Son Yazılar

Son Yazılar
Browsing Category "Genel Sağlık"

Kanser riskini azaltmanın 8 yolu!

- 4 Aralık 2019 Çarşamba No Comments
Sigaranın kanserin başlıca nedenlerinden biri olduğunu artık hemen herkes biliyor. Yapılan sayısız bilimsel çalışmaya göre sigara özellikle akciğer kanserinin yüzde 90'ından sorumlu. Dahası, sigara içmeyip sigara dumanına maruz kalmak yani pasif içicilik de kanser riskini önemli ölçüde artırıyor. 

Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar, çağın korkulan hastalığına karşı alınacak bazı tedbirler olduğunu, bu sayede kanser riskinin önemli bir kısmının gelişiminin önlenebileceğini belirterek "Erken teşhis koyup tedavi etmekten daha kolay ve etkili bir yol vardır; o da kanser gelişimini önlemektir. Çünkü kanserlerin önemli bir kısmı doğuştan / genetik yolla gelmemektedir. Yanlış beslenme, çevre kirliliği, radyasyon ve enfeksiyonlar kanserlerin oluşumunda yüzde 40'a yakın rol oynamaktadır. Diğer bir deyişle bu kansere yol açan değiştirilebilir faktörlere dikkat edersek kanserin önemli bir kısmının gelişimini önlemiş oluruz" diyor. Prof. Dr. Aziz Yazar kanser riskini azaltmanın 8 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sigara, nargile, pipo ve puro içmeyin

Kansere bağlı ölümlerde akciğer kanseri birinci sırada yer alıyor. Sigara ise tek başına akciğer kanserinin yüzde 90'ından sorumlu.Akciğer kanserinin yanı sıra baş boyun, yemek borusu, böbrek ve mesane kanserlerinin gelişiminde de sigaranın rolü var. Sadece sigara değil pipo, puro ve nargile içilmesi de benzer şekilde kanser riskini artırıyor. Sigara içmeyip sadece sigara dumanına maruziyet de (pasif içicilik) kanser riskini sigara içmeyenlere göre artırıyor. Günlük içilen sigara miktarının artması ve sigara içme süresinin uzaması, sigaraya çok genç yaşta başlanması ve sigaranın derine çekilmesi sigaraya bağlı kanser riskini artıran faktörler.

Bol tuzlu ve bol şekerli besinlerden kaçının

Beslenmede yapılan hatalar önlenebilir etmenlere bağlı kanserlerin yüzde 20 ile yüzde 40'ını oluşturuyor. Mevsiminde bol sebze ve meyve tüketin. Meyve ve sebzenin az tüketilmesi ve bol yağlı (az posalı) gıdalar ile beslenilmesi kolon kanseri riskini artırıyor. İşlenmiş veya tütsülenmiş et ürünleri, boz tuzlu gıdalar (salamura) da kanser riskini (özellikle mide kanseri) artırdığından bu gıdalardan uzak durun. Hububatları (tahıllar) ve baklagilleri tüketmek sağlıklı beslenme yollarından biri. Yalnız tahılların usulüne uygun saklanmış olması gerekiyor. Usulüne uygun muhafaza edilmeyen hububatlarda aflatoksin (bir mantar ürünü) olabiliyor bu da karaciğer kanserine yol açabiliyor. Öte yandan, tükettiğiniz besinler kadar, pişirme yöntemlerine de dikkat edin. Yemekleri mümkün olduğunca tencerede veya fırında yapın. Odun ateşinde veya kömürde direkt yapılan pişirmeler polisiklik aromatik hidrokarbonların ortaya çıkmasına neden oluyor; polisiklik aromatik hidrokarbonlar da akciğer kanseri, deri ve üriner sistem kanserleri riskini artırıyor.

Fazla kilolarınızdan kurtulun

Ülkemizde de giderek artan bir sağlık problemi olan şişmanlık, vücutta aşırı yağ birikmesi anlamına geliyor. Şişmanlığa en çok, enerjisi yüksek olan gıdaların fazla tüketilmesi ve durağan yaşam yol açıyor. Şişmanlık diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıklar için bir risk olduğu gibi kanser için de önemli bir risk faktörü. Yapılan çalışmalar şişmanlığın meme, kalın bağırsak, rahim, yumurtalık, safra kesesi ve prostat kanseri riskini artırdığını gösteriyor. Bu nedenle ideal kilonuza inmeye, ancak bunu sağlıklı bir diyetle gerçekleştirmeye dikkat edin.

Alkolden uzak durun

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar "Alkolün tüketilmesi bazı kanserlerin oluşumunu arttırmaktadır. Özellikle ağız boşluğu, yutak, yemek borusu, meme ve karaciğer kanseri riskini arttırdığı gösterilmiştir. Tüketilen alkol miktarının artması ile yukarıda belirtilen kanserlerin gelişme riski de artmaktadır" diyor.

Enfeksiyonlardan korunun

Hepatit B ve C karaciğer kanseri riskini artırıyor. Bu iki virüs kan yolu ve cinsel temas ile bulaşıyor. Hepatit B için aşı bulunmakta olup bu aşı ile Hepatit B enfeksiyonundan korunabilirsiniz.HPV virüsü ise çoğunlukla cinsel yolla bulaşıyor. Bu virüs rahim ağzı kanseri, anal bölge kanserleri, vajen, penis ve baş boyun kanseri riskini artırıyor. Gastrit ve ülsere neden olan bir bakteri olan Helicobakter pylori de çok yaygın bir bakteri. Hassas bazı kişilerde mide kanseri riskini artırıyor. Riskli kişilerde bu bakteri antibiyotik ile tedavi edilebiliyor.

