarda deride sertlik, kalınlık, kuruluk ve kızarıklık oluşumu fazla kilolara bağlı olarak lenfödem geliştiğine işaret ediyor. Kilo artışı devam ettiği takdirde pıhtılaşma sistemi etkileniyor, bunun sonucunda derin ven trombozu, bir başka deyişle toplardamarda pıhtı oluşması gelişebiliyor"

Cilt hastalıkları

Obezitenin neden olduğu bir başka önemli problem de, cilt hastalıkları. Cilt bariyeri ciltteki nemi korumak ve yabancı maddelerin cilde girmesini engellemek gibi son derece önemli fonksiyonlar üstleniyor. Obezite yağ bezleri ve yağ oluşumunu olumsuz yönde etkileyince, cildin bariyer fonksiyonunu bozuyor. Ayrıca ter bezleri, cildin lenfatik ve kollajen yapısı da bozuluyor. Yapılan çalışmalar vücut kitle indeksi >30 olan hastalarda deride kalınlaşma, kabarma, tüylenme, çatlaklar, lenfödem, selülit, ter bezleri iltihabı ve sedef gibi cilt hastalıklarının daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Bunların yanı sıra mikro ve makro dolaşımın bozulması nedeniyle ciltteki yaralar da geç iyileşiyor.

Depresyon

Obezite sorunu olan kişilerde depresif ruh hali, uyku bozuklukları, yorgunluk, değersizlik hissi, umutsuzluk ve intihar düşüncesi daha yaygın görülüyor. Ulusal Sağlık ve Beslenme Değerlendirme Çalışması verilerine göre; depresif erişkinlerin yüzde 43'ü obezite hastalarından oluşuyor.

Diyet tarifleri trend raporu

- 24 Şubat 2020 Pazartesi No Comments
Birçok kategoride yüzlerce yemek tarifini ve eğlenceli içerikleri yemek tutkunları ile buluşturan Yemek.com, kullanıcılarının diyet tariflere olan ilgisini araştırdı. 

Salatadan şekersiz ve yağsız tariflere, diyet tatlılardan detoks suyu çeşitlerine kadar 270 diyet tarifi her ay 300 bin kullanıcı tarafından okunuyor. Kullanıcı artışına da bağlı olarak diyet kategorisi ziyaret edenlerin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 80 arttı.

2018 yılında Dünya Sağlık Örgütü'nün araştırmasında Türkiye, dünyanın en obez ülkeleri sıralamasında dördüncü sırada yer almasıyla dikkat çekmişti. Son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde özellikle düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşamın etkisiyle gittikçe büyük bir tehdit haline gelen obezite ile mücadele edenlerin sayısında da artış yaşanıyor ve uzmanlar insanları daha sağlıklı beslenmeye teşvik ediyor.

Bu verilerden hareketle; birçok kategoride yüzlerce yemek tarifini ve eğlenceli içerikleri yemek tutkunları ile buluşturan Yemek.com, ziyaretçilerinin diyet tariflere olan ilgisini araştırdı.

Bu kategoriye olan ilginin en büyük göstergesi okunma sayısında yaşanan yüzde 80 oranındaki artış. Yemek.com, diyet yapanlara daha keyifli lezzetler sunmak için bu kategoride tariflerini sürekli yenilerken, bugün sitede bulunan 270 tarif aylık 300 bin kullanıcı tarafından okunuyor.

Diyet tarifleri yaz aylarında yüzde 37 daha fazla okunuyor

Uzmanlar sağlıklı beslenmenin bir hayat biçimi olarak görmenin önemini belirtseler de, kış aylarında daha fazla enerji ihtiyacı diyet planlarımızı bir süreliğine ertelememize neden olabiliyor.

Yemek.com'daki diyet tariflerinin okunma sayılarında da yaz ve kış aylarına göre farklılıklar yaşanıyor. Yemek.com kullanıcılarının diyet tariflerini okuma oranı yaz aylarında kış aylarına göre yüzde 37 artıyor.

120 bin okunma sayısıyla en popüleri kabaklı tarifler

Yemek.com araştırmasında; kullanıcılarının tarif görüntülemelerini inceleyerek en popüler diyet tariflerini de ortaya koydu.