Güneşte aşırı kalmayın

D vitamini üretimi için güneş ışınlarından günde yarım saat yararlanmak gerekiyor. Ancak güneş altında daha uzun süre ve özellikle güneş ışınlarının dik olduğu öğle saatlerinde kalmak ultraviyole ışınlarına maruziyeti artırıyor. Ultraviyole ışınları deri kanserlerini tetikliyor. Solaryumlar da benzer şekilde ultraviyole olduğundan cilt kanseri riskini artırıyor. Güneşte fazla kalınması gerekiyorsa koruyucu kıyafetler, şapka ve güneş kremleri ile maruziyeti azaltın.

Düzenli egzersiz yapın

Haftada 3-4 gün 30 dakikadan kısa olmamak kaydıyla egzersiz yapın. Fiziksel aktivite, hızlı tempoda yürüme, koşma, bisiklet, ip atlama, yüzme ve tenis gibi sporlar olabilir. Egzersizin düzenli yapılması kanser riskini (meme ve kalın bağırsak kanserleri gibi) azaltıyor.

Menopoz sonrası dikkat edin

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Aziz Yazar "Menopoz sonrası hormonlar kemik erimesini önlemek ve menopoz yakınmalarını azaltmak amacı ile yaygın olarak kullanılmaktaydı. Ancak bu hormon kullanımının meme kanseri riskini arttırdığı gösterildi. Bu nedenle mümkün olduğunca böyle bir kullanımdan uzaklaşılması önerilmektedir. Otuz yaş öncesi gebelik ve emzirmenin de meme kanserinden koruyuculuğu olduğu kabul edilmektedir" diyor.

Böbrek sağlığında 8 yanlış

- 15 Ekim 2019 Salı No Comments
Böbreklerde taş oluşumu, böbrek enfeksiyonları, kalıtsal böbrek hastalıkları… Dünyada 500 milyondan fazla insanda, yani her 10 kişiden 1'inde değişik derecelerde böbrek hastalığı mevcut. 

Ülkemizde de yapılan çalışmalarda; her 7 kişiden birinde böbrek hastalığı olduğu saptanmış. Ancak gerek dünyada gerekse ülkemizde oldukça sık görülen böbrek hastalıkları hakkında maalesef hala yeterli ve doğru bilgiye sahip değiliz. Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin böbrek hastalıklarıyla ilgili farkındalığın az olması ve kulaktan dolma bilgiler nedeniyle hatalı davranışlar sergilemenin erken tanı ve tedaviyi çoğu zaman olumsuz etkilediğine işaret ederek, "Bunun sonucunda hastalık aslında tedavi edilebilir durumdayken kronik bir sürece doğru ilerleyerek böbrek yetersizliğiyle sonuçlanabiliyor" uyarısında bulunuyor. Peki böbrekler hakkında zihinlerimize kazınan bu hatalı bilgiler neler? Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin toplumda böbrek sağlığı hakkında doğru sanılan yanlış bilgileri anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yanlış: Belin her iki yanında gelişen ağrı, böbrek hastalığı belirtisidir

Doğrusu: Taş hastalıkları, tümör ve büyük kistler dışında, böbrek hastalıkları ağrı yapan hastalıklar değildir. Bazı durumlarda böbrek enfeksiyonları olarak adlandırılan piyelonefritlerde belin her iki yanında künt ağrı hissedilebiliyor.

Yanlış: İdrar çıkışının normal olması böbreklerin iyi çalıştığını gösterir

Doğrusu: Böbrek fonksiyonu yüzde 15'in altına düşene dek idrar miktarı azalmaz. Yani idrar çıkışının normal miktarlarda olması, idrar yaparken ağrı olmaması, her zaman böbreklerin iyi çalıştığını göstermez.

Yanlış: Çok su içmek böbrekleri temizler

Doğrusu: Böbrekler sağlıklı çalıştığında günlük alınan su miktarının fazla bir önemi olmuyor. Böbrek taşı hastalığında ise günlük içilen su miktarının 2 litreden fazla olması böbrek taşının tekrarlama riskini yüzde 60 oranında azaltıyor. Ancak böbrek fonksiyonu bozulduğunda, böbreğin atık maddeleri vücuttan temizleyebilmesi için günlük su tüketiminin 2 litrenin üzerinde olması gerekiyor.

Yanlış: Antibiyotik kullanmak böbreklere zarar verir

Doğrusu: Antibiyotik kullanımının gerekli olduğu durumlar, bakterilere bağlı gelişen enfeksiyonlardır. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin ciddi enfeksiyonların da tedavi edilmediğinde böbrekleri etkilediğine işaret ederek şu bilgileri veriyor: "Dolayısıyla antibiyotikler enfeksiyon nedeniyle uygun dozlarda ve uygun süreyle kullanıldıklarında böbreklere zarar vermezler. Ancak hastanın böbrek fonksiyonlarını etkileyen diyabet ve hipertansiyon gibi başka hastalıklarının olması ve bu hastalıklar için kullanılan ilaçların antibiyotikler ile etkileşimi, böbreklerin daha kolay etkilenmesine yol açabiliyor"

Yanlış: Tansiyon ilaçları böbreklerde hasar oluşturur

Doğrusu: Yüksek tansiyon kontrol altına alınmadığında kalp, beyin ve böbreklere zarar veriyor. Tansiyon yüksekliği tedavi edilmezse yıllar içerisinde böbrek yetmezliğiyle de sonuçlanabiliyor. Sanılanın aksine tansiyon ilaçları sayesinde kan basıncı kontrolü sağlandığı için böbreklerin yüksek kan basıncına bağlı olarak zarar görmesi önleniyor.

Yanlış: Hastalıklarda ilaç yerine bitkisel ürünler kullanarak böbreklerimizi ilaçların zararlı etkilerinden koruyabiliriz

Doğrusu: Alternatif tedaviler olarak halk arasında yaygın kullanılan bitkisel ürünler, içeriklerinin tam olarak bilinmemesi ve ilaçlarla etkileşime girmeleri nedeniyle böbreklerde bir tür alerjik reaksiyon yoluyla nefrit olarak adlandırılan hastalıklara yol açabiliyor.

Yanlış: Süt ve süt ürünleri böbrek taşı yapar

Doğrusu: Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin tam aksine kalsiyumdan fakir bir beslenmenin böbrek taşı riskini arttırdığını belirterek, "Kalsiyum içeriği yüksek olan süt ve süt ürünlerinin belirli miktarlarda tüketimi böbrek taşı riskini azaltıyor. Ancak kalsiyum içeren ilaçların kullanımı ise taş oluşum riskini yükseltiyor" diyor.

Yanlış: Fazla çay içmek böbrek taşı riskini arttırır

Doğrusu: Sanılanın aksine, fazla çay içmek böbrek taşı riskini azaltıyor. Kahve tüketimindeki artış ise böbrek taşı riskini arttırıyor.

Diş sağlığında doğru bilinen 10 yanlış

- 3 Ekim 2019 Perşembe No Comments
Diş sağlığını korumak için farkında olmadan yapılan yanlışların ağız ve diş sağlığı üzerinde etkisi büyük. Dişlerin, dişleri destekleyen diş etlerinin ve kemiğin de aynı düzeyde sağlıklı olması gerekir. Ancak özellikle ağız ve diş bakımında öyle çok hata yapılıyor ki! Üstelik "Doğru Bilinen Yanlışlar" hem vakit kaybettiriyor hem de sağlıktan ediyor. 

Liv Hospital Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği Uzmanı Dt. Alper Çıldır ağız ve diş bakımıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Dişleri 5 dakika boyunca fırçalayın (YANLIŞ)
Süre artıkça diş etlerindeki baskı ve dişler üzerindeki aşınma direnci düşer. Bu nedenle uzun fırçalama önerilmez. 2 dakika ideal süredir. Son zamanlarda bu süre artırılıp 3 dakika gibi lensi edilse de edilse de bile bu ağız hijyeni iyi olanlar için geçerli değildir.

Diş macunu reklamdaki gibi tüm fırçayı kaplamalıdır (YANLIŞ)
Diş macunu leblebi büyüklüğünden daha fazla sürülmemelidir. Özellikle çocuklar için çok önemlidir. İçindeki flour gibi bazı materyallerin yutulmaması ve ferahlatıcı özelliğinin fazlaca alınmaması gerekir. Diş macunu leblebi boyutunda olmalıdır.

Diş fırçalamaya başlamadan önce fırçanızı musluk altında suyla ıslatın (YANLIŞ)
Diş fırçalamadan önce fırçanın kılları mümkün olduğunca kuru olmalıdır. Yeterli temizlik diğer türlü olamaz.

Çocuklar yetişkinlerle aynı diş macununu kullanmalıdır (YANLIŞ)
Çocuklar yetişkinlerle aynı macunu kesinlikle kullanmamalıdır, çocuk macunları erişkinlerden farklıdır. İçinde flour kullanılmaz. Çünkü çocuklar yutabilirler. Bu da onlar için zararlı olur.

Diş ipi kullanmak zararladır, dişlerini kanatır (YANLIŞ)
Diş ipi kullanımı dişlerin ve diş etlerinin temizliği için çok ama çok önemlidir. Dişlerin temizliği için diş ipi kullanımı mutlaka gerekir. Diş fırçalamak diş yüzeylerini temizlerken, diş aralarında kalan plaklara sebep olur. Dişlerde var olan hafif çapraşıklıklar bu durumu arttırır. Diş fırçasının giremediği ara yüzleri temizlemenin tek yolu diş ipi kullanmaktır.

Dişlerini bir kere temizleten sürekli yaptırmalıdır (YANLIŞ)
Diş temizliği yapılırken tüm bakteri plakları temizlenir. Sağlıklı diş ve diş eti oluşur. Ama ağızda diş taşları varken üzerine biriken yeni taşlar fark edilemez. Uzun süre kalan diş taşları da diş etinin altına doğru ilerleyip diş eti hastalıkları oluşturur. Diş temizliği mutlaka düzenli olarak yapılmalıdır.

Mide sorunları yüzündün ağız kokusu olur (YANLIŞ)
Ağız kokusunun yüzde 99'u diş ve dişetlerindeki problemlerden kaynaklanır. Bu nedenle bu tür problemlerde gastroenterologlardan önce bir diş hekimine görünmek gerekir.

Diş implantları kanser oluşumuna neden olur (YANLIŞ)
1960'lı yıllardan itibaren diş implantları uygulanıyor. Dünyada dental implantlar milyarlarca sayıda yapılmış durumdadır. Diş implantlarının kanser yaptığını destekleyen bilimsel bir çalışma yoktur.

Süt dişleri çürürse çekilir (YANLIŞ)
Süt dişlerinin bir görevi de altından gelecek olan dişe yol göstermektir. Bu nedenle çürük sebebiyle erken süt dişi çekimi yapılmamalıdır. Mutlaka tedavi edilip ağızda zamanı gelene kadar tutulmaya çalışılmalıdır. Süt dişleri çocuk diş hekimleri tarafından tedavi edilmelidir.