Yemek.com kullanıcıları adeta kabaksız diyet olmaz diyor ve en çok kabak tariflerine ilgi gösteriyorlar. Diyet kategorisindeki en popüler 10 tarifin 4'ü kabak içeren tarifler. Kabak tarifleri arasında en çok okunanlar ise; kabak yemeği, fırında kabak mücveri, fırında sütlü kabak ve kabak çorbası.

Diyet kategorisinde en çok okunan ilk 10 tariflerde ayrıca 10 bin okunma sayısıyla közlenmiş patlıcan salatası öne çıkarken onu enginar ve zeytinyağlı fava izliyor.

En çok okunan bir diğer ilginç tarif ise; gün içerisinde yaşanan açlık krizleri için içeriğinde bulunan kuruyemiş, meyve parçaları, yulaf, keten tohumu, susam, pekmez, bal gibi ürünlerle enerji deposu olan ev yapımı granola.

Yeni trend: Glutensiz diyet tarifleri

Buğday ve diğer tahılların doğal yapısında bulunan gluten proteini, hamur işlerine hacim vermesi özelliğiyle biliniyor. Gluten intoleransı olanların ve çöl ayak hastalarının gluten içeren makarna, erişte, kek, börek, kurabiye, pasta gibi yiyeceklerden uzak durması gerekiyor. Son zamanlarda gluten duyarlılığı olmamasına rağmen birçok kişi gluten içeren yiyecekleri hayatından çıkararak gluten diyeti yapıyor.

Yemek.com kullanıcıları da glutensiz tariflere oldukça ilgi gösteriyor. Glutensiz tarifler arasında en çok okunanlar ise glutensiz ekmek, glutensiz kek ve glutensiz yaban mersinli muffin.

Detoks etkili sular ile kilolara veda

Son yıllarda çeşit çeşit meyve ve bitkilerle hazırlanan detoks etkili sular diyet yapanların en büyük yardımcısı haline geldi. Özellikle yağ yakıcı etkisiyle bilinen detoks etkili sular Yemek.com kullanıcılarının da gözdeleri arasında yerini alıyor. Yemek.com'da 18 adet detoks suyu tarifi bulunuyor. Bunların arasında en popülerleri ise; 30 bin okunma sayısıyla salatalık ve limon gibi yağ yakıcı malzemelerin olduğu detoks suyu, elmalı smoothie ve kivili smothie

Salatalar diyetlerin vazgeçilmezi

Birbirinden farklı malzemelerle hazırlanarak her damak zevkine hitap eden salata, diyet yapanların olmazsa olmazlarından biri. Yemek.com diyet kategorisinde yer alan 78 çeşit salata tarifi içerisinde doyurucu salatalar rağbet görüyor. 30 bin okunma sayısı ile en çok tercih edilen tarifler ise; kereviz salatası, yoğurtlu kabak salatası ve tabbule salatası.

Tatlı olmadan asla!

Tatlı; bozulan moralimizi düzeltiyor, mutluluk veriyor ve enerjimizi yükseltiyor. Diyet yapanların en zorlandığı konulardan biri olan tatlı için Yemek.com'da gönül rahatlığıyla tüketilebilen hafif ve pratik tam 37 adet tarif bulunuyor.

Bu tarifler arasında tatlı krizini biraz olsun gidermek isteyenlerin favorileri ise ilk 10'da yer alan üç malzemeli şekersiz kurabiye ve şekersiz incir uyutması oluyor. Ayrıca; şekersiz, unsuz kakaolu muffin tarifi ve son yıllarda popüler olan chia tohumu ile yapılan muzlu chia puding ise en çok okunanlar arasında yer alıyor.

Fast Food Out Slow Food İn

- 19 Şubat 2020 Çarşamba No Comments
Beslenme açısından her öğün önemlidir fakat öğle yemeği; hem besleyici hem de enerji vermesi açısından çalışanlar için daha değerlidir.

Öğle yemeğinde ne yemeliyiz ki, protein açısından zengin, diyet lifli, mineralli, vitaminli ve enerji kaynağı olsun?