Dişleri günde 5 defa fırçalayın (YANLIŞ)
Dişlerin gereğinden fazla fırçalanması diş yüzeylerinde aşınmaya neden olur. Özellikle dişlerin boyun bölgelerinde aşınma sonucu kırıklar oluşabilir. Bu kırıklar ise ciddi şekilde hassasiyet problemi yaşatır. Özellikle uyumadan önce diş fırçalamanın önemi büyük. Gece boyunca kapalı olan ağız içinde diş çürüğüne sebep olan bakteriler çok daha fazla ve hızlı çoğalıyor. O yüzden aksatmadan gece yatmadan önce ve sabah olmak üzere en az iki kere diş fırçalamayı atlamamak gerekiyor. Dişleri günde 2 defa mümkünse 3 defa fırçalayın.

Eklem ağrılarının ilacı kemikli et suyu

- 4 Eylül 2019 Çarşamba 1 Comment
Günümüzün en sık şikayet edilen sağlık sorunlarından biri olan bel, omuz, bilek ve diz ağrılarına yol açan nedenlerin başında aşırı kilo, hareketsiz yaşam şekli ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin geldiğine dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt, bu üç etkenin de birbirini tetiklediğini savundu. 

"Yanlış beslendikçe kilo alıyoruz, kilo aldıkça hareketsizleşiyoruz. Kemik suyu, sakatatlar gibi kemik, kıkırdak, kas ve tendonlarımızın ana ihtiyaç maddelerini unuttuk." dedi. Dr. Akkurt, özellikle eklem ağrıları olanlara kolajen, kalsiyum ve hiyalüronik asit kazanmaları için kemikli et ve sakatat tüketmelerini önerdi.

Eklem ağrılarının aşırı ağırlık kaldırmaya, bilgisayar / televizyon başında saatlerce hareketsiz oturmaya, genel olarak hareketsiz bir yaşam şekli benimsemeye ya da yaşa bağlı olarak da artabileceğini dile getiren Dr. Akkurt, uzun süre geçmeyen ve belli bir bölgede yoğunlaşan ağrılarda doktora başvurulması gerektiğini söyledi. "Eklemlerimiz bir yandan iyi beslenmeme yüzünden zayıflarken, diğer yandan alınan fazla kilolar nedeniyle aşırı yüke maruz kalıyorlar. Bir anda aklımıza spor yapmak gelip de ilk iş koşuya başladığımızda onları daha fazla yaralıyoruz." diyen Dr. Akkurt, sözlerini şöyle sürdürdü: "En faydalısı genç ineğin kaval kemiğinde bulunan kemik iliğidir. Kemik iliği kemiğin içinde bulanan, yağa benzer, beyaz, atalarımızın sofralarından eksik etmediği ama bizim unuttuğumuz bir maddedir. Kaynatılarak suyu tüketildiğinde vücudumuza müthiş bir destek sağlar. 500-1000 kiloluk hayvanı ayakta tutan bu madde bizi de ayakta tutacaktır."

Kemik iliğinin faydalarının saymakla bitmeyeceğini öne süren Dr. Akkurt, yaşlanmaya bağlı diz kapaklarındaki sıvı eksikliği, kemik erimeleri, eklem ağrıları, kış hastalıkları, saç dökülmeleri, ameliyat yaraları, kırık, çıkıklarla mücadelede çok büyük destek olduğunu vurguladı.

Isınmadan spora başlamayın

Eklem ağrıları ile mücadelede inek sütü yerine keçi sütünden mamül yoğurt, peynir, kefir, yeşil yapraklı taze sebzeler, yeşil çay, badem, balık, yumurta gibi besinlerin de şifalı olacağına değinen Dr. Akkurt, inek sütü, buğday ve şekerden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi.

Hareketli bir yaşam için illa akla ilk olarak koşu ya da ağırlık kaldırmanın gelmesinin de yanlış olduğunu kaydeden Dr. Akkurt, günlük yarım saatlik açık hava yürüyüşlerinin, asansör yerine merdiven tercih etmenin, gideceğimiz yerden bir durak önce inip bunu yürüyüş fırsatına çevirmenin başlangıç için yeterli olacağını söyledi.

Eklem ağrılarının tedavisinde ilaç ve cerrahi uygulamaların yanı sıra doktor gözetiminde kaplıca suyunun kullanılabileceğini, PRP ve biorezonans metodundan yararlanılabileceğini ifade etti.

Yatak odasını karanlık tutun

- 28 Ağustos 2019 Çarşamba No Comments
Uyku hastalıkları hayatı zehir ediyor. Yaygın olarak görülen uyku apnesi yani uykuda solunum durması, beyni oksijensiz bırakarak hayati risk doğurabiliyor. 

İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Nöroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Figen Yavlal, hastalığın tedavisi konusunda bilgiler verdi.

Uyku, zihinsel ve fiziksel sağlığımızı her gün yenilememiz için önemli olan ve yaşamımızın üçte birini kapsayan aktif bir dönemdir. Uyku bozuklukları, yaşam kalitesinin azalmasına ve kişinin sağlığında bozulmaya neden olur. Uyku süresinin kişiden kişiye değişmekte olduğu ve bu sürenin 4 saat ile 11 saat arasında değiştiği bilinmektedir. Yapılan araştırmalar, Türkiye'de toplumun büyük çoğunluğunun (yüzde 75) 7-8 saat süreyle uyuma alışkanlığına sahip olduğunu göstermiştir. İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Nöroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Figen Yavlal en sık görülen uyku bozukluklarını şöyle sıraladı:

UYKU APNESİ (SOLUNUM DURMASI): Bu hastalık grubunda en sık görüleni Uykuda Solunum Durması Hastalığı'dır. En sık belirtisi horlamadır. Horlama uyku sırasında gürültülü solunumla belirir. Obstrüktif uyku-apneleri olan hastalar bazen uygunsuz yerlerde uyuya kalabilmekte, iş ve özel hayatlarında uykululuk nedeniyle ciddi problemler yaşayabilmektedirler. Hastalar konsantre olmakta güçlük çekerler ve unutkanlıktan yakınırlar. Kolay sinirlenme, isteksizlik, iş veriminde azalma olabilmektedir. Erkeklerde cinsel sorunlar ortaya çıkabilir. Gece huzursuz bir uykuları vardır, boyun ve başlarında belirli terlemeleri olabilir. Sabah kalktıklarında baş ağrısı olur ve ağız kuruluğu hissederler. Uyku apnesi ciddi bir rahatsızlıktır. Oldukça önemli olabilecek kalp ve damar hastalıkları ile belirip, gece kalp krizi ve inmelerin en sık sebebidir.

Rahat Uyku İçin:

Uyku sırasında tüm kaslar gibi solunum kasları da gevşemektedir. Aşırı kilo, uygunsuz boğaz, burun, ağız ve çene yapısı solunum yolunu daha dar hale getirir, uyku sırasındaki gevşemenin de etkisi ile solunum yolu kapanır ve apne oluşur. Alınacak bazı önlemler hastalığın etkilerini azaltabilir.

Kilo verme: Bazen 5-6 kilo vermekle belirtiler hafifleyebilir. Ancak hastalığın ilerlemiş formlarında metabolizma bozukluklarına sebep olarak kilo vermeyi imkânsız hale getirdiği, birçok hastanın aşırı gayretlerine rağmen kilo veremedikleri, kilo verseler bile bu kiloyu koruyamadıkları saptanmıştır.
Alkol: Yatmadan önceki saatlerde alınan alkolün uykuda apnelerin daha sık ve uzun süreli olarak ortaya çıkmasına neden olduğu bilinir. Bu nedenle uyumadan önce alkol alınmamalıdır.
Uyku ilaçları: Uyku ilaçları da alkole benzer bir etki ile solunum merkezini baskı altına almakta ve apnelerin uzamasına neden olur.
Pozisyon: Bazı hastalarda horlama ve/veya solunum durmaları sadece sırtüstü yatarken ortaya çıkar. Bu hastalarda sırta konulan yastıklar veya pijamaya yerleştirilen tenis topu hastanın sırtüstü yatmasını engelleyebilir ve uykuda solunum problemlerini çözebilir.
Burun tıkanıklıkları: Burun tıkanıklığına sebep olan patolojiler horlamayı yüzde 10-15 oranında arttırır. Bu tıkanıklıklara yönelik tedaviler horlama ve uykuda solunum düzensizliklerini bir miktar azaltacaktır.

Uyku apne sendromu CPAP ile tedavi edilebilir. CPAP tedavisi basıncı ayarlanabilen bir hava kompresörü aracılığı ile burundan basınçlı hava verilerek uygulanıyor. Ağız içinde oluşan pozitif basınç, uyku sırasında hava yolunun gevşemesine ve tıkanmasına engel oluyor.

STRESİ KONTROL ALTINA ALIN

En sık görülen diğer uyku bozukluklarından insomnia ve narkolepsi de günlük yaşamı olumsuz yönde etkiler.

İNSOMNİA: Uykuya dalma veya sürdürmede güçlük, yani uykusuzluk (insomnia) toplumda her üç kişiden birinde görülen önemli bir sağlık problemidir. Uykusuzlukla başa çıkarken stres ile baş etmeyi öğrenmek tedaviye yardımcıdır. Yatak odasını mümkün olduğunca sessiz ve karanlık tutmak için gölgelik veya kalın perdeler kullanın. Kafein, alkol ve sigaradan uzak durun. Hafta sonu da hafta içi kadar uyumaya dikkat edin, çalışma saatlerinizi ayarlayın. Uyku haplarını doktorunuzun bilgisi dışında kullanmayın.

NARKOLEPSİ: Kişinin uyanıkken dayanılmaz uyku atakları olması hastalık belirtisidir. Gündüz olan bu durum pek çok nedene bağlı olabilir: kullanılan çeşitli nörolojik ve psikiyatrik ilaçlar, metabolik ve endokrin sebepler (DM, Tiroid bozuklukları), uyku apne sendromu, gece sık uyku bölünmesi, depresyon gibi…

UYKU LABORATUVARI NEDİR?          Uyku bozuklukları, uyku laboratuvarında yapılanın testlerle belirlenerek tedavi edilebiliyor. Hasta testin yapılacağı akşam laboratuvara duşunu almış, temiz saçlar ve tıraşını olmuş olarak gelir. Testin yapılacağı gün, alkollü ve kafeinli içecekler alınmamalı, aşırı egzersizden kaçınılmalı, gün içi uyku engellenmelidir. Kullandığı ilaçlara devam edilmeli yalnızca uyku için aldığı hipnotik ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir. Hastaya yapılacak işlem ayrıntılı olarak teknisyen tarafından anlatılıp, gerekli elektrodlar takılarak işlem kaydına başlanmalıdır. Uyku laboratuvarında yapılan kayıt 6-8 saat kadar sürer. Uyku laboratuvarları ev konforunda dizayn edildiğinden hastane anksiyetesinden uzak olarak test yapılır.