Çalışma temposunun yüksek olduğu günümüzde yemek yemeye ayırdığımız zaman giderek azalıyor. Fast food tüketiminin yaygınlaşması ile yemeğin tüketilme süresi de azalıyor. Buna tepki olarak doğan ve Avrupa'da slow food akımı giderek yaygınlaşıyor. Hızlı gıda tüketimi tabi ki sadece damak tadını azaltmakla kalmıyor, sağlığınızı da olumsuz etkiliyor.

Vücudun metabolik dengesini sağlamak amacıyla beslenmenin önemine dikkat çeken Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül, verimliliği arttıracak ve sağlıklı beslenmeyi sağlayacak çalışanlara yönelik öğle yemeği tavsiyelerinde bulundu.

Öğlen Ne Yemeli ve Nasıl Yemeli?

Uygulanabilecek basit önlemleri sıralayan Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül şöyle konuştu; "Öğünlerimize yaklaşık 30 dakika zaman ayırmaya çalışalım. Çorbanın da bir öğün olabileceğini unutmayalım. Ülkemizde restoranlardaki servis sırasını maalesef evimize de taşımış durumdayız. İlla ki her yemekten sonra tatlı tüketip kahve içmek zorunda değiliz. Bu gıdaları üst üste tüketme alışkanlığı başta reflü ve obezite olmak üzere birçok rahatsızlığa kapı açar. Porsiyonlarımızı küçültmeyi deneyelim. Tabak boşalınca hemen doldurmayalım. Yerken, lokmalar arasında çatalımızı kenara bırakalım. Böylelikle tokluk hissi daha rahat hissedilir. Lokmaları mümkün olduğu kadar çok çiğneyelim.

Buradan kasıt sürekli çiğnemek değil, gıdanın ağızda iyice yumuşak kıvama gelene kadar çiğnenmesidir. Bilgisayar karşısında gıda tüketme alışkanlığı hem çiğneme sıklığını azaltır hem de reflüyü ve obeziteyi arttırır. Gıdalar çiğnendikçe içerisindeki tat tanecikleri açığa çıkarak, beslenme daha keyifli bir hale gelir. Topluca yenilen yemeklerde mümkün olduğunca grubun en geç bitireni olmaya çalışın."

Öğle yemeği ile akşam yemeği arasında ki zamanın diğer öğünlere göre daha uzun olduğunu belirten Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül; yüksek besin değeri açısından Kinoa tüketmeyi tavsiye ederek nedenlerini şöyle açıkladı; "Diğer tahıllarla yapılan karşılaştırmalar da protein içeriğinin ve kalitesinin, çok daha yüksek olduğu ortaya konmuştur. Kinoa tohumunun karbonhidrat içeriği kuru madde de %67-74 arasındadır.

Kinoa tohumu, esansiyel doymamış yağ asitlerinden zengin bir içeriğe sahiptir. Kinoada ki mineral maddeler diğer tahıllar gibi dış kepek tabakasında toplanmış haldedir. Ancak kinoayı, diğer tahıllardan farklı kılan özelliği, mineral içeriğinin diğer tahıllara oranla iki kat fazla olmasıdır. Yalnızca hayvansal kaynaklı gıdalardan alınabilen aminoasitler, kinoada bolca bulunduğu için vegan ve vejeteryanlar için çok önemli bir kaynaktır. Çölyak hastalarında veya glutensiz diyetle beslenen insanlarda kalsiyum, magnezyum, ve demir eksiklikleri olabilir. Kinoa, bu mineraller açısından oldukça zengin olduğu için bu hastalar; mineral açıklarını kapatmak kinoayı tercih etmelidir.

Beslenmede, protein ve lif ihtiyacını gidermek için iyi bir kaynak ve sindirilebilir, tok tutucu bir besindir. Özellikle mide küçültme ameliyatı sonrası demir takviyesi olarak kinoayı önermekteyiz. Çalışanlar için en önemli öğün olan öğle yemeklerinde, protein, diyet lifi, esansiyel yağ asitleri, mineraller, vitaminler ve biyoaktif bileşenlerce zengin olması amacıyla salata olarak kinoa tüketilirse iyi bir enerji kaynağıdır."