Hangi yaştaki kadın hangi şekilde beslenmeli?

- 18 Haziran 2019 Salı No Comments
Her yaşın ayrı bir güzelliği var, fakat önce sağlık şartıyla… Yapılan son araştırmalar kadınların yaş almaya başladıkça beslenme alışkanlıklarını gözden geçirip düzenli egzersiz ve kalp dostu gıdalarla sağlıklarını korumaları gerektiğinin önemine bir kez daha vurgu yapıyor. 

Herbalife Nutrition'ın beslenme ve eğitimden sorumlu kıdemli direktörü Susan Bowerman, 20'lerinden 60'larına ve daha sonraki yaşlarına kadar kadınların sağlıklı ve dinç kalabilmeleri için uygulamaları gereken beslenme ve egzersiz formüllerini anlatıyor.

20'Lİ YAŞLAR


Sağlıklı atıştırmalıklar tüketin ve bol su için
Araştırmalara göre 20 ile 39 yaş arası yetişkin kadınlar günlük aldıkları toplam kalorinin yüzde 15,3'ünü hazır gıdalardan karşılıyor. Bu nedenle 20'li yaşlarda, gelecekte doğru alışkanlıklar kazanmak adına akıllı beslenme büyük önem taşıyor. Sağlıklı atıştırmalıklar bu yaşlardaki hızlı yaşam tarzı düşünüldüğünde pratik bir çözüm.
Sağlıksız gıdalarla gereksiz kalori almak yerine hızlıca yiyebileceğiniz ceviz, fındık, kuru meyveler gibi yararlı atıştırmalıklara yönelin.
Yeterli miktarda su tüketmeye özen gösterin. Okul, iş ve sosyal etkinlikler arasında mekik dokurken su içmeyi unutan genç kadınlar yanlarında büyük bir su şişesi bulundurarak her gün en az iki litre su içme alışkanlığını edinebilir.
Alınması gereken temel besinler: Kalsiyum ve folik asit... Kemik gelişimi 20'li yaşların ortasına kadar devam ediyor. Her gün en az bin miligram kalsiyum alarak kemiklerinizi güçlendirin. Örneğin, yoğurt ve içeriği zenginleştirilmiş süta iyi birer kalsiyum kaynağıdır.

30'LI YAŞLAR


Aldığınız kaloriye dikkat edin, taze sebze meyve tüketin
Kadınlar 30'lu yaşlardan itibaren her on yılda bir yaklaşık yüzde beş oranında kas kaybı yaşıyor ve metabolizmaları yavaşlamaya başlıyor. Bu nedenle egzersizlerle kaslarını güçlendirmeleri ve kalori alımına dikkat etmeleri önemli. Bu yaş grubu kadınların 20'li yaşlarındaki gibi beslenerek kilolarını korumaları pek mümkün değil.
Rafine karbonhidratlar (beyaz ekmek ve unlu mamuller vb) ve şekerli içecekler yerine tam tahıllı ürünleri, taze yiyecekleri; içecek olarak da suyu tercih edin.
Kas kütlenizi koruyabilmek için ise egzersizlerinize güç antrenmanları ekleyin ve kas kaybını azaltmaya yardımcı proteinlerden yeterli miktarda tüketin.
Alınması gereken temel besinler: Folik asit ve protein. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi'nin bir raporuna göre çocuk doğurmak için 30'lu yaşlarını bekleyen kadınların sayısı artıyor. Folik asit alımınızı artırın.

40'LI YAŞLAR


Domates, koyu yapraklı sebzeler ve güneş yaşamınızın bir parçası olsun
Menopoz dönemine yaklaştıkça kadınların kolesterol ve tansiyon değerlerinde yükselme gözleniyor. Ancak düzenli egzersiz ve kalp dostu gıdalar ile bu değerleri düşürmek ve kalbi korumak mümkün.
Koyu yapraklı sebzeleri, domatesi, diğer meyve ve sebzeleri tercih ederek sağlığınızı koruyun.
İşlenmiş ve kızarmış gıdalarda bulunan trans yağları tüketmeyi bırakın. Kalbinizi koruyun.
A, C ve E vitamini gibi antioksidanlar hücre hasarını önlüyor veya geciktiriyor. Hücre hasarı, yaşlanmayı hızlandıran bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu vitaminler, kırmızıbiber, turunçgiller, orman meyveleri, havuç, tatlı patates ve sert kabuklu yemişler gibi besinlerde bulunuyor.
Alınması gereken temel besinler: D vitamini ve antioksidanlar. Kadınlar 40'lı yaşlara geldiğinde D vitamini depoları azalmaya başlıyor. Yeterli miktarda D vitamini aldığınızdan emin olun; D vitamini vücudunuzun kalsiyum emilimini artırıyor.

50'Lİ YAŞLAR


Daha çok lifli besinler alın ve yağlı balıklarla kalbinizi koruyun
ABD'deki Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü'ne (NHLBI) göre kadınlarda 55 yaşından sonra kalp hastalığı riski artıyor. Lifler kolesterol düzeylerinin düşürülmesine yardımcı oluyor; bu da kalp sağlığı için fayda sağlıyor. Lifler daha uzun süre tok kalmayı da sağlayarak kiloyu kontrol altında tutmaya yardımcı oluyor.
Lifli gıdaları daha fazla tüketin.
Omega-3 yağ asidi alımınızı yükseltin. Eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoik asit (DHA) bakımından zengin olan somon balığı gibi yağlı balıklarla bu ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Cevizde ve öğütülmüş keten tohumunda yüksek oranda alfa linolenik asit (ALA) bulunuyor. Bu asit, kolesterolü düşürmeye yardımcı bir omega-3 çeşidi.
Alınması gereken temel besinler: Omega-3'ler ve B12. Çalışmalar, 50 yaşın üzerindeki kadınların yüzde 10 ila 30'unda besinlerden alınan B12 vitaminin emiliminin azaldığını gösteriyor. B12 takviyesi bu nedenle önemli.

60'LI YAŞLAR VE SONRASI


Sosyalleşin, yemeğinizi paylaşın, hareketsiz kalmayın
İlaçlar, yavaşlayan metabolizma, tat almadaki değişiklik ve diğer faktörler 60'lı yaşlarda ve sonrasında yaşanan iştahsızlığı körüklüyor. Yeteri kadar yemek yiyememek bir sorun haline geliyor.
İyi beslenmeye odaklanırken daha farklı ve çeşitli yiyecekler yemeyi deneyin.
Yemeklerinizi arkadaşlarınızla paylaşarak hem farklı tatlar deneyin hem de tüketeceğiniz porsiyonları bölün.
Hareket etmeye devam edin. Emeklilik döneminin hayatın tadını çıkarmak için bir fırsat olduğunu unutmayın. Eşiniz veya yakın dostlarınızla daha fazla dışarı çıkın. Ne yaparsanız yapın mutlaka düzenli bir egzersiz rutinine bağlı kalın.
Alınması gereken temel besinler: Tüm besin ögeleri ve probiyotikler… Yaşımız ilerledikçe sindirim sistemimizin sağlığında değişiklikler meydana geliyor. Yararlı bakteriler azalır ve ince bağırsağımız besinlerin emilimini eskisi kadar iyi gerçekleştiremez. Yararlı bakteri gelişimini artırmak için beslenmenize probiyotik gıdalar ekleyin. Lahana turşusu gibi fermente yiyecekler ve yoğurt yararlı bakteriler içeren önemli kaynaklardandır. Bol bol tüketmeye özen gösterin.

Tatilcilere 'seyahat' uyarıları

- 21 Mayıs 2019 Salı No Comments
Yaz mevsiminin başlaması ile birlikte tatil sezonu açıldı. Uçak ve araç ile yapılan uzun yolculuklarda hareket alanının kısıtlanması, ağrılara ve şişliklere neden olabiliyor. Konu ile ilgili Op. Dr. Enis Yıldırım, tatil planı yapanlara önerilerde bulundu.

Yaz tatilinin gelmesi ve sınavların bitmesiyle artık herkes tatil havasına girdi. Hayalleri kurulan ve planları yapılan uzak-yakın tatiller başladı. Kimileri her şey dahil otellerde tam teşekküllü bir tatil modunu seçerken, kimileri de maceraperest seçeneklerle daha hareketli günler geçirecek. Hangi tür tatil olursa olsun, herkes bir şekilde gitmek istediği yere ulaşmak ve geri dönmek için yolculuk yapacak. Ancak uzun yolculuklar, kimi zaman tatilleri keyifsiz hale getirebilir…

Uzun Süren Yolculuklarda Ağırlara Dikkat!

İster araç, ister uçakla olsun, uzun yolculuklarda kas-iskelet ve dolaşım sistemimiz, hareketsiz kalmanın etkisiyle farklı sorunlar yaşayabilir. Boyun ve sırt ağrıları, eklem tutulmaları ve bacaklarda şişlikler bu sorunların en bilinenleridir. Fakat, basit bir takım önlemler alarak, bu sorunlardan kaçınmak mümkün olabilir.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Enis Yıldırım, tatile çıkacaklar için, "Yolculuk sırasında eğer araçtaysanız, saat başı kısa molalar vererek araç dışına çıkıp birkaç adım yürüyerek veya uçaktaysanız koridorda birkaç adım atarak, buna benzer tüm sorunların oluşma ihtimalini azaltabilirsiniz. Bu önlem, eklemleri ve kasları çalıştırıp kasılmalarını önlemekle kalmaz, aynı zamanda kan dolaşımını da hızlandırıp özellikle bacakta oluşabilecek şişliklerin önüne geçebilir." dedi.

Araçlarda veya uçaklarda bulunan koltuklar bir takım standartların ortalaması alınarak üretilir. Hal böyle olunca her insan her araçta rahat etmeyebilir. Bu uyumsuzluk özellikle boyun, sırt ve bel ağrılarına neden olabilir. Aracı kullanan kişi ve yolcular, kendilerine uygun bel ve boyun desteği kullanarak rahat bir yolculuk geçirebilir. Oturma bölgesinde yaşanan uyumsuzluklar genelde şoförler için rahatsızlık verici olabilir. Aracı kullanacak kişiler, uygun boyutlarda yastık kullanarak tüm üst bacak altını desteklemek suretiyle, bacak arkasına gelecek baskıları önleyerek daha rahat kaslar ve daha hızlı kan dolaşımı elde edebilir.

Suni veya gerçek deri kaplamalı koltuklar, sırt ve kalça bölgesinde terlemelere neden olur. Uzun yolculuklarda bu terleme, hem sıvı ve mineral kaybına hem de terleme olan bölgelerin daha sonra rüzgara maruz kalması halinde kas spazmlarına neden olabilir. Bu sorunların önüne geçebilmek adına özellikle yazın seyahat ederken araç koltuklarının nefes alabilen (Pamuklu, keten veya hasır vs.) materyaller ile kaplanabilir. Eğer uzun vadeli bir çözüm için vaktiniz yoksa, oturma bölgesi için kullanmadığınız bir yastık kılıfı, sırt bölgesi içinse bir t-shirt, acil yardım için iyi seçenekler olacaktır.