Hormonlarınızı sıfırlayarak kilo verin

- No Comments
İdeal kilonuza kavuşmak için yaptıklarınız yeterli mi? Hormonların kilo almak ya da vermek üzerinde bir etkisi var mı? Vücudunuzda faaliyet gösteren kaç hormon olduğunu biliyor musunuz? Hormonlar, sizi ideal kilonuza nasıl kavuşturur? 

Bütün bu soruların yanıtı ve ideal kiloya uzanan yola dair açıklamalar, Diyetisyen Emre Uzun'dan geliyor.

Kilo vermek için kendimizi spora adarız, bir bakarız ki verilen kilolar teker teker alınmış… Uzun süreli diyetler yaparız, sonra yine bir bakarız ki canımıza tak etmiş, vazgeçeriz. Oysa Diyetisyen Emre Uzun, "Neden kilo veremiyorum?" sorusuna en doğru yanıtı hormonlarımızın vereceğini söylüyor: "Harvard Üniversitesi mezunu bir doktor var, adı Sarah Gottfried… Yazdığı 'Hormone Reset Diet' (Hormon Sıfırlama Diyeti) adlı kitabı ABD'de ve ardından tüm dünyada epey yankı buldu. Dr. Gottfried, bu kitabında metabolizmamızı sadece 21 günde 'fabrika ayarlarına' geri döndürebileceğimizi ve hem ideal kilomuza hem de sağlığımıza kavuşabileceğimizi anlatıyordu. Bunun anahtarı ise hormonlarımızdaydı…"

Hormonlar, kilolarımız üzerinde o kadar etkili mi gerçekten?

Elbette… Yağı nerede ve ne kadar depoladığımızdan tutun da doymak bilmez iştahımız, yeme isteğimiz, hatta herhangi bir yiyecek için hissettiğimiz bağımlılığa kadar kilo almamıza sebep olan her şeyi hormonlar yönetiyor! Dolayısıyla ideal kilomuza ulaşmak için hormon seviyemizi düzenlememiz şart.

Hep "hormonlar" der geçeriz. Vücudumuzda kaç farklı hormon var peki?

İnsan vücudunda yedi farklı hormon faaliyet gösteriyor: Kortizol, tiroit, testosteron, büyüme hormonu, leptin, insülin ve östrojen… Zaten 21 günde fabrika ayarlarına dönebilmemiz ve yaklaşık yedi kilo verebilmemiz için bu hormonların tümünü verimli çalıştırmak ve hormon reseptörlerinin gelişmesini sağlayan bir beslenme şekli geliştirmek şart.

21 günde 7 kilo dediniz…

Hormon diyetine göre bu durum evet, mümkün olarak gösteriliyor… Çünkü yapmanız gereken tek şey üç günlük evrelerden oluşan bir diyet uygulamanız ve sırayla et ve alkol, şeker, meyve, kafein, tahıl, süt ürünleri ve toksin içeren gıdaları tüketmemek! Öncelikle 21 gün boyunca her üç günde bir beslenmenizden bazı gıdaları çıkarıyorsunuz. İlk çıkardığınız gıdaları da 21'inci günün sonuna dek tüketmemeye devam ediyorsunuz. Neydi o gıdalar? Örneğin şeker, rafine gıdalar ve alkol hormon seviyelerini olumsuz etkiliyor. Alkol, kortizon seviyesini artırarak bel çevresini yağlandırıyor, östrojen seviyesini de yükselterek kalça ve göğüslerde yağ birikimine neden oluyor. Yani ilk üç gün et ve alkol almayarak östrojen seviyenizi dengeliyorsunuz. Sonraki üç gün meyve yemeyi bırakıyorsunuz ve bu sayede tokluk hissi vererek ve yağ yakımını hızlandıran leptin hormonunu düzenliyorsunuz. Böyle adım adım ilerleyip 21 günü tamamladığınızda, hem hormonlarınız birbiriyle uyum içinde çalışmaya hem de iyileşen metabolizmanız sayesinde fazla kiloların yanı sıra depresif ruh halinden de kurtulmaya başlıyorsunuz. Bu basamakların beslenmede uygulanması halinde kişide herhangi rahatsızlık yoksa ve düzenli spor ile beslenmesini destekliyorsa kişinin kilosuna göre 4-7 kg arası kayıp mümkün olabilir.

Bize söz konusu "hormon sıfırlama" reçetesini verebilir misiniz?