Sıvı Kaybı Kas Spazmına Neden Olabilir!

Konuyla ilgili bilgi vermeye devam eden Op. Dr. Enis Yıldırım, "Sıvı kaybı, uzun seyahatlerde ciddi sorun oluşturur. Klimanın neredeyse çoğu araçta bulunmasıyla beraber serin ortamlarda seyahat edilmekte, ancak unutulmamalı ki serin ortam sıvı kaybının önüne geçemez. Sıvı ve mineral kaybı kas spazmı ve yorgunluk hissine neden olur. Bu durumun kötü etkilerinden kurtulmak için verilen kısa molalarda su, soda, ayran veya meyve suyu tüketilmelidir." açıklamalarında bulundu.

Vücudunuzu şekle sokacak 7 basit egzersiz

- 29 Mart 2019 Cuma No Comments
Yazın yaklaşmasıyla, yeni bir vücut ve fit olma planları da geliyor.

Her ne kadar bu güzel niyetler, beklendiği gibi uzun süreli olmasa da, biz siz için, kısa sürede vücudunuzu şekle sokacak, yedi tane egzersiz hazırladık. Bu hareketleri, dört hafta boyunca uyguladığınızda, ne spor merkezine yazılmaya ne de eve ekipman almaya hiç ihtiyaç olmadığını kendiniz göreceksiniz. Tek ihtiyacınız, kararlılık ve gününüzden ayıracağınız tam 10 dakika!

Plank
Plank egzersizi statik bir egzersiz, yani hareket etmeye ihtiyacınızın olmadığı bir egzersiz. Tek yapmanız gereken pozisyonu doğru ayarlamak. Doğru yapabilmek için, fotoğraftaki gibi, dirseklerinizin ve ayak parmaklarınızın üzerinde gücünüzü toplayın. Bu pozisyonun önemi, sırtı dümdüz tutmaktır. Eğer dirseklerinizin üzerinde durduğunuzda, hiç zorlanmıyorsanız o zaman bir şeyler ters gidiyor demektir. Bu pozisyondayken, sizi dik tutmaya yarayan kaslar çalışmaya başlar. Yani, kol kaslarınız, karın kaslarınız, sırt kaslarınız, kalça kaslarınız çalışır.

Şınav
Doğru bir şınav hareketi için, plank pozisyonunun başlangıç olduğunu farz edin ve kendinizi kollarınızdan güç alarak yukarıya kaldırın. Burada önemli olan şey, sırtınızı, kalçanızı ve bacaklarınızı aynı ve düz bir çizgi üzerinde tutmaktır. Bu hareket kollarınızla birlikte karın kaslarınızı da gerecektir. Bir sonraki aşama, plank pozisyonuna, yavaşça geri dönmektir.

Kalça kaslarını şekillendirme
Egzersize fotoğrafta da gördüğünüz gibi, ellerinizin ve bacaklarınızın üzerinde durarak başlayın. Sonra, bir bacağınızı, düz tutmaya ve sağa sola gitmesine engel olmaya çalışarak uzatın, aynı zamanda bunu zıt tarafta duran kolunuzla da yapın. Sonrasında, diğer bacak ve kol için egzersizi tekrarlayın.

Squats
Squat tamamen dengeyle ilgilidir. Kollarınızı, omuz genişliğinde açın ve topuklarınızın üzerinde durun. Sonra, sanki hayali bir sandalyeye oturuyormuş gibi yavaşça oturun ve kalkın. Bacaklarınızın ve ayaklarınızın düz bir çizgide olmasına dikkat edin. Hareketi yaparken, kollarınızı da fotoğrafta göründüğü gibi uzatabilirsiniz. Tamamen aşağı doğru indiğinizde, kendinizi olabildiğince yavaş şekilde yukarı doğru çekmeye başlayın.

Karın kası egzersizi
Sırt üstü yatın ve kollarınızı yukarıya doğru kaldırın, ardından bacaklarınızdan birini kaldırıp, bacağınıza doğru getirin, elinizle dokunun. Başlangıç pozisyonuna dönerek, diğer bacak ve kolla tekrar edin. Burada kural şudur: Sol kol, sol bacağa, sağ kol, sağ bacağa dokunacak.

Karın kasları ve kalça
İlk olarak, elleriniz ve ayaklarınızdan destek alarak vücudunuzun bir üçgen gibi şekil almasını sağlayın. Bacaklarınızdan birini olabildiğince yükseğe kaldırın ve yavaşça indirin sonra da dizinizle burnunuza değmeye çalışın. Aynı egzersizi diğer bacakla da yapın.

Bel
Bacaklarınız dizden hafif kırık ve geniş bir şekilde açık olarak kendinizi duvara yaslayın. Elinize fotoğrafta göründüğü gibi bir top alın ya da parmaklarınıza lastik geçirin. Ardından, bir sağa, bir sola yavaş hareketlerle dönün. Dönüşlerinizde duvara dokunmaya çalışın ama en önemlisi, bu egzersiz boyunca dik durmaya çalışın.

Eğer her şeyi doğru yaparsanız, bir ay içerisinde inanılmaz sonuç alacaksınız ve bu da yetmezmiş gibi, günde on dakikanızı bu işe ayırmak gibi bir alışkanlık edinmiş olacaksınız. Eğer vücudunuzu daha da disipline sokmak isterseniz, tek yapmanız gereken, eforunuzu ikiye katlamak, bu kadar basit!