1., 2. ve 3. günlerde: Et ve alkol tüketmeyerek östrojen seviyenizi sıfırlıyorsunuz.

3., 4. ve 6. günlerde: Şekersiz beslenerek vücudunuzdaki insülini dengeliyorsunuz.

6., 7., 8. ve 9. günlerde: Meyve yemeyi bırakıp tokluk hissi veren ve yağ yakımını artıran leptin hormonunu düzenliyorsunuz.

9., 10., 11. ve 12. günlerde: Kafeini bırakıp stres seviyenizi düşürüyorsunuz. Böylece kortizol hormonunuz da dengeye giriyor.

12., 13., 14. ve 15. günlerde: Tahıl yemeyi bırakıyorsunuz. Bu da tiroit hormonunu yeniden aktive ediyor. Bu sayede insülin ve leptin hormonları da düzenleniyor.

15., 15., 17. ve 18. günlerde: Süt ürünleriyle vedalaşıyorsunuz. Bu da büyüme hormonunu sıfırlamanızı sağlıyor.

18., 19., 20. ve 21. günlerde: Toksin içeren her şeyden uzak durarak testosteron hormonu seviyenizi normal düzeye getiriyorsunuz.

Şunu hatırlatmama da izin verin: Hormonlar, vücudumuzun pek çok fonksiyonunu öyle ya da böyle etkiler ve bunlar arasında bağışıklık sistemimiz, davranışlarımız, düşünme şeklimiz, motivasyon seviyemiz hatta iç organlarımızın çalışma düzeni bile yer alır. Vücudumuzdaki sistemler arası iletişim bile hormonlar aracılığıyla gerçekleştirilir. Dolayısıyla hedef 21 günde yedi kilo vermek gibi görünebilir ama amaç daima hem sağlıklı hem de saat gibi işleyen bir vücut olmalıdır. Ayrıca her zaman beslenmede çeşidin zengin tutulması, kişinin günlük lif ve vitaminlerini besinlerden tam olarak sağlaması her zaman ön planda olmasına dikkat edilmelidir.

Aslında yemek yemenin saati yokmuş

- 13 Şubat 2020 Perşembe No Comments
Yemek yemenin belli bir saatinin olmadığını ifade eden Uzman Diyetisyen Çağatay Köşkeroğlu, önemli açıklamalarda bulunarak, "gece beslenmesi" konusunda önemli tavsiyeler ve bilgiler verdi;

Herkes sabah 7'de kahvaltı yapacak, akşam en son şu saatte yemek yiyecek diye bir kural yoktur. Bu saatler kişinin yaşam tarzına göre belirlenmelidir. Yani birey, sabah 11'de kalkıyor ise kahvaltı saati ona göre, saat 03.00'da yatıyor ise akşam yemeği de bu duruma göre belirlenmelidir.

Saat 03.00'da uyuyan biri için akşam yemeği saati 19.00 olarak belirlenirse, birey bu saatten sonra bir ara öğün yapsa da açlık hissi çekecek ve bu beslenme onun için yeterli olmayacaktır. O yüzden böyle bir bireyin akşam yemeği saati 22.00 olarak bile belirlenebilir. Saatler kişiye göre belirlenmediğinde ve bireyin uzun süre açlık çekmesi durumunda kişinin şeker seviyesi düşecek ve sağlıksız bir durum ortaya çıkacaktır.

Bu saatler belirlenirken dört önemli sağlık kuralı vardır;

1- Güne daha enerjik başlamak ve şeker seviyesini dengede tutabilmek için uyandıktan 1 saat içinde kahvaltı yapılmalıdır.

2- Bireyde açlık hissinin oluşmaması ve şeker seviyesinin düşmemesi için öğünler arası 2,5 - 3 saat olarak belirlenmelidir.

3- Düşük şeker seviyesi ve açlık hissi ile uyumamak için son öğün, yatmadan 2 saat önce tüketilmelidir.

4- Uzun süreli açlık durumunda şeker seviyesi düşeceğinden ve ne kadar çok uyursa kişinin dinlenme durumunun buna bağlı olarak artmayacağından, yetişkin bir bireyin uyku saati 8 saat olarak belirlenmelidir